chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip düşük hapı antalya escort bayan antalya escort
Sahte Dengeler ve Gerçeğin Çölü | UİPORTAL
Güncel Yazılar
ankara escort
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Sahte Dengeler ve Gerçeğin Çölü

Emrah Serbes’in son zamanların kült eseri olan Behzat Ç.’nin bir bölümünde anti-kahramanımız şöyle bir cümle söyler: “Sahici bir sarsıntı, sahte bir dengeden iyidir.” Bu cümle kişiye kendi gerçeğine ulaşmanın yollarından birini sunar.

1999 yapımı Matrix filminde geçen ve daha sonra (2002’de) Slovenyalı ünlü filozof Slavoj Žižek’in de makale ve kitap çalışmalarının başlığına konu olan kült bir cümle vardır: “Welcome to the desert of the real / Gerçeğin çölüne hoşgeldiniz.” Bu cümle Žižek tarafından 11 Eylül sonrası yapıyı açıklamakta kullanılmış, cümleyi ele alan diğer çalışmalarda ise, büyük bir file dokunur gibi tuttukları yerlerden yola çıkarak yorumlar yapılmıştır.

2008’de ABD’de başlayan finansal kriz, Avrupa’ya sıçrayıp ciddi anlamda etkili olduğunda yukarıdaki cümlelerin bu durumu anlatmak için ideal olduğunu düşündüm. Hiç kuşkusuz, bu cümleler finansal kriz için söylenmedi ancak bazen öyle cümleler vardır ki, alıp her konunun altına ekleyebilirsiniz. Bizde öyle yapmaya çalışacağız. Cümleyi yedekleyerek AB üzerinden kısa bir okuma yapma gayretinde olacağız.

Bilindiği gibi, 1970’lere kadar uzanan Ekonomik ve Parasal Birlik kurma düşüncesi somut anlamda 1992’de getirilen Maastricht Kriterleri ile şekillenmiş, üç aşamadan oluşan süreç sonunda Yunanistan’ın sonradan katılmasıyla Euro 2002’de, 12 ülkeyle yoluna başlamıştır. Daha sonra 2007’de Slovenya; 2008’de Kıbrıs, Malta; 2009’da Slovakya; 2011’de Estonya’nın da katılmasıyla Euro Bölgesi 17 üyeye ulaşmış dolar karşısında güçlü bir rakip olarak her geçen gün güçlenmiştir. Başlangıçta gönüllülük temelinde olan Euro’ya katılma tercihi, 2004-2007 genişlemeleri için bir zorunluluk olmuş, böylece tek bir para kullanan kıtaya ulaşma  fikri daha da güçlenmiştir.

Günümüzde krizde olan ülkeler özellikle Yunanistan ve İtalya 2002’den günümüze –hatta hemen hemen bütün ülkeler için 1992’den günümüze– Maastricht Kriterleri’ni karşılamakta ciddi zorluklar yaşamışlardır. Örneğin; kamu borcu / GSYİH ≤ %60 oranını İtalya hiç bir yıl karşılayamamış hatta bu oranı %100’ün altına dahi düşürememiştir. Krizdeki ülkelerde hal böyleyken, bugün Euro’yu kurtarmak için en büyük çabayı gösteren Fransa ve Almanya dahi söz konusu kriterleri defalarca ihlal etmişlerdir. 1997 tarihli İstikrar ve Büyüme Paktı ile belirlenen kriterlerin karşılanamaması durumunda getirilen erken uyarı sistemi de siyasi çıkarlar vb. nedenlerle işlerlik kazanamayınca, 17 üyeli Euro Bölgesi’nde Maastricht Kriterleri’ne uyan ülkeleri saymak ihlal eden ülkeleri saymaktan daha kolay hale gelmiştir. Sadece küçük veya orta ölçekli ülkelerin kriterleri karşılayamaması durumu söz konusu olsaydı, bu müdahalelerle önlenebilirdi ancak benzer durumda olan Fransa ve Almanya olunca Ekonomik ve Parasal Birlik’in kısa tarihinde kriterleri ihlal etmek bir teamül haline gelmiştir.

Diğer taraftan, ülkeler arasındaki derin farklılıkların yansımaları da gün yüzüne çıkmıştır. Krizdeki ülkelere yönelik kullanılan domuzlar anlamına gelen PIGS (Portugal, Ireland, Greece, Spain) ifadesi başlangıçtan itibaren krizin sahiplenilmesinde sorunlar olacağını ve suçluları bulduk denilerek siyasi irade eksikliğinin göz ardı edileceğinin işaretlerini göstermiştir.

Parasal birliğe geçilmesine rağmen ülkelerin farklı maliye politikaları izlemeleri; özellikle İrlanda’da gayrimenkul fiyatlarındaki aşırı artış ve bunun getirdiği kredi sorunlarının toplumun tabanına yayılması; Yunanistan’ın GSMH’si ile kıyaslandığında dünya çapında savunma harcamaları ithalatında 1. sırada olması, büyük oranlarda vergi kaçakçılığı olması, ücretlerdeki ve kamu istihdamındaki aşırı fazlalık (öyle ki, Yunanistan’da siyasi rant olarak kullanmak için kamu kurumlarına çok fazla sayıda istihdam yapılması ve bu ücretlerin kendinden katlarca büyük bir ekonomi olan Almanya’ya denk olması vb.); İspanya’da, Portekiz’de de benzer kredi, bankacılık, gayrimenkul vb. sorunlar etrafında perçinlenen krizin domino etkisini de arkasına alarak giderek büyümesi ve bunun önünde durabilecek siyasi lider yokluğu sorunu bu aşamaya getirmiştir.

Yazının başlığına dönersek, AB’nin 2010’dan beri mücadele etmeye çalıştığı kriz, başlangıçtan günümüze sağlam adımlarla yürünemediğini ortaya koymuştur. AB, bütün ekonomik sorunların örtbas edilmesinin/görmezden gelinmesinin ve bu sorunlarla mücadele edebilecek mekanizmaların devreye sokulmamasının bedelini ekonomik olarak –daha da önemlisi prestij olarak– ödemektedir.

AB, 50 yıl önce hayal dahi edilemeyecek olan bugünkü seviyesine gelmesini yaşadığı krizlere borçludur. Her kriz yeni bir birliktelik yaratılmasının temel kaynağı olmuştur. Bu krizin sonucununda öncekilere benzememesi için hiçbir neden yoktur. Sadece güçlü siyasi lidere muhtaçtır. 2002’den günümüze sahte bir denge üzerine kurulan Euro alanı sahici bir sarsıntı olarak tanımlayabileceğimiz finansal krizle AB’yi gerçeğin çölüne yani mevcut durumu kabüle ve artık örtbas etmeyerek mücadeleye mecbur bırakmıştır. Benzetmeleri zorlama olarak düşünebiliriz ancak bu “gerçeği” değiştirmeyecektir.

İlhan ARAS (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et)

28 Şubat 2012

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

7 yorum

  1. Yunanistan dağı taşı tarım arazisi göstererek AB fonlarını sömürürken, AB’nin aklı nerdeydi acaba. Yunanistan uzun yıllar ciddi bir krizin eşiğindeyken bu mali durumunu kamufle etmiş olması kabul etmek lazım çok maharetli politika.

    Yazarın AB’nin 2010’dan beri mücadele etmeye çalıştığı kriz, başlangıçtan günümüze sağlam adımlarla yürünemediğini ortaya koymuştur. AB, bütün ekonomik sorunların örtbas edilmesinin/görmezden gelinmesinin ve bu sorunlarla mücadele edebilecek mekanizmaların devreye sokulmamasının bedelini ekonomik olarak –daha da önemlisi prestij olarak– ödemektedir.” saptamasına katılmamak mümkün değil. Göz göre göre AB ekonomik entegrasyon için çıktığı yolda ekonomik sonunu getirmekte.

  2. Uzun yıllardır AB kapısında bekleyen Türkiye için Maastricht kriterlerini yerine getirme kapasitesi ne düzeydedir? Eğer Türkiye bu kriterleri yerine getirdi ise neden Birlik dışında? PIGS diye kısaltılan ülkeler adı geçen kriterlerin çok çok uzağında ise neden hala Birlik içinde tutulmaktadır? Nihayetinde ekonomik bir Birlik’ten bahsetmekteyiz, henüz siyasal Birlik hayal. Bu durumda ekonomik kriterlerin sürekliliğini sağlayamayan ülkeler Birlik içinde ya da en azından Euro Bölgesinde kalması halinde, AB liderlerinin bu krizi açması gerçekten çok uzak bir ihtimal gibi görünmüyor mu?

    Çok mu acımasız düşünüyorum. Yazardan bu konuda beni aydınlatmasını talep etmekteyim efendim.

    Saygılarımla.

  3. evet benim de merakımı çekti. türkiye ekonomisinin iyi olduğu ve kamu borcunun AB kriz yaşayan ülkelerden çok daha düşük olduğu hem türkiyede hem türkiye dışında ülkelerce söyleniyor. o halde neden türkiye AB ye üye olamıyor. sorun türkiyede mi yoksa AB’de mi.

  4. yorumlar için teşekkür ederim. Sanırım yeni bir yazı için yeteri kadar tahrik oldum. Yeni yazının konusu bu yorumlara cevap vermeyi amaçlayacaktır. Gelen yorumlar üzerine klasik AB-Türkiye yazılarının dışında biraz daha “yamuk bakarak” resmi görmeye çalışacağım.
    Ancak şimdiden söyleyebileceğim. AB, krize girdiği için küçümsenecek bir Birlik değildir. Öyle olsaydı 60 yıldır bir taklidini yapmaya cesaret edebilecek ülkeler çıkmalıydı. Diğer konu olan, Türkiye’yinin AB’ye girmesi; nüfusu İstanbul’un ilçeleriyle kıyaslanabilecek, nüfuzu ise neredeyse olmayan ülkelerin AB’ye girmesine benzemeyecek kadar çok boyutlu bir konudur.
    Sonraki yazıda detaylı olarak konuşmak dileğiyle…

  5. AB’nin ekonomik durumunu sürekli tartışıp konuşurken aslında AB’nin gerçek manada sahibi olan (unutmayalım ki her ne kadar sonradan evrilmeye çalışılsa da ortak Avrupa fikri ekonomik maksatlarla ortaya çıkmıştır) Almanya’nın durumunu gözardı etmeyelim. Tüm bu “kriz” ortamına rağmen Almanya’nın geçtiğimiz yıl % kaç büyüdüğüne ve ihracat-ithalat dengesinin ne durumda olduğuna bir göz atmanızı tavsiye ederim. Elbette “kurtarmaya” çalıştıkları Yunanistan’dan bir şekilde geri almaya çalıştıkları paralar da kendi bankalarının paraları. Dolayısıyla birkaç büyük oyuncu haricinde aslında Avrupa’daki birçok ülkenin bu esas oyuncuları gerektiğinde koruyan, gerektiğinde besleyen piyonlar olduğunu söylemek pek de abartılı olmaz diye düşünüyorum.
    Saygılar.

  6. Yunanistan her ne kadar içerden kendi ekonomisini baltalasa da, asıl tehlike bana göre dışardan gelmekte. kredi derecelendirme kuruluşları adeta yarışa girmiş durumda. Fitch, S&P, Moody’s durmadan Yunanistan’ın kredi notlarını aşağı çektiğini neredeyse hergün gazetelerin ekonomik sayfalarında okumaktayız. Çırpındıkça Yunanistan ve kurtarmaya çalıştıkça AB sanki daha da dibe batıyor. Bakalım bu durum nereye kadar devam edecek.

    • Düşüncenizi genel anlamda paylaşmakla birlikte, tüm teknik temellerine rağmen özellikle bu dönemde kredi derecelendirme kuruluşlarının güvenilirliklerini yitirdiklerini, subjektiflikten uzaklaşamadıklarını ve yatırım kriterlerini bu şirketlere endeksleyenler haricinde gittikçe değer kaybettiklerini düşünüyorum. Genel anlamda ülke kredi notlarında ciddi tutarsızlıklar bulunuyor. İşin içerisine politika girince muhtemelen bu şirketleri kontrol eden güçler istedikleri mesajı bunlar üzerinde vermeyi daha uygun buluyorlar.
      Saygılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle