Güncel Yazılar

AB (b-c)

Barselona Konferansı (Barcelona Conference)

Kasım 1995 tarihinde AB üyesi ülkeler ile 12 Akdeniz ülkesi arasında gerçekleştirilen Barselona Konferansı’nda, Avrupa-Akdeniz Ortaklığı açısından önemli bir dönüm noktası oluşturan Barselona Bildirgesi kabul edilmiştir. Akdeniz bölgesinin güvenliğini garanti altına almayı hedefleyen Bildirge’de, Avrupa-Akdeniz Ortaklığı aşağıda sıralanan üç temel amaç çerçevesinde toplanmaktadır:

  • Siyasi diyalog ve güvenlik ortamının artırılması yoluyla ortak bir barış ve istikrar alanı oluşturmak;
  • 2010 yılına dek bir Avrupa-Akdeniz serbest ticaret alanı kurmak;
  • Sosyal ve kültürel alanlarda, karşılıklı dinsel ve kültürel hoşgörü temelinde dayanışmayı geliştirmek.

Bu hedeflere ulaşılabilmek için ortaklık anlaşmaları ve bölgesel diyalog olmak üzere birbirini tamamlar nitelikli iki araç geliştirilmiştir.

Basit Görüş Yöntemi (Consultation Procedure)

Basit görüş yöntemi, Konsey kararlarında Avrupa Parlamentosu’na danışılmasını ve onun görüşlerinin göz önünde bulundurulmasını öngörmektedir. Konsey’in, Avrupa Parlamentosu’na danışma zorunluluğu olmakla birlikte Parlamento’nun görüşleri bağlayıcı değildir. Basit görüş yöntemiyle alınan kararlar ağırlıklı olarak Ortak Tarım Politikası’na yöneliktir.

Basit Görüş Yöntemi şeması için tıklayınız

Batı Avrupa Birliği – BAB (Western European Union)

Batı Avrupa Birliği bir savunma ve güvenlik işbirliği kurumu olarak 1948’de Brüksel Antlaşması’yla kurulmuştur. Kurucuları Fransa, İngiltere, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’dur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’ya karşı bir savunma sistemi olarak düşünülmüş, ancak 1949 yılında NATO’nun kurulmasıyla daha örgütlenemeden önemini yitirmiş, buna rağmen lağvedilmemiştir. Almanya ve İtalya 1954 yılında BAB’a katılmışlardır. Londra’da kurulan sekretaryası, BAB’ın 1980’li yıllarda Alman-Fransız işbirliği çerçevesinde yeniden canlandırılmasına karar verilinceye kadar BAB, Batı’dan Komünist ülkelere yapılan silah satışlarını denetleyen bir kuruluş olarak kalmıştır. 1991’de Maastricht’te kabul edilen bir kararla BAB’ın Topluluklara bağlı bir Avrupa Savunma sistemi olarak yeniden yapılandırılması kararlaştırılmıştır. AB üyesi ülkeler 1997 yılında imzalanan Amsterdam Antlaşması ile daha gelişmiş bir AB-BAB işbirliğinin yanısıra Avrupa Konseyi tarafından onaylanması halinde BAB’ın AB’ye entegre edilmesine karar vermiştir.

Haziran 1999’da yapılan Köln Zirvesi’nde Petersbeg görevleri olarak bilinen insani yardım ve kurtarma operasyonlarının yapılması, barış sağlama ve koruma ve kriz yönetimi görevleri AB’ye devredilmiştir. Ayrıca Kasım 1999’da AB Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Javier Solana, BAB Genel Sekreteri olarak atanmıştır. 2001 yılında BAB Merkezi Brüksel’e taşınmış, BAB Askeri Karargahı kapatılmış, Ocak 2002’de BAB Uydu Merkezi ve BAB Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü AB’ye devredilmiştir. Halihazırda BAB sınırlı görevleri olan sembolik bir yapı durumundadır.

BAB’ın asıl üyeleri İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya, Portekiz, İtalya, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve Yunanistan’dır. İzlanda, Norveç ve Türkiye ortak üyelerdir. Avusturya, Danimarka, Finlandiya, İrlanda ve İsveç gözlemci statüsündedirler.

Belgelendirme (Certification)

Bir ürün, hizmet veya sistemin belirli bir standart veya teknik düzenleme kapsamındaki koşullara ve özelliklere uygunluğunun, yetkili kurumlarca yapılan inceleme veya testler sonucunda belirlenmesi halinde verilen yazılı karardır. Belge ya da sertifika olarak adlandırılan bu karar, Avrupa Birliği’nin “notified body” olarak tanımladığı, söz konusu test ve incelemeleri yapma kapasitesine sahip yetkilendirilmiş belgelendirme kuruluşlarınca verilir.

Berlin Zirvesi (Berlin European Council – Berlin Summit)

24-25 Mart 1999 tarihlerinde gerçekleştirilen Berlin Zirvesi’nde üye ülkeler Gündem 2000 üzerinde uzlaşmaya varmışlardır. Gündem 2000 kapsamında Birlik politikalarında yapılacak reformlar, 2000-2006 dönemi mali çerçevesi ve genişlemenin mali boyutu konularında karar alınmıştır.

Berlin Zirvesi’nde Ortak Tarım Politikası harcamalarının 2002-2006 döneminde 40.5 milyar Euro’yu aşmaması kararlaştırılmış ve söz konusu hedefi gerçekleştirmek için tarım harcamalarında yapılacak reformlar belirlenmiştir. Reformlar büyük ölçüde süt, süt ürünleri, et ve hububat alanlarındadır.

Yapısal politikalar alanında yapısal fonların kullanıldığı öncelikli hedeflerin sayısı altıdan üçe indirilmiş, 2000-2006 döneminde hedeflere ayrılacak kaynaklar belirlenmiştir. Kişi başına düşen GSMH’sı Topluluk ortalamasının %90’ından az olan dört ülkenin (İspanya, Portekiz, İrlanda, Yunanistan) yararlandığı Uyum Fonu’nun devam etmesi ancak yardım kriterlerinin 2003 yılında gözden geçirilmesi kararlaştırılmıştır.

Genişleme çerçevesinde 2000-2006 döneminde aday ülkelere sağlanacak mali destek yıllık 3,12 milyar Euro olarak belirlenmiş, 2002 sonrasında Birliğe katılacak yeni üyelere yönelik mali desteklerin sınırı kararlaştırılmıştır. AB bütçesinin ise Topluluk GSMH’sının %1,27’si olan mevcut düzeyinde kalmasında, öz kaynakların KDV’den oluşan bölümünün tavanının ise 2002 yılından itibaren kademeli olarak azaltılmasında uzlaşmaya varılmıştır.

Beyaz Kitaplar (White Papers)

Komisyon tarafından yayınlanan Beyaz Kitaplar, belirli bir alanda Topluluğun faaliyet önerilerini içeren belgelerdir. Bunlar bazen, Avrupa düzeyinde belli bir konuda bir danışma süreci başlatılması amacıyla ortaya koyulan yeşil kitapların uzantısı niteliğini taşımaktadır. Beyaz Kitaplara örnek olarak, “İç Pazar’ın tamamlanması”, “Büyüme”, “Rekabet”, “İstihdam”, “İç Pazar ile ilgili alanlarda MDAÜ’lerin mevzuatlarının yakınlaştırılması” verilebilir. Beyaz kitaplar, Konsey tarafından onaylanmaları halinde ilgili alanda bir “Birlik Eylem Programı”na dönüşebilmektedir.

Birinci Derece Mahkemesi (Court of First Instance)

Birinci Derece Mahkemesi’nin Adalet Divanı’nı desteklemek amacıyla kurulması, Avrupa Tek Senedi ile kararlaştırılmıştır. Tek Senet’in 11. Maddesi ile Konsey’e Birinci Derece Mahkemesi’ni kurma yetkisi verilmiş, Mahkeme 1989 yılında kurulmuştur. Birinci Derece Mahkemesi’nin yetki ve sorumlulukları Amsterdam Antlaşması’nın 225. Maddesinde düzenlenmiştir. Birinci Derece Mahkemesi’ne her üye devlet 6 yıllık süre için bir yargıç atamaktadır. Mahkemenin sorumluluk alanları kapsamında AB kurumları ile çalışanları arasındaki uzlaşmazlıklar, rekabet kurallarından doğan anlaşmazlıklar, Birlik veya üye ülkeler tarafından açılmamış anti-damping ve fikri sınai haklar konularındaki davalar, gerçek ve tüzel kişiler tarafından açılan iptal, eylemsizlik ve tazminat davaları yer almaktadır. Birinci Derece Mahkemesi kararlarına karşı Adalet Divanı’na hukuki sorunlarla sınırlı olmak kaydıyla temyiz başvurusunda bulunulabilir. Birinci Derece Mahkemesi’nin ön karar yetkisi bulunmamakla beraber Nice Antlaşması’nda bazı sınırlı alanlarda söz konusu yetkinin tanınması öngörülmüştür.

Birincil Mevzuat (Primary Legislation)

Topluluk hukuku genel olarak iki başlık altında incelenmektedir: Birincil mevzuat ve ikincil mevzuat. Birincil mevzuat, Topluluk hukukunun temel kaynakları olan Avrupa Topluluklarını kuran Antlaşmalar (AKÇT, AET ve EURATOM Antlaşmaları) ve bu Antlaşmaları tadil eden diğer belge ve antlaşmalardan (Avrupa Tek Senedi, Maastricht Antlaşması, Amsterdam Antlaşması, Nice Antlaşması, yeni üyelerin katılımını sağlayan Katılım Antlaşmaları) oluşur. Birincil mevzuat kaynakları Topluluğun anayasası niteliğindedir (Bkz. İkincil Mevzuat).

Birleşme (Füzyon) Anlaşması (Merger Treaty)

1 Temmuz 1967 tarihinde yürürlüğe giren Birleşme (Füzyon) Antlaşması (Avrupa Toplulukları için tek bir Konsey ve tek bir Komisyon kuran Antlaşma) ile, üç ayrı Avrupa Topluluğunun (Avrupa Ekonomik Topluluğu, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu) yürütme organları birleştirilmiştir. Her Toplulukta ayrı ayrı bulunan Konsey ve Komisyonlar her üç Topluluk için bire indirilmiştir. Kuruluşlarından itibaren AET ve AKÇT için ortak bir kurum olan Avrupa Parlamentosu ile Avrupa Adalet Divanı , EURATOM’a da teşmil edilmiştir.

Blok Muafiyeti (Block Exemptions)

Roma Antlaşması’nın serbest rekabete ilişkin 85. Maddesi’nin birinci paragrafı çerçevesinde üye ülkeler arasındaki ticareti ve Ortak Pazar içerisindeki rekabeti olumsuz yönde etkileyebilecek tüm anlaşmalar, teşebbüs birliği kararları ve piyasa düzenine zararlı olabilecek ortak davranışlar yasaklanmıştır. Ancak belirli koşullar altında yasaktan muaf tutulma imkanı da tanınmıştır. Bu çerçevede elde edilen yararın:

  • tüketicilere adil bir pay sağlaması;
  • malların üretim ve dağıtımının iyileştirilmesine katkıda bulunması;
  • teknik ve ekonomik ilerlemenin hızlandırılmasına katkıda bulunması;

durumunda, teşebbüsler arasındaki anlaşmalar, teşebbüs birliği kararları ya da ortak davranışlara izin verilmektedir. Söz konusu ortak karar ya da davranışların, bu amaçlara ulaşmak için gerekli olandan fazla kısıtlama getirmemesi ve ilgili teşebbüslere ürünlerin önemli bir kısmı için rekabeti ortadan kaldırma olanağı vermemesi de şarttır. Bu kapsamda tanınan muafiyete “bireysel muafiyet” adı verilmektedir.

Zaman içerisinde bireysel muafiyet taleplerinin artması sonucu Topluluk, çeşitli tüzükler vasıtasıyla bazı anlaşma kategorilerini yasaklamalardan muaf tutma kararı almıştır. Konsey, Komisyon’a bazı koşulları yerine getiren anlaşma kategorilerinin 85. Madde’nin birinci paragrafından muaf tutulduğunu açıklama yetkisi vermiştir. Söz konusu uygulamaya “blok muafiyet” adı verilmektedir.

Günümüze dek patent-lisans, “franchising”, know-how, uzmanlaşma, Ar-Ge, tekelden satınalma ve dağıtım, otomotiv sektöründe dağıtım anlaşmaları gibi birçok anlaşmaya blok muafiyet tanınmıştır. Ancak, zamanla sınırlı tutulan blok muafiyet uygulamaları, muafiyet tüzüklerinin herbirinde belirtilen zaman dilimi süresince geçerli olmaktadır.

Gümrük Birliği’ni düzenleyen 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararının 39. Maddesi’ne göre Türkiye’nin, 1.1.1996 tarihi itibariyle bir yıl içerisinde blok muafiyet tüzüklerini ilke bazında uygulamaya koyması gerekmektedir. Türkiye 1997 yılında çıkarılan tebliğler ile bu alanda gecikmeli de olsa uyum sağlamıştır. AB’nin blok muafiyet tüzüklerinde yapacağı yenilik ve değişiklikler konusunda ise, AB tarafından bilgilendirilmesini takiben Türkiye’nin bir yıl içerisinde ilgili mevzuat değişikliklerini yapması gereklidir.

Bölgeler Komitesi (Committee of the Regions)

Maastricht Antlaşması ile oluşturulan Bölgeler Komitesi, üye ülkelerin tavsiyeleri doğrultusunda Konsey tarafından beş yıl için atanan toplam 222 adet yerel ve bölgesel yetkiliden meydana gelmektedir. Eğitim, gençlik, kültür, sağlık, sosyal ve ekonomik bütünleşme gibi bölgesel çıkarları etkileyen alanlarda Konsey ve Komisyon, Bölgeler Komitesi’ne danışır. Komite ayrıca bu alanlarda kendi inisiyatifi doğrultusunda görüş beyan edebilir.

Amsterdam Antlaşması’nın ardından Bölgeler Komitesi’nin daha başka alanlarda da (çevre, sosyal fon, mesleki eğitim, sınır-ötesi işbirliği ve ulaştırma) görüşü alınmaktadır. Nice Antlaşması’nda genişlemenin ardından Bölgeler Komitesi’nin üye sayısının 344 olması öngörülmüştür.

Bölgesel Politika (Regional Policy)

Avrupa Birliği’nin Bölgesel Politikası, Birliğin ekonomik ve sosyal alanda uyumlu bir biçimde gelişmesi ve bütünleşmesini sağlamak, bölgelerarası gelir dağılımı farklılıklarından doğan istihdam ve gelişme sorunlarıyla mücadele etmek amacıyla kurulmuştur.

Avrupa Birliği’nde gelişme düzeyi açısından, gerek üye ülkeler gerek üye ülkeler içerisindeki çeşitli bölgeler arasında farklılıklar bulunmaktadır. Özellikle AB’nin güneye doğru genişlemesi ve diğer üyelere kıyasla daha az gelişmiş Akdeniz ülkelerinin AB’ye üye olmasıyla birlikte, bölgeler arasındaki ekonomik ve sosyal gelişme düzeyi eşitsizliğinden doğan gelir dağılımı farklılıkları daha belirgin hale gelmiştir. Bunun yanı sıra, demir-çelik, tekstil, gemi inşaatı gibi sektörlerin yoğunlaştığı bölgelerin yapısal açıdan kendilerini yenileyememeleri nedeniyle, daha önce gelişmiş alanlar arasında yer alan bölgelerde de sorunlar gözlenmeye başlamıştır. Bu durum ise Bölgesel Politikanın önemini artırmıştır.

Yapısal farklılıkların giderilmesi için Avrupa Birliği’nin Bölgesel Politikası kapsamında iki yöntem kullanılmaktadır. Öncelikle Topluluğun kurulduğu yıllarda oluşturulan ve giderek daha önemli hale gelen üç Yapısal Fon (Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu (FEDER), Avrupa Sosyal Fonu (FES), Avrupa Tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu (FEOGA)) aracılığıyla ekonomik ve sosyal açıdan geri kalmış bölgelere mali destek sağlanmaktadır. Bu üç Fon’un yanı sıra, 1993 yılında oluşturulan Balıkçılık Alanında Mali Destek Sağlamaya Yönelik Araç (IFOP) ile AB üyeleri arasında en az gelişmiş ülkeler olan Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İrlanda’nın çevre ve ulaştırma çalışmalarını desteklemek amacıyla oluşturulan Uyum Fonu ile de mali destek sağlanmaktadır. Bunlara ek olarak Avrupa Yatırım Bankası ve AKÇT’den çeşitli fonlar ayrılmaktadır. Bölgesel Politika kapsamında kullanılan ikinci yöntem, üye ülkelerin bölgesel politikalarının koordinasyonunun sağlanmasıdır. Bu amaçla üye ülkelerin ulusal düzeyde çeşitli alanlarda sağladıkları devlet yardımları denetlenerek, bu yardımların AB içerisinde rekabeti olumsuz yönde etkilememesi ve bölgesel farklılıklara neden olmaması sağlanmaktadır.

CARDS (Community Assistance for the Reconstruction, Development and Stabilization of the Western Balkans)

CARDS (Batı Balkanlarda Yeniden Yapılanma, Kalkınma ve İstikrara Yönelik Topluluk Yardımı) Programı ile Arnavutluk, Bosna Hersek, Hırvatistan, Yugoslavya ve Makedonya’nın, AB’nin bölgeye yönelik olarak oluşturduğu İstikrar ve Ortaklık sürecine uyumunun sağlanması hedeflenmektedir. Bu çerçevede 2000-2006 yıllarını kapsayan dönemde 4,6 milyar Euro tutarında bir yardımın, yeniden yapılanma, demokratik istikrar, kurumsal ve hukuki yapıların geliştirilmesi, ekonomik ve sosyal kalkınma gibi konulara ayrılması öngörülmüştür.

CARDS Programı ile bölgesel işbirliği kapsamında sınır ötesi suçların azaltılması, bölgesel ve uluslararası ticaretin artırılması, azınlık haklarının korunması, sivil toplumun güçlendirilmesi, kamu kurumları arasında işbirliğinin artırılması, ulaşım, enerji ve çevre sorunları konusunda bölgesel çözümler üretilmesi hedeflenmektedir. Bunun yanı sıra altyapı hizmetlerinin geliştirilmesi, ekonomik yeniden yapılanmanın ve demokratikleşmenin sağlanması amaçlanmaktadır. Ayrıca normlar ve standartlar, gümrükler ile ulusal emniyet ve yargı programlarının da CARDS fonundan mali destek alması öngörülmektedir.

CE İşareti (CE Marking)

CE (Conformité Européenne) işareti, bu işarete sahip ürünün ilgili AB yönergeleriyle belirlenen sağlık, güvenlik, tüketicinin ve çevrenin korunması gerekliliklerine uyduğunu belirten bir işarettir.

CE işareti, AB genelinde kullanılan değişik uygunluk işaretleri yerine AB yönergelerine uygunluğu belirlenen tek tip bir AB işareti kullanılması anlamına gelmektedir. Bir yönerge kapsamında yer alan tüm ürünler için CE işareti alınması zorunludur. CE işaretinin iliştirilmesi için “modüler” yaklaşım benimsenmektedir. Ürünün tasarım ve üretim aşamasında ilgili yönergelere uyduğunu belirlemeye yönelik olan modüllerin (AB uygunluk beyanı, AB tip incelemesi, AB Tipe uygunluk beyanı vb.) bir ya da birkaçının uygulanması zorunludur. Modüller ürünün tehlike derecesine göre sınıflandırılırlar. Düşük riskli ürünlerde uygunluk değerlendirmesi için gerekli test ve belgelendirme üretici tarafından yapılır. Yüksek riskli ürünler için ise test ve belgelendirmenin AB tarafından onaylanmış kurumlarca (“notified bodies”) yapılması gereklidir. Üreticilerin yönergelerle belirlenen teknik özellikler yerine CEN ve CENELEC tarafından hazırlanan Avrupa Standartlarına uymaları durumunda, ürünlerin yönergelere de uygun olduğu varsayılarak CE işareti iliştirilebilir.

Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliğini tesis eden 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın 8-11 maddeleri, malların serbest dolaşımının en iyi şekilde sağlanması amacıyla ticarette teknik engellerin kaldırılması konusundaki AB mevzuatının Türk mevzuatına dahil edilmesini öngörmektedir. Bu kapsamda, AB’nin ticarette teknik engellerin kaldırılması konusundaki mevzuatının listesi ile bu mevzuatın Türkiye tarafından uygulanma koşul ve kuralları 2/97 sayılı Ortaklık Konseyi kararında belirlenmiştir.

Uyumu yapılan teknik mevzuatın hukuki altyapısını oluşturmak üzere, 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun 11 Ocak 2002 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir. Söz konusu kanun kapsamında hazırlanan “Uygunluk Değerlendirme Kuruluşları ile Onaylanmış Kuruluşlara Dair Yönetmelik”, “CE uygunluk İşaretinin Ürüne İliştirilmesi ve Kullanılmasına Dair Yönetmelik” ve “Ürünlerin Piyasa Gözetimi ve Denetimine Dair Yönetmelik” 17 Ocak 2002 tarihli ve 24643 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, 11 Ocak 2002 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiştir. Türkiye’de üretilerek iç piyasaya arz edilecek olan ürünlerin CE işareti taşımasının zorunlu olabilmesi için, ilgili Bakanlıklar ve kamu kuruluşları tarafından hazırlanan ve ürünlere CE işareti iliştirilmesini öngören teknik mevzuatın Türkiye’de yürürlüğe girmesi gerekmektedir.

CEN (Avrupa Standartlar Komitesi) (European Standardization Committee)

Kısa adı CEN olan Avrupa Standartlar Komitesi, standartların AB düzeyinde uyumlaştırılması amacıyla faaliyette bulunan temel kurumdur. Çalışma alanı diğer iki kuruma (Bkz. CENELEC ve ETSI) oranla daha geniş olan CEN, tüm sektörlerde uyumlaştırılmış AB standartları oluşturarak, ulusal standartların farklılığından doğan ve Tek Pazar’ın işleyişini olumsuz yönde etkileyen teknik engellerin kaldırılması yönünde çalışmalar yapmaktadır.

CENELEC (Avrupa Elektroteknik Standartlar Komitesi) (European Elektronic Standardization Committee)

Kısa adı CENELEC olan Avrupa Elektroteknik Standartlar Komitesi, Avrupa düzeyinde standardizasyon alanında çalışmalarda bulunan üç kurumdan biridir (Bkz. CEN ve ETSI). Avrupa düzeyinde her sektörde standardizasyon çalışmaları yapan CEN’e kıyasla daha küçük ve homojen bir yapısı olan CENELEC, ürün emniyeti ve ürünün elektroteknik yapısına yönelik standartlar hazırlamaktadır.

COREAU (Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası) (Common Foreign and Security Policy)

Coreau, üye ülkelerin dış politikada işbirliği sağlayabilmeleri amacıyla oluşturulmuş AB düzeyinde bir bilgi ağıdır.

COREPER (Daimi Temsilciler Komitesi) (Committee of Permanent Representatives)

Üye ülkelerin AB nezdindeki Daimi Temsilcilerinden (Büyükelçiler) oluşan Coreper, AB Bakanlar Konseyi gündeminde yer alan konuların hazırlanmasına yardımcı olur. Komisyon’un hazırladığı yasa teklifleri ve tavsiyeler öncelikle Coreper tarafından ele alınır, daha sonra ilgili Bakanlar Konseyi’nde gündem maddesi teşkil eder. Daimi Temsilcilerin oybirliğiyle kabul ettiği teklifler ilgili Bakanlar Konseyi’nde öncelikli gündem maddesi olarak ele alınır (“Gündem A”), Coreper’de oybirliğinin sağlanamadığı konular ise ikinci derece öncelikli sayılır (“Gündem B”). Bu nedenle Coreper, Topluluğun karar alma sisteminde son derece önemli bir görev üstlenmektedir.

Tüm üye devletlerin Daimi Temsilcileri, gerek kendi hükümetleri gerek diğer Daimi Temsilciler ile sürekli diyalog halindedir. Bu nedenle Coreper üye ülkeler arasında da daimi bir iletişim ortamı sağlar.

Çalışma konuları açısından Coreper ikiye ayrılmıştır:

  • Coreper I: Daimi Temsilcilerin yardımcılarından oluşur ve teknik konularda çalışmalar yapar,
  • Coreper II: Daimi Temsilcilerden oluşur ve siyasi konuları ele alır.

Cotonou Anlaşması (Cotonou Agreement)

Cotonou Anlaşması 23 Haziran 2000 tarihinde AB ile 77 Afrika-Karayip-Pasifik Ülkesi arasında imzalanmıştır. Cotonou Anlaşması, 1975-2000 döneminde AB ile AKP ülkeleri arasındaki ticari ilişkileri ve ekonomik yardımları düzenleyen Lome Konvansiyonlarının yerini almıştır. 20 yıl süreli Anlaşmanın ilk beş yılında, AB’nin Avrupa Kalkınma Fonu aracılığıyla 13,5 milyar Euro tutarında mali yardım yapması öngörülmüştür. Anlaşmanın temel hedefleri Afrika-Karayip-Pasifik ülkelerindeki yoksulluğun azaltılması, ekonomik ve ticari işbirliğinin artırılması, mali yardımların daha etkin kullanımının sağlanması, sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi ve AKP ülkelerinde demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesidir.

Çevre Dışı Bölgeler (Outermost Regions)

“Çevre dışı” bölgeler: Guadeloupe, Guyane, Martinique ve Reunion Adaları (Fransa’nın denizötesi bu 4 departmanı, AB Antlaşması’nın Madde 227 Paragraf 2 hükmünde yer almaktadır) ile Azorlar, Kanarya ve Mader Adaları’dır (bu bölgeler ise AB Antlaşması’na ekli 26. Bildiri’de yer almaktadır).

Bu bildiri, söz konusu bölgelerin ekonomik ve sosyal açılardan önemli ölçüde geri kalmışlığını kabul etmekte ve bunlar yararına özel hükümler oluşturulmasının mümkün olduğunu (AB Antlaşması hükümlerinin ve bu Antlaşma’ya bağlı metinlerin doğrudan uygulanma imkanları olduğunu işaret ederek) belirtmektedir.

Amsterdam Antlaşması ile Madde 227’nin 2. paragrafı değiştirilerek, Konsey’e nitelikli çoğunlukla, ortak politikalar da dahil olmak üzere Antlaşma hükümlerinin çevre dışı bölgelerde de uygulanmasını sağlayacak özel önlemler belirleme hakkı verilmiştir. Konsey’in önlemleri belirlerken, Topluluk yasal düzeninin bütünlüğü ve tutarlılığının zarar görmemesine dikkat etmesi gerekmektedir.

Çevre Politikası (Environmental Policy)

1972 yılında hazırlanan Topluluğun Birinci Çevre Eylem Programı’yla uygulamaya koyulan çevre politikası, Avrupa Tek Senedi ile birlikte Roma Antlaşması’na eklenerek bir Topluluk politikası halini almıştır.

AB’nin çevre politikasının hedefi, çevrenin korunması, kalitesinin iyileştirilmesi; insan sağlığının korunması ve doğal kaynakların tasarruflu ve rasyonel kullanımıdır. Bu hedeflerin yanısıra AB çevre politikası, bölgesel ve küresel çevre sorunlarının ele alınabilmesi için uluslararası düzeydeki girişimlerin artırılmasını da desteklemektedir. Çevre alanında politikalar, ilgili hükümlerden etkilenen alanlara bağlı olarak farklı karar alma yöntemleriyle belirlenir. Ancak bu alanda çoğunlukla işbirliği yöntemine göre karar alınır.

Artan çevre bilincine paralel olarak, gerek uygulanan Çevre Eylem Programlarının gerek ilgili mevzuatın kapsamının genişlemesiyle birlikte çevre politikası, zaman içerisinde giderek önem kazanmıştır. Amsterdam Antlaşması, “sürdürülebilir kalkınma”yı AB’nin hedefleri arasına almak ve çevrenin korunmasını, başta tek pazara ilişkin konular olmak üzere tüm diğer Topluluk politikalarına eklemek suretiyle çevre politikasını merkezi konuma yükseltmektedir.

Çift Çoğunluk (Double Majority)

Avrupa Birliği’nin genişleme hedefi çerçevesinde, Konsey’in karar alma mekanizmasında “büyük” devletler ile “küçük” devletler arasındaki mevcut dengenin korunmasına ilişkin görüşler öne sürülmektedir. Bir kararın Konsey tarafından kabul edilmesinden önce, gerek üye ülkelerin gerek AB halklarının alınacak bu kararı desteklemelerinin zorunlu kılınmasının, Konsey’de küçük devletlerin gereğinden fazla temsilinin (overrepresentation) bir ölçüde önüne geçeceği savunulmaktadır. Buna göre bir kararın alınabilmesi için, halihazırda %70’e yakın olan nitelikli çoğunluk barajının korunması, ancak lehte oy veren üye ülkelerin toplam nüfusun 3/5’ini temsil etmesi bu sisteme örnek olarak verilebilir. Çift çoğunluk barajları konuya göre değişebilecektir.

Nice Antlaşması’nda yer alan Genişleme Hakkındaki Protokol ile nitelikli çoğunluğun sağlanması için 255 (345 oyda) oy olması ve üye ülkelerin çoğunluğunun kararı desteklemesi kararlaştırılmıştır. Ayrıca bir üye ülkenin kararı kabul eden ve nitelikli çoğunluğu oluşturan ülkelerin nüfus toplamının AB nüfusunun %62’sini oluşturup oluşturmadığının kontrol edilmesini önerme hakkı bulunmaktadır.

Çifte Vergilendirme (Double Taxation)

Her devlet, kendi ülkesinde ikamet eden gerçek kişilerin ve kurumların tüm dünyada elde ettiği gelirlerin toplanmasını ve toplam üzerinden vergi matrahının oluşturulmasını talep etmektedir. Bu nedenle, yurtdışında faaliyette bulunan vergi mükellefleri, gelirin elde edildiği ülke ile ikamet edilen ülke tarafından aynı gelir üzerinden iki kez, yani çifte vergilendirmeye maruz kalabilmektedir. Sermayenin, müteşebbislerin ve işgücünün uluslararası piyasalara açılımında önemli bir sorun teşkil eden bu durumun ortadan kaldırılabilmesi için Avrupa Birliği’nde çifte vergilendirme ikili anlaşmalarla önlenmeye çalışılmaktadır.

Çok Elyaflılar Anlaşması (Multi-fiber Agreement)

Çok Elyaflılar Anlaşması (Multi-Fiber Agreement –MFA), sanayileşmiş devletler ile gelişmekte olan ülkeler arasında imzalanan, özellikle pamuk ve yün elyaflı mamûller olmak üzere tekstil ürünlerinin ticaretine ilişkin bir anlaşmadır. İlk kez 1973 yılında GATT çerçevesinde müzakere edilen Çok Elyaflılar Anlaşması zaman içerisinde birçok kez yenilenmiştir. Anlaşma, tekstil sanayiinin giderek gerilediği ya da yeniden yapılanma sürecinde olduğu sanayileşmiş ülkelerin, belirlenen tarife ve kotalar vasıtasıyla bu alanda korunmasına izin vermektedir. 1993 yılında tamamlanan Uruguay Round sonuçları, Çok Elyaflılar Anlaşması’nın zaman içerisinde feshedilmesini öngörmektedir.

Çok Vitesli Avrupa (Multi-speed Europe)

AB içerisindeki tüm ülkeler, ortak hedeflere ulaşmak açısından aynı istek ve kapasitede değildir. Çok vitesli Avrupa, AB bütünleşmesinin engellenmemesi için ortak hedeflere aşamalı bir şekilde ulaşılmasını öngören bir metottur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir