Güncel Yazılar

AB (h-i)

Haberleşme Politikası (Telecommunication Policy)

Haberleşme alanında liberalizasyon, Tek Pazar’ın tamamlanması sürecinde 1987’den bu yana bir öncelik halini almıştır (Haberleşme hizmetleri ve gereçleri için ortak pazarın geliştirilmesine ilişkin Yeşil Kitap). 1988 yılında haberleşme terminalleri pazarı bir yönergeyle birlikte rekabete açılmış, bu yönerge 1994 yılında uydu gereçlerine ilişkin hükümlerle geliştirilmiştir.

Bu gelişmelerin ikinci evresinde, 1990 yılında kabul edilen bir yönergeyle sesli haberleşme cihazları (voice telephony) dışındaki haberleşme hizmetleri serbestleştirilmiştir. Liberalizasyon süreci, 1994 yılında uydu haberleşmesi ile radyo ve televizyon yayınları hizmetleri, 1996’da ise kablolu televizyon ağları ve mobil haberleşmeyi kapsayacak biçimde genişletilmiştir. Aynı zamanda 1990 yılında bir açık haberleşme altyapısı ve hizmetler ağı (ONP) oluşturulmuştur. Bunun yanısıra 1990 yılında su, enerji ve haberleşme alanında yapılacak anlaşma yöntemlerinin liberalizasyonuna ilişkin bir yönerge çıkarılmıştır.

1993 yılında Konsey, sesli haberleşme cihazları hizmetlerinin tümünün 1 Ocak 1998 tarihine dek serbestleştirilmesi yönünde bir karar almıştır (Ağlarının büyüklüğü nedeniyle Lüksemburg’a iki yıl; İspanya, İrlanda, Yunanistan ve Portekiz’e ise 2003 yılına kadar süre tanınmıştır). Buna paralel olarak bir Komisyon tebliği ile evrensel hizmet kavramı tanımlanarak, söz konusu hizmetin kalitesi, buna yönelik hükümler, ücretlendirme ilkeleri, anlaşmazlıkların çözüm yöntemleri detaylı olarak açıklanmıştır.

Ekonomik büyüme ve istihdam yaratılmasını sağlamayı hedefleyen “bilgi toplumu” kavramı, 1994 yılından itibaren giderek önem kazanmaya başlamıştır. Bu tarihten itibaren, multimedyanın gelişimi amacıyla haberleşme yapılarının genel anlamda liberalizasyonuna da ağırlık verilmiştir. 1995 yılında bu alanda liberalizasyon sürecinin, sesli haberleşme cihazları hizmetlerinde izlenen doğrultuda ilerlemesi kararlaştırılmıştır.

Gerçek anlamda bir Avrupa haberleşme pazarının oluşmasını kolaylaştırmak amacıyla çeşitli girişimlerde bulunulmuştur. Mobil (tek Avrupa GSM standardı) ve uydu haberleşme standartlarının uyumlaştırılması ile dijital ağ entegre hizmetleri (integrated services digital network-ISDG) bu girişimler arasındadır. Bunun yanısıra Topluluk, Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu ve Avrupa Yatırım Bankası vasıtasıyla bilgi teknolojileri ile trans-Avrupa haberleşme ağlarının oluşturulmasına yönelik araştırma programlarını da finanse etmektedir.

Harcamaların Sınıflandırılması (Classification of Expenditure)

Avrupa Birliği harcamalarının temelini oluşturan ilkeler ve yapılacak harcama miktarının antlaşmalar, ikincil mevzuat, sözleşmeler, uluslararası antlaşmalar ve özel anlaşmalar çerçevesinde yasal olarak belirlendiği “zorunlu harcamalar” ile, bütçeden sorumlu yetkililerinin verilecek miktarı belirleme konusunda özgür olduğu “zorunlu olmayan harcamalar” arasındaki farkı tanımlamak için kullanılmaktadır. Harcamaların zorunlu olup olmadığı alanların belirlenmesi ise bütçe konusunda yetkili iki kurum olan AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu arasında ihtilaflara neden olmaktadır. Bunun nedeni ise Parlamento’nun yalnızca zorunlu olmayan harcamaların belirlenmesinde son sözü söyleme yetkisine sahip olmasıdır. Tarım harcamalarının zorunlu harcamalar kapsamında değerlendirilmesi nedeniyle, Topluluk bütçesinin %50’sini aşan bölümünün Parlamento’nun kontrolü dışında belirlendiği söylenebilir.

Hariçte İşleme Rejimi (Outward Processing Regime)

Hariçte işleme rejimi(*), serbest dolaşımdaki eşyanın işlenmek üzere geçici olarak Türkiye Gümrük Bölgesinden üçüncü ülkelere ihraç edilmesi ve işleme faaliyetleri sonrasında elde edilen işlenmiş ürüne tam veya kısmı muafiyet uygulanmak suretiyle tekrar serbest dolaşıma girmesidir.

Bu rejim kapsamında düzenlenen hariçte işleme izin belgesi, işlenmek üzere üçüncü ülkelere gönderilen malların Türkiye’ye tekrar ithali sırasında alınması gereken vergilerin, bu ürünlerin üretimi için yurtdışına gönderilen eşyanın aynı tarihte ithal edilmesi halinde uygulanacak gümrük vergilerine tekabül eden kısmına muafiyet uygulanmasını sağlar.

* 25.12.1995 tarihli ve 95/7617 sayılı kararla Resmi Gazete’de yayınlanarak belirlenmiştir.

Hassas Ürünler (Sensitive Products)

Gümrük Birliği kararının yürürlüğe giriş tarihinden itibaren beş yıl süre ile Türkiye tarafından üçüncü ülkelerden yapılan ihracatta Ortak Gümrük Tarifesi seviyelerinin üzerinde gümrük vergisi uygulanmasına izin verilen ve kapsamı 2/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararıyla belirlenen ürünlerdir. Söz konusu ürünler, bazı seramik ve porselen eşyalar ile mobilya, ayakkabı ve otomotiv sanayii ürünlerinden oluşmaktadır.

Katma Protokol’ün 19(2) Maddesi, 1967 yılı toplam ithalatının değer olarak %5’ini aşmayan bazı ürünlerde Türkiye’nin, 22 yıllık geçiş süresinin tamamlanması sonrasında da Ortak Gümrük Tarifesi üzerinde vergi hadlerine imkan tanımaktadır. Bu çerçevede belirlenen ve kısa vadede serbest rekabete dayanmaları güç görünen hassas ürünlerin seçiminde mevcut koruma düzeyi, istihdam düzeyi, rekabet sıkıntıları, ihracat seviyesi ve performansı, üretim teknolojisi vb. unsurlar göz önünde bulundurulmuştur.

Hassas ürün uygulaması bir takvim çerçevesinde gerçekleştirilmekte olup, bu ürünler için 1 Ocak 2001 itibariyle Ortak Gümrük Tarifesi geçerlidir.

Hayvan Hakları Politikası (Animal Welfare Policies)

Hayvan hakları ilk olarak Maastricht Antlaşması öncesinde toplanan bir hükümetlerarası konferansta ele alınmış ve Antlaşma ekinde bu konuyla ilgili bir bildiri oluşturulmuştur. AB kurumları, bu tarihten itibaren Ortak Tarım Politikası, taşımacılık, iç pazar ve araştırma alanlarında Topluluk müktesebatının hazırlanması ve uygulanması aşamasında bu hususu da dikkate almaktadır. Avrupa Parlamentosu ve bazı üye devletler, hayvan haklarının Kurucu Antlaşmalara dahil edilmesini böylelikle uygulanmalarının zorunlu olmasını istemektedirler.

Amsterdam Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte, Avrupa Topluluğu’nu kuran Antlaşma’ya Topluluk kurumları ile üye ülkelerin hayvanlara ilişkin yükümlülüklerini belirleyen bir Protokol eklenecektir.

Hazırlık Dönemi (Preparatory Stage)

Ankara Anlaşması, Türkiye-AET Ortaklığının tamamlanması için üç aşama öngörmüştür: Hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve son dönem. Anlaşma hükümlerine göre hazırlık döneminde Türkiye, geçiş dönemi ve son dönem boyunca kendisine düşecek yükümlülükleri üstlenebilmek için Topluluğun yardımı ile ekonomisini güçlendirecektir.

Hazırlık döneminin süresi beş yıl olarak saptanmıştır. Bu süre içinde Topluluk Türkiye’nin bazı geleneksel ihraç ürünlerine (tütün, kuru üzüm, kuru incir, fındık ve bazı meyva ve sebzeler) sürüm kolaylıkları tanımış, ayrıca I. Malî Protokol çerçevesinde 170 milyon h.b. (hesap birimi) kredi açmıştır.

Hazırlık dönemi 1 Aralık 1964’te başlamış ve Katma Protokol’un yürürlüğe girmesiyle 1 Ocak 1973’te son bulmuştur.

Helsinki Zirvesi (Helsinki European Council/Helsinki Summit)

10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki’de AB üye ülkeleri devlet ve hükümet başkanlarının katılımı ile gerçekleştirilen Zirve’de genişleme, AB kurumlarının etkinliğinin artırılması, ortak güvenlik ve savunma politikasının güçlendirilmesi, rekabetçi ve istihdam yaratan bir Avrupa ekonomisinin oluşturulması konularında önemli kararlar alınmıştır. Genişleme süreci çerçevesinde Avrupa Konseyi, Zirve’de Bulgaristan, Romanya, Slovakya, Letonya, Litvanya ve Malta ile katılım müzakerelerinin başlatılmasını kararlaştırmış ve Türkiye’nin diğer aday ülkelerle eşit koşullar altında AB üyeliğine aday olduğunu ifade etmiştir. Helsinki Zirvesi’nde alınan bir diğer önemli karar ise 2003 yılına kadar Petersberg görevlerini yürütecek bir Acil Müdahele Gücü’nün oluşturulmasıdır.

Hesap Birimi (European Unit of Account)

Bkz. Euro

Hile İle Mücadele Politikaları (Fight Against Fraud)

Hile ile mücadele konusunda Topluluğun hukuki dayanaklarını iki madde oluşturmaktadır. Bunlar uluslararası hile ile mücadeleyi düzenleyen K.1 (5) maddesiyle (aynı maddenin 7, 8, 9. noktaları kapsamına girmeyen hallerde), Topluluğun mali çıkarlarına zarar veren hile ile mücadele için alınacak önlemlerin koordinasyonunu düzenleyen 209 A maddesidir.

26 Temmuz 1995 tarihinde, Topluluğun mali çıkarlarının korunmasına yönelik olarak Maastricht Antlaşması’nın üçüncü temeline dayalı bir sözleşme imzalanmıştır. Bu sözleşme, Topluluğun mali çıkarlarına zarar veren hile konusunun tüm üye ülkelerin ulusal ceza mevzuatlarında yer almasını öngörmektedir. Hile konusuyla ilgili çalışmalar, AB Komisyonu bünyesinde faaliyet gösteren bağımsız bir birim olan hile ile mücadele birimi (fraud prevention task force-UCLAF) tarafından yürütülmektedir.

Konuya yasal dayanak oluşturan iki farklı Antlaşma maddesinin varlığına ve üye ülkelere bu alanda yükümlülükler getiren sözleşmelerin mevcudiyetine karşın hile ile mücadele politikasının etkin bir biçimde işlediği söylenemez. Bu nedenle Amsterdam Antlaşması’yla iki yasal dayanağın da tadil edilmesi öngörülmüştür.

Antlaşma, yolsuzluk ve hile ile mücadele amacıyla “üye ülkelerin polis, güvenlik yetkilileri ve diğer yetkin otoriteleri arasında doğrudan ya da Europol aracılığıyla daha sıkı işbirliği” geliştirilmesi çağrısında bulunmaktadır (Yeni VI Bölümü’nün K.1 Maddesi). Ayrıca AT Kurucu Antlaşması’nın 209A Maddesi’nin de kapsamı genişletilmektedir. Amsterdam Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinin ardından AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu, Sayıştay’a danıştıktan sonra ortak karar yöntemiyle Topluluğun mali çıkarlarını etkileyecek alanlarda hilenin engellenmesine yönelik tedbirler geliştirebilmektedir.

Hizmetlerin Serbest Dolaşımı (Free Movement of Services)

Roma Antlaşması, mallar, hizmetler, kişiler ve sermayenin üye ülkeler arasında serbest dolaşımı üzerine kurulu bir Ortak Pazar düşüncesini temel almaktadır. Bu çerçevede, bir üye ülkede hizmet sunabilen üye ülke vatandaşları, diğer üye devletlerde de hizmet sunma hakkına sahiptir. Bu hakkın kapsamı, gerektiğinde üçüncü ülke vatandaşlarını da içerecek biçimde genişletilebilir.

Antlaşma’nın 60. Maddesi’nde bu alanda ilgili sektörlerin, sanayi, ticaret, serbest meslek ve zanaat sektörleri olduğu belirtilerek, ulaştırma, bankacılık ve sigorta alanında hizmetlerin öncelikli sayıldığına dikkat çekilmektedir. Hizmetlerin serbest dolaşımını sağlamak amacıyla üye ülkelerin, diğer üye devletlerin vatandaşlarının bu ülkelerde hizmet sunmasını engelleyecek tüm yasal engelleri kaldırması zorunlu kılınmıştır. 1980’li yılların sonunda bir ülkede geçerli olan diploma vb. belgelerin, diğer üye ülkelerde de karşılıklı olarak tanınması kararı alınmasıyla birlikte, hizmetlerin serbest dolaşımı önündeki son engeller de kaldırılmıştır.

Türkiye ile AET Ortaklığının temelini oluşturan Ankara Anlaşması’nın 14. Maddesi, taraflar arasında hizmetlerin serbest dolaşımı ilkesinin kabul edildiğini göstermektedir. Katma Protokol’un 41. Maddesi de konuya değinmektedir.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında hizmetler ve kamu alımlarının serbestleştirilmesine yönelik bir anlaşma imzalanması için müzakereler başlatılması, Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’nin 11 Nisan 2000 tarihli toplantısında kararlaştırılmış, bu çerçevede, AB Komisyonu tarafından hazırlanan taslak üzerinde, 17 Ekim 2000’de hizmetler, 18 Ekim 2000’de ise kamu alımları konularında birinci tur müzakereler yapılmıştır. İkinci tur müzakereler 18-19 Ocak 2001 tarihlerinde Brüksel’de, üçüncü tur müzakereler 14 Aralık 2001 tarihinde Ankara’da yapılmıştır. Müzakerelerde Türkiye serbestleşmenin adaylık perspektifi çerçevesinde gerçekleştirilmesini ve yükümlülüklerin üstelenmesinde Türkiye ile AB arasında ekonomik gelişmişlik farkını dikkate alan esnek bir tutum benimsenmesini savunmuştur.

Hükümetlerarası Konferans-HAK (Intergovernmental Conference-IGC)

Hükümetlerarası Konferans (HAK), Kurucu Antlaşmalar’da değişiklikler gerçekleştirmek amacıyla üye ülke hükümetlerinin biraraya gelerek müzakerelerde bulunması sürecine verilen isimdir. Günümüze dek kurumsal ve yasal yapı, ya da Kurucu Antlaşmaların içeriğindeki değişikliklerin tümü hükümetlerarası konferanslar neticesinde belirlenmiştir (ör: Avrupa Tek Senedi ve Avrupa Birliği’ni kuran Maastricht Antlaşması). Bu nedenle Avrupa entegrasyonu açısından HAK’ın büyük önemi vardır.

Avrupa Topluluğu tarihinde yedi hükümetlerarası konferans gerçekleştirilmiş, bunların son beş tanesi 1985’ten sonra düzenlenmiştir. Altıncı HAK 29 Mart 1996 tarihinde başlamış ve 16-17 Haziran 1997’de gerçekleştirilen Amsterdam Zirvesi’nde Amsterdam Antlaşması’nın kabulüyle sona ermiştir. Yedinci HAK, genişleme sürecinde AB’nin gerçekleştirmesi gereken kurumsal reformları ele almak üzere 15 Şubat 2000 tarihinde başlamış ve Nice Zirvesi’nde Nice Antlaşması’nın kabul edilmesi ile sonuçlanmıştır. Bu süreç içerisinde HAK dışişleri bakanları düzeyinde ayda bir kez toplanmıştır. Hazırlık çalışmaları ise her üye devletin dışişleri bakanlarının birer temsilcisi ile kurumsal düzenlemelerden sorumlu bir Komisyon üyesinin oluşturduğu bir grup tarafından yapılmıştır. Uygulamada gerekli düzenlemeler ise Konsey Genel Sekreterliği’nce gerçekleştirilmiştir. Konferans süresince Avrupa Parlamentosu, müzakereler çerçevesinde kaydedilen gelişmelerden sürekli haberdar olmuş ve gerekli gördüğü taktirde tartışılan tüm alanlarda fikir beyan edebilmiştir. Nice Zirvesi ile sonuçlandırılamayan kurumsal reformların tamamlanması için 2004 yılında yeni bir HAK düzenlenmesi kararlaştırılmıştır.

INTEREG (INTERREG)

Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu (FEDER) çerçevesinde Avrupa Birliği bölgeleri arasındaki işbirliğini güçlendirmeye yönelik olarak başlatılmış, 4,8 milyar Euro bütçesi olan ve hibe yardımlarından oluşan bir girişimdir. 1990 yılında uygulanmaya başlanan INTERREG Programı’nın üçüncü aşaması olan INTERREG III, 2000-2006 dönemini kapsamaktadır.

INTERREG, içinde bulunduğu üçüncü aşamada, sınır ötesi, ulus ötesi ve bölgeler arası işbirliğini güçlendirip söz konusu bölgelerin kalkınmasına katkıda bulunarak AB içinde ekonomik ve sosyal uyumu sağlamayı hedeflemektedir. Bu çerçevede, merkeze uzak bölgeler, AB’nin dış sınırlarındaki bölgeler ve aday ülkelerle işbirliğinin geliştirilmesine ağırlık verilmektedir. INTERREG III Programı genel hedefler çerçevesinde üç ana kanada ayrılmaktadır.

A Kanadı’nın hedefi, sınır ötesi işbirliğini artırmak ve AB’nin iç ve dış sınır bölgelerinde tecritten kaynaklanan sorunların çözümüne yardımcı olmaktır. Bu çerçevede kırsal kalkınma, KOBİ’ler, eğitim, iletişim, sağlık ve altyapı gibi alanlara destek verilerek sosyal ve ekonomik gelişimin sağlanması amaçlanmaktadır.

B Kanadı’nın amacı ulus ötesi işbirliğini artırmaktır. Bu çerçevede, ulus ötesi düzeyde yerel, bölgesel ve ulusal birimler arasında işbirliğinin sağlanması, iletişim ve ulaştırma altyapılarının güçlendirilmesi ve sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi hedeflenmektedir.

C Kanadı, bölgeler arası işbirliğini geliştirmeyi hedeflemektedir. Bu çerçevede, ilgili üçüncü ülkelerle AB arasında, A ve B kanadında belirtilen önceliklere uygun olarak, bölgeler arasında işbirliği ağlarının kurulması amaçlanmaktadır.

Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı ile Mücadele Politikaları (Fight Against Racism and Xenophobia)

Irkçılık ve yabancı düşmanlığı ile mücadele konusuna ilişkin yasal bir düzenleme olmamasına karşın, Topluluk kurumları, sosyal politika çerçevesinde konuya ilişkin bazı önlemler geliştirilmesini sağlamışlardır. Bu çerçevede Konsey’in bir tavsiye kararına dayanarak 1997 yılı, “Avrupa ırkçılıkla mücadele yılı” olarak ilan edilmiş, uygulamada gerçekleştirilecek faaliyetler ise üye ülkelerin inisiyatiflerine bırakılmıştır.

Amsterdam Antlaşması, ırkçılık ve yabancı düşmanlığını Maastricht Antlaşması’nın K.1 Maddesi (yeni VI Bölümü) kapsamında ele alınan konular arasına dahil etmek suretiyle bir yasal çerçeve sağlamıştır. Bu sayede konuya ilişkin bir Topluluk politikası oluşturulabilecektir.

ISPA (Katılım Öncesi Yapısal Politikalar Aracı) (Instrument for Structural Policies for Pre-Accession)

ISPA (Katılım Öncesi Yapısal Politikalar Aracı), AB adayı Merkez ve Doğu Avrupa ülkelerine (Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Estonya, Litvanya, Letonya, Romanya, Bulgaristan) adaylık sürecinde mali destek sağlamaya yönelik bir programdır. 1999 yılında kurulan ve 2000 yılında faaliyete geçen program kapsamında 2000-2006 döneminde AB adayı MDAÜ’lere çevre ve ulaştırma alanlarında kullanılmak üzere her yıl 1,04 milyar Euro hibe yardımı yapılması öngörülmüştür.

Çevre konusunda aday ülkelerin AB mevzuatına uyum sağlamasını ve AB standartlarına erişmesini hedefleyen ISPA kapsamında çevrenin korunması, çevre kalitesinin iyileştirilmesi, çevre sağlığı ve doğal kaynakların korunması öncelikli alan olarak belirlenmiştir.

Ulaşım alanında ise aday ülkelerin altyapılarının iyileştirilerek, AB ulaşım ağlarına bağlanması öngörülmektedir. Aday ülkelerin trans-Avrupa kara ulaşım ve demiryolu ağları ile bağlantılarının ve ulusal ağlar arasındaki ara bağlantıları sağlayacak projeler finanse edilmektedir. Ayrıca ISPA kapsamındaki mali yardımın bir bölümü hazırlık çalışmaları ile teknik yardım konularına ayrılmaktadır.

İç Pazar (Internal Market)

AB üyesi ülkeler arasındaki ekonomik faaliyetler ile AB’nin diğer ülkeler ile olan dış ticaretini ayırmak için kullanılan bir terimdir. Mallar, hizmetler, kişiler ve sermayenin serbest dolaşımının tam olarak sağlanması için Avrupa Tek Senedi ile başlatılan süreç sonucunda 1992 yılı sonunda Tek Pazar kurulmuştur. Ancak İç Pazar terimi halen kullanılmaktadır.

İçtihat Hukuku (Case Law)

Genel olarak yargı organlarının verdiği kararlara “içtihat”, mahkeme kararlarının oluşturduğu hukuk ilkelerinin tümüne ise “içtihat hukuku” adı verilmektedir. Kıta Avrupası hukuk sisteminde kapsamlı kanunlar önem taşımaktadır, Anglo-Sakson hukuku ise içtihat hukuku üzerine kuruludur. Bu ülkelerde hukuki uyuşmazlık durumunda görüş bildirebilmek için, aynı veya benzer durumlarda yargı organlarının daha önce ne şekilde karar verdikleri araştırılır ve o kararlarda belirtilen ilkelere göre uyuşmazlık çözümlenir.

Avrupa Birliği hukukunda da Adalet Divanı’nın içtihatları büyük önem taşımaktadır. Adalet Divanı’nın verdiği kararlar, 1952 yılından itibaren AKÇT, 1958’den itibaren AET ve EURATOM için olmak üzere, uzun yıllar süresince anlaşmazlıkların çözümünü sağlamış, aynı zamanda kapsamlı bir Topluluk içtihat hukuku oluşmasıyla sonuçlanmıştır. Adalet Divanı kararları genellikle gerekçeleri kapsayan bölüm (motif) ve kararın hüküm bölümünden (dispositif) oluşur. Taraflar açısından verilen kararın hüküm bölümü, uyuşmazlıklara getirilen çözümü ortaya koyması açısından önemlidir. Bu bölüm, aynı taraflarca aynı konuda Adalet Divanı’na getirilecek davada bağlayıcı hüküm teşkil ederken, diğer benzer davalar için de emsal oluşturur.

Adalet Divanı’nın içtihat hukuku, Türkiye-AT Ortaklığı açısından da önemlidir. Gümrük Birliği’nin tamamlanmasıyla sonuçlanan 1/95 sayılı ve 6 Mart 1995 tarihli Ortaklık Konseyi kararının “yorum” maddesinde, Gümrük Birliği’ne ilişkin olarak kararların Adalet Divanı’nın ilgili kararlarına uygun olarak yorumlanacağı belirtilmektedir.

İhracatta Vergi İadesi (Export Tax Refund)

Üretim ya da satış sırasında alınan vergilerin, ürünlerin ihraç edilmesi durumunda geri ödenmesidir. Ürünlerin dış rekabet gücünü artırmak amacıyla uygulanan ihracatta vergi iadesi, bir tür ihracat teşviği olarak değerlendirilebilir.

Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği çerçevesinde ihracatta vergi iadesi verilmesine, ancak alınması gereken bu önlemlerin Ortaklık Konseyi’nce önceden sınırlı bir süre için onaylanmış olması halinde izin verilir (Katma Protokol 45. Madde).

İkincil Mevzuat (Secondary Legislation)

Topluluk hukuku genel olarak iki ana başlık altında incelenmektedir: birincil mevzuat ve ikincil mevzuat. İkincil mevzuat AB kurumlarının çıkardıkları düzenlemelerden (yönerge, tüzük, karar vb.) oluşmaktadır.

İlerleme Raporu (Progress Report/Regular Report)

AB’ye katılım sürecinde Komisyon, aday ülkelerin Kopenhag kriterlerini karşılama yönünde kaydettikleri ilerlemeleri düzenli olarak izlemekte ve gelişmeleri her yıl hazırladığı ve “İlerleme Raporu” adı verilen raporlarla ortaya koymaktadır. AB Komisyonu her aday ülke için 1998 yılından itibaren İlerleme Raporu hazırlamaktadır.

İlerleme Raporları, aday ülkelerin üyelik yönünde göstermiş oldukları gelişimlere ilişkin olarak sundukları bilgilere, Parlamento rapor ve kararları ile başta Avrupa Konseyi, AGİT ve uluslararası finans kuruluşları olmak üzere uluslararası örgütler ile sivil toplum örgütlerinin değerlendirmelerine dayanmaktadır. Bütün bu değerlendirmeler ışığında Komisyon, aday ülkenin Kopenhag kriterlerini karşılayıp karşılamadığını tespit etmekte ve aday ülkeyle katılım müzakereleri açılıp açılmamasına ilişkin görüşünü Konsey’e iletmektedir. Müzakerelerin açılmasından sonra Komisyon İlerleme Raporlarını hazırlamayı sürdürmektedir. İlerleme raporları Kopenhag kriterleri çerçevesinde siyasi kriterler, ekonomik kriterler ve üyelik yükümlülüklerini üstlenebilme yeteneği olarak üç temel bölüm içermektedir. Aday ülkeler ile katılım müzakerelerinin başlatılması ve aday ülkenin Birliğe katılımının sağlanması kararlarında Komisyon’un hazırladığı ilerleme raporları kilit rol oynamaktadır.

İnisiyatif Hakkı (Right of Initiative)

Kurucu Antlaşmalar ile genel çıkarların koruyucusu olan Komisyon’un bu görevlerini yerine getirebilmesi için kendisine inisiyatif hakkı tanınmıştır. Bu hak çerçevesinde Komisyon’un, Kurucu Antlaşmalar kapsamında yer alan konularda öneriler sunma görevi ve yetkisi bulunmaktadır. Bu tavsiyeler, Antlaşmalar’da açıkça belirtilen alanlarda ya da Komisyon’un gerekli gördüğü durumlarda alınabilir. Bu çerçevede:

  • Topluluğu ilgilendiren konularda (Topluluk metoduna ilişkin konularda), tüm inisiyatifler için bütünleştirilmiş bir çerçeve oluşturulması amacıyla, inisiyatif hakkı tektir (exlusive). Buna göre Konsey, “yalnızca Komisyon’un önerisi üzerine” bir karar alabilir.
  • Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası kapsamında ise Komisyon’un yanısıra üye ülkeler de önerilerde bulunabilir. Adalet ve İçişlerine ilişkin bazı konularda ise Komisyon’un öneri sunma hakkı yoktur.

İnisiyatif hakkı, Topluluğun kurumsal dengesinde temel unsurlardan biridir. Amsterdam Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte Komisyon’un inisiyatif hakkı yeni politikalar (sağlık ve istihdam); kişilerin serbest dolaşımına ilişkin konular ile üçüncü sütunu (Adalet ve İçişleri) da kapsayacak biçimde genişletilmiştir. Üçüncü sütun konusunda Komisyon bu hakkı, Antlaşma’nın yürürlüğe girmesinden sonraki ilk beş yıl süresince üye ülkelerle paylaşacak, bu süre sonunda inisiyatif hakkı yalnızca Komisyon’a devredilecektir.

İnsan Hakları (Human Rights)

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan ilkeler, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın içtihat hukuku kapsamında da yer almaktadır. İnsan haklarına saygı konusu, üye ülkeler tarafından 1986 Tek Senet önsözünde onaylanmış ve daha sonra Avrupa Birliği’ni kuran Antlaşma’nın F maddesiyle bütünleştirilmiştir. Bu madde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile AB üyesi devletlerin ortak anayasal geleneklerine dayanmaktadır.

Temel haklara saygı Amsterdam Antlaşması ile daha da güçlendirilmiştir. Antlaşma, Adalet Divanı’nın insan hakları konusundaki yasal yetkisini AB kurumlarının faaliyetleri çerçevesinde F maddesine dayalı olarak genişletmiştir. Ayrıca yeni oluşturulan askıya alma hükmü ile AB üyesi ülkelerin Birliğin temelini oluşturan ilkeleri ihlal etmeleri durumunda alınacak önlemler belirlenmiştir. 7 Aralık 2000 tarihinde Nice Zirvesi’nde açıklanan AB Temel Haklar Şartı ile Avrupa vatandaşlarının ve AB’de ikamet eden herkesin temel hak ve özgürlükleri belirlenmiştir.

İstihdam Komitesi (Employment Committee)

Amsterdam Antlaşması ile kurulan İstihdam Komitesi her üye ülkeden iki temsilci ile iki Komisyon temsilcisinden oluşmaktadır. Komite, istihdam ve işgücü piyasası alanlarında Konsey’in çalışmalarına destek olmaktadır. Özellikle Topluluk üyesi ülkelerde istihdam eğilimleri ile ve üye ülkelerin istihdam ve işgücü piyasalarına ilişkin politikalarının izlenmesi görevlerini üstlenen Komite, üye ülkeler ile Komisyon arasındaki görüş alışverişini kolaylaştırmaktadır. Komite ayrıca bu sorunlara ilişkin raporlar hazırlayarak öneriler sunmaktadır.

İstihdam Politikası (Employment Policy)

AB ülkelerinde işsizliğin yüksek boyutlarda seyrettiği göz önünde bulundurulduğunda istihdam, AB’nin temel sorunlarından biridir (halihazırda AB düzeyinde işsizlik oranı %8 düzeyindedir). Bu nedenle ilk kez Komisyon’un 1993 yılında hazırladığı Büyüme, Rekabet Gücü ve İstihdam konulu Beyaz Kitabı takiben Essen Zirvesi’nde (9-10 Aralık 1994), istihdamın artırılması için beş öncelikli alan belirlenmiştir:

  • Mesleki eğitim alanında yatırımın artırılması yoluyla istihdam olanaklarının iyileştirilmesi;
  • İstihdamı artırmaya yönelik büyüme sağlanması;
  • Ücrete dayalı olmayan işgücü maliyetlerinin azaltılması;
  • İşgücü piyasalarına ilişkin politikaların etkinliğinin artırılması;
  • Toplumun istihdamdan özellikle zarar gören kesimlerine yardımın artırılması.

21 Kasım 1997 tarihinde AB düzeyinde ilk kez istihdama ilişkin bir olağanüstü zirve düzenlenmiştir. İstihdam edilebilirlik, girişimcilik, uyum sağlama yeteneği ve fırsat eşitliğinin odak noktasını oluşturduğu Zirve’de, her yıl istihdamı artırmaya yönelik yönlendirici ilkeler hazırlanması ve üye ülkelerin bu doğrultuda hazırladıkları eylem planları ile bu planların ne şekilde hayata geçirildiğine ilişkin faaliyet raporlarını sunmaları kararlaştırılmıştır. Bu çerçevede ilk eylem planları ile faaliyet raporları 1998 yılı içerisinde sunulmuştur. Haziran 1999 tarihinde yapılan Köln Zirvesi’nde Avrupa İstihdam Paktı kabul edilmiş, Lizbon ve Stockholm Zirveleri’nde istihdamın artırılmasına yönelik hedefler belirlenmiştir.

Amsterdam Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte istihdam, Avrupa Birliği’nin hedefleri arasına alınmış ve AB’yi kuran Antlaşma’ya istihdama ilişkin yeni bir bölüm eklenmiştir.

İstikrar ve Büyüme Paktı (Stability and Growth Pact)

İstikrar ve Büyüme Paktı, Ekonomik ve Parasal Birliğin (EPB) 1 Ocak 1999 tarihinden itibaren başlayan üçüncü aşamasıyla bağlantılıdır. Paktın amacı, tek paraya geçilmesiyle birlikte üye ülkelerin bütçe disiplini yönünde gösterdikleri çabaları sürdürmelerini sağlamaktır.

İstikrar ve Büyüme Paktı esasen biri 17 Haziran 1997, diğeri ise 7 Temmuz 1997 tarihli iki Konsey tüzüğünden (bir tanesi bütçe pozisyonlarının denetimi ve ekonomi politikalarının koordinasyonu, diğeri ise yüksek düzeyde bütçe açığının engellenmesi prosedürünün uygulanmasına yöneliktir) oluşmaktadır. Orta vadede üye devletler, dengeli ya da dengeliye yakın bütçe hedefine ulaşmak ve 1 Mart 1999 tarihine dek Komisyon ve Konsey’e yılda bir güncelleştirilmesi öngörülen bir istikrar programı sunmayı taahhüt etmişlerdir. Bu çerçevede ülkelerin sunduğu raporlar Komisyon tarafından değerlendirilmektedir. Buna paralel olarak EPB’nin üçüncü aşamasına katılmayan üye devletlerin, bir uyum programı sunması gerekmektedir.

İstikrar ve Büyüme Paktı, yüksek seviyeli bütçe açığını engellemek için gerekli önlemleri almayan katılımcı üye ülkelere yaptırım uygulanması için Konsey’e yetki vermektedir. İlk etapta söz konusu yaptırım, Topluluğa verilecek bir vadesiz mevduat (non-interest-bearing deposit) şeklinde olacaktır. Ancak aşırı bütçe açığının iki yıl zarfında kapatılmaması durumunda bu ödeme para cezasına çevrilecektir.

İstisnadan Yararlanma Hükmü (Opt-out Provision)

İstisnadan yararlanma kavramı, Topluluk düzeyinde işbirliği gerektiren belirli bir alanda diğer ülkelerle aynı görüşte olmayan bir ülkenin veto kullanarak işbirliğini tümüyle bloke etmesini önlemek amacıyla, yalnızca sözkonusu ülkeyi işbirliğinin dışında bırakmak suretiyle uygulanan bir modeli ifade etmektedir. İngiltere’nin Ekonomik ve Parasal Birliğin üçüncü aşamasına katılmama kararı, aynı şekilde EPB ile ilgili olarak ve savunma ve Avrupa vatandaşlığı konularında Danimarka’nın çekinceleri bu yönteme ilişkin uygulamalara örnektir. Bu uygulamalar, özellikle Hükümetlerarası Konferans kapsamında sık sık gündeme gelen ve halen tartışma konusu olan “esneklik” kavramına ilişkin önemli uygulama örnekleridir.

İşbirliği (Maastricht Antlaşması Madde 189C’de Öngörülen Yöntem) (Cooperation Procedure (Article 189 C of the Maastricht Treaty))

İşbirliği yöntemi (Madde 189 C’de öngörülen yöntem) Avrupa Tek Senedi ile kurulmuştur. Bu sistem Avrupa Parlamentosu’na, Komisyon’un yasa önerilerini “ikinci kez değerlendirmek” suretiyle yasama sürecini etkilemekte daha büyük bir imkân vermiştir. Avrupa Birliği Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinden sonra bu yöntem, özellikle şu alanlarda uygulanmaktadır: ulaştırma, ayırımcılık yapmama, Avrupa Merkez Bankası ve üye devletler Merkez Bankalarınca verilen krediler, Sosyal Fon, mesleki eğitim, Trans-Avrupa ağları, ekonomik ve sosyal uyum, araştırma, çevre, kalkınmada işbirliği, güvenlik ve işçilerin sağlığı, sosyal politika v.b.

Karar almanın basitleştirilmesiyle ilgili olarak Hükümetlerarası Konferansta yer alan görüşmelerde 189 C maddesinin kaldırılması ya da uygulama alanının daraltılması öngörülmüştür. Bu çerçevede Amsterdam Antlaşması’yla getirilen değişikliklerle işbirliği yönteminin kapsamı oldukça daraltılmış ve birçok alanda ortak karar yöntemine göre karar alınma imkanı doğmuştur. Yalnızca EPB’ye ilişkin bazı konularda işbirliği yöntemi kullanılabilecektir.

İşbirliği Yöntemi şeması için tıklayınız.

İşlenmiş Tarım Ürünü (Processed Agricultural Goods)

Genel anlamıyla işlenmiş tarım ürünleri, temel tarım ürünlerinin belirli bir sanayi işleminden geçirilmesi sonucu elde edilen ürünlerdir. AB-Türkiye arasındaki Gümrük Birliği çerçevesinde işlenmiş tarım ürünleri, ilk işleme safhasından daha ileri düzeyde işleme tabi tutulmuş ve muhtevasında temel tarım ürünleri olarak nitelendirilen hububat, süt ve şekerin yer aldığı ürünler olarak tanımlanmaktadır.

AB ile Türkiye arasında 1 Ocak 1996 tarihinde tamamlanan Gümrük Birliği tarım ürünlerini kapsamamakta, ancak işlenmiş tarım ürünleri içerdikleri sanayi payı nedeniyle Gümrük Birliği kapsamında yer almaktadır. 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın 17.-23. Maddeleri arasında ele alınan bu ürünlerin, sanayi ve tarım payları ayrı ayrı değerlendirilerek hesaplanmaktadır. Gümrük Birliği’nin tamamlanmasıyla bu ürünlerin sanayi payındaki koruma oranı karşılıklı olarak sıfırlanmıştır. Ancak Gümrük Birliği’nin tarım ürünlerini kapsamaması nedeniyle, bu ürünlerin tarım payının sıfırlanması söz konusu değildir.

İşletmeler Politikası (Enterprise Policy)

Avrupa Birliği’nin işletmelere yönelik politikaları girişimciliğin, yenilikçiliğin ve değişimin desteklenmesini, İç Pazarın etkinliğinin artırılmasını ve Avrupa’nın rekabetçiliğinin güçlendirilmesini hedeflemektedir. Bu hedeflerin sağlanmasına yönelik olarak Ocak 2000 tarihinde Avrupa Komisyonu bünyesinde yeni bir Genel Müdürlük (DG) kurulmuş, eski Sanayi ve KOBİ Genel Müdürlükleri ile Bilgi Toplumu Genel Müdürlüğü’nün yenilikçilik alanındaki faaliyetleri yeni Genel Müdürlük tarafından yürütülmeye başlanmıştır.

Avrupa Birliği işletmeler politikası kapsamında 2001-2005 dönemi için İşletmeler ve Girişimcilik Çok Yıllı Programı’nı kabul etmiştir. 450 milyon Euro tutarında bütçesi olan program ile özellikle küçük ve orta boy işletmelerin rekabet gücünün artırılması, finansman sorunlarının çözümlenmesi, büyümelerinin desteklenmesi, idari ve yasal yapıların basitleştirilmesi, AR-GE faaliyetlerinin yoğunlaştırılması, girişimciliğin desteklenmesi, Avrupa işletmelerinin AB programlarına ve ağlarına katılımının artırılması ve destek hizmetlerinden faydalanması amaçlanmaktadır. İşletmeler ve Girişimcilik Programı tüm aday ülkelerin katılımına açıktır.

Türkiye’nin programa katılımına ilişkin Mutabakat Zaptı, 23 Ekim 2002 tarihinde Brüksel’de imzalanmış ve 6 Ocak 2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Mutabakat Zaptı, Çok Yıllı Programa katılım koşullarını ve ödenecek katkı payını karara bağlamaktadır. Çok Yıllı Programın yürütülmesinde Ulusal Koordinatörlük görevini KOSGEB-Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı üstlenmiştir. İşletmeler ve Girişimcilik Çok Yıllı Programı kapsamında Türkiye’de 12 adet Avrupa Bilgi Merkezi kurulması öngörülmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir