Güncel Yazılar

Sınır Ötesi Harekat

Kuzey Irak’taki PKK varlığına karşı sınır ötesi harekat yapılabilmesi için hükümete bir yılla sınırlı yetki verilmesini düzenleyen tezkere TBMM’de DTP’li vekillerin dışında parti gruplarının uzlaşı zemininde kabul edildi. 1 Mart tezkeresine ‘hayır’ diyen TBMM, bu sefer 17 Ekim tezkeresine büyük bir mutabakatla ‘evet’ dedi.

Tezkerenin, üç haftada otuz şehidin verildiği ve sözde Ermeni soykırımı tasarısının ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu’nda kabul edilmesinin akabinde gelmesi şayan-ı dikkattir. Eş zamanlı gelişen ve birbiriyle bağlantılı bu hadiseler, Türkiye üzerinden yürütülen psikolojik harekatın varlığına işaret ediyor.

Düne kadar Ermenileri emperyalist hedefleri için kullanan Batılı zihniyet bugün Kürtleri çıkarlarına alet etmenin peşinde. Türkiye, sözde soykırım ile geçmişi üzerinden cezalandırılmaya ve ‘soykırımcı’ yaftası yakasına iliştirilmeye çalışılıyor. Verilmeye çalışılan Türkiye imajı çok açık: “Önce Ermeniler, şimdi de Kürtler.” Ancak unuttukları bir şey var ki, o da Türkiye’nin ırk temelinde bir ayrım olmaksızın Batılı işgalcilere karşı gösterdiği destansı mücadele ile kurulmuş olmasıdır. Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza vatanı kurtarma mücadelesi verdiğimiz Kürt kardeşlerimizin bu oyuna gelmemesi temennimiz. Tezkereden amaçlanan PKK terörüne son vermektir, Kürt unsuruna değil. Kalın hatlarla ayrılması gereken bu nokta iyi anlaşılmalıdır.

Tezkere AKP hükümetinin tek taraflı hazırladığı bir metin değildir. Genelkurmay ile müzakere edilerek kaleme alınmıştır. Tezkerenin konusu ve kapsamını sınır ötesi askeri bir harekat oluşturduğu için, yapılacak operasyonun zamanlaması, hedefleri ve muhtevası askeri ve siyasi şartlara göre hükümet tarafından tayin edilecektir. Arzu edilen sınır ötesi bir operasyona gerek kalmadan Türkiye’nin taleplerine cevap verilmesidir.

Bugün Irak’ın işgalcisi olan ve ülkenin bütününden kendini sorumlu tutan ABD ile onun işbirlikçisi Kürt Bölge Yönetimi, Irak’taki PKK varlığını etkisizleştirme adına hiçbir şey yapmadığı gibi PKK’nın Türkiye’ye karşı yürüttüğü terör faaliyetlerini görmezden gelmesi adeta örtülü destek anlamını taşımaktadır. Bu vurdumduymazlığı Türkiye daha fazla idare edemeyeceği için acil eylem planına geçmiştir. Umarım 1998’deki Suriye olayında, Ankara’nın Şam’dan PKK elebaşısı Öcalan’ı ülkesinden çıkarmasını, çıkarmaması halinde askeri müdahale ile Şam’ıtehdit etmesi, işe yaradığı gibi bu tezkerede böylesi bir sonuç verir. Şimdiden tezkerenin dikkate ve ciddiye alındığını görüyoruz. Irak Dışişleri Bakanı PKK’ya ülkeyi terk etme çağrısında bulundu. Ayrıca Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, terör örgütü PKK’nın “artık dünyanın değiştiğini ve Che Guevara döneminin bittiğini” anlaması gerektiğini söylemesi, Türkiye’nin ne kadar kararlı olduğunu muhataplarının anladığını gösteren diyaloglardır.

Diğer yandan Avrupa Birliği PKK’yı terör listesine almasına rağmen Avrupa basınının adeta ağız birliği etmişcesine PKK’ya terörist demekten imtina etmesi düşündürücüdür. PKK’ya terörist demek yerine ‘PKK gerillaları’, ‘Kürt özgürlük savaşçıları’, ‘aşırı Kürtler, ‘yasaklanmış Kürt partisi’, ‘direnişçi Kürtler’, ‘Kürt isyancılar’, ‘Kürt işçi partisi’ nevinden nitelemelerde bulunan Avrupa basını, AB’nin terör listesini pek kaale almamışa benziyor.

Her şeye rağmen Türkiye’nin tezkereyi evet olarak oylaması aktif dış politika eylemi olarak yorumlanabilir. Tezkereyi, Türkiye’nin bölge üzerinde etkin bir güç olduğunu göstermesi bakımından anlamlı buluyorum. Ülkenin birlik ve beraberliğine yönelen her türlü menfi eylem/tehdit zafiyet gösterilmeden devletin kudret ve marifetiyle giderilmelidir. Bölgeyi askeri ve coğrafi anlamda tabir yerinde ise avucunun içi gibi bilen Türkiye şunu da gayet iyi bilmektedir; mesele basit bir terör sorunundan öte, çok daha büyük ve bigane kalınamaz anlamlar içermektedir.

Unutulmaması gereken şu gerçeği zikretmek isterim: Ülkeler arasında işbirliğinin esası, büyük ölçüde çıkarların örtüşmesiyle ilişkilidir. Dolayısıyla Türkiye, bölge ülkeleri ile ilişkilerinde bölge üzerindeki çıkarlarını gözeterek dış politik kararlar vermelidir. Ancak her anlamda güçlü ve kararlı bir Türkiye, uluslararası arenada kendini net ifade edebilir.

Özlenen güçlü, adil ve büyük Türkiye dileklerimle.

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et)

22 Ekim 2007

Print Friendly, PDF & Email

Nedir

İlginizi Çekebilir

Uluslararası İlişkiler Bölümünü Kazananlara Tavsiyeler

Öncelikle uluslararası ilişkiler bölümünü tercih edip, sonrasında öğrenime hak kazanan herkese başarı ve kolaylıklar diliyorum. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir