istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink "Şam Baharı"ndan "Arap Baharı"na Beşar Esad Suriyesi | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

“Şam Baharı”ndan “Arap Baharı”na Beşar Esad Suriyesi

Hafız Esad’ın ölümünden sonra yerine geçen oğlu Beşar Esad, Suriye’de yenilikçi bir dönemin başlangıcını beraberinde getirmiştir. İngiltere’de eğitim almış olmasının sağladığı olumlu izlerin yanı sıra, yönetime gelmesiyle Suriye’de başlattığı reform hareketleri, Suriye’nin değişmeye başladığı fikrinin ülke içinde ve ülke dışında oluşmasına neden olmuştur. 2000 yılının ikinci yarısında başlayan ve Amerika’nın Irak’ı işgal ettiği 2003’e kadar süren reform hareketleri “Şam Baharı” olarak adlandırılmış ve Beşar Esad’ın meşruiyet kazanmasını sağlamıştır.[i] 2003’te başlayan Irak işgaliyle duraklamaya başlayan reform hareketleri, Batı’nın Suriye üzerindeki baskısının artmasıyla duraksamaya başlamış ve Lübnan Başbakanı Hariri’nin 2006’da suikasta uğramasıyla son bulmuştur. Bölgesel ve küresel olayların etkisinde kalan ve işgale uğrama endişesi duyan Suriye ve Beşar Esad, reform hareketlerine son vermiş ve böylece “Şam Baharı” kısa sürmüştür. 2007’ye kadar süren yalnızlığını Suriye, çok yönlü bölgesel ve küresel dış politikasıyla bertaraf etmeyi başarmış ve 2010’a kadar ki süreçte olumlu izlenim bırakacak politikalar gütmüştür. Türkiye iyi her geçen gün gelişen ilişkilerin yanı sıra, dışa dönük ekonomi ve Batı’ya karşı Hafız Esad’a nazaran çok daha uyumlu politikalar verilebilecek başlıca örnekler olmuştur.

2010’un Aralık ayında Tunus’ta başlayan ve Kuzey Afrika’da etkili olan halk hareketleri, 2011’in Şubat ayında küçük çaplı gösterilerle Suriye’de de kendini göstermeye başlamıştır. Mart ayında Suriye’de artış göstermeye başlayan hareketler, Suriye’nin ve Beşar Esad’ın zorlu bir süreçle karşı karşıya olduğunun habercisi olmuş, Beşar Esad, hareketlerin tırmanmasını önleyebilmek adına bir takım adımlar atmıştır. Bunların başında, 1963’ten beri var olan Olağanüstü Hal yasasını kaldırma ve siyasi tutukluları serbest bırakmayı öngören yasa tasarısını hazırlamak ve onaylamak gelmiş, ancak bu girişimler muhalif hareketleri durdurmaya yetmemiştir. Mayıs ayına kadar geçen süreçte Suriye’ye uluslararası baskı sınırlı düzeyde olmuş, Beşar Esad’ın demokratik açılımları yapma yönünde verdiği sözlerin tutulması beklenmiştir. Ancak Beşar Esad’ın beklenen süreçte yaptığı açılımlar yeterli gelmemiş ve bu durum, Beşar Esad’ın zaman kazanmak için oyalama taktiğini kullandığı yönündeki fikirlerin oluşmasına neden olmuştur.

Mayıs ayına kadar sessizliği koruyan Türkiye’nin de Haziran ayı itibariyle Beşar Esad’a karşı tutumunu değiştirmesi ve sivillerin yanında olacağını dile getirmesiyle Suriye, Beşar Esad döneminde bir kez daha ve bu sefer daha içinden çıkılamaz şekilde yalnızlığa düşmüştür. Halk hareketleri giderek ülkenin her yanına yayılmış, bu arada Suriye’deki isyandan kaçtığını dile getiren sivil halk, Türkiye sınırında hazırlanan çadır kentlere göç etmeye başlamıştır.[ii] Bölgesel ve küresel aktörlerin baskılarını giderek arttırdıkları Şam yönetimi, ülkeden kaçan sivil halkın dönmesi yönünde çağrılarını yaparken, muhalif kesime karşı söz vermeye ve ılımlı tavrına devam etmiş, ancak bu durum sokaklara pek yansımamıştır. Kendini Özgür Suriye Ordusu diye adlandıran muhaliflerle Suriye ordusu arasında yaşanan çatışmalarda her geçen gün ölü sayısı artmaya devam etmiş ve bu durum Suriye’nin giderek daha zor durumda kalmasıyla sonuçlanmıştır.

BM’nin Suriye’ye yönelik kınama ve yaptırım kararını almasını, kararlarını veto ederek engelleyen Rusya ve Çin, sürece Arap Birliği’nin katılmasını ve sorunu kendi içinde çözme isteğini desteklemiş ve Ekim ayından itibaren Suriye konusu Arap Birliği’nin ana gündem maddesi olmuştur. Beşar Esad’ın ülkesindeki şiddeti sona erdirmesine yönelik tanınan zaman, Suriye ve Beşar Esad yönetiminin sorunları çözümlemesi için yeterli olmamış, süreci öncelikle 12 Kasım’da, Suriye’nin Arap Birliği’ndeki üyeliğinin askıya alınmasını içeren karar, sonrasındaysa 27 Kasım’daki ekonomik ve siyasi yaptırımlar takip etmiştir. Arap Birliği’nin yanı sıra Türkiye’nin de ekonomik yaptırım uygulaması ve Suriye ile imzalanmış ve yürürlüğe girmiş anlaşmaları durdurması, Suriye’nin bölgesel yalnızlığına ve büyük tepkisine yol açmıştır. Beşar Esad’ın da misilleme yaparak[iii] karşılık verdiği yaptırımlar, Türkiye – Suriye ilişkilerinin son yıllarda hiç olmadığı kadar gerilmesine neden olmuş, Suriye, Türkiye’yi Batı yanlısı politikalar izlemekle suçlamıştır.

Suriye’nin, Arap Birliği’nin bir gözlemci heyeti gönderme talebini Aralık ayının ikinci yarısında kabul etmesiyle, Suriye ile Birlik arasındaki buzların eridiğine yönelik bir izlenim oluşmuş, 27 Aralık’ta ilk gözlemci heyetinin Suriye’ye ulaştığı bilgisi gelmiştir. Gözlemci heyetinin ulaştığı ilk kent olan Humus’ta, heyet üyelerinin mevcut durumla ilgili ilk açıklamaları olumlu olmuş, bu durum muhalif kesim tarafından tepkiyle karşılanmıştır.[iv] Gözlemci heyetinin yaklaşık bir aylık gözlemi 27 Ocak 2012’de sona ermiş, Suriye yönetimi, diledikleri takdirde sürenin uzatılabileceği yönünde açıklama yapmışsa da Arap Birliği süreyi uzatmamıştır. Gözlemcilerin Suriye’de bulundukları süre boyuca çıkan haberler tutarsızlık göstermiş ve farklı haber ajanslarında farklı şekillerde haberler yayınlanmışsa da, Arap Birliği ve Batı’nın Suriye’ye yönelik duruşu değişmemiş, Beşar Esad’ın yönetimi bırakması yönündeki talepler yenilenmiştir. Beşar Esad, 11 Ocak’ta halkın karşısına üçüncü çıkışında yaptığı konuşmasında, dış mihrakların oyununa gelmeyeceğini ve yönetimi bırakmayacağını, halkının hala kendisini desteklediğini özetleyen konuşmasıyla bir kez daha dış aktörlerin tepkisini almıştır.

Ancak sürecin hala, küresel aktörlerden Rusya ve Çin’in, bölgesel aktörlerden de İran’ın desteğiyle Beşar Esad’ın kısmen lehine ilerlediğini söylemek mümkündür. BM nezdinde Suriye’ye yönelik yaptırım kararı alınmasını Rusya ve Çin engellerken, olası bir müdahaleye karşı çoğunluklu olarak İran sürece katılmakta ve müdahalenin Türkiye tarafında geleceği yüksek inancı doğrultusunda, namlusunu Türkiye’ye çevirmektedir. Ortadoğu’nun, Irak işgaliyle başlayan şekillenme sürecindeki yeni evrede, söz konusu Suriye hakkında geleceği öngörmek şu aşamada zorlaşmaktaysa da, Beşar Esad ve yönetiminin pes etmeyeceğini söylemek mümkündür. Halkına silah doğrultan bir lider olarak lanse edildiği medyanın da gerçekleri ne derece yansıttığı şüphelidir. Suriye’de hâlihazırda bir iç savaşın olmadığını söylemek kadar, bir vahşetin veya bir katliamın yaşandığını söylemek de güçtür. Muhaliflerin de Suriye ordusu kadar silahlandığı ve her geçen gün güçlendiği öngörülürse, “katliam” durumu anlatmak için kullanılan doğru kelime olmayacaktır. Suriye’de oluşturulmak istenen “demokratik” düzen, şu aşamada yeni bir “geçici hükümet”le değil, mevcut hükümetle sağlanmaya çalışılmalı, Beşar Esad ve yönetimi, diğer partilerin de eşit haklarla yarışabileceği bir genel seçimi kabul etmeye ikna edilmelidir. Kargaşanın daha derin bir mezhep çatışmasına dönüşmemesi ve ülkede sivil halkın önüne geçilebilmesi için, Beşar Esad’a karşı ve muhalif kesimin destekçisi yönünde izlenen politikalar, dış aktörler tarafından terk edilmelidir.

Yazar: Canan DEYUPOĞULLARI

25 Şubat 2012


[i] Ayrıntılı bilgi için bkz. Yasin Atlıoğlu, Beşşar Hafız Esad Suriye’sinde Reform, Demokratikleşme–Güvenlik İkilemi, Tasam Yayınları, İstanbul 2007

[ii] Mültecilerin savaştan ya da katliamlardan kaçtıklarına yönelik haberler gündemde olmuşsa da, Hatay sınırında kurulan çadırkentlerde yaşayan mültecilerin yaşayış şekilleri öyle bir izlenim vermemektedir. Suriye sınırından istedikleri vakit ülkelerine geçip çıkabilmeleri, geliş sebepleri konusunda bir çelişki yaratmaktadır. Antakya’da konuşulan ve mültecilere yönelik bilinen şey; Türkiye tarafından ev, iş ve vatandaşlık verileceği yönündeki sözlerden yola çıkarak, daha iyi bir hayat sürme fırsatı bulduklarından geldikleridir. Hala Türkiye’den çok fazla yardım almakta, çadırkentlere dağıtılan yardım malzemelerinin mülteciler tarafından halka satıldığı konuşulmaktadır. Antakya ve çevresindeki eğlence mekanlarında da çok fazla göçmen–mülteci olduğu, sıkça konuşulan diğer bir konudur. Bu gibi durumların olması, özellikle Antakya ve çevresinde mültecilere ve onların geliş nedenlerine karşı bir güvensizliğin doğmasına neden olmaktadır.

[iii] Örneğin Gaziantep konsolosluğu Suriye tarafından “süresiz” kapatılmış ve Türkiye’ye vergi uygulaması başlatılmıştır.

[iv] Ayrıntılı bilgi için bkz. Cumali Önal, “Arap Gözlemcilere Göre Suriye’de Korkulacak Bir Durum Yok!”, Zaman Dış Haberler, Kahire 29.12.2011 <http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1221240>

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Saddam Hüseyin Sonrası Irak’taki Türkiye İran Mücadelesi

Türkiye ve İran; Ortadoğu’da devlet geleneğine sahip, birbirlerine komşu, rekabet halinde olan, farklı etnik yapıya …

2 yorum

  1. Yazı için teşekkürler. Suriye sorununa yaklaşımınız, dünya kamuoyunun genel kanaatinin aksi yönünde. Bugün insanların aklında halkına zulmeden, hatta yazınızda da dikkat çektiğiniz gibi katliamla suçlanan bir katil Beşar Esad algısı var ve bu sebeple Kuzey Afrika ve Ortadoğu üzerinde cereyan eden ve “Arap Baharı” diye isimlendirilen dönüşüm ve değişimin elim sonuçlarına düçar olmuş diğer liderler gibi Beşar’ın de acilen defedilmesi gerektiği uluslararası toplumda kuvvetli bir beklenti.

    Yazınız konuya ilişkin bir çapraz okuma niteliği taşıyor. Genel kanaatin tersine, Suriye’nin başında yine Beşar Esad olmalı ve bu şekilde Suriye’nin demokrasi yolculuğu devam etmeli önerisi getiriyorsunuz. Esad er ya da geç gidecek yorumları hayli çoğaldığı şu günlerde bu çözüm önerinizin gerçekleşme olasılığı sizce de var mı? Diğer taraftan Türkiye’nin bu hengamede Suriye muhaliflerini destekleyen taraflı politikası doğru bir seçenek miydi?

    Konuya dair akıl süzgecime takılanları fazla vaktinizi almadan konuyu tartışmak adına kısaca aktarmaya çalıştım. Yazara dikkatlerimizi başka bir yöne çeken ve bir daha düşünmeye sevk eden yazısı için teşekkür ederim.

  2. Belki Beşar Esad diğer devrilen liderlerden bugüne kadar farklı bir profil çizmişti. Bu Kaddafi ile, Mübarek ile kıyaslandığında kesinlikle doğruydu. Ancak bu süreçte Esad’ın en büyük hatası süreci doğru yönlendirememesi oldu. Yani uluslararası topluluk Suriye’de olanları “televizyonlardan” izleyip korku içinde “artık durdurulsun” derken, Esad “sorumlu ben değilim, kardeşim,askerle vb.” gibi bir siyasi liderin gücünü yerle bir eden cümleler sarfetti. Yani nasıl bir liderki, “ben emir vermedim” diyebiliyor. Diyelim ki, saldırı emrini o vermedi peki durdurma emrini niçin veremedi. Bu durum akıllara acaba Esad, sadece Suriye’nin Batı’ya güler yüzü olarak mı duruyurdu, arkasındaki değişmeyen içsel dinamiklerin emrinde bir lider imajı devrilmese bile arkasından gelecektir. Böyle konuya farklı bakan yazılar devamı dileğimle..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle