Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Savaş Çanları İran İçin Çalıyor

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ve BM Güvenlik Konseyi’nin uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya alması yolundaki çağrılarını reddeden İran, geçen yazdan beri nükleer faaliyetlerine devam ediyor. Geçtiğimiz Salı günü uranyum zenginleştirdiğini ve ‘nükleer kulübe’ girdiğini ilan eden İran’ın sergilediği direncin sonuçlarıyla yüzleşmesi gerektiğini öne süren Rice, Konsey’in marttaki gibi nükleer programının 30 günde askıya alınması çağrısı yapan başkanlık açıklamasıyla yetinmeyeceğini savundu ve ayrıca Irak için devreye alınan BM Sözleşmesi’nin 7. Bölümü’ne bakmak zorunda kalabileceklerini belirtti.

ABD Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice’ın BM Sözleşmesinin 7. Bölümüne atıfla vurgu yaptığı ve Irak için işletilen maddeler şöyle: Yedinci bölümün 41. maddesi ekonomik, ulaşım ve diplomatik yaptırımları, 42. maddesi ise yaptırımlar başarısız olursa hava, deniz ve karadan askeri müdahale seçeneğini öngörüyor. Rice’ın askeri bir müdahaleyi açık ve net ifade eden tehdit dozu yüksek bu açıklamalarına İran cenahından gelen cevaplar meydan okur nitelikte. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, nükleer programlarından bir adım bile geri adım atmayacaklarını söylerken Rice’ın yaptırım çağrısına “Dediğinin önemi yok. Konuşmakta hür” cevabını verdi. Tahran Üniversitesi’ndeki Cuma hutbesinde ise Ayetullah Ahmet Cenneti, “Burası Afganistan ve Irak değil. Eskisinden daha güçlüyüz” diyerek hem ABD hem de kilit müttefiki İngiltereye gönderme yaptı.

Rice, uranyum zenginleştirme faaliyetleri konusunda, Güvenlik Konseyi’ne meydan okumaya devam ederse, Tahran’ın bunun doğuracağı sonuçları bilmesini istiyor. BM’den harekat onayı almayı hedefleyen ve her fırsatta askeri bir müdahale için felaket tellallığı yapan Condoleeza Rice, Birleşmiş Milletler sözleşmesi uyarınca uluslararası toplumun iradesini hayata geçirmek için gerekli önlemlerin alınmasını sağlayacak adımlar atılabileceği yönünde, adeta ABD’nin askeri saldırı saplantılı patolojik ruh halini nüksettiren bir açıklama yapmaktan da geri durmuyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi İran’a nükleer programını askıya alması için bu ay sonuna kadar süre tanıdı. Tahran’ı ziyaret eden Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed el Baradey, İran’la bir anlaşmaya varmak için hala yeterli vaktin olduğunu söylüyor. Güvenlik Konseyi’nin tanıdığı sürenin dolmasına yaklaşık iki haftadan daha az bir süre(28 Nisan) kalmasına karşın İran şimdiye kadar bir taviz vermedi. Tahran, uluslararası denetçiler ile işbirliğine açık olduğunu sürekli olarak vurguluyor. Dünyanın dördüncü en büyük petrol üreticisi olan İran, elektrik üretmek amacıyla nükleer enerjiye olan ihtiyacını ve nükleer programını durdurmamaya da kararlı olduğunu ısrarla vurguluyor.

Ekim 2003’ten itibaren İran BM tarafından gerçekleştirilen ve etraflıca yürütülen geniş denetleme sistemini kabul etmişti. Bu çerçevede Irak’ın nükleer tesisleri 1700 kişi/gün denetlemeye tabi tutulmuş ve uranyum dönüşümü, lazer zenginleştirme, yakıt üretimi ve ağır su araştırmalı reaktör program faaliyetleriyle ilgili belirsizlikler giderilmişti. Bugün İran, kitle imha silahlarının kontrolü ile ilgili bütün anlaşmalara üyeliği bulunan bir devlettir. Yasal olarak uranyum zenginleştirmeye hakkı olan İran, hatırlanacağı gibi iki yıl gönüllü olarak uranyum zenginleştirme programını askıya almış ve bu kararıyla da müzakere sürecine olumlu bir katkı sağlamayı ve güven ortamının tesis edilmesini amaçlamıştı. Uluslararası denetime açık olarak askeri tesislerinin UAEA tarafından birçok kez denetlenmesine de izin vermişti. İran, kendi ulusunun güvenliğini bölgesel ve uluslararası işbirliği çerçevesinde tanımlamakta ve bölgesel istikrarı kendi gelişimi açısından kaçınılmaz bir gereklilik olarak gördüğünü, İran BM Daimi Temsilcisi Javad Zarif’in açıklamalarıyla da dile getiriyor.

Bugün İran’ın taviz vermeyen kararlı duruşu karşısında ABD ve müttefiklerinin saldırı planlarından bahsediliyor. Bazı uzmanlara göre de, İran’ın nükleer programı ile ilgili krizin derinleşmesi durumunda, Irak’taki yabancı askerler Tahran için iyi bir hedef olacak. İranlı Orta Doğu uzmanı Hüseyin Hafızyan; “Bence her iki durumda da kazanan İran olacak” diyor ve ekliyor; “Eğer Amerikan askerleri Irak’ı bugün terk ederse, İran bunu, Washington’ın başarısızlığının bir kanıtı olarak görecek. Eğer kalırlarsa, buradaki askerler İran için bir hedef haline gelecek.” Ebu Gıreyb skandalını ortaya çıkaran Pulitzer ödüllü ünlü gazeteci Seymour Hersh, İran’a saldırının İran’ı İslam dünyasında bir kahraman yapacağını ve İslam dünyasının en önde gelen yönetimi haline geleceğini savundu. Amerikan tarihinin en kötü ve en tehlikeli başkanı olarak nitelediği Bush’un asıl amacının İran’da rejimi değiştirmek olduğunu belirten Hersh, bunun gerçekleşeceğine Avrupa’daki müttefiklerinin de inandığını dile getirerek, İran’ın son açıklamalarıyla savaş ihtimalinin daha gerçekçi temellere oturduğunu düşünüyor. ABD’nin saldırması durumunda dünyanın geri kalanı gibi Türkiye’nin de istikrarsızlığa sürükleneceğini söyleyen Hersh devam ediyor: “Bence ABD, Türkiye’den, halkın çoğunun desteklemeyeceği şeyler yapmasını isteyecek. Ortadoğu’daki ülkeler açısından sorulması gereken büyük soru şu olacak: Hangi tarafta olcaksınız?” Hersh’in dikkat çektiği bu soruya Filistin İslami Cihad Örgütü lideri Ramazan Şallah adeta cevap veriyor: “İran’a yönelik her türlü tehdit, Filistinlilere yönelik bir tehdittir. İran tehditler karşısında yalnız kalmayacak. İran’a karşı saldırı, Filistinlilere karşı saldırıdır.”

Washington’daki düşünce kuruluşlarından CSIS’in yayınladığı son Türkiye raporunda, Türk-Amerikan ilişkilerinin Irak’tan sonra İran’da da büyük bir test yaşayabileceği ifade ediliyor. Raporda Bush yönetiminin, Erdoğan hükümetinden İran’a karşı muhtemel bir askeri eylemde ‘doğrudan bir destek’ istemesi beklenmiyor, fakat Ankara’nın kademeli olarak Tahran’a mesafe koyması, arabuluculuktan uzak durması ve İran’a karşı diplomatik gayretlere ve yaptırımlara tamamen katılması öncelikli talepleri olacaktır. Irak’taki insanlık dışı uygulamalardan etkilenmiş ve tüm komşularıyla iyi ilişkiler içinde bulunma stratejisi izleyen Türk halkıyla iktidar muhatabı Erdoğan hükümetinin, yaklaşan genel seçimler öncesinde ABD ile ilişkileri dengeleme gayretlerini zora sokacağına raporda dikkat çekiliyor.

Tüm bu gelişmeler olurken Rusya, İran ile Batı arasına sıkışmış durumda. Rusya başından beri İran’ın nükleer faaliyetlerini desteklemiş ve sorunu çözme yolundaki diplomatik girişimlerde önemli rol oynamıştı. Bu nedenle, ABD ile benzer ifadeler kullanması önem taşıyor. Rusya bir yandan, İran’a nükleer faaliyetlerini durdurması yolundaki uluslararası çağrılara destek verirken, bir yandan da Birleşmiş Milletler yaptırımlarının uygulanmasını getirecek bir karar konusunda ağırdan alıyor, bunun, İran’la ticari ilişkilerine zarar vermesinden endişe ediyordu. Hatta Rusya, diplomasinin gereğinden bahsederek, İran’a daha fazla zaman verilmesi ya da İran’ın elektrik üretmek için ihtiyacı olan uranyumu da Rus topraklarında üretmesini dahi önermişti. İran’ın kendi topraklarında uranyum zenginleştirdiği yolundaki bu son açıklaması ise Moskova’yı öfkelendirdi. İran’ın nükleer programının en büyük teknolojik tedarikçisi olan Rusya’nın, Tahran yönetiminden uranyum zenginleştirmeye derhal son vermesini istemesi daha çok Batı’dan gelecek muhtemel tepkileri azaltmaya yönelik diplomatik manevra olarak değerlendiriliyor. Moskova’nın İran konusunda bugüne dek hem uluslararası toplumu hem de Tahran’ı memnun etme politikası izlediğini, ancak bunun giderek zorlaştığı yorumu da yapılıyor.

İran’ın nükleer yakıt üretme sürecini başarıyla tamamladığını ilan etmesi üzerine Batı’dan gelen tepkilerin aksine açıklama yapan Rusya Genelkurmay Başkanı Yuri Baluyevski, İran’ın nükleer silah üretmeye muktedir olmadığını savunarak, açıklamasına “İran’ın bugün yaptığının, yakın ya da uzak gelecekte nükleer silah üretmeye imkan sağlamadığını kesin olarak söyleyebilirim” diyerek devam etti. Ahmedinecad’ın açıkladığı uranyumu yüzde 3 civarlarında zenginleştirmeyi başarmış olması hakikatte nükleer silah üretimi için yeterli değil. Bunun için uranyumun en az yüzde 80-90 rakamlarında zenginleştirilmesi gerekiyor. Bu değerlere ulaşmak için de mevcut santrifüjlarını ciddi oranda artırması lazım.

ABD yönetiminin baskı ve tehditle yaptırımlardan konu açarken diğer yandan Tahran’a yönelik muhtelif ambargo senaryoları masaya getiriliyor. Rusya bu aşamada İran’a ekonomik ve siyasî yaptırım uygulanmasına da karşı çıkıyor. Tahran yönetimini Kuzey Kore ya da Belarus yöntemleriyle cezalandırılabileceği gündemde yer alan iki seçenek. Tüm uluslar arası çağrıları dikkate almayarak nükleer programını sürdürmeye devam eden Kuzey Kore benzeri izolasyon İran için düşünülmesine rağmen İslam dünyası ile Rusya ve Çin’in yaptırımlara sıcak bakmaması Belarus formülünü daha çok kuvvetlendiriyor. Belarus seçeneğinde, İran halkından ziyade ülke yönetiminde etkin olduğu bilinen onlarca üst düzey yöneticiye karşı spesifik yaptırımların uygulanması esas alınıyor. Hatırlatmakta fayda var; AB, Belarus’a ambargo kapsamında Devlet Başkanı Aleksandır Lukaşenko ile birlikte 31 üst düzey yetkiliye vize yasağı koymuştu. Halka teşmil edilmeyen bu yaptırım seçeneği daha insancıl ve adil görünse de kanaatim, bir ülkenin iç işlerine olan müdahale tasvip edilemez. Edilirse de geçmiş örneklerden edinilen tecrübelerin rahatlığıyla söyleyebiliriz ki, müdahale sonrası kaos ve istikrarsızlık müdahale edilen ülkenin boşluğa ve belirsizliğe sürüklenmesine sebep oluyor.

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et)

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Ortadoğu’nun Siyasal Sosyolojisi

Hamit Bozarslan, tarih ve siyasal bilimler alanında doktora yapmış olup, tarihçi, siyaset bilimci kimliği ile …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret