Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Somali’nin İslamcı Yönelimleri ve Somali-Etiyopya Çatışmasının Uluslararası Politikaya Etkileri

Somali’nin yaz aylarında başlayan süreç ile birlikte İslamcı gerillaların hakimiyeti altına girmesi sonucunda; bölge, çatışmaların giderek şiddetlendiği yeni bir rotaya girdi. İslam’ın katı bir yorumunu rehber edinen silahlı milislerin eylemleri, son olarak başkent Mogadişu’nun ilhak edilmesi itibariyle doruk noktasına ulaştı ve Somali, yoğunlukla radikal grup destekli güçlerin denetimi altına girdi. Etiyopya’nın güneyi ve Kenya’nın kuzeyini kendi sınırları içine katarak büyük bir İslam devleti kurmayı amaçlayan “İslam Mahkemeleri”, bunun sonucunda da bölgede büyük bir tedirginlik ve korkuya neden olmuşlardır [1] . Somali’nin hemen hemen tamamını nüfuzu altına alan “İslam Mahkemeleri”nin karşısında, ülke içinde sadece Baydo olarak bütün dünya tarafından resmi olarak tanınan bir hükümet bulunmaktadır. “Baydo Hükümeti” ABD tarafından resmi olarak tanınmakta ve destek görmektedir. Fakat “İslam Mahkemeleri”nin ülkeyi tamamen kontrol altında tutması ve “Baydo Hükümeti”nin bölünmüş, güçsüz ve geçici bir hükümet olması, dengeleri büsbütün İslamcıların lehine döndürmektedir. Bu koşullar altında ülkeyi yekpare bir şeriat yorumunun hakimiyeti altına sokan milisler; baskıcı, yasakçı, diktatörlüğe yaslanan yönetim anlayışını ülkede yerleştirmeye yönelmişlerdir.

Somali, Afrika için, kıta içindeki terazinin kolunun kopmasına ve dengenin tamamen bir tarafa sallanmasına neden olacak eylemlerin ardı ardına gelmesine ve özellikle Afrika Boynuzu’nun denetiminin radikal gruplar tarafından ele geçirilmesine neden olacak kritik bir ülkedir. Mısır’dan başlayıp Somali’de son bulan Nil Nehri’nin varlığı ise, kıta için dikkate alınması gereken diğer bir konudur. İslamcıların Nil Nehri üzerinden de sahnelenen kıta içi sendromu tetikleyeceğine ve Sudan’daki sorunların çözüme kavuşmasını tıkayıcı bir rol oynayacağına kesinkes gözüyle bakılmaktadır.

Somali, bölgede stratejik olarak da büyük güçlerin ilgisini çeken, kavşak niteliğinde bir bölgedir. Uranyum ve demir gibi doğal kaynaklarının yanı sıra, ham petrolün taşınmasında da önemli bir ülkedir.

Temmuz (2006) ayı itibariyle “İslam Mahkemeleri” Mogadişu’yu ele geçirdi ve ülkenin güney kısmına tamamen hakim oldu. Son olarak da, Kismayo’nun da direnişçiler tarafından kontrol altına alınması, dikkatleri tekrar o yöne yoğunlaştırdı. Etiyopya’nın ise, İslamcıların artarak devam eden nüfuz politikasına seyirci kalması beklenemezdi ve nitekim öyle oldu. Etiyopya’nın hareketlenmesinde, iç ve dış konjonktür riskli bir durum arz etmektedir. Kendisini bölgede rahatlatacak ve eğilimleri aksi istikamete çevirecek adımları atma zorunluluğu had safhaya çıkmıştır. Bunun akabinde, hem ABD’nin, hem de Avrupa’nın desteğini alan Etiyopya Başbakanı Meles Zenawi, Somali’de tekrar eski yönetimin iktidarı kazanması ve bölgedeki dinci örgütlerin pasifizasyonu için Somali sınırına asker yığmaya başladı ve daha sonra da Somali’ye girdi. Fakat kendi içinde de sorunlu bir durumun karışıklığı içinde bulunan Etiyopya, etkili bir karşı pozisyon alamadı. Bunda büyük olasılıkla ordudan kaçıp komşu Eritre’de saklanan generallerin “Özgürlük Cephesi”nin Zenawi’yi yıkma girişimlerinden duyulan endişe rol oynar.

Afrika Boynuzu’nun girişine hakim olan diğer bir ülke olan Eritre, hem bölgede İslamcıları desteklemesi, hem de Etiyopya’ya karşı eylemler içinde bulunması ile, bölgede soruna genişlik kazandırmıştır. Eritre, aynı zamanda Somali’deki gerillaların silah nakliyatını sağlamaktadır. Gerillaların bir bölümü Etiyopya’dan kaçan generaller ile birlikte, Eritre’den Etiyopya’nın hareket alanını daraltmaktadır.

Baydo kentinde sınır güvenliğini sağlayan bir aracın infilak etmesi, çatışmaları iyice şiddetlenmiştir. Etiyopya Hükümetinin, yaklaşık 7.000 kişilik sınır güvenlik ekibini şehre sürmesi ve güvenlik kuvvetlerinin devriye gezeceğini bildirmesi sonucunda, “İslam Mahkemeleri”, Etiyopya’ya karşı cihat ilan etmiştir.

Patlamaların ve bombalı eylemlerin arkasında genellikle El-Kaide militanları bulunmaktadır. El-Kaide militanları, özellikle bölgeye cephane ve diğer hayati ihtiyaçları tedarik etmesiyle, ABD tarafından uygulanan ambargo sonucunda ekonomisi dar bir boğazda olan İslamcı milislerin etkinliğinin artmasını sağlamıştır. Bölgede çatışmaların şekillendiği saha olan kuzey bölgesi, silahlanma çabasının muazzam seviyede arttığı savaş alanına dönmüştür. Her iki ülke de herhangi bir geri adım atmamaktadır ve siyasi yollar tamamıyla tıkanmaktadır. BM ve Afrika ülkeleri, sorunun diplomatik yollarla çözülmesi için bütün girişimleri denemiştir; fakat sorunun çözülememesi nedeniyle bölgeye barış gücü gönderilmesine karar verilmiştir. BM Güvenlik Konseyi’nin, Somali’de geçici hükümeti korumak ve çatışmaları önlemek amacıyla barış gücü askerleri konuşlandırması girişimine Somali’den sert bir direniş gelmiştir. “Şeriat Mahkemeleri Birliği” adlı militarist gurubun başkanı İbrahim Adow, BM askerlerinin istilacı olarak kabul edileceğini dile getirmiştir. Bunun akabinde ABD, bölgede kendi çıkarlarını korumak üzere İslamcıların etkisizleştirilmesi için Etiyopya tarafından yürütülen mücadeleyi açıkça destek vermiştir. Bölgede, Uganda ve Kenya da, “İslam Mahkemeleri”nin bölgeyi çatışmalara sürüklediğini ve geçici hükümetle anlaşması gerektiğini savunmaktadır.

Somali’nin Afrika Boynuzu’na tamamen hakim olmasının sonucunun getireceği riskleri hesaplayan ABD ve Avrupa devletleri, kamuoyunda nasıl karşılanırsa karşılansın ve bedeli ne olursa olsun bölgede askeri yönelimlere başvurabilirler. BM’nin genellikle sorun çözücü pozisyondan uzak olması, hem Sudan’ın, hem de Somali’nin Güvenlik Konseyi’nin barış gücü kararlarına olumsuz bakmaları ve bölgeye müdahale etmelerine kesinlikle karşı çıkmaları, sorunun uzlaşmayla çözülemeyeceğini göstermektedir. Arap Birliği ve Afrika Birliği Örgütleri ise, genellikle kendi güvenliklerini tehdit eden bu tip hassas konularda ortak hareket ederek krizi çatışma boyutuna ulaşmadan çözmeye çalışmaktadır. Darfur bölgesine barış gücü gönderen Afrika Birliği, katliamları önlemede çok aciz bir duruma düşmüştür. Genellikle ekipman sıkıntısı çeken ve barışı sağlamakta başarılı olamayan Afrika Birliği, Somali ve Etiyopya arasındaki çatışmaların önlenmesinde arabuluculuktan bölgeye barış gücü gönderilmesine kadar her noktada aksayan bir durumla karşılaşabilir. Arap Birliği için ise, sorun Afrika Birliğine nazaran daha ayrıntılı ve incelikli değerlendirilmesi gereken bir travmaya dönüşmüştür. Arap Birliği’nin Somali’deki “İslam Mahkemeleri”nin kazandıkları avantajlı pozisyondan feragat ettirmesinin sağlanılmasının mümkün olmadığını düşünmemizin bir sonraki adımında, bölgeye müdahil olmasının da zor olduğu görünmektedir. Kızıldeniz’in güvenliği ve dini selefi yorumun kendi ülkelerine de ulaşması gibi bir tehditle karşı karşıya bulunan birlik, El-Kaide’nin burada da hakimiyeti tamamıyla elde etmesi gibi çözülmesi tam bir muamma olan paradoks ile yüz yüze gelmektedir. Arap Birliği, kendi içinde de liderlik yapacak bir ülkenin bulunmaması, Irak sorunun tamamen ateşten bir gömlek olarak tüm Ortadoğu’yu kavurması, İran’ın nükleer enerjiye sahip olma yolunda kazandığı avantajlarla ve bir türlü bitmek bilmeyen Filistin Sorunu’nu üzerine gelen Lübnan vakası ile büsbütün problematik bir yörüngeye doğru koşar adımlarla gitmektedir. Mısır, özellikle son dönemdeki hareketli dış politikası, yaptığı ve yapacağı manevralarla, gerek Darfur sorununda, gerekse de Somali-Etiyopya çatışmalarında esnek politikalar uygulayan bir güç olarak konuya vakıf olabilir. Mısır, her ne kadar Nil Su Sorunu kapsamından saydığımız ülkelerle sıkıntılı olsa da, Kızıldeniz ticaretinin güvenliği ve körfezin diğer tarafının İslamcı güçlerin eline geçmesini engellemek üzere bu soruna kaynak ve ilgi aktarabilir.

Somali-Etiyopya çatışmasından en çok rahatsız olduğu düşünülen ülke, ABD’dir. Clinton döneminde BM komutanlığı altında Afrika’ya asker gönderen ve bölgede ciddi sıkıntılar yaşayan ABD, günümüzde de aynı sıkıntıların yuvarlana yuvarlana büyümesi ve toparlanması ile daha içinden çıkılamaz bir durumla karşı karşıya kalıyor. Bunun yanında Somali’de İslamcı milislerin yönetimi yıkıp, başkent Mogadişu’yu ele geçirmesini önlemede de başarısız olan CİA için de Somali’nin mevcut pozisyonu sıkıntı yaratmaktadır. Darfur Sorunu, hem insani yönlerinin açığa çıkarılması, hem de stratejik öneminin vazgeçilmez olması ile Amerikan Dış Politika camiası tarafından, kendi pozisyonunu sağlama alma maksadıyla analizlere konu olmaktadır. Özellikle Richard Perle ve Paul Wolfwitz gibi şahinlerin bıkmak usanmak bilmeyen savunucuları, Irak bataklığından çıkmanın başka bir sorunda yapılacak hareket yeteneğine bağlı olduğunu bildirmektedirler. Dünya Bankası Başkanı Wolfwitz, bölgedeki sorunlardan, hem politik, hem de ekonomik olarak rahatsızlık duymaktadır. Son zamanlarda Çin’in kıtada artan baskısı ve Afrika ülkelerini borçlanmaya sokması; para politikaları konusunda da Dünya Bankası nezrinde önemli saikler yürütülmesine neden olmaktadır. Demokratlardan Donald M. Payne, İslamcılarla anlaşılması gerektiği ve ABD’nin onlarla konuşmasının kaçınılmaz bir durum olduğu; daha uzağa gidecek yollarının kalmadığını belirtmiştir.

ABD, Somali konusunda kendi açısından öncelikli olarak “İslam Mahkemeleri”nin etkinsizleştirilmesi ve geçici hükümetin yetkiyi tamamen ele alması bağlında girişimlerde bulunmaktadır [2] . Savaş Lordları’na destek veren ve bölgeye İslamcılara karşı savaşmaları için milisler gönderen ABD, halkı da İslamcıların kucağına atmaktadır. Şeyh Muhtar Robov Ebu Mansur, bu durum için, “Dürüst olmak gerekirse İslam’ın en büyük dostu ABD’dir. Uyuyan Müslümanları bir araya getirmektedir” [3] demektedir. Amerikan hükümeti bölgedeki İslamcı eylemleri bir bütün olarak görmekte ve temelinde bölgede enerjiyi kontrol eden İslamcı yönetimleri enterne etme; içinden çıkılmaz coğrafi şartların konvansiyonel çatışmaya elvermemesinden dolayı bölgedeki rakip güçlerin finanse etmeye varan eylemelere girişmektedir. Financial Times kaynaklı bir haberde, ABD’nin Darfur’da askeri operasyonda bulunacağının belirtilmesi tamamen dikkat dağıtmaya yönelik olabilir [4] . ABD’nin bölgede herhangi bir askeri operasyonda bulunması mevcut alternatifler içinde değildir. Çünkü gerçekçi bulunmamaktadır. ABD için sorunun çözülmesine yönelik atılması gereken en rasyonel adım, bölgede borusunu öttürebilecek vekil bir ülkenin (veya yönetimin) harekete geçirilmesidir.

Bölgedeki çatışmaların her açıdan önemli bir ülkesi de Çin’dir. Çin’in Afrika’da yarattığı olumlu havanın ve yatırımların devam etmesi için bölgenin istikrara ve barışa yol alması gerekir. Çin’in enerji hattının güvenliğini sağlaması için, Nil Havzası üzerindeki çatışmaları bölge dışı aktörlerin müdahalesine yol açmadan kontrol altında tutması gerekir. Özellikle Rusya ile birlikte BM’nin karar almasında tutucu bir rol oynayan Çin için, ABD’nin bölgede hakimiyeti eline alması, sonuçları en kötü olacak, istenmeyen durumdur. Türkiye ve İran, bu tip sorunlarda nasıl davrandıklarına yönelik olarak sonuçların değişmesine ve paylaşımların farklılaşmasına neden olabilir. Özellikle Amerikan Dış Politika ekibinin Türkiye’yi Kürt sorunundan duydukları rahatsızlığı konu başlığı yapmasını önleyecek ve Türk siyasi çevresini oyalayacak başka bir alana yönlendirme çabası; Türkiye’yi bölgedeki karışıklık arz eden her soruna angaje etmeye yönelik teşvik etme çabalarına dönüşebilir. İran’ın ise, kendi çevresini kuşatan Sünni tabakanın bu tip sorunlarla daha da kenetlenmesini önlemeye yönelik olarak bazı hedeflerin peşine düşebilir.

Görünen o ki İslamcı milislerin Somali ve Darfur’daki infialleri sadece bölgesel düzeyde analiz konusu olacak sorunlar değildir. Özellikle İslam Mahkemeleri Birliği Örgütü’nün Etiyopya’ya karşı ifşa ettiği cihat çağrısı ile birlikte kıtanın güney kesimi tamamen bir belirsizliğe doğru yol almaktadır. İslamcı direnişçilerin uyuşmaya varacağına yönelik olarak şimdilik elimizde herhangi bir ipucu bulunmamaktadır. Etiyopya’nın Somali’ye karşı verdiği savaş İslamcı güçlerin yok edilmesinin aksine, daha kopmaz bağlarla İslamcıların bölgeyi kendisine kanalize etmesine neden olmaktadır. Gerek ABD kaynaklı olsun, gerekse Arap ya da Afrika devletlerinin arka çıktığı bir intikal projesi, bölgenin karışıklığının çözülmesinde etkili olmaya yönelik herhangi bir umut vermemektedir. Esas olarak bölgeyi düzlüğe çıkaracak ve batı kampının baskısından kurtaracak olan Rusya, Çin ve Hindistan merkezli politikalardır. Bu ülkelerin atacağı adımlar ve uygulayacağı politik açılımlar, yüksek derecede önem arz etmektedir. Kıtanın bundan sonraki döneminde dikkatlerin daha çok bu yönde odaklanması gerekmektedir. Hem kıtanın fakirlikten kurtulması hem de istikrara kavuşması için bu üçlü gücün hareketleri dikkatlice izlenmeli ve sonuçları iyi değerlendirilmelidir. 19 Aralık 2006

—————-
Hasan GÜROL, Yardımcı Araştırmacı, POLSAR Afrika Masası. 

[1] Afrika Boynuzu hakimiyet mücadelesinin yanında geniş katılımlı bir şeriat devletinin, bölgede özellikle El-Kaide destekli figüratif yönetim oluşturması görünen tablodur. Afganistan’dan ve Irak’tan sonra, El-Kaide, Somali’yi de üçüncü cephe olarak görmektedirler. The Rumblimg Rumuors of War,The Economist:http://www.economist.com/world/africa/displaystory.cfm?story_id=8355008
[2] Afrika Boynuzu’na yönelik mücadele için bkz: Jeevan Vasagar, Mercury Rising İn The Horn of Afrika, 21 Temmuz 2006: http://commentisfree.guardian.co.uk/jeevan_vasagar/2006/07/
mercury_rising_in_the_horn_of.html
[3] Somali-Etiyopya çatışması konusunda daha detaylı bilgi arayanlar özellikle savaşın Somali tarafından ne anlam ifade ettiğini, İslamcı güçlerin yükselişinin başka hangi reaksiyonları doğuracağını ve bölgenin değişmez bilmeyen savaş halinin Somali halkı bağlamında nasıl ortaya çıktığını araştıranlar için bkz:Jefrrey Gettleman ve Mark Mazzetti, Somalia’s İslamist and Ethiopia Gird For a War,14 Aralık 2006: http://www.nytimes.com/2006/12/14/world/africa/
14somalia.html?_r=1&th&emc=th&oref=slogin
[4] Anthony Aust, Plight of Darfur Cries Out For Humanitarian İntervention, Financial Times, 14 Aralık 2006:http://www.ft.com/cms/s/aafc668a-8b18-11db-8940-0000779e2340.html

Kaynak: http://jeopolsar.com/15.htm

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

The League of Arab Societies

It’s high time for a new Arab League — one that reflects and supports the …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret