ankara escort
Güncel Yazılar

Saklı Coğrafyadaki Humeynisiz Devlet- Orta Asya ve İran

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin yıkılışının ardından şekillenen yeni coğrafyada birer bağımsız devlet olarak Orta Asya bölgesinde beliren beş ülke diğer pek çok bölgesel ve bölge dışı aktörlerin yanı sıra İran İslam Cumhuriyeti’nin de dikkatini eskinin bu saklı coğrafyasına yönlendirmiştir. Önceleri büyük bir sevinç ve heyecan sonraları ise güleryüzlü bir ciddiyet ve temkinlilik ile karşılanan bu yeni cumhuriyetler İran için siyasal, ekonomik ve sosyal yönlerden büyük bir avantaj olarak yorumlanmıştır. 1992 ve 1993 yıllarında İran bu cumhuriyetlerle ilişkilerini daha ziyade ideolojik karakterdeki İslami rejim ihracına dayandırmıştır. Ancak 1993 yılının başlarına gelindiğinde İran bu türden bir dış politik hedefin Orta Asya cumhuriyetleri ile ilişkilerini arzuladığı seviyeye çıkarmak bir yana bu cumhuriyetlerin kendisi ile olan ilişkilerini yıpratmaktan öteye gidemeyeceğini anlamıştır. İşte bu tarihten itibaren İran’da o güne dek hakim olan abartılı sevinç ve heyecan yerini mantık ve temkinliliğe bırakmış ve ikili ilişkiler yoğunlukla ekonomik ve kültürel zemine dayandırılmaya başlanmıştır. Ekonomik beklentilerin karşılanması ve kültürel, etnik, sosyal, dini ortak unsurların vurgulanarak ilişkilerin geliştirilmesi 1993 yılından bu yana İran-Orta Asya cumhuriyetleri ilişkilerinin temel iki ögesi durumundadır. Bu makale kapsamında öncelikle İran’ın Orta Asya bölgesine girmesini kolaylaştıran Humeyni sonrası dış politikadaki değişiklikler belirtilecek, İran’ı Orta Asya bölgesinde yer alan cumhuriyetlerle ilgilenmeye sevk eden unsurlar tespit edilecek, bu ülkenin Orta Asya bölgesindeki dış politika hedefleri açıklanacak ve İran’ın Orta Asya cumhuriyetleri ve Azerbaycan ile mevcut ilişkileri incelenecektir.

Humeyni Sonrası Dönemde İran’ın Yeni Dış Politikası
İran’ın dış politikasındaki değişiklikler, 1980’lerin sonunda, Soğuk Savaş döneminin sona ermesini takiben uluslararası siyasal sistemdeki değişikliklerle aynı dönemde meydana gelmiştir. İran’ın dış politikasında 1980’lerin sonunda ortaya çıkan değişikliklerin, bir dizi iç, bölgesel ve uluslararası faktörün sonucu olduğu kabul edilmelidir. İran’ın dış politikasında değişimlere yol açan bu faktörler çeşitlidir. (Ehteshami, 1997, ss.91-92)

Öncelikle, Ayetullah Humeyni’nin 1989 yılında vefatı ve ardından 1979 anayasasında reform, güçlü Başkan-Fakih (Rafsancani-Humeyni) ekseni etrafında pragmatist yönetici liderliğinin doğuşuna ve Velayet-i Fakih doktrininin (bkz. Göka, 1999, ss.373-381) yeni baştan değerlendirilmesine olanak tanımıştır.

Bu gelişmeyi takiben, iktidarın tam kalbinde otoriter ve etkin bir başkanlık merkezinin oluşması, yönetici başkanın İran’ın dış politika gündemini, iç politikasını ve önceliklerini devletin ulusal çıkarlarına uygun olarak düzenlemesine imkan tanımıştır. Bu durum, dış politika düzeyinde kendini, diğer ülkelerle arasındaki ideolojik farklılıkların fazla önemli olmadığını ifade etme ve İranlı yetkilileri bölgedeki devletler ve rakip siyasal güçlerle diyalog kurmaya çabalama şeklinde göstermiştir.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla İran, artık iki süper güç, Sovyetler Birliği ve ABD arasındaki denge problemiyle uğraşma zorunluluğundan kurtulmuş, bunun yerine, İranlı yetkililer bu yeni uluslararası düzende ABD ile başa çıkabilmek için yeni stratejiler geliştirmeye gerek duymuşlardır.

Petrol gelirlerine olan yoğun bağımlılıktan ve ABD ambargosunun sürmesinden kaynaklanan ekonomik sorunlar da, İslam Cumhuriyetini, ekonomisini iyileştirmek için gerekli girişimleri başlatmaya bir anlamda zorlamıştır. Bu nedenle Tahran, böyle bir stratejinin başarıya ulaşması için önkoşulun, dış ilişkilerde değişiklik ve uluslararası ekonomik sistemle belli oranda entegrasyon olacağı gerçeğini görmüştür.

Son olarak, eski Sovyetlerin jeopolitik alanında bağımsız Müslüman cumhuriyetlerin doğuşu ve Kuveyt Krizi, İran’ın karşısına çok sayıda fırsat ve aynı zamanda aşması gereken bir dizi sorun çıkarmıştır. Hem Orta Asya’da hem de uluslararası sistemdeki bu gelişmelerle beraber, İran’ın ulusal güvenliği ve bölgedeki değişim ve istikrarsızlık ortamında ülkenin oynadığı rolün belirsizliği ile ilgili beklenmedik sorunlar ortaya çıkmıştır.
İşte Humeyni sonrası dönemde ortaya çıkan tüm bu gelişmeler, sorunlar ve belirsizlikler, İran’ın dış politika davranış kalıplarında bazı değişiklikler yapmasını gerektirmiştir. (Aras, 1996, p.169)

Humeyni sonrası dönemde, İran’ın dış politikasında yaşanan köklü sayılabilecek değişiklikler şunlardır: (Herzig, 1995, ss.9-11)

‘Normal’ Devlet İran
İran yönetimi, diğer devletleri İran’ın, uluslararası hukuku tanıyan ve uluslararası normları gözeten, bir tehdit olmaktan çok potansiyel bir ortak olan “normal” bir devlet olduğuna inandırarak uluslararası alandaki yalnızlığını gidermek için kayda değer bir çaba göstermekte ve ABD ile ilişkileri geliştirme yolları aramaktadır.

Uluslararası Entegrasyon
İran yönetimi kendini dünyaya entegre ederek uluslararası alandaki yalnızlığından kurtulmak için iki taraflı, çok taraflı ve bölgesel bağlar kurmaktadır. Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO) ve İslam Konferansı Örgütü (OIC) gibi çok taraflı ve bölgesel örgütlenmelere katılarak, görüntüsünü iyileştirmek ve diğer devletlerle işbirliği içinde çalışmaya taraftar olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, bölgesel işbirliği ve çok taraflılığa verilen özel önemin, günümüzdeki İran dış politikasının belirleyici özelliği olduğu söylenebilir.

ABD’yı Dengeleme
Soğuk Savaş yıllarında, İran’ın dış politikada hedefi kendi çıkarlarına en iyi hizmet eden süper güçleri dengelemek olmuştur. Ancak, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, İran iki süper güçle uğraşmak yerine şimdilerde ABD karşısındaki zayıflığını telafi etmeye ve başka devletlerle bölgesel ve çok taraflı gruplaşmalarda birlikte yer alarak ABD’yi dengelemeye çalışmaktadır.

Yer Değiştiren Kavramlar
İran yeni dünya düzeninde, ulusalcılık yerine uluslararasıcılığın, İslam’a sıkı sıkıya bağlılığın yerine ulusal çıkarların ve ideoloji yerine pragmatizmin önemini vurgulamaya başlamıştır.

Değişen Güvenlik Algılaması
Humeyni döneminde, ülkenin askeri açıdan yeniden yapılandırılmasına yatırım yapılması, ABD’nin etkisine direnebilmek için Sovyetler Birliği’inden silah satın alınarak ülkenin askeri olanakları ve silah kapasitesinin artırılması İranlı yetkililerce benimsenen en önemli güvenlik politikaları olmuştur. Ancak, Soğuk Savaş döneminin sona ermesinden sonra ve Ayetullah Humeyni’nin vefatının ardından, İran İslam Cumhuriyeti’nin güvenlik politikası büyük ölçüde kendine güvenmeye ve dış güçlere bağımlı olmaksızın ülke içinde silah üretimine dayandırılmıştır. Bu nedenle İran, bölgeden veya bölge dışından gelecek tehditleri kontrol edebilmek için bölgesel güvenlik işbirlikleri oluşturma girişimlerinde bulunmaktadır.

Değişen Ekonomi politikaları
İran, savaştan sonra yeniden yapılanma girişimlerinin getirdiği ağır maliyetle, özellikle İran İslam Devrimi’nin ilk on yılında izlenen hatalı politikalarla, kötü yönetim ve toplumsal yozlaşmayla, hızlı nüfus artışıyla, petrol fiyatlarındaki düşüşle ve yabancı sermayenin önündeki engellerden kaynaklanan şiddetli ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Humeyni sonrası yönetim, bu ekonomik problemleri dikkate alarak İran’ın petrol dışı ihracatı için pazar bulma, diğer Müslüman ve gelişmekte olan ülkelerle ekonomik ve teknik işbirliği ve serbest ticaret bölgeleri oluşturma konularına özel önem vermiştir. Yine Humeyni sonrası yönetimler, aynı özeni dış ekonomik ilişkiler hususunda da göstermiştir. İran’ın ülke ekonomisinden sorumlu yönetim organları, çok taraflı ekonomik organizasyonlar kurulmasını teşvik etmişlerdir. İran’ın Ekonomik İşbirliği Örgütü’nü (ECO) canlandırma girişimi buna en bariz örnektir.

İran dış politikasının Ayetullah Humeyni’den sonra geçirdiği dönüşümleri sunduk. Aşağıdaki kısımda, gerçekleştirdiği bu değişiklikleri göz önünde bulundurarak İran’ı Orta Asya cumhuriyetleri ve Orta Asya bölgesine yönlendiren siyasal, ekonomik ve sosyal unsurları belirleyeceğiz.

İran’ı Orta Asya Bölgesine Yönlendiren Siyasal, Ekonomik ve Sosyal Unsurlar
Bu başlık altında İran İslam Cumhuriyeti’nin Orta Asya bölgesinde ilgilendiği siyasal, ekonomik ve sosyal unsurları genel hatlarıyla inceleyeceğiz. Bu türden bir inceleme, İran’ın Orta Asya bölgesindeki cumhuriyetlerle hangi amaçlarla ilgili olduğu gerçeğini de öğrenmemize yardımcı olacaktır.

Ulusal Güvenlik Kaygıları
İran bölgeyle kendi güvenlik kaygıları nedeniyle ilgilenmektedir. İran’ın, kendi etnik yapısından dolayı Sovyetler Birliği’nin dağılmasından üzüntü duyduğu söylenebilir. İran nüfusunun yüzde 20 ila 30’unu oluşturan Azeriler İran toplumu içinde iyi asimile olmuşlarsa da, İran’ın siyasal ve ekonomik olarak zayıf düştüğü dönemlerde Azeriler’in özerklik kazanma çabaları dışardan gelen yardımlarla büyük destek görmektedir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Azerbaycan bağımsız cumhuriyeti kurulduktan sonra, İran yönetimi İran’daki Azeri nüfusu konusunda daha fazla kaygı duymaya başlamıştır. Azerbaycan ve Ermenistan’la ortak sınırı olan İran, çok sık olarak, şiddetli bir Azeri-Ermeni savaşının sonucunda doğrudan tehlikeyle karşılaşabileceğini düşünmektedir. Yani, İran’ın kuzey sınırından (Azerbaycan Cumhuriyeti) İran Azerbaycanı’na veya İran Azerbaycanı’ndan Azerbaycan Cumhuriyeti’ne doğru küçük bir nüfus hareketi bile, İran’ı, siyasal olarak zayıf düşürecek bir etnik karışıklığa sürükleyebilecektir. Bundan başka, İran kuzeybatı İran’da oturan Azerilerin, İran yönetiminin hakimiyeti altında azınlık olarak yaşamak yerine Azerbaycan Cumhuriyeti’ndeki Azeriler’le birleşmeye kalkışabileceğini düşünmektedir. (bkz. Odom ve Dujarric, 1995, ss.234-235 ve 241) Burada sözünü ettiğimiz nedenlerden dolayı İran, Kafkaslar’daki rejimlerin devamlılığını ve bu bölgede yer alan devletlerin siyasal istikrarını kuvvetle desteklemektedir. (Menashri, 1998, s.80) Ayrıca İran’ın, kendi toplumuyla iyi bir kaynaşma içinde olmayan Türkmen nüfusuyla ilgili de kaygıları bulunmaktadır. İran yönetimi, İran’daki Azeriler’de olduğu gibi İran’daki Türkmenler’in de Türkmenistan Cumhuriyeti’ndeki Türkmenler’le birleşmeye kalkışarak İran yönetimi için tehdit oluşturabileceği yolunda benzer kuşkular taşımaktadır.

Petrol ve Doğal Gaz
İran’ın bölgeye ilgisi, kısmen ekonomik kalkınmasındaki eşitsizliklere de dayanmaktadır. İlk olarak, “İran bölgeye İran yapımı tüketim malları için önemli bir pazar gözüyle bakmaktadır”. (Banuazizi ve Weiner, 1994, s.199) Bunun yanı sıra, Orta Asya’nın, dünya pazarlarına ulaştırılmaya hazır durumdaki petrol ve doğal gaz rezervleri de, İran yönetiminin ilgisini çekmektedir. İranlı yetkililer, Orta Asya petrolünün dünya pazarlarına kendi toprakları üzerinden taşınmasının, İran İslam devriminden bu yana yaşadığı yalnızlığı ortadan kaldıracağını ve bu yolla uluslararası topluluğa yeniden dahil olabileceğini ümit etmektedir. Buna ek olarak, bu ihracat yolu sayesinde İran, Avrupa, Orta Doğu, BDT, Doğu ve Güney Asya’yı birbirine bağlayan kuzey-güney, doğu-batı transit yolunun jeo-ekonomik işlevini yeniden canlandırmayı arzu etmektedirler.

Kendi Bölgesinde Güçlenme
İran bölgeyle, azalan bölgesel rolü nedeniyle ilgilenmektedir. İran yönetimi, Orta Asya cumhuriyetleriyle daha yakın ilişkiler kurarak bölgesindeki siyasal ve ekonomik gücünü yeniden kazanmayı planlamakta ve İran Körfezi ve Orta Doğu’da bölgesel güç olmayı istemektedir. Bundan başka, İran İslam dünyasında en üst konuma çıkmayı düşünmektedir. İranlı yetkililer, böylelikle ABD’ye karşı durabileceklerine inanmaktadırlar.

Kültürel ve Tarihi Nedenler
İran bölgeyle, Orta Asya cumhuriyetleriyle tarihi bağları nedeniyle ilgilenmektedir. Birçok ülke için Orta Asya, büyük Horasan’ın bir parçasıdır. Farabi, İbn-i Sina ve Rudeki gibi bazı ünlü filozoflar ve şairler, günümüzde Orta Asya’da bulunan yerlerde doğmuşlardır. (Banuazizi ve Weiner, 1994, ss. 198-199) Bu nedenle, “İran kendisini, bu ülkelerin Rus ve Sovyetler hakimiyeti altında geçen uzun süreli bir ayrılıktan sonra, kendi manevi ve kültürel köklerini yeniden keşfetmelerine yardımcı olacak özel bir rolde hissediyor”. (Herzig, 1995, s.60) denilebilir.

İran yukarıda belirtilen tüm bu siyasal, ekonomik ve sosyal nedenlerden dolayı Orta Asya bölgesinde yer alan cumhuriyetlerle ilgilenmeye başlamış ve bir süre sonra da bu bölgeye ilişkin dış politik hedefler belirlemiştir. Bu türden bir belirleme ise İran’ın Orta Asya cumhuriyetleri ile daha reel ve mantıklı dış politik ilişkiler geliştirmesine ve bu ilişkilerden daha somut sonuçlar elde etmesine yardımcı olmuştur. Aşağıdaki bölümde İran’ın 1990 yılından sonra konjonktürel gerçeklere uygun olarak aşama aşama tespit ettiği Orta Asya bölgesine ilişkin dış politik hedeflerinden bahsedeceğiz.

İran’ın Orta Asya Bölgesindeki Dış Politika Hedefleri

İslami Söylemlerden Kaçınma
İran yönetimi Orta Asya bölgesinde sert İslamcı söylemlerde bulunmaktan ve İslamcılık taraftarı politika izlemekten kendini uzak tutmaktadır. İranlı yetkililerin kendi İslami rejimlerini bu cumhuriyetlere ihraç etmek gibi bir niyetleri bulunmamaktadır. Winrow’a göre, “Bölgede pan-İslamizme destek olmak İran Devletinin yararına değildir. Siyasal bir güç olarak bölgede Pan-İslamizmin yayılmasının teşvik edilmesi, istikrarsızlığı kesinlikle artıracak ve İran’ın ulusal çıkarlarına hizmet etmeyecektir”. (Winrow, 1995, s.35) Böylece, İran yönetiminin ulusalcılığa karşı uluslararasıcılık / İslam’a karşı ulusal çıkarlar/ ideolojiye karşı pragmatizmi benimsediği iddia edilebilir.

Gerçekçi Politik Yaklaşım
İran, İslam Devrimini ya da kendi siyasal modelini, -ki Sünni olan Orta Asya toplumları üzerinde pek az etki yapabilecektir- Orta Asya’ya ihraç etmek yerine ortak Pers mirasından ve ortak ekonomik çıkarlardan yararlanarak (bkz, Ehteshami, 1994, s. 39) gerçekçi politik yaklaşımı benimsemektedir.

Coğrafi Avantajı Kullanma
İranlı politikacılar, Orta Asya cumhuriyetlerinin ekonomik olarak Rusya Federasyonu’na tam bağımlı oldukları ve bu cumhuriyetler İran’la işbirliği girişiminde bulunmadıkları sürece coğrafi olarak etrafları kara ile çevrili, dışarıya kapalı birer ülke olarak kalacakları gerçeğini kabul etmeleri konusunda bu cumhuriyetleri ikna etmeye çalışmaktadırlar. Gerçekte; “İran’ın tüm kıyı şeridi sadece 1450 km. (900 mil) uzunluğundaki İran Körfezi’nden ibaret olmayıp Arabistan Denizi tarafındaki 480 km.’yi (300 mil) de kapsamaktadır.” (Hiro, 1994, 297) ve “İran demiryolu, karayla çevrili Kazakistan, Özbekistan ve eski Sovyetler Birliği’nin Orta Asya’daki diğer parçaları için, şimdiye kadar hep zor ulaşabilmiş oldukları liman ve uzak pazarlara erişim olanağı sunmaktadır.” (Economist, 21-27 Haziran 1997) Bu saptamayı dikkate aldığımızda İran yönetiminin varsayımı daha geçerli hale gelebilecektir. Böylece, İran yönetiminin Orta Asya cumhuriyetlerinin dünya pazarlarına bağlantısında etkin bir rol oynamak istediği söylenebilir. (Dikkaya, 1999, s.206)

Alternatif Sunma Potansiyeli
İran yönetimi, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Orta Asya bölgesindeki güç rekabetinde yer alan devletlerin Orta Asya cumhuriyetlerine sunmayı düşündükleri alternatifleri çeşitlendirebilmek için kendisiyle işbirliği yapmaları gerektiği fikrini de desteklemektedir.

Rusya Federasyonu ile Ortaklık
Orta Asya cumhuriyetleriyle ilgili Yakın Çevre politikasını sınırlandırabilecek herhangi bir girişimin Rusya’nın direnişiyle karşılaşabileceğine ve Orta Asya bölgesinde gerçekleştirmeyi planladığı politikalarının karşısına doğrudan ciddi engeller koyabileceğine inandığından, İran yönetimi Rusya Federasyonu’nu rahatsız etmekten özenle kaçınmaktadır.

Bölgesel Çatışmalarda Arabuluculuk
Orta Asya cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmalarını takiben İran, Afgan-Tacik ihtilafı gibi bölgesel çatışmalarda arabuluculuk politikası gütmektedir. Böylelikle İran, Orta Asya bölgesiyle ilgili olarak belirlenen politikaları gerçekleştirmek için bu cumhuriyetlerle entegre olabileceğini düşünmektedir.

İran-Azerbaycan ve İran-Orta Asya Cumhuriyetleri İlişkileri
İran’ın Orta Asya bölgesi için belirlemiş olduğu bu genel dış politika hedeflerini açıklamanın İran’ın Orta Asya bölgesinde yer alan cumhuriyetlere ve Azerbaycan’a ilişkin olarak gelecekte alabileceği olası tavrı öngörebilmek için yeterli olmayacağını düşünerek, İran İslam Cumhuriyeti’nin 1990 sonrasında Azerbaycan ve diğer beş Orta Asya cumhuriyeti ile geliştirmekte olduğu ikili ilişkileri ülke bazında değerlendirmenin yararlı olacağını düşünüyoruz. Bu nedenle son bölümde İran’ın Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tajikistan ile mevcut ilişkilerinin düzeyini ve bu ikili ilişkilerin kapsadığı alanları açıklayacağız.

Azerbaycan – İran
İran İslam Cumhuriyeti’nin Azerbaycan ile ilişkileri iki temel unsura dayanmaktadır. Bunlar Fars Milliyetçiliği ve dindir. Bu başlık altında İran’ın Azerbaycan politikalarını bu iki belirleyene göre açıklayacağız.

İran’ın Şii-Caferi bir yapısı vardır, Fars kültürü ve ideolojisi Şiilik ve Caferilik ile birleşip Fars milliyetçiliğini meydana getirmiştir. Bu durumda İran’da İran vatandaşlığından çok Fars milliyetçisi olmak önemlidir. ’Geleneksel ve Modern’ şeklinde gruplandırılabilecek Fars milliyetçiliği kapsamında geleneksel Fars milliyetçiliği milli bütünlüğün temel unsuru olarak dini almakta ve İranlılık ile Şiiliği özdeşleştirmektedir. Modern Fars milliyetçiliğinde ise dil milli bütünlük için başat belirleyicidir. Bu türden milliyetçilikte esas olan etnik farklılıkları ortadan kaldırarak aynı Fars dilinde konuşan bir İran milleti ve güçlü merkezi bir devlet yaratmaktır. (Bayır,1999, ss.103-104) İran’da 80’e yakın etnik grubun bulunduğu ve 30 milyonun üzerinde olan Azerbaycan Türklerinin de bunların içinde sayıca ilk sırada yer aldığı gerçeği dikkate alındığında İran’da baskın karakterdeki Fars milliyetçiliğinin İran’da yaşayan Azeriler üzerinde ve İran’ın Azerbaycan ile mevcut ilişkilerinde ne türden bir misyon üstlendiğine ilişkin tespitin zor olmayacağını düşünüyoruz.

İran’ın İslami rejimi ihraç etme politikalarına gelince, İran’ın Azerbaycan ve Orta Asya cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmalarını takip eden iki yıl içinde bu devletlerde etkinliğini artırabilmek için bu türden bir politikayı yoğunlukla uygulamış olduğunu belirtmekte fayda görüyoruz. Azerbaycan İslam Partisi’nin de bir dönem İran’ın Azerbaycan’a ilişkin politikalarını gerçekleştirmesinde yardımcı olduğu söylenebilir. Bu partinin temeli 1993 yılında atılmıştır. Ağırlıklı olarak Şii mezhebinden olan düşüncelere dayanan parti, İran’daki İslamcı rejime olan sevgisini de saklamamaktaydı. Partinin kendi programında, Azerbaycan’da İslami rejim kurulması konusuna da yer vermesi bunun bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. 1996’da Azerbaycan’ın yetkili adli kurumları İslam Partisi’nin İran gizli servisleri ile ilişkisi olduğunu ve partinin bazı liderlerinin bu gizli servislerden mali yardım aldığını belirlemiştir. Azerbaycan İslam Partisi üyelerinin İran istihbaratı ile işbirliğine ilişkin soruşturma sürecinde, bu istihbarat örgütlerinin ağırlıklı olarak ülkenin güneyindeki gençler arasından seçim yaparak komşu ülkelerdeki özel merkezlerde dini eğitim vermek üzere götürdükleri, gerçekte ise bu gençlerin İran İslam rejiminin çıkarları doğrultusunda ideolojik özel eğitimden geçirildikleri saptanmıştır. Günümüzde İslam Partisi kapatılmış fakat illegal olarak faaliyetlerini küçük bir grup şeklinde devam ettirmektedir.

1989’da kurulmuş olan Halk Cephesi lideri Elçibey’in İran Azerbaycan’ı ile birleşmenin kendi ülkesi için kaçınılmaz olduğunu açıklamasını takiben İran’ın Azerbaycan politikaları daha da keskinleşmiştir. Bunun üzerine İran yönetimi İran’ın bütünlüğü için bir tehdit olarak kabul ettiği Birleşik Azerbaycan tezine karşı Ermenistan ve Rusya ile yakınlaşmaya başlamıştır. Günümüzde kendisini Kafkasya’dan dışlayan ABD’ye ve İran Azerbaycan’ı ile bütünleşmeye çalışan Azerbaycan’daki gruplara karşı İran Moskova ile mevcut ilişkilerini geliştirmek istemektedir.

Azerbaycan’a karşı uyguladığı ya da uygulamak istediği tüm bu olumsuz politikalara rağmen Azerbaycan İran için tüm Türk kökenli cumhuriyetler arasında en yoğun ekonomik işbirliği içinde bulunduğu devlettir. Iran, Azerbaycan’da petrol üretimini geliştirme projelerinden biri olan Şahdeniz ve Lenkeran-Talış Denizi Konsorsiyumlarında yer alarak %10’luk bir üretim payı elde etmiştir. İran, Türkiye’nin öncü olduğu Karadeniz ekonomik İşbirliği Bölgesi projesini saf dışı bırakmak amacıyla Rusya, Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan ve İran arasında 1992 yılında Hazar Denizi Örgütünün kurulmasını sağlamıştır. Bu türden bir yapılanmanın amacı Hazar Denizi’ne sınırı olan ülkelerden oluşan bir gruplaşma oluşturmaktır.

Türkmenistan – İran
Türkmenistan, Azerbaycan’ın ardından İran’ın en fazla ekonomik ilişki içinde bulunduğu Orta Asya devletidir. İran’ın Türkmenistan ile paylaştığı ortak sınır ekonomik ilişki yoğunluğunu belirleyen en önemli unsurdur. Türkmenistan doğal gazını dünya pazarlarına ulaştırabilmek için İran’la işbirliğine ihtiyaç duymaktadır. Bu Orta Asya devletinin coğrafi konumu İran’la işbirliğini zorunlu kılmaktadır. Türkmenistan için İran Türkiye’ye, Basra Körfezi’ne, Akdeniz ve Avrupa’ya kısaca dünyaya açılan bir kapıdır. İran Türkmen doğal gazının ihracı aşamasında bu devletin yüzleştiği güçlüklerden yararlanarak bu ülkeden daha fazla miktarda gaz ithal etmek istemektedir. Türkmen doğal gazının ihracında Rusya’nın politikalarını dikkate alarak Rusya üzerinden geçmeyen boru hatları inşa etmeye çalışan Türkmenistan gaz ve boru hatlarının İran’dan geçmesi ve petrolünü satması için İran’la 1992 yılında uzlaşmaya varmıştır. Karşılıklılık esasına dayanan Türkmenistan-İran ilişkisi kapsamında İran, kendi çıkarlarının devamı adına rejim ihracı gibi kendisi için pratik bir fayda getirmeyecek bir ideolojik saplantının peşinden sürüklenmenin anlamsızlığını çoktan kavramış durumdadır.

Kazakistan-İran
Nazarbayev’in rejim ihracı sorunu ile ilgili tüm tereddütlerine rağmen İran Kazakistan ile işbirğini yürütmektedir. İran’ın Hazar Denizi Örgütü’nü kendi nüfuz alanını genişletmek üzere kullanma teşebbüsleri Kazakistan nezdinde ciddi sorgulamalara neden olsa da İran ile Kazakistan arasındaki mevcut ilişkilerin en belirleyici ögesi Hazar Denizi Örgütü’dür. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler özellikle 1992 yılından sonra yükselen bie seyir izlemiştir. İran firmaları Kazakistan içinde etkin konumdadır, bu firmalar pek çok sanayi ve inşaat projesi yürütmektedir. ECO gibi bölgesel işbirliği örgütleri sayesinde ikili ilişkilerin geliştirilebileceğini düşünen İran, Kazakistan’la mevcut ilişki hacmini artırabilmek için bu örgütün sağladığı avantajları değerlendirmek ve mümkünse yeni bölgesel örgütler yapılandırma amacı gütmektedir.

Kırgızistan-İran
İran’ın Kırgızistan ile mevcut ilişkileri bugüne dek sembolik olmaktan öteye gitmemiştir. Kırgızistan’ın Hazar Denizi’ne kıyısı olmaması diğer üç Orta Asya ülkesinde olduğu gibi İran’ın coğrafi dezavantajdan kaynaklanan bir stratejik avantaj ve önceliğe sahip olmasını engellemiştir. Kırgızistan coğrafi konumu itibarıyla İran’ı dünyaya açılan bir kapı olarak değerlendirmemektedir. İlişkilerde bu türden bir karşılıklığın bulunmayışı ise Kırgızistan’ın zoraki bir biçimde İran’la ilişki kurmasını gerektirmemiştir. Bu Orta Asya devletinin bölgesel sorunlar bağlamında Rusya ile ortak hareket etmesi, İsrail’e duyduğu yakınlık ve bu ülkede hissedilen bariz Türk etkisi de Kırgızistan-İran ilişkilerinin gelişmesini engelleyen faktörler arasındadır.

Tajikistan-İran
Azerbaycan’da etkinliğini artırma amacıyla Şiiliği kullanan İran, Tajikistan özelinde ise ortak tarihi, kültürü ve de en önemlisi Tacikastan’ın Farsdilli yapısını bir etkileme aracı olarak seçmiştir. Tajikistan’ın bağımsızlığa kavuşmasının hemen ardından İran Duşanbe’de görkemli bir Büyükelçilik açmış ve pek çok İranlı diplomat Tajikistan basınında tesettür ve İslamın şartları ile ilgili düzenli yazılar yazmaya başlamıştı. Fakat kısa bir zaman sonra aralarında komünistlere karşı olanların da bulunduğu Tajik kamuoyu İran’ın bu ideolojik sızma hareketlerine muhalefet etmeye başlamıştır. Bu olumsuz tecrübeden sonra Sünni olan Tajikistan’a karşı Azerbaycan örneğinde olduğu gibi Şiiliği kullanamayacağını anlayan İran ikinci aşamada Fars milliyetçiliğini ön plana çıkarmaya başlamıştır. Bu politikayı takiben, 1979 yılında gerçekleştirilen İran İslam Devrimi özellikle Tajik entelijansiyası tarafından sömürgecilik karşıtı onurlu bir mücadele olarak yorumlanmaya başlanmış ve her iki ulus tarafından da paylaşılan bu ortak düşman miti İran ve Tajikistan’ı, Farsi kökenli olmanın yanında, daha da yakınlaştırmıştır. Bu yakınlaşmanın ardından Tajik aydınlar ortak manevi dünyanın iki Farsdilli üyesi olan İran ve Tajikistan arasında manevi bağların güçlendirilmesinin zorunlu olduğunu, İranlı aydınların Türk milliyetçilerinin Orta Asya’da üstlendikleri türden bir misyon üstlenmeleri gerektiğini, sömürgeci toplumlara ve de özellikle Ruslara karşı mücadelenin ancak Tajikistan, İran ve Afganistan arasında ortak bir modern Fars dilinin yeniden kurulmasıyla sağlanabileceğini sıklıkla dile getirmeye başlamışlardır. (Dudoignon, 1997, ss.126-128) Günümüzde İran Tajikistan’ı, Irak-Tajikistan-Afganistan coğrafyasında kilit ülke olarak yorumlarken Tajik milliyetçiler de İran’ı Büyük Horasan’ın manevi mirasçısı olarak kabul etmekte ve Ruslaştırılmış doğunun etkinliğinden kurtulabilecekleri tek ve en güçlü sığınak olarak değerlendirmektedirler.

Bu makalede alt başlıklar kapsamında sunmaya çalıştığımız bilgilere dayanarak günümüz itibarıyla İran’ın Orta Asya’ya ilişkin politikalarını ve nüfuz elde etme çabalarını kendi İslami rejimini ve Humeynizmi Orta Asya bölgesinde yer alan beş ülkeye ve Azerbaycan’a ihraç etmeye dayandırmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. İran bu türden bir politika uygulamak yerine Orta Asya bölgesinde ve Azerbaycan’da dış politika hedeflerini maksimize edebilmek amacıyla; sahip olduğu coğrafi avantajı, ortak Fars dilini, Pers kültürünü, Fars milliyetçiliğini ve Şiiliği kullanmakta ve bu devletlerle mümkün olduğu ölçüde ekonomik ilişkilerini geliştirmeyi arzulamaktadır Dikkatli bir inceleme neticesinde, herhangi bir devletin bir bölge ya da bir diğer devlet nezdinde etkinliğini artırabilmek için en kalıcı ve en geniş kapsamlı politikaların ideolojik değil kültürel politikalar olduğu anlaşılacaktır. Böylece, şu anda Orta Asya bölgesinde ve Azerbaycan’da gayet sessiz ve derinden ilerleyen İran’ın kısa vadede olmasa da uzun vadede istediğini elde edebileceğini iddia edebiliriz.

KAYNAKLAR
Aras, Bülent (1996). “Iran’ın Değişen Güvenlik Dengesi“. Avrasya Dosyası (Ankara), no.3.
Banuazizi, Ali ve Myron Weiner (Eds) (1994). “The New Geopolitics of Central Asia and Its Borderlands”. London: I.B. Tauris and Co. Ltd.
Bayır, Emre (1999) “Fars Milliyetçiliğinin Gelişimi ve Güney Azerbaycan’da Milli Direniş Hareketi“. Avrasya Dosyası (Ankara), no. 3.
Dikkaya, Mehmet (1999). “Orta Asya’da Yeni Büyük Oyun: Türkiye, Rusya ve İran”. Avrasya Dosyası (Ankara), no.3.
Dudoignon, Stephane A. (1997). “Orta Asya’da Siyasal Değişmeler ve Tarih Yazımı Tacikistan ve Özbekistan 1987-1993”. Semih Vaner (Ed.), Unutkan Tarih Sovyet Sonrası Türkdilli Alan. İstanbul: Metis Yy.
Ehteshami, Anoushiravan (1994). “New Frontiers: Iran, the GCC and the CCARs”. Anoushiravan Ehteshami (Ed.), From the Gulf to Central Asia Players in the New Great Game. Exeter: University of Exeter Press.
Ehteshami, Anoushiravan (1997). “Iran and Central Asia: Responding to Regional Change”. Mehdi Mozaffari (Ed.), Security Politics in the Commonwealth of Independent States The Southern Belt. New York: St. Martin’s Press, Inc.
Göka, Erol (1999). “Velayet-i Fakih İnancının (Ardındaki ve Yol Açtığı) Toplumsal Psikoloji”. Avrasya Dosyası (Ankara), no.3.
Herzig, Edmund (1995). Iran and the Former Soviet South. London: The Royal Institute of International Affairs.
Menashri, David (1998). “Iran and Central Asia: Radical Regime, Pragmatic Politics”. David Menashri (Ed.), Central Asia Meets the Middle East. London and Portland: Frank Cass Publishers.
Odom, William E. ve Robert Dujarric (1995). Commonwealth or Empire? Russia, Central Asia, and the Transcaucasus. Indiana: Hudson Institute.
The Economist, 21-27 June 1997. “Iran and Central Asia Silken Dreams”.
Winrow, Gareth M. (1995). “Regional Security and National Identity: The Role of Turkey in Former Soviet Central Asia”. Çiğdem Balım et al. (Eds), Turkey: Political, Social and Economic Challenges in the 1990s. Leiden: E.J. Brill.

KONA, Gamze (2004). Azerbaycan Devlet Üniversitesi tarafından yayınlanan süreli akademik dergi “Medeniyet Dünyası“ ında yayınlanan makale, Medeniyet Dünyası IX, ss. 158-166, Bakü, 2004.

Bu makale, M5 Savunma ve Strateji – (Sayı 117 – Mart 2003)’de de yayınlanmıştır.

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Azerbaycan bir demokrasi mi?

Cumhurbaşkanlığı makamı babadan oğla geçen bir rejim demokrasi olabilir mi? Olamaz tabii ama Aliyev, demokrasi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir