Güncel Yazılar

Soğuk Savaş Sonrası Hazar’da Politik Güç ve Statü Sorununa Bağlı Kıyıdaş Devletlerin Görüşleri

Orta Asya ve Kafkasya’da 1990’lı yılların başında meydana gelen jeopolitik değişim, Sovyetler Birliği’nin çözülmesi sonucunda ortaya çıkan yeni devletlerle gerçekleşti.[1] Ülkeler arası sınır uyuşmazlıkları, doğal kaynakların kullanımı ve Hazar’ın statüsü, paylaşımı gibi sorunlar ülkeler arasında uyuşmazlıklara sebebiyet vermiştir. Bilindiği üzere SSCB’nin dağılmasından önce Hazar’a kıyısı olan iki devlet mevcuttu: SSCB ve İran. Dağılma sonrası bölgede SSCB’nin yerini Rusya’nın yanı sıra bağımsızlılarını yeni kazanan Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan yer aldı. Böylece Hazar’a kıyıdaş ülke sayısı beşe yükseldi.

Paylaşılmak istenen bölgede mevcut doğalgaz ve petrol rezervlerine ilaveten yeni rezervlerin keşfedilmesi ile Hazar’ın stratejik önemi daha da artmış durumdadır. Hazar bölgesi hem stratejik önem hem de doğal kaynakların varlığı sebebiyle, SSCB’nin dağılmasından önce ve dağılma sonrası yeni bağımsız ülkelerin de bölgeyle yakın alakaları sonucu paylaşılması zor bir bölge haline gelmiştir. Uluslararası bir sorun haline gelmiş olan Hazar Denizi ile ilgili bu çalışmada öncelikle SSCB’nin dağılma öncesi ve sonrası hakkında bilgi verdikten sonra tarafların görüşleri, hukuki yönleri ve bölge üzerinde ortaya atılan teoriler hakkında bilgi vermeye çalışacağım.

1. SSCB’nin Dağılmasından Önceki Dönem

SSCB öncesi dönemde Hazar ile ilgili Çarlık Rusya ve İran arasında yapılan 1813 tarihli “Gülistan Antlaşması”na göre İran Deniz Kuvvetlerinin Hazar’da kullanılması yasaklanmıştır.   Yine bu dönemde 1828 tarihinde yapılan ” Türkmençayı Antlaşması”  ile Rusya ile İran arasındaki kara sınırı Hazar olarak belirlenmiş ve böylece sınır tespitinde Hazar önemli rol oynamıştır.

Bolşevik İhtilali’nden sonra SSCB döneminde de, Sovyet Rusya ve İran arasında Hazar’la ilgili birçok antlaşma yapılmıştır. Ancak Hazar üzerindeki egemenlik kargaşası ile ilgili bir antlaşma yapılmadı ve taraflar herhangi bir sınır çizgisi koymadan Hazar’ı kullandılar. Yapılan antlaşmalar ise balıkçılık ve seyrüsefer ile ilgili konuları kapsamaktaydı. Bu nedenle Hazar’ın statü sorununu çözmek hayli çetrefilli bir şekil almıştır.

2. SSCB’nin Dağılmasından Sonraki Dönem

SSCB’nin dağılmasından sonra bölgede yer alan Rusya, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan ülke çıkarları doğrultusunda Hazar üzerinde haklarını savunmaya ve suyun altındaki doğal kaynaklardan en iyi şekilde faydalanmak istemektedirler. Tabi bağımsızlıklarını yeni kazanmış devletlere nazaran daha güçlü (Rusya dışında) bir durumda olan İran faktörünü de unutmamak gerekir. Nitekim dağılma öncesi Hazar’ın iki sahibinden biri olarak İran da kendi ulusal çıkarları doğrultusunda konuya hâkim olduğunu ve ortaya koymuş olduğu tezlerle haklarını belirtip savunmaktadır. Kıyıdaş devletler birçok kez masaya oturmuş ama küçük pürüzler sonucu nihai anlaşmaya varamadıkları görülmektedir. Yapılan çok taraflı toplantılar sonucu da netice alınamayınca taraflar ikili görüşmelere başlamıştır. Kıyıdaş devletler arasında bu konuda ilk olarak 1997 yılında Kazakistan ve Azerbaycan, Hazar’ın hukuksal statüsü konusunda bir sözleşme imzalanıncaya kadar, “orta hat boyunca sektörlerin sınırlarına bağlı kalmak için” mutabakata vardılar.[2]  Yine 1997 yılında Kazakistan ile Türkmenistan aynı hat üzerinde sektörlerin sınırlarına bağlı kalmak için bir bildiri imzaladılar. Takribi bir yıl sonra da Kazakistan, Rusya ile Kuzey Hazar’ın deniz yatağını iki ülke arasında orta hat boyunca taksim eden iki taraflı bir anlaşma imzalamışlar.

2001 yılında ise Rusya, Azerbaycan ile daha önce Kazakistan’la yaptığı 1998 Antlaşmasına benzer bir anlaşma imzalamıştır. Bu iki taraflı antlaşmaların Rusya, Azerbaycan ve Kazakistan tarafından onaylanmasından sonra, üç ülke, havzanın hukuksal statüsü üzerinde bir uzlaşı sağlanıncaya kadar, Kuzey Hazar’ın işletme ve yatırımlar için açık olduğunu beyan etmişler. Ancak İran ve Türkmenistan buna karşı çıkmış ve bu antlaşmanın geçersiz olduğunu Hazar için beş taraflı bir anlaşma gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

Bununla birlikte görüldüğü gibi, statü sorunu kesin olarak çözümlenebilecek bir konu gibi görünmemektedir. Hazar’ın değişik meselelerini çözmek amacıyla görüşmeler devam etmektedir. Ortak bir çözüme ulaşılamasa da zaman zaman ikili olarak devletler bazı konularda mutabakata varabilmektedirler.[3] Ancak beş kıyıdaş devletin mutabakata varamaması, sorunu düğümlemekten öteye götürmemektedir.

3. Hazar Denizi’nin Sınırlandırılması

Hazar Denizi’nin sınırlandırılması ile ilgili olarak iki temel sınırlandırma hâkimdir. Biri ortak kullanım ilkesinden yola çıkarak “sınırların belirlenmesi” diğeri ise orta hat çizgisinden yola çıkarak denizi “milli sektörlere” ayırmaktır. Uluslararası Deniz Hukuku egemenlik rejimi genel ortak kullanımı benimsemiştir.  Önceden Rusya ve İran bu ortak kullanımı savunurken şimdi Rusya bu düşüncesini değiştirmiş İran tek kalmıştır ve düşüncesini diretmiştir. Bunun nedeni ise %20’lik kısımda rezervi yüksek olan Araz-Alov-Şark kısmının ona kalacak olmasıdır.

Ortak mülkiyetin Hazar’da uygulanması zordur çünkü birden fazla kıyıdaş devlete sahiptir. Hazar Denizi’nin milli sektörlere ayrılması daha çok hukuksal geçerliliğe sahiptir.  İki ya da daha çok devletin kıyıdaş olduğu kapalı bir deniz veya göle ilişkin sınırlandırma söz konusu olduğu zaman orta hat ilkesi adil bir karardır. Bu konuda Almanya Federal Mahkemesi tarafından 1920 yılında karara bağlanmış olan Constance Gölü davasında da orta hat uluslararası hukukun genel bir ilkesi olarak kabul edilmiştir.[4]

4. Uluslararası Hukuktaki Teorik Yaklaşımlar

Bilindiği üzere SSCB’nin dağılmasıyla bölgede oluşan aktör sayısında ki farklılık havza üzerinde paylaşılma sorununu ortaya çıkarmıştır. Taraflar bölgeyi kendi aralarında eşit bir şekilde paylaşmaya varamadıkları için bölge üzerinde farklı görüş ve çözümlere gitmişlerdir. Ortaya atılan görüşler Hazar’ın statüsü ile ilgili sorunun Hazar’ın “kapalı deniz” mi yoksa “göl” mü olduğu konusunda düğümlenmektedir. Başka bir görüşe göre ise Hazar ne deniz ne de göl Hazar’ın “özel bir su havzası olduğu görüşü ileri sürülmektedir.  Hazar’ın deniz veya göl olarak tanımlanması, bu su havzasının tamamen ulusal sektörlere bölüneceği veya tamamen ortak kullanılacağı anlamına gelmektedir. Öncelikle Hazar herhangi bir coğrafi tanıma kolay kolay uymayacak kadar karmaşık bir yapıya sahiptir. İkinci olarak sadece coğrafi açıdan bakmamakla birlikte, coğrafyanın yanında başka faktörleri de göz ardı etmemek gerekir. Zira Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin kapalı ve yan kapalı denizlerle ilgili 122. Maddesinin farklı şekillerde yorumlanması Hazar’la ilgili farklı sonuçlar elde etmeye götürür.[5] Tabi aynı şekilde Hazar’ın göl olması veya olmaması durumunda da söz konusu belirsizlikler kendilerini göstereceklerdir.

Tüm bu teorik yaklaşımların sonucu ne olursa olsun, Hazar’ın deniz, göl ve ya başka bir su şekli tanımlamasının gereksiz hale geldiğinin ortaya çıktığı söylenebilir. Zira kıyıdaş devletlerin tarih, örf ve adetleri, mevcut çıkar ve gelecekteki ihtiyaçlarına göre hukuksal bir rejim oluşturma konusunda özgür oldukları da söylenebilir.

4.1. Hazar’ın “Kapalı Deniz” Olduğu Görüşü

Hazar, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS), Kısım IX ’da ele alınan “Kapalı veya Yarı-Kapalı Denizler” in tarifine göre bir dereceye kadar uymaktadır.  Sözleşmenin 122. maddesine göre; ‘kapalı veya yarı-kapalı deniz’, iki veya daha fazla devlet tarafından etrafı çevrilmiş ve başka bir denize veya okyanusa dar bir çıkışla bağlanan veya tamamen veya esas itibariyle iki veya daha sayıdaki kıyı devletinin karasuları ve münhasır ekonomik bölgesinden oluşan bir körfez, havza veya deniz, manasına gelir.[6]  Tanımda geçen  “dar çıkış” unsuru bir denizin “kapalı veya yarı-kapalı” olmasını belirleyen bir unsur olduğunu ifade emektedir. Böyle bir dar çıkışın bulunması durumunda “yarı-kapalı deniz”, bulunmaması durumunda ise “kapalı deniz” söz konusu olmaktadır. Ancak söz konusu bu 1982 BMDHS’ne Hazar’a kıyısı olan devletlerden sadece Rusya taraf olmuştur. Aynı zamanda Hazar’ın deniz olduğu tezine karşı çıkan devlet yine Rusya’dır. Dolayasıyla Hazar, bir deniz olarak kabul edilse bile Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi diğer kıyıdaş devletlerin o sözleşmede imzası olmadığı için uygulanamayacaktır. Bununla birlikte Hazar hukuksal olarak kapalı ya da yarı-kapalı deniz olarak kabul edilmesi statüsünde bir farklılık olmayacaktır. BMDHS’ ne göre (Sözleşmeye taraf olan ülkeler bakımından), her kıyıdaş devletin “karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesi” olacaktır. Karasuları dışında ise açık deniz statüsü uygulanacaktır.

4.2. Hazar’ın “Göl” Olduğu Görüşü

Uluslararası göllerin kullanımına ve paylaşımına ilişkin geniş geçerliliği olan uluslararası hukuk kurallarının varlığından söz etme olanağı yoktur. Bu yüzden kıyıdaş devletlerin uzlaşması önem taşımaktadır. Bugüne kadar Hazar’ın kullanımı ve paylaşımı için iki önemli öneri vardır. Bunlardan biri “condominium” (ortak mülkiyet) olarak da belirtilen ortak egemenlik görüşü, diğeri ise sektörel paylaşım görüşüdür.[7] Yani kıyıdaş ülkelerin göl yatağı ve su alanlarını eşit bir şekilde paylaşarak sahip oldukları alanlarda her türlü hükümranlık hakkına sahip olacaklardır.

4.3. Hazar’ın “Özel Bir Su Havzası” Olduğu Görüş

Hazar’ın statüsünde ilişkin bu üçüncü görüş; Hazar’ın özel bir su havzası olduğunu ve statüsü belirlenirken tek başına deniz hukuku ilkelerinin ve uluslararası göllerin bölünmesindeki uygulamanın mümkün olmayacağı görülmektedir. Bundan mütevellit kıyıdaş devletlerin kendi aralarında bir düzenleme yapmaları gerektiği savunulmaktadır. Rusya ve İran bu görüşü savunmaktadır. Çünkü kendi sektörlerinde petrol ve doğal gaz olmayan bu iki ülke bu şekilde diğer devletlere ait enerji kaynaklarından istifade edebileceklerdir.

5. Hazar Denizi’ne Kıyısı Olan Ülkelerin Görüşleri/Tezleri

5.1. Azerbaycan

Azerbaycan devleti ilk günden itibaren Rusya’nın yapmış olduğu teklifleri geri çevirmiş ve buna karşılık kendi ulusal çıkarları doğrultusunda teklifler sunmuştur. Azerbaycan konuyla ilgili iki farklı teklifte bulunmuştur. Bunlardan biri “açık deniz”, diğeri ise “sınır gölü” teklifidir.

Azerbaycan Hazar’ın sınır gölü olduğu düşüncesinden hareketle, orta hat esasına dayanmış ve gölün beş ulusal sektöre bölünmesini savunmaktadır. Bu şekilde Hazar’ın sularının ve deniz dibinin tamamen taksim edilerek, egemenlik alanlarına bölünmesini ve her ülkeye ait alanda mülkiyet ve egemenlik ilkelerine dayalı olarak o ülkenin mevzuatının geçerli olmasını savunmaktadır.

Azerbaycan ikinci bir teklifi olarak Hazar’ “açık deniz” statüsünün uygulanabileceğini ileri sürmektedir. Bu durumda Hazar’a 16 Kası 1994’te yürürlüğe giren 1982 BMDHS’nin uygulanmasını istemektedir. Böylece her kıyıdaş devlet 12 millik karasularını, 12 millik bitişik bölge, 200 mil ve daha fazla kıta sahanlığı ve 200 millik münhasır ekonomik bölgeye sahip olacaktır.[8]  Azerbaycan açısından Hazar’ın göl veya deniz statüsünde tanınmasından çok, kıyıdaş devletlerin deniz üzerinde münhasır yetkilerini kullanabileceği ulusal egemenlik alanlara bölünmesi önem taşımaktır.

5.2. Rusya Federasyonu

Hazar’ın statüsünün belirlenmesinde tarihi, stratejik, siyasi ve ekonomik sebeplerden ötürü en etkili olabilecek devlet Rusya Federasyonu’dur. Bundan mütevellit Rusya’nın bu konu hakkında üç temel politikası vardır. 1921 ve 1940 yıllarında SSCB ve İran arasında imzalanan anlaşmalarla münhasır egemenlik alanının yalnız balıkçılık için tanınan 10 millik kıyı şeridinden ibaret olduğunu, bunun dışındaki bölgelerde ise ortak kullanıma açık olduğunu savunmuştur.

Rusya’nın ikinci politikası 12 Kasım 1996’dan itibaren 40-45 millik kıyı şeridi dışında ortak kullanım şeklinde olmuştur. Böylece Rusya Hazar’ın bölünmesini kabul yönünde bir adım daha atmıştır.

1998’den sonra üçüncü bir politika benimsemiş; bu politikada ise Kazakistan ile Hazar’ın statüsüne ilişkin bir uzlaşma metni kabul etmiştir. Buna göre Hazar’ın deniz tabanını eşit uzaklık ilkesine göre tamamen bölmüşler, su kütlesini ise eşit kullanıma bırakmışlardır. Ancak kıyıdaş ülkelerin Hazar üzerinde sahip olacakları ulusal sektör konusunda herhangi bir açıklama yapmamışlar.

5.3.  Kazakistan

Kazakistan; Hazar’ın BM’nin 1982 Deniz Hukuku sözleşmesine tabi olmasını, 12 millik ulusal karasularına sahip olunması gerektiğini, denizin ulusal sektörlere bölünerek münhasır ekonomik bölgelerin belirlenmesini, her kıyıdaş ülkenin ulusal sektörü üzerinde egemenlik haklarını kullanabilmesi gerektiğini belirten bir deklarasyon yayınlayarak kendi pozisyonunu ortaya koymuştur.  Bundan önce de 1993’de ülkesinin görüşlerini açıklayan Kazakistan yönetimi kıyıdaş ülkelere Hazar’ın “orta hat”  prensibine göre “ulusal sektörlere” bölünmesi hususunda bir anlaşma önerisinde bulunmuştu.

Görüldüğü üzere Kazakistan Hazar’ın statüsü konusunda Azerbaycan ile benzer görüşler benimsemiştir. Ancak aralarında tek bir fark bulunmaktadır. Azerbaycan Hazar’ın tümüyle ulusal sektörlere bölünmesini savunurken, Kazakistan deniz yatağının paylaşılmasını yeterli bulmakta, Hazar’ın sularının ise belirli münhasır yetki alanı dışından ortak kullanılmasını kabul etmektedir.

5.4. Türkmenistan

Hazar’ın statüsünün belirlenmesinde en kararsız olan taraf Türkmenistan denilebilir. Çünkü Türkmenistan statü konusunda uzunca bir süre diğer kıyıdaş devletlere göre daha belirsiz ve esnek olmuştur. Türkmenistan, Rusya ile İran’ın baskıları nedeniyle önce bu ülkelerin görüşüne yakın bir görüşü Ocak 1997 tarihine kadar savunmuş ve kıyıdaş ülkelere bırakılacak 45 millik münhasır yetki alanı dışında kıyıdaş devletlerin ortak kullanımına açık bir alan tesis edilmesi gerektiği görüşünü savunmuştur.

Türkmenistan daha sonra ise bu görüşü değiştirmiş ve idari paylaşımın orta hat esasına göre yapılması, ayrıca kıyıdaş beş ülkenin Hazar’ın kendi sektörlerinde kalan bölümünde mineral kaynakları münhasıran kullanmakta serbest olması gerektiği görüşünü savunmaya başlamıştır.

Türkmenistan bu kararında da sabit kalmamış ve Hazar’ın statüsü konusunda kıyıdaş devletlerin onayladığı bir antlaşma ortaya çıkana kadar İran ve Sovyetler Birliği arasında imzalanan anlaşmaların geçerli olacağını belirtmiştir. Böylece Türkmenistan, Hazar’ın hem deniz tabanının hem de su kütlesinin ortak kullanımını savunan İran’ın görüşüne daha yakın hale gelmiştir.

5.5. İran

Hazar’ın statüsüne yönelik İran politikasında geçmişten günümüze herhangi bir değişiklik olmamıştır. İran, Hazar Denizi’nin göl olduğunu iddia etmekte ve ulusal sektörlere bölünmesine karşı çıkmaktadır. Eğer bu şekilde bir paylaşım olursa İran %13.8’lik bir oranla Hazar Denizi’nde en az paya sahip ülke haline gelecektir. Bu nedenle Hazar’ın deniz tabanının ve yüzeyinin beş kıyı devleti arasında eşit biçimde paylaşılmasını istemekte ve Hazar’a kıyısı bulunmayan devletlerin Hazar’dan yararlanmasına karşı çıkmaktadır. İran’ın bu politikasının arkasında, enerji zengini Hazar Denizi’nin petrol ve doğal gaz rezervlerinin işletilmesi sürecinden dışlanmamak ve diğer devletlerle eşit olarak bu kaynaklardan yararlanma düşüncesi bulunmaktadır.

İran, Hazar konusunda yıllarca stratejik ortağı Rusya ile beraber hareket etmiş ve Hazar’a yönelik Rus tezlerini desteklemiştir. Fakat Rusya’nın politika değiştirerek 1998’de Kazakistan’la anlaşma imzalaması üzerine İran Hazar politikasında yalnız kalmıştır. Bu durum karşısında BM nezdinde bu anlaşmayı protesto etmiş ve 7 Temmuz 1998’de Türkmenistan’la ortak bir bildiri yayınlayarak beş kıyı devletinin ortak rızası olmaksızın Hazar’ın bu şekilde paylaştırılmasının kabul edilemeyeceğini ve ayrıca Hazar’ın tek bir hukuki statüsünün bulunduğunu, kaynakların adil ve eşit biçimde bölüşülmesi gerektiğini ilan etmiştir.

Hazar konusunda yalnız kalan İran tüm bu gelişmelere rağmen Rusya ile stratejik işbirliğini devam ettirmek istemektedir. Bu doğrultuda 2001’de İran ile Rusya arasında Hazar konusunda ortak bir deklarasyon imzalanmıştır. Deklarasyonda taraflar statüsü belli olana dek Hazar’da herhangi bir resmi sınır tanımayacaklarını, Hazar’da hiçbir şekilde askeri bir varlığı kabul etmeyeceklerini ve Hazar’ın paylaşımının kıyı ülkeler arasında bir sorun olduğunu ve üçüncü tarafların müdahalesinin kabul edilemez olduğunu beyan etmişlerdir.[9]

6. Kıyıdaş Devletler Arasında İmzalanan İkili Antlaşmalar

Geçmişte bölge devletleri arasında statü belirlenmesi konusunda sürekli bir müzakere süreci yaşanmış ve bir dizi anlaşma imzalanmıştır. Ancak bazı devletlerin tavır değiştirmesi, politik dönüşümler vs. faktörler nedeniyle mevcut anlaşmalar feshedilip yerine başka, sözleşmeler düzenlenmiştir.[10] Sonuçlara bakılacak olursa her hangi bir netice alınamamıştır. Bu antlaşmaların kısa bir öz geçmişine değinerek neler olduğunu görelim;

2 Ekim 1813 Gülistan Anlaşması: Rusya ile İran arasında yapılmış olup, İran, Kuzey Azerbaycan’ı, Gürcistan’ı ve Dağıstan’ı Rusya’ya bırakmıştır.

10 Şubat 1828 Türkmençay Antlaşması:  Antlaşmanın 4. Maddesi Rusya ile İran arasındaki sınırın Hazar’da sona erdiğini ifade etmekte, 8. maddesi ise sadece Rusya’nın Hazar’da savaş gemisi bulundurma hakkına sahip olduğunu belirtmektedir. Böylece Hazar, kara sınırının tespitinde ölçütünde sınır olarak alınmıştır.[11]

26 Şubat 1921 Moskova Dostluk Antlaşması:  11. Madde ile İran Hazar’da donanma bulundurmasını engelleyen Türkmençayı Antlaşmasını iptal etmiştir. İki taraf Hazar’da kendi bayrakları altında seyrüsefer konusunda eşit haklara sahip olacaklardı.

27 Ağustos 1935 Tarihli Antlaşma: Antlaşmanın 14.  ve 15.  Maddelerinde Sovyet ve İran gemileri için seyrüsefer hakkı ile 10 millik bir münhasır balıkçılık alanı kurulması öngörülmüştür. Ancak resmi sınır tayin edilmemiştir. Antlaşmaya dair nota teatisinde Hazar bir Sovyet-İran Denizi olarak ilan edilmiştir.

25 Mart 1940 Tahran Antlaşması: Bu antlaşma büyük ölçüde 1935 Antlaşması’nın hükümlerini teyit etmektedir. 12. Maddenin 4. fıkrası ile 10 mile kadar olan sularda balıkçılık haklarının kıyı devletinin bayrağını taşıyan gemilere ait olduğu kaydedilmektedir.[12]

SONUÇ

1991 öncesi, 1935 yılında Sovyetler Birliği ve İran arasında yapılan antlaşmaya dayanarak, SSCB ve İran’a ait olan Hazar Denizi, SSCB’nin dağılması sonucu bağımsızlığını yeni kazanan cumhuriyetler ile birlikte beş ülke arasında paylaşılmaya başlanmıştır. Asıl sorunun ise tam olarak burada yani paylaşılması kısmında çıkması ülkeler arasında ki paylaşım rekabeti ve ulusal çıkarları doğrultusunda çıkarmış oldukları tezlerini savunmaları ile sürmektedir. Aslında Hazar üzerindeki tartışmalar onun göl veya deniz olması ile alakalı değil asıl sorun suyun altında kalan doğal kaynakların ne şekilde paylaşılıp, kullanılması sorunudur.

Bağımsızlıklarını yeni kazanmış olan Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan kendi ekonomilerini kurmak ve 70 yıldır Sovyetlere hizmet etmekten yorgun düşmüş halklarını refah ve huzurlu bir şekilde hayat sürmelerini sağlamak amacıyla Hazar’ın kaynaklarından olabildiğince fazla yararlanmak istiyorlar. Ama Sovyet mirasçısı Rusya ve eski ortak İran ‘ı da yanına alarak buna karşı çıkmış ve Hazar’ın statü sorununu tartışmaya açmışlar ve bu güne kadar daha nihai bir çözüm bulamamışlardır.  Kendi aralarında ikili görüşmeler ve antlaşmalar yapmış olsalar da beş kıyıdaş devletin aynı görüş etrafında toplanmamaları statü sorununun devam etmesini kaçınılmaz yapmaktadır.

Bağımsızlıklarını yeni kazanmış devletler bir yana Sovyet mirasçısı Rusya, Hazar’da daha önce SSCB ve Sovyetler Birliği’ inde olduğu gibi bölgeyi kendi egemenliği altına almak için mücadele etmektedir. Bu yolda devam etmek içinde eski ortak İran ile benzer görüşler savunmaktadırlar. Eski ortak İran ise kendi kıyısında bulunmayan veya az bulunan Hazar kaynaklarından diğer kıyıdaş devletler ile eşit bir şekilde yararlanmak istiyor. Görüldüğü üzere her kıyıdaş devlet kendi çıkarı peşinde olduğu için konunun nihai bir çözüme gitmesi olanaksız görülmektedir.  Günümüze kadar statünün belirlenmemesinin nedeni paylaşım konusunda kesin düzenlemelerin olmaması bu tartışmayı körüklemektedir.

Sonuç olarak halen çözülememiş olan statünün bir an önce nihai çözüme kavuşturulup doğal kaynaklardan faydalanmak ve ekonomik kazanç elde etmek amacı ile özellikle yeni cumhuriyetler için hayati önem arz etmektedir. Bu nedenle kıyıdaş devletlerin kendi gelecekleri ve ekonomileri için adil ve hakkaniyete uygun çözümler üretmeleri gerekmektedir. Statünün sonuç olarak nasıl çözüldüğünün yanında asıl önemli başka bir nokta ise deniz hukukuna dolayısıyla da uluslararası hukukun gelişimine önemli bir katkısı olacaktır.

Emrah BOZKURT, Giresun Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü

[1] Timuçin Kodaman, Hazar Havzasında Stratejik Oyun, 2005, s.251.

[2] Süleyman Sırrı Terzioğlu, Hazar’ın Statüsü Hakkında Kıyıdaş Devletlerin Hukuksal Görüşler, Oaka Dergisi, Cilt:3, Sayı:5, 2008, s.30

[3] Terzioğlu, a.g.e., s.32

[4] Duygu Güven, Hazar Denizi’nde Çıkarılan Petro ve Hazar’ın Statü Sorunu, KTÜ, 2014, ss,3,4

[5] Meftun Metin, Politik ve Bölgesel Güç Hazar, IQ Kültürsanat Yayıncılık, İstanbul,2004, ss, 156,157

[6] Alaeddin Yalçınkaya, Kafkasya’da Siyasi Gelişmeler Etnik Düğümden Küresel Kördüğüme, Lalazer Yayın, Ankara, 2006, s,221

[7] Selçuk Çolakoğlu, Uluslararası Hukukta Hazar’rın Statüsü Sorunu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dergisi, 1998, s,9

[8] Aidarbek Amirbek, Soğuk Savaş Sonrası Hazar’ın Statüsü ve Sınırlandırma Sorunu: Kıyıdaş Devletler’in Yaklaşımları Açısından Analizi, Karadeniz Araştırmaları, 2015, s,9

[9]  Evren Kemer. Hazar Havzası’nın Çözülemeyen Hukuki Statü Sorunu, Turansam Dergisi, 28. Sayı, 2015, ss,102,103

[10] Erkan Avcı, Hazar’ın Statü Sorunu ve Sahildar Devletlerin Konuya Yaklaşımları, Usbed; Uluslararası Stratejik Bakış Enstitüsü,2014,Ss,10

[11] Çolakoğlu, a.g.e., s.2.

[12] Çolakoğlu, a.g.e., s.3.

KAYNAKÇA

▪ Evren Kemer, “Hazar Havzası’nın Çözülemeyen Hukuki Statü Sorunu”, Turansam Dergisi, 28. Sayı, 2015.

▪ Aidarbek Amirbek, Soğuk Savaş Sonrası Hazar’ın Statüsü ve Sınırlandırma Sorunu: Kıyıdaş Devletler’in Yaklaşımları Açısından Analizi, Karadeniz Araştırmaları, 2015.

▪ Meftun Metin, Politik Ve Bölgesel Güç Hazar, IQ Kültürsanat Yayıncılık, İstanbul, 2004.

▪ Alaeddin Yalçınkaya, Kafkasya’da Siyasi Gelişmeler Etnik Düğümden Küresel Kördüğüme, Lalazer Yayın, Ankara, 2006.

▪ Selçuk Çolakoğlu, “Uluslararası Hukukta Hazar’rın Statüsü Sorunu”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dergisi,1998.

▪ Süleyman Sırrı Terzioğlu, Hazar’ın Statüsü Hakkında Kıyıdaş Devletlerin Hukuksal Görüşler, Oaka Dergisi, Cilt:3,Sayı:5, 2008.

▪ Timuçin Kodaman, Hazar Havzasında Stratejik Oyun, 2005.

▪ Erkan Avcı, Hazar’ın Statü Sorunu ve Sahildar Devletlerin Konuya Yaklaşımları, Usbed; Uluslararası Stratejik Bakış Enstitüsü, 2014.

▪ Duygu Güven, Hazar Denizi’nde Çıkarılan Petrol Ve Hazar’ın Statü Sorunu, KTÜ, 2014.

▪Sinan Doğan, “Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü”, TÜRKSAM Dergisi, 2005.

▪ http://www.angelfire.com/dragon/asif/4.Bolum.htm

▪ http://www.turkey.mid.ru/sng_05_t.html

Nedir uiportal

ULUSLARARASI İLİŞKİLER PORTALI, Uluslararası İlişkiler Araştırma ve Tartışma Platformu

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir