ankara escort
Güncel Yazılar

Şam’ın Moskova Açısından Dönüşen Anlamı

Rusya, Suriye’deki şiddet olaylarının kınanması için 4 Şubat 2012’de Güvenlik Konseyi’ne sunulan karar tasarısını reddetti. Arap Birliği tarafından hazırlanan ve Batılı ülkelerin destek verdiği tasarı üzerinde Moskova’nın istediği pek çok değişiklik yapıldıysa da tasarı Rusya ve Çin’in vetosuna takıldı. Tasarıda Şam hükümeti kınanıyor, Devlet Başkanı Beşşar Esed’den görevi yardımcısına devretmesi ve şiddet olaylarına son verilmesi isteniyordu. Rusya’nın itirazı, tasarının ‘taraflı olduğu’ ve tasarıda silahlı muhalefetin kınanmamasına dayanıyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un ifadesiyle “şiddet olaylarından sadece hükümetin sorumlu tutulması kabul edilemez”. Moskova ayrıca, Esed’in görevi bırakmasını istemenin, rejim değişikliği anlamına geleceğini öne sürüyor. Rejim değişikliği ise Rusya açısından hala kabul edilebilir değil.

Veto edilen tasarının ardından uluslararası kamuoyunda Rusya’ya yönelik eleştirilerin ortak noktası Moskova’nın, Suriye’de devam eden kanlı çatışmalara yeşil ışık yakıyor olmasıydı. BM Güvenlik Konseyi’nin 4 Şubat’ta toplanmasının ardından gözler 7 Şubat’ta Şam’a giden Rus Dışişleri Bakanı Lavrov ile Esed arasında geçecek görüşmeye çevrildi. Suriye’de yaşananların diplomasi yoluyla çözülmesinden yana olduğunu her seferinde ifade eden Rusya’nın diplomasi girişiminin amacı ve sonuçları tüm aktörler tarafından merakla beklendi.

Basında Lavrov’un Suriye’deki rejim yanlıları tarafından nasıl büyük bir coşkuyla karşılandığını pek çok fotoğraf karesi eşliğinde görmek mümkün. Sonuçları açısından merakla beklenen görüşme sonrası Lavrov’un açıklamaları iki önemli noktaya dikkat çekti: Birincisi, Esed’in şiddeti durdurma sözü vermesi; ikincisi ise yeni Anayasa ile ilgili referandum tarihinin kısa bir süre içinde açıklanacak olması. Arka planda ise Esed’in yerine rejiminin devamını mümkün kılacak yeni bir aktörün koltuğu devralması planının masaya yatırıldığı söyleniyor. Bu ‘göstermelik’ değişimin, Esed rejiminin devamını amaçladığını söylemeye gerek yok.

“Suriye’de sular durulur mu, şiddet son bulur mu?” sorularının cevaplarını kestirmek güç. Ancak Suriye üzerine yapılan tartışmalar daha makro bir bakışı gerektiriyor. Mesele sadece Rusya’nın en önemli müttefikini koruması durumunun ötesine geçmiş gibi görünüyor. Zira Rusya dışındaki tüm devletler açısından Esed rejiminin devamı mümkün görülmezken, Moskova’nın Esed rejiminin devamına odaklanmış olması uzlaşının ne denli uzak olduğunu gösteriyor. Diğer taraftan Suriye iç dinamikleri itibarıyla ‘azınlığın tiranlığı’ haline gelen Esed rejimi ülke içindeki otoritesini de kaybettiğinden, Moskova’nın bugünkü politikasının sürdürülebilirliğine ilişkin soru işaretleri de artıyor. Son günlerde yaşanan çatışmalar ve halk ayaklanmalarının başından bu yana kimi kaynaklara göre 7000, kimi kaynaklara göre ise 8000 kişinin hayatını kaybettiği gerçeği ve Esed rejiminin geri dönüşü olmayan bir yola girdiği konusunda önemli bir fikir birliği var. Rusya bu gerçekliklerden kopuk değil. Ancak politika yapımında belli ki farklı unsurlar gözetiliyor.

Suriye Meselesinin Uluslararası Boyutu

Hatırlanacak olursa Rusya’nın Suriye’ye uluslararası müdahaleye başından bu yana karşı çıkan tavrı genel itibarıyla birkaç unsur etrafında açıklandı. Birincisi, Şam’ın Ortadoğu’da Moskova’nın en önemli müttefiki durumunda olması. İkincisi, Rus basınında yer alan rakamlara göre dört milyar doları bulan askeri anlaşmalar ve ticari bağların (Rusya Suriye’nin beşinci büyük ticari ortağı durumunda) yanı sıra, Moskova’nın Akdeniz’deki tek askeri üssünün Tartus’ta bulunmasıdır. Üçüncüsü ise genel itibarıyla Rusya’nın meydana gelen halk ayaklanmalarını ülkelerin içişleri olarak görme eğilimidir. Yine de söz konusu unsurlar Rusya’nın bugüne değin devam ettirdiği veto politikasını açıklamaya yeterli değil. Zira gelinen noktada uluslararası diplomaside yalnız kalmaya başlayan bir Rusya var.

Makro düzeyde ve uluslararası sistem ölçeğinde bakıldığında ise Suriye’nin, Rusya ve Batılı ülkeler arasındaki güç mücadelesinin gerçekleştiği alan olmaya başladığı görülüyor. Her ne kadar söz konusu durum yeni değilse de, bu denli öne çıkması yenidir. Son günlerde Soğuk Savaş dönemine bu kadar yoğun referans verilmesinin nedeni, Suriye üzerinden Rusya (ve Çin) ile Batı arasındaki gerginliğin gün yüzüne çıkmasıdır. Uluslararası sistemin yapısal dönüşümüne rağmen ABD ve Rusya hala nüfuz mücadelesine devam ediyor. Ortadoğu bu coğrafyalardan biri. Özellikle de Irak Savaşı’ndan sonra ABD’nin Ortadoğu’da artan varlığı, Rusya nezdinde Suriye (ve İran) ile ilişkilerin yoğunlaştırılması inisiyatifiyle karşılık buldu. Bu noktadan hareketle Esed rejiminin Batı yanlısı bir yönetimle yer değiştirmesi Moskova’nın korkulu rüyası.

Yine Irak Savaşı sonrasında Batı’nın tek taraflı inisiyatiflerine karşı muhalefet eden bir Rusya öne çıkıyor. Üstelik günümüzdeki Rusya, tüm zayıf yönlerine karşın, 2000’lerin başındaki Rusya’dan oldukça farklı. Ortadoğu genelinde ve Suriye özelinde söyleyecek sözü olan Moskova, uluslararası alanda Batı’dan bağımsız (ve hatta Batı’ya karşı) bir pozisyon almayı tercih ediyor.

Suriye’nin, Rusya ve Batılı ülkeler arasında kendisi dışındaki anlaşmazlık konularında da masada duran bir ‘pazarlık’ unsuru olması durumuna dikkat çekmek gerekiyor. Söz konusu anlaşmazlıklardan biri de ABD’nin NATO’ya devrettiği ve Avrupa’ya konumlandırılması planlanan füze kalkanı projesi. Rusya’nın projeyi tehdit olarak algılaması ve söz konusu projenin Rusya-NATO ortaklığında gerçekleştirilmesi önerisinin NATO nezdinde karşılık bulmamış olması önemli. Şimdilerde konu bir yandan Rusya-NATO Konseyi’nde görüşülüyor, diğer taraftan gözler Mayıs 2012’de gerçekleşecek olan NATO Chicago Zirvesi’ne çevrilmiş durumda.

Gelinen noktada Rus diplomasisinin amacı merak konusu. Esed’in şiddeti durdurma konusunda ‘sözünü tutmaması’ durumunda neler olabileceğine yönelik öne çıkan senaryolardan biri de Batı’nın tek taraflı bir müdahale gerçekleştirmesi. Bu durum ise bir yandan Rus diplomasisi açısından başarısızlık, diğer taraftan ‘büyük güç’ ve ‘dengeleyici kutup’ iddiasındaki Rusya’nın tarihte bir kez daha ‘yok sayılabildiğini’ gösterecek. Şüphesiz her iki sonuç da Moskova’nın lehine değil. Ancak Batılı ülkeler de Suriye’ye uluslararası müdahale konusunda -farklı nedenler dolayısıyla- pek istekli değil. Gerek Rusya’nın vetoları gerekse de Batılı ülkelerin söylem düzeyini aşmayan eleştirileri Esed rejimine zaman veriyor.

Pazarlıklar ve büyük güçlerin mücadelesi sürerken Suriye’de sivil kayıpların artarak devam ettiği bu günlerde de, kriz dönemlerinde olduğu gibi, uluslararası ilişkilerde temel unsur olan devletlerin, ulusal çıkarlarını maksimize etmeyi amaçladığı anlayışına dayanan Realist bakış açısı güç kazanmaya devam ediyor.

Yazar: Habibe ÖZDAL

13.02.2012

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Saddam Hüseyin Sonrası Irak’taki Türkiye İran Mücadelesi

Türkiye ve İran; Ortadoğu’da devlet geleneğine sahip, birbirlerine komşu, rekabet halinde olan, farklı etnik yapıya …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir