istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Sınır Ötesi Harekât ve Hukuksal Çerçevesi | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Sınır Ötesi Harekât ve Hukuksal Çerçevesi

1980’li yılların başından beri PKK kaynaklı terör Türkiye’nin iç ve dış güvenliğine önemli bir tehdit oluşturmakta. Terörizmin, devletlerin dış güvenliğine ciddi bir tehdit oluşturduğu anlayışı, ideolojik kamplaşmaya dayanan soğuk savaşın 1990’li yılların başında sona ermesi ile güç kazandı. Terörizm, birkaç devletin iç ve dış güvenliğine yönelmiş bir tehdit olmaktan çıkıp birçok devleti hedef alan küresel bir tehdit haline geldi. Günümüzde üzerinde en fazla konuşulan uluslararası meselelerden birisinin, bu tehdidin nasıl ortadan kaldırılacağına ilişkin olması bu nedenle şaşırtıcı olmamalı.

Etkinliği büyük tartışma konusu olsa da terörist gruplara karşı ya da bu grupları desteklediği iddia edilen ülkelere karşı sınır aşırı silahlı kuvvet kullanılması günümüzde en yaygın yöntem haline gelmiştir. Ancak bu yöntem ciddi bir hukuksal sorunu da beraberinde getirmektedir. Acaba sınır ötesi askeri harekât, etkili olduğu her durumda hukuka uygun bir yöntem midir?

Devletler ve diğer uluslararası birimler arasındaki ilişkileri düzenleyen uluslararası hukuk, devletlerin kendi sınırları dışında silahlı kuvvet kullanmalarını sıkı düzenlemelere tabi tutmakta ve devletlerin birbirlerinin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığına yönelik silahlı kuvvet kullanmalarını yasaklamaktadır. BM Antlaşması’nda yazılı ifadesini bulan bu kapsamlı yasağa yine BM Antlaşması’nda iki istisna getirilmektedir. Bunlardan ilki BM Güvenlik Konseyi’nin silahlı kuvvet kullanılmasına izin vermesi, ikincisi ise bir “silahlı saldırı” karşısında meşru müdafaa hakkı maksadı ile silahlı kuvvet kullanılması durumlarıdır. Dolayısı ile, BM Güvenlik Konseyi’nin izin vermediği bir durumda silahlı kuvvet kullanmanın hukuksal olduğu tek durum meşru müdafaa durumudur.

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu PKK kaynaklı terörist saldırılara ilişkin can alıcı soru, PKK’nın Kuzey Irak’ta üstlenerek Türkiye’ye yönelttiği saldırıların “silahlı saldırı” niteliğine sahip olup olmadığı ve dolayısı ile bu saldırılara karşı Türkiye’nin meşru müdafaa maksadı ile sınırlarının ötesinde silahlı kuvvet kullanma hakkının bulunup bulunmadığıdır.

BM Antlaşması meşru müdafaaya temel teşkil eden silahlı saldırı kavramını tanımlamamakta ise de, bu kavramın bir yorumu 1986 yılında Uluslararası Adalet Divanı tarafından Nikaragua ve ABD arasındaki Nikaragua Davası’nda yapılmıştır. Divan’a göre, silahlı saldırı sadece bir devletin düzenli silahlı güçlerinin sınır aşan hareketleri ile sınırlandırılamaz. Bir devletin silahlı güçlerinin eylemlerinin ağırlığına ulaşacak silahlı eylemler yapan silahlı birliklerin, grupların veya paralı askerlerin bir devlet adına ya da bir devlet tarafından gönderilmesini de içermektedir.

Bu ifadelere ilişkin dikkati çeken ilk unsur, silahlı saldırıyı yapanın kimliğinden ziyade saldırının ağırlık veya yoğunluk derecesinin önemli olduğudur. Ancak saldırının ağırlığına ilişkin Divan’ın getirdiği ölçüt çok da net değildir. Yukarıdaki ifadelerden anlaşılması gereken odur ki, silahlı grupların bir ülkeden bir başka ülkeye gerçekleştirdikleri silahlı kuvvet kullanma eylemleri, düzenli birliklerin eylemlerinin ağırlığına ulaştığında, hedef ülkeye karşı bir silahlı saldırı niteliği kazanmış olacaktır.

PKK’nın Türkiye’ye yönelik eylemlerinin, bir ülkenin düzenli birliklerinin gerçekleştirebileceği eylemler boyutuna ulaştığı durumlar mevcuttur. Özellikle, Türk Silahlı Kuvvetleri ile komşu bir ülkede üstlenen terörist gruplar arasındaki çatışmaların bazı durumlarda uzun ve karşılıklı çatışma şeklini aldığı bilinmektedir.

O taktirde, eylemleri silahlı saldırı seviyesine ulaşmış bir gruba, bir devletin ne türden yardımları o devletin hedef devlete karşı silahlı saldırı gerçekleştirdiği manasına gelecektir? İlk olarak, bu silahlı grupların “bir devlet adına ya da bir devlet tarafından” gönderiliyor olması bu devletin silahlı saldırı yaptığı manasına gelmektedir. Divan bu kapsamda bir de “kapsamlı karışma” kavramını kullanmaktadır. Kapsamlı karışmanın ne ifade ettiği doğrudan açıklanmazken belirli gruplara sadece silah desteği ve lojistik yardımda bulunmanın yardım eden devlet adına bir silahlı saldırı manasına gelmediğini belirtmiştir. Ayrıca, bir başka ülkedeki iç ayaklanmaları ya da terörist eylemleri organize etmek, başlatmak, yardım etmek veya katılmak eylemleri, devletlerin yapmamakla yükümlü olduğu eylemler olsa da bunlar “silahlı saldırı” olarak değerlendirilmeyecektir.

Bu noktada ABD’nin ve Irak Hükümeti’nin itirazı, PKK teröristlerinin kendileri tarafından gönderilmediği, eğitilmediği ya da başka türden destekler sağlanmadığı olabilir. Nikaragua davasında Divan, ABD’nin muhalif Kontra gerillalarına organize olmalarında veya organize olmalarını teşvik etmekle yardımcı olmasının güç kullanma yasağını ihlal ettiğini ancak silahlı saldırı seviyesine ulaşmadığını kararlaştırmıştır. Ancak PKK örneğinde bu grupların temel olarak Irak’ta konuşlandıkları ve organize oldukları, oradan sınırı geçerek Türkiye’ye yönelik silahlı saldırılar düzenledikleri bir gerçektir. Doğrudan desteklenmese bile PKK’nın faaliyetlerinin ve örgütlenmesinin engellenmiyor ya da engellenemiyor olması, Türkiye açısından bakıldığında meşru müdafaa hakkının kullanılması için yeterli neden olarak kabul edilebilir. Zira gerekli tedbirleri almayarak PKK örgütlenmesini dolaylı destekleme, Irak’ın PKK eylemlerine “kapsamlı karışması” olarak değerlendirilmelidir. Yine Nikaragua davasında Divan, El Salvador, Honduras ve Kosta Rica’ya yönelik sınır aşan saldırılarda Nikaragua’nın önemli bir rolü olduğu kanıtlanmış olsaydı, bu ülkelerin Nikaragua’ya karşı meşru müdafaa hakkının doğacağını ifade etmiştir.

Öte yandan, Irak’ın Türkiye’ye karşı PKK vasıtası ile silahlı saldırı düzenliyor olması meşru müdafaa hakkının oluşumu için gerekli bir şart değildir. Önemli olan, PKK’nın Irak üzerinden Türkiye’ye silahlı saldırı düzenliyor olmasıdır ve örgütlendikleri bölgelere yönelik olarak Türkiye’nin meşru müdafaa hakkı çerçevesinde güç kullanma hakkının bulunduğu kabul edilmelidir.

Uluslararası hukukta sınır ötesi askeri kuvvet kullanılmasına ilişkin kurallar yukarıdaki gibi “kitabi” yorumlanabilecekse de, günümüzde kuvvet kullanma yasağını çok daha liberal yorumlama eğilimleri güçlüdür. Bu eğilimin başını bizzat ABD’nin çektiği rahatlıkla ifade edilmelidir. 11 Eylül saldırılarının, Uluslararası Adalet Divanı’nın beklediği yoğunlukta bir silahlı saldırı olup olmadığı tartışmalıyken, El Kaide’nin özellikle Afganistan’da konuşlandığı gerekçesi ile ABD, bu ülkedeki kimi bölgelere yönelik askeri operasyonlar başlatmış ve devam ettirmektedir.

Türkiye’nin mevcut hukuksal ve siyasal ortamda, meşru müdafaa hakkının gerektirdiği ölçülülük ve yoğunlukta PKK’ya karşı Irak içerisinde sınır ötesi silahlı kuvvet kullanması yasal kabul edilmelidir. Buna engel unsurlar hukuksal olmaktan ziyade politiktir. Kastedilen politik unsurların başında şüphesiz ki ABD’nin bu türden bir eylem karşısında takındığı ve takınacağı tavırlardır. 5 Ağustos 2005

Yücel ACER, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK).

Kaynak: usakgundem.com/yazarlar.php?id=93&type=7

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği Hukuku, Ulusal Hukuk ve Uluslararası Hukuk Arasındaki İlişki

Kavramsal Çerçeve Günümüzde, uluslararası düzeyde faaliyet gösteren kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kuralları, başlıca üç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle