Güncel Yazılar

AB (j-k)

Jean Monnet Projesi (Jean Monnet Project)

Jean Monnet programı, Avrupa entegrasyon sürecine ilişkin eğitim programlarını desteklemek amacıyla oluşturulmuştur ve AB Komisyonu tarafından yürütülmektedir. Proje çerçevesinde üniversitelerde AB hukuku, ekonomisi, siyaseti ve tarihi konularında Avrupa çalışmaları merkezleri, kürsüler, modüller ve kursların açılması, AB içinde ve dışında yüksek öğrenim kurumları oluşturulması çalışmaları mali yönden desteklenmektedir. 1990 yılından itibaren AB ülkelerinde 2319 proje program kapsamında desteklenmiş, 47 Avrupa mükemmeliyet merkezi, 491 Jean Monnet kürsüsü, 800 kurs ve 461 modül kurulmuştur. 2001 yılında Avrupa bütünleşmesi ile ilgili akademik çalışmaların ve uzmanlığın desteklenmesi amacıyla program aday ülkelerin katılımına açılmış, Türk üniversiteleri ve akademisyenleri programdan faydalanmaya başlamıştır.

Kadınla Erkeğe Eşit Muamele (Equal Treatment for Men and Women)

1957 yılında Roma Antlaşması’nda, eşit iş için kadın ve erkeğe eşit ücret ödenmesi ilkesi benimsenmiştir. İş yerinde her türlü ayırımcılığın engellenmesi amacıyla bu ilkenin kapsamı, 1975 yılından bu yana istihdam, mesleki eğitim ve mesleğin geliştirilmesi, iş koşulları gibi alanlarda düzenlenen bir dizi yönerge ile genişletilmiştir. Bu gelişmeleri takiben sosyal güvenlik ile yasal ve mesleki düzenlemeler de bu kapsama dahil edilmiştir.

Amsterdam Antlaşması, yalnızca eşit ücreti kapsayan Madde 119’u destekleyici bazı düzenlemeler öngörmüştür. Bu çerçevede kadın erkek eşitliğinin sağlanmasının desteklenmesi, Avrupa Topluluğu’nu kuran Antlaşma’nın 2. Maddesi’ne eklenmiştir.

Kalite (Quality)

İnsan sağlığı ve emniyetinin, hayvan ve bitki varlığı ile çevrenin korunması veya tüketicinin doğru bilgilendirilmesi gibi kriterler göz önünde bulundurularak, bir ürün ya da hizmetin varolan ya da olabilecek ihtiyaçları karşılama potansiyeline dayalı özelliklerinin toplamıdır. Ürünlerin kalitesini belirli kriterlere bağlamak için zaman içerisinde kalite standartları geliştirilmiştir.

AB ile Türkiye arasında Gümrük Birliği’nin tamamlanmasıyla sonuçlanan 6 Mart 1995 tarihli ve 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararının 8. Maddesi’nde tarafların kalite, standardizasyon, belgelendirme, akreditasyon vb. alanlarda işbirliği içerisinde bulunmalarının önemine dikkat çekilmektedir.

Kamu Sağlığı (Public Health)

Kamu sağlığı, Roma Antlaşması’na Maastricht Antlaşması ile eklenen Madde 129’da ele alınmaktadır. Söz konu madde, Topluluk faaliyetlerinin uyuşturucu bağımlılığı dahil olmak üzere hastalıkların, sebepleri ve yayılma yollarını bulmaya yönelik araştırmaların teşvik edilmesi vasıtasıyla engellenmesi, sağlık konusunda bilgi ve eğitimin artırılmasını konu almaktadır. Amsterdam Antlaşması, tüm Topluluk politikaları ve eylemlerinin tanımı ve uygulanmasında insan sağlığının korunmasının göz önünde bulundurulması yoluyla, söz konusu madde kapsamında yer alan hedeflerin güçlendirilmesini öngörmektedir.

Madde 129 kapsamında yer alan hedeflerin hayata geçirilebilmesi, üye ülkelerin bu alandaki faaliyetlerini tamamlayıcı Topluluk düzeyinde bazı önlemler gerektirebilir. Ancak yetki ikamesi (subsidiarité) ilkesine bağlı olarak, bu alanda öncelikle üye ülkeler arasında işbirliğinin desteklenmesine yönelik önlemlerin alınması esastır.

Kamu sağlığına ilişkin kurumsal düzenlemeler çerçevesinde ise Konsey, ortak karar yöntemi temelinde teşvik önlemleri kabul eder, ancak tavsiye kararları Komisyon önerisi üzerine nitelikli çoğunlukla alınır. Amsterdam Antlaşması ortak karar yöntemi kapsamında yer alan eylemlerin kapsamını, yüksek kalite standartları, hayvan ve bitki sağlığı ile insan kaynaklı organlar ve maddelerin (substances of human origin) güvenliğine yönelik tedbirleri içerecek biçimde genişletmektedir.

Karar ve Çerçeve Karar (Avrupa Birliği’ni Kuran Antlaşma’nın VI. Bölümü) (Decision and Framework Decision (Title VI of the Treaty on European Union))

Karar ve çerçeve karar, AB’nin üçüncü temelini oluşturan adalet ve içişleri alanında işbirliğinde kullanılmak üzere, Amsterdam Antlaşması’yla oluşturulan iki yeni araçtır. Amsterdam Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte, Avrupa Birliği’ni kuran Antlaşma’nın VI. Bölümü kapsamında (suç alanında polis ve adli işbirliği) oluşturulan bu iki yeni araç ortak eylemin yerini almıştır. Daha katı ve bağlayıcı olması öngörülen bu araçların, yeniden düzenlenen üçüncü sütun kapsamında gerçekleştirilen eylemleri daha etkin kılması öngörülmüştür.

Çerçeve kararlar, üye ülkelerin kanunları ile yasal düzenlemelerini uyumlaştırma amacıyla kullanılmaktadır. Komisyon ya da bir üye devletin girişimiyle önerilecek olan çerçeve kararlar, oybirliğiyle kabul edilmektedir. Çerçeve kararlar, sonuçları itibariyle üye ülkeler üzerinde bağlayıcıdır. Ancak ulusal yetkililer, bu sonuçlara ulaşabilmek için uygulayacakları formül ve yöntemleri seçmekte serbesttir.

Kararlar ise üye ülkelerin kanunları ile yasal düzenlemelerinin uyumlaştırılması dışında herhangi bir amaç için kullanılabilmektedir. Üye ülkeler üzerinde bağlayıcı olması öngörülen kararların uygulanması için AB düzeyindeki girişimler, Konsey tarafından nitelikli çoğunlukla kabul edilir.

Katılım (Üyelik) Müzakereleri (Accession Negotiations)

AB üyeliğine aday ülkelerin gerçekleştirdikleri siyasi ve ekonomik reformlar ile Topluluk müktesebatının kabulü yönünde kaydettikleri ilerlemelerin düzeyine bağlı olarak başlatılan ve AB ile aday ülkeler arasında gerçekleştirilen ikili müzakerelerdir.

1995 yılında aday ülkeler arasında yer alan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile katılım müzakerelerinin başlatılması kararı alınmıştır. Merkez ve Doğu Avrupa ülkeleri (MDAÜ) için ise, Aralık 1997’de gerçekleştirilen Lüksemburg Zirvesi’nde iki aşamalı bir süreç benimsenmiştir. “İlk dalga” içerisinde yer alan altı ülke ile (GKRY, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Polonya ve Slovenya) 31 Mart 1998 tarihinde müzakereler başlatılmıştır. “İkinci dalga” içerisinde yer alan diğer altı ülke (Bulgaristan, Letonya, Litvanya, Romanya, Malta ve Slovakya) ile müzakerelerin başlatılması 11 Aralık 1999 tarihinde yapılan Helsinki Zirvesi’nde kararlaştırılmıştır.

Katılım müzakereleri 31 konu başlığı altında toplanmış olan AB müktesebatı temelinde yürütülmektedir. Aday ülkelerin sağladıkları siyasi ve ekonomik reformlar ile Topluluk mevzuatının kabulü yönünde kaydettikleri ilerlemeler değerlendirilmektedir. Müzakereler, bakanlar düzeyinde her altı ayda bir, büyükelçiler düzeyinde ise her ay ikili olarak (AB-aday ülke) gerçekleştirilen hükümetler düzeyinde konferanslar vasıtasıyla yürütülmektedir.

12-13 Aralık 2002 tarihlerinde yapılan Kopenhag Avrupa Konseyi Zirvesi’nde Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Slovakya, Estonya, Letonya, Litvanya, Slovenya, GKRY ve Malta katılım müzakerelerini tamamlamışlar ve 16 Nisan 2003 tarihinde yapılan Atina Zirvesi’nde Katılım Antlaşması’nı imzalamışlardır. Bulgaristan ve Romanya’nın ise 2007’de Birliğe tam üye olması öngörülmektedir. Türkiye müzakerelere başlamamış tek aday ülke konumundadır. Kopenhag Zirvesi sonuçlarında Türkiye’nin vardığı aşamanın Aralık 2004’deki Avrupa Konseyi’nde değerlendirileceği, Komisyon raporu ve tavsiyesi üzerine Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini karşıladığına karar verildiği takdirde katılım müzakerelerinin gecikmeksizin başlayacağı ifade edilmiştir.

Katılım Antlaşması (Accession Treaty)

AB müktesebatı ile aday ülke mevzuatları arasındaki farklılıkların giderilmesi ve Birlik müktesebatının aday ülkeler tarafından uygulamaya geçirilmesini hedefleyen katılım müzakerelerinin tamamlanmasının ardından müzakere sonuçlarını içeren bir katılım antlaşması hazırlanmaktadır. Öngörülen prosedüre göre AB Komisyonu ve aday ülkenin üzerinde anlaştığı taslak Katılım Antlaşması AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu’na sunulur. Komisyon Katılım Antlaşması’na ilişkin nihai görüşünü hazırlar. Avrupa Parlamentosu ilgili AP Komitesinin raporunu da değerlendirerek mutlak çoğunluk oylama yöntemiyle onaylar. AP’den olumlu görüş alındıktan sonra Katılım Antlaşması Konsey’de oybirliği ile onaylanır. Konsey onayını takiben AB üyesi devletler, aday ülkelerin herbiri ile Katılım Antlaşması’nı imzalar. Katılım Antlaşması bu aşamadan sonra üye ve aday ülkelerin onayına sunulur. Tam üyelik ancak bütün akit tarafların Katılım Antlaşması’nı kendi anayasal usullerine göre onaylamasından sonra yürürlüğe girer. Tarafların anayasalarının öngördüğü durumlarda Katılım Antlaşması üye ve aday ülkelerde referandumda oya sunulabilir.

Tam üyeliğe aday ülkelerden Aralık 2002’de müzakereleri tamamlayan Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Slovakya, Estonya, Letonya, Litvanya, Slovenya, GKRY ve Malta 16 Nisan 2003 tarihinde Atina’da Katılım Antlaşması’nı imzalamışlardır.

Katılım Ortaklıkları (Accession Partnerships)

Katılım Ortaklığı Belgeleri, aday ülkelerin üyelik yönünde gerçekleştirmeleri gereken tüm çalışmaları önceliklerine göre bir takvim çerçevesinde ortaya koymaktadır. “Kısa vadeli” ve “orta vadeli” önceliklerden oluşan Katılım Ortaklığı Belgeleri, adayların gösterdiği ilerlemelere göre, gerektiği takdirde Komisyon tarafından yenilenmektedir. Bu çerçevede, Katılım Ortaklığı Belgeleri aday ülkelerin üyeliğine kadar geçerliliğini korumakta, ancak bu süre içerisinde yerine getirilen önceliklere paralel olarak değiştirilebilmektedir.

AB’nin adaylık sürecinde sağlayacağı mali yardımlar Katılım Ortaklığı Belgesi öncelikleri çerçevesinde düzenlenmektedir. AB adayı MDAÜ’lerin reform çalışmalarını desteklemek amacıyla katılım müzakereleri kapsamında üyelik öncesi tarımsal yardım fonu (SAPARD); üyelik öncesi yapısal yardım fonu (ISPA) ve Phare programı yürütülmektedir.

AB, tüm diğer aday ülkeler gibi Türkiye için de Katılım Ortaklığı Belgesi hazırlamıştır. AB Bakanlar Konseyi tarafından 4 Aralık 2000 tarihinde onaylanan Türkiye için Katılım Ortaklığı Belgesi, 8 Mart 2001 tarihinde yayımlanmıştır. Türkiye’nin sağladığı ilerlemeler ve çalışmaların yoğunlaştırılması gerektiği alanlar temel alınarak Komisyon Türkiye için Gözden Geçirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesi’ni hazırlamış ve 14 Nisan 2003 tarihinde açıklamıştır.

Katılım Ortaklığı Belgelerinde yer alan önceliklerin uygulanması, alınması gereken önlemler için belirli bir takvim düzenlenmesi ve bu amaçla gerekli insan ve finans kaynaklarının belirlenmesine yönelik olarak aday ülkeler de “Ulusal Programları”nı hazırlamaktadırlar. “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı” 19 Mart 2001 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmıştır. Gözden Geçirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesi doğrultusunda Türkiye’nin 2003 yılında Ulusal Programı’nı revize etmesi öngörülmektedir.

Katılım Öncesi Ekonomik Program (Pre-Accession Economic Program)

AB adayı ülkeler, Katılım Öncesi Ekonomik Program ile Avrupa Birliği’ne üyelik için uygun ekonomi politikaları ve reformları belirlemeyi ve üyelik sonrasında Ekonomik ve Parasal Birliğe katılmaya yönelik yapıyı oluşturmayı hedeflemektedir. Programın önceliği Kopenhag Ekonomik Kriterlerini karşılamaktır. Katılım Öncesi Ekonomik Program Katılım Ortaklığı Belgesi çerçevesinde hazırlanmakta ve son gelişmeler, detaylı makro ekonomik çerçeve, kamu maliyesi ve yapısal reformlar bölümlerinden oluşmaktadır.

Türkiye, 1 Ekim 2001 tarihinde ilk, 14 Ağustos 2002 tarihinde ikinci Programını AB Komisyonu’na sunmuştur. Katılım Öncesi Ekonomik Program ile ilgili çalışmalar Türkiye’de Avrupa Birliği Genel Sekreterliği tarafından koordine edilmektedir.

Katılım Öncesi Yardım Paketi (Pre-Accession Facility)

Katılım Öncesi Yardım Paketi ise Avrupa Yatırım Bankası’nın kendi girişimi ile oluşturduğu, tüm kredi risklerini kendisinin üstlendiği ve tüm AB adayı ülkelere açık bir pakettir. I. Katılım Öncesi yardım Paketi ile 1997-2000 yılları arasında aday ülkelerdeki projelere 3,5 milyar Euro kredi verilmiştir. AYB Guvernörler Kurulu 4 Ocak 2000 tarihinde 2000-2003 yılları için 8,5 milyar Euro tutarındaki II. Paketin oluşturulmasını kararlaştırmıştır. Adaylık statüsü 11 Aralık 1999 tarihinde teyit edilen Türkiye, 5 Haziran 2001 tarihinde yapılan AYB Guvernörler Kurulu’nun toplantısının ardından paketten faydalanabilecek ülkeler arasına katılmıştır.

AYB Katılım Öncesi Yardım Paketi’nde ülke kotası veya payı bulunmamakta, krediler projelerin uygunluğu değerlendirilerek verilmektedir. Ancak, Avrupa Yatırım Bankası, kamu sektörü tarafından yapılan kredi başvurularında ilgili aday ülkenin kredi notunun en az “BBB” düzeyinde olmasını, özel sektör tarafından yapılan kredi başvurularında ise ilgili özel sektör kuruluşunun kredi notunun “A+” düzeyinde olmasını veya en az “BBB” kredi derecesine sahip bir mali kurum tarafından garanti edilmesini bir ön koşul olarak talep etmektedir.

Katma Protokol (Additional Protocol)

Ankara Anlaşması’nın 2nci maddesine göre, Türkiye-AET Ortaklığının üç dönemi vardır. Bunlar, hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve son dönemdir. Taraflar arasında geçiş döneminin gerçekleşme şartları, usulleri, sıra ve süreleri ile ilgili hükümlerinin bir Katma Protokol ile saptanması (Ankara Anlaşması, l no.lu Geçici Prorokol, madde:1) öngörülmüştür. Ankara Anlaşmasının 4. Maddesi, geçiş döneminde Akit Tarafların, karşılıklı ve dengeli hükümler esası üzerinden :

  • Türkiye ile Topluluk arasında bir gümrük birliğinin gittikçe gelişen şekilde yerleşmesini,
  • Ortaklığın iyi işlemesini sağlamak için Türkiye’nin ekonomik politikalarının Topluluğunkilere yaklaştırılmasını, bunun için de gerekli ortak eylemlerin geliştirilmesini sağlarlar.

Aynı maddenin 2nci fıkrasına göre, geçiş döneminin süresi, birlikte öngörülebilecek istisnalar saklı kalmak üzere, on iki yılı geçemez. Bu istisnalar gümrük birliğinin makul bir süre içinde kurulup tamamlanmasına engel olmamalıdır.

Türkiye ile AET arasındaki geçiş dönemi müzakereleri Aralık 1968 başlayıp Mayıs 1970 yılında son bulmuştur. Katma Protokol 23 Kasım 1970 tarihinde Brüksel’de imzalanmış ve 1 Ocak 1973’te yürürlüğe girmiştir.

Geçiş dönemi, 31 Aralık 1995 tarihinde son bulmuş ve bu tarihten sonra taraflar arasında Ortaklığın son dönemi başlamıştır. Bu tarihi izleyen dönemde Türkiye-AET Ortaklık ilişkilerinde Ortaklık Konseyi’nin 6 Mart 1995 tarihinde kabul ettiği 1/95 sayılı karar hükümleri de uygulamaya konulmuştur.

Kırsal Kalkınma Politikası (Rural Development Policy)

Ortak Tarım Politikası (OTP) ve istihdamı destekleyici tedbirler ile bağlantılı olan kırsal kalkınmanın dört ana hedefi vardır:

  • çiftliklerin modernizasyonu ve genç çiftçilerin finansal açıdan desteklenmesi;
  • turizm altyapısının geliştirilmesi ve yerel işletmelerin desteklenmesi;
  • yerel halkın hizmete daha iyi erişiminin sağlanması (iletişim ağları, su ve enerji kaynakları vb.);
  • kırsal göç hareketinin durdurulması ve zanaatkarlar ile küçük şirketlerde çalışanlara mesleki eğitim açısından yardım sağlanması.

Kişilerin Serbest Dolaşımı (Free Movement of Persons)

Kişilerin serbest dolaşımı, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımı ile birlikte Roma Antlaşması’nın III. Bölümünde yer almaktadır. Avrupa Toplulukları içinde kişilerin serbest dolaşımı Antlaşma yürürlüğe girdikten 12 yıl sonra gerçekleşmiştir. Böylece, çalışanlarla ilgili olarak milliyete dayalı, işe girme, ücret ve çalışma koşullarıyla ilgili her türlü ayırım kaldırılmıştır.

AET Antlaşması’nın 48. Maddesine göre, kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığına ilişkin haklı nedenler saklı kalmak üzere, kişilerin serbest dolaşımı aşağıdaki hususları kapsamaktadır:

  • İş arzlarına yanıt verebilmek,
  • Üye devletler topraklarında serbestçe hareket edebilmek,
  • Bir üye devlette, o üye devlet vatandaşlarına uygulanan aynı yasal çerçeve kapsamına uygun olarak çalışabilmek,
  • Bir üye devlet toprakları üzerinde çalıştıktan sonra orada, Komisyon’un saptayacağı tüzükler çerçevesinde ikamet edebilmek.

Bu hükümler devlet hizmetini kapsamamaktadır.

Türk işçilerinin AET ülkeleri içindeki serbest dolaşımı Ankara Anlaşması’nın 12. Maddesinde öngörülmüş, ancak bunun gerçekleşmesinin, Anlaşma’nın imzasından sonra taraflar arasında teati edilen bir mektupla geçiş döneminde ele alınacağı ifade edilmiştir. Gerçekten, hazırlık dönemi görüşmeleri sırasında konu ele alınmış ve Katma Protokol’de hükme bağlanmıştır (Madde: 36-40). Bu hükümlere göre, Türkiye ile Topluluk üyesi devletler arasında işçilerin serbest dolaşımı Ankara Anlaşmasının yürürlüğe girişinden sonra onikinci yılın sonu ile yirmi ikinci yılın sonu arasında kademeli olarak gerçekleştirilecektir.

Katma Protokol, Türk işçilerinin Topluluk ülkelerindeki serbest dolaşımının en geç yirmiiki yıl sonra gerçekleşmesini hükme bağlamasına rağmen, 1973 petrol krizinden sonra Avrupa ülkelerinde ekonomik gelişmesinin yavaşlaması ve özellikle Almanya’daki Türk işçilerinin ülkeye entegre olamamalarının yarattığı sorunlar nedeniyle serbest dolaşım 1 Aralık 1987 tarihinde gerçekleşememiştir. Topluluk bu tarihte toprağı üzerinde çalışma hakkı kazanmış işçileri serbest dolaşımdan yararlandırmış, ancak bunların aile birleşmelerine izin vermemiş, ayrıca yeni işçi alımını da durdurmuştur.

Kişilerin Serbest Dolaşımı (vize, sığınma, göç ve diğer politikalar) (Free Movement of Persons (visas, asylum, immigration and other policies))

Amsterdam Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte Roma Antlaşması’na yeni bir bölüm (Bölüm IIIa) eklenmiştir. Bu bölüm kapsamında yer alan alanlar şunlardır:

  • Kişilerin serbest dolaşımı;
  • Dış sınırların kontrolü;
  • Sığınma, göç ve üçüncü ülke vatandaşlarının haklarının korunması;
  • Sivil konularda adli işbirliği.

Maastricht Antlaşması’nın VI. Bölümü (Adalet ve İçişleri-üçüncü sütun) kapsamında yer alan bu konular, Amsterdam Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle (1 Mayıs 1999) beş yıl içerisinde, aşamalı olarak Topluluğun hukuki yapısına (birinci sütun) alınacaktır. Bu geçiş süresinin sonunda Konsey’in, bu alanlarda tek başına hareket etme serbestisi son bulacak ve Konsey, Komisyon’un önerisi üzerine karar alabilecektir. Uzun vadede kararların, ortak karar yöntemine göre ve nitelikli çoğunlukla alınması da planlanmaktadır. Bölüm IIIa kapsamında yer alan bu alanlar, Adalet Divanı’nın yargı yetkisinde olacaktır.

İngiltere ve İrlanda, Bölüm IIIa çerçevesinde alınan önlemlerde istisnadan yararlanma hakkını (opt-out) kullanacaktır. Danimarka ise yalnızca vizeye ilişkin önlemlere katılacaktır.

Komite Prosedürü (Komitoloji) (Committee Procedure (Comitology))

Komite Prosedürü (Komitoloji), Komisyon’un Konsey kararlarını uygulamak için kendisine verilen yetkileri, çeşitli komiteler kullanmak suretiyle hayata geçirmesi sürecine verilen isimdir. Komisyon’un uygulamaya yönelik tedbirler almasını gerektiren bir Konsey kararı alındığında, Komisyon’un bu yöndeki çalışmalarına yardımcı olmak üzere bir Komite kurulur. Üye ülke temsilcilerinden oluşan ve Komisyon’un başkanlık ettiği bu komiteler, düzenleyici, idari ve danışman (advisory) olmak üzere üç ayrı statüde kurulabilir. Söz konusu sistem, Konsey’in teknik ayrıntılarla ilgilenmesi gerekliliğini ortadan kaldırarak karar alma sürecini daha etkin hale getirmektedir.

Komisyon’un doğrudan Kurucu Antlaşmalardan kaynaklanan yetkilerini hayata geçirebilmesi için de farklı komiteler kurulmuştur (ör: bir ya da birden fazla sayıda ülkenin yanısıra uluslararası kuruluşlar ile ticari müzakerelerin yürütülmesinde Komisyon’a yardımcı olan Madde 113 Komitesi). Bu komiteler, Komite Prosedürü sistemi kapsamında yer almayarak, kendi kuralları çerçevesinde yönetilirler. Ancak bu komiteler de diğerleri gibi üye ülkeler tarafından atanır ve Komisyon başkanlığında toplanır.

Kopenhag Kriterleri (Copenhagen Criteria)

Haziran 1993’te gerçekleştirilen Kopenhag Zirvesi’nde, aşağıda sıralanan üç kriterin karşılanması durumunda, aday ülkelerin Avrupa Birliği’ne üye olabilecekleri kararı alınmıştır:

Siyasi kriterler: demokrasinin güvence altına alındığı istikrarlı bir kurumsal yapı, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlık haklarına saygı;

Ekonomik kriterler: iyi işleyen bir pazar ekonomisi ve AB içindeki piyasa güçlerine ve rekabet baskısına karşı koyabilme kapasitesi;

Topluluk müktesebatının kabulü: Avrupa Birliği’nin çeşitli siyasi, ekonomik ve parasal hedeflerine bağlılık.

Bu kriterler, Aralık 1995 tarihinde düzenlenen Madrid Avrupa Zirvesi’nde onaylanmıştır. Ayrıca Madrid Zirvesi’nde aday ülkelerin idari yapılarının, aşamalı ve uyumlu bir bütünleşmenin koşullarını sağlayacak biçimde uyumunun önemi de vurgulanmıştır.

Ancak Avrupa Birliği, yeni üyelerin kabul edilmesi açısından uygun zamanlamayı saptama hakkına sahiptir.

Kopenhag Zirvesi (Copenhagen European Council/Copenhagen Summit)

Avrupa Birliği’nin genişleme sürecinde önemli bir dönüm noktası olan Kopenhag Zirvesi 12-13 Aralık 2002 tarihlerinde yapılmıştır. Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Slovakya, Estonya, Letonya, Litvanya, Slovenya, GKRY ve Malta ile yürütülen katılım müzakerelerinin sonuçlandırıldığı zirvede, Katılım Antlaşması’nın imzalanmasının ardından 10 aday ülkenin 1 Mayıs 2004 tarihi itibariyle Birlik üyesi olması kararlaştırılmıştır. Türkiye ile ilgili olarak ise Aralık 2004’de yapılacak Avrupa Konseyi Zirvesi’nde Komisyon’un raporu ve tavsiyesi üzerine Kopenhag siyasi kriterlerinin karşılandığına karar verilirse, AB’nin Türkiye ile katılım müzakerelerine gecikmeksizin başlayacağı ifade edilmiştir.

Korunma Tedbiri (Safeguard Measure)

Roma Antlaşması’nın 226. Maddesi , “Geçiş döneminde ekonominin bir kesiminde ciddî ve sürekli olabilecek bir güçlük belirir ya da bir bölgenin ekonomik durumunu ciddî biçimde bozabilecek güçlükler ortaya çıkarsa, ilgili üye devlet, durumu yeniden dengeye kavuşturabilmek ve sözkonusu sektörü Ortak Pazar ekonomisine uydurabilmek için korunma önlemleri alma yetkisi isteyebilir,” hükmünü getirmektedir. Komisyon tarafından koşulları ve uygulama biçimleri belirlenecek olan bu önlemler, belirli ölçü ve süreler içinde kalacak ve Ortak Pazar’ın işleyişini en az etkileyecek önlemler olacaktır.

Katma Protokol’un 60. Maddesi Roma Antlaşması’nın bu hükmünden esinlenerek koyulmuştur. Genel bir korunma önlemi niteliğindedir. Bu maddeye göre Türkiye, ekonomisinin bir faaliyet sektörünü veya dış malî istikrarını tehlikeye düşürecek ciddî bozukluklar ortaya çıkar veya bir bölgesinin ekonomik durumunun bozulması şeklinde güçlükler belirirse, gerekli korunma tedbirlerini alabilir. Aynı hüküm Topluluk için de geçerlidir.

Her iki tarafça derhal Ortaklık Konseyi’ne bildirilmesi gereken bu tedbirler, Ortaklığın işleyişini en az aksatacak tedbirler olacak ve ortaya çıkan güçlüklerin giderilmesi için gerekli ölçüyü hiçbir şekilde aşmayacaktır.

Katma Protokol’un 60. Maddesine Roma Antlaşması’nın benzer hükmünden farklı olarak “dış malî istikrarın bozulması” kavramı da eklenmiştir. Ortaklığın son dönemi uygulamasını düzenleyen Ortaklık Konseyi’nin 1/95 sayılı kararının 63. Maddesi, Katma Protokol’un 60. Maddesinin geçerli olmaya devam edeceğini belirtmektedir.

Kota (Quota)

Kotalar, arzı dengelemek amacıyla ithalat veya ihracat üzerinde uygulanan miktar kısıtlamalarıdır. Roma Antlaşması’nın 30. Maddesi çerçevesinde, AB üyesi ülkeler arasında kotalar dahil olmak üzere miktar kısıtlamalarının uygulanmasına izin verilmemektedir. Mallar üzerinde uygulanan miktar kısıtlamalarının yanısıra, ticareti kısıtlamak amacıyla döviz kotaları da kullanılmaktadır. Döviz kotaları, bazı malların satın alınmasının, döviz miktarının sınırlandırılması yoluyla engellenmesidir.

Kurucu Antlaşmaların Basitleştirilmesi (Simplification of the Treaties (Clarity of the Treaties))

Topluluğun hukuki yapısının karmaşıklığına ek olarak Kurucu Antlaşmalarda birbiri ardınca yapılan değişiklikler, bu antlaşmaları özellikle Birlik vatandaşları açısından giderek daha anlaşılmaz hale getirmiştir. Bunun yanısıra Maastricht Antlaşması, daha önceki Antlaşmalarda yer alan bazı düzenlemeleri tamamlayan ya da değiştiren yeni bir yapı getirirken, yeniden ele almadığı ve yürürlükten de kaldırmadığı bazı düzenlemeleri ise belirsizlik içinde bırakmıştır.

Birlik ve vatandaşlar arasında Birliğin kurucu metinlerinin okunmasında ve anlaşılmasında ortaya çıkan güçlükler nedeniyle ortaya çıkan güçlükleri önlemek amacıyla Komisyon tarafından mevzuatın sadeleştirilmesi ve şeffaflığın sağlanması yönünde bir düzenleme yapılması önerilmiştir.

Amsterdam Antlaşması’yla Kurucu Antlaşmalar yeniden numaralandırılmıştır. Ayrıca Amsterdam Antlaşması’na eklenen ortak bir deklarasyonla, Maastricht Antlaşması ve tüm Kurucu Antlaşma metinlerinin bütünleştirilmesi yönünde gösterilen çabaların süratle tamamlanması kararı verilmiştir. Bu çalışmaların temel hedefi, tüm vatandaşların anlayabileceği kadar açık yasal metinlerin hazırlanmasıdır. Söz konusu hedef 14-15 Aralık 2001 tarihlerinde yapılan Laeken Zirvesi’nde açıklanan “AB’nin Geleceğine Yönelik Laeken Bildirisi”nde yinelenmiş, içerikleri değiştirilmeden Antlaşmaların basitleştirilmesi 2004 yılında sonuçlandıracak olan Hükümetlerarası Konferansla ilgili oluşturulan Avrupa’nın Geleceğine İlişkin Konvansiyon’un çalışacağı alanlar arasında yer almıştır.

Kurucu Antlaşmaların Tadilatı (Maastricht Antlaşması’nın N Maddesi) (Amendment of the Founding Treaties (Article N of the Maastricht Treaty))

Maastricht Antlaşması’nın N Maddesi, üye devlet temsilcilerinin toplanarak Kurucu Antlaşmaları tadil edebilmek için Hükümetlerarası Konferans (HAK) düzenlemelerine olanak veren hukuki temeli oluşturur. Bu maddeye göre, herhangi bir üye devlet veya Komisyon, Konsey’e Antlaşma değişiklikleriyle ilgili projeler sunabilir. Konsey, Avrupa Parlamentosu’na danıştıktan sonra olumlu görüş bildirirse, Konsey Başkanı konferansı toplantıya çağırır. Konferansta kabul edilecek olan Antlaşma tadilatı, bütün üye devletler tarafından ulusal anayasalarında öngörülen biçimde onaylandıktan sonra yürürlüğe girer.

Kurumsal Denge ve Demokratik Meşruiyet (Institutional Balance and Democratic Legitimacy)

Uzun yıllar boyunca Topluluğun kurumsal dengesi, üye ülkelerin Avrupa bütünleşmesinde yegâne itici güç görevini üstlenmeleriyle birlikte üye devletleri temel almıştır. Ancak bu süreç, meşruiyet sorununu da beraberinde getirmiştir. Bu nedenle Maastricht Antlaşması, Komisyon’un atanması ve denetimi konusunda Avrupa Parlamentosu’na daha fazla yetki vermek suretiyle demokratik meşruiyet ilkesinin kurumsal sisteme alınması yönünde bir adım atmıştır.

Maastricht Antlaşması’yla atılan bu adımlara rağmen halen Konsey ve Parlamento’nun yasama yetkileri arasında bir dengesizlik söz konusudur. Antlaşma’nın onaylanma süreci, üye devletleri temel alan meşruiyet (state-based legitimacy) ile kamuoyunun arzuladığı demokratik meşruiyet arasındaki dengesizliği göz önüne sermiştir.

Amsterdam Antlaşması, kurumsal reformun bir parçası olarak bu iki meşruiyeti temsil eden organlar (AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu) arasında bir denge sağlamaktadır. Bu sayede yetki ve güç dağılımının daha demokratik hale getirilmesi ve Avrupa vatandaşları ile ulusal parlamentoların, daha fazla bilgilendirilerek karar alma sürecine daha yakından dahil edilmesi mümkün olabilecektir.

Amsterdam Antlaşması’yla aşağıda belirtilen değişiklikler getirilmiştir:

  • Avrupa Parlamentosu’nun yasama yetkilerinin artırılması ve genel karar alma yöntemi olarak ortak kararın benimsenmesi;
  • AB Komisyonu’nun atanma prosedürünün gözden geçirilmesi ve gerektiği takdirde yenilenmesi. Komisyon Başkanı’nın rolünün artırılması suretiyle, Komisyon’un üye devletler ve Avrupa Parlamentosu karşısında meşruiyetinin artırılması.

Kültür Politikası (Culture Policy)

Maastricht Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte kültür konusu, Topluluk düzeyinde ele alınmaya başlanmıştır. Maastricht Antlaşması’yla Roma Antlaşması’na eklenen 128. Madde, Topluluğun üye ülkeler arasında kültürel işbirliğini desteklemekte, ayrıca Avrupa halklarının kültür ve tarihlerini tanıtmayı hedeflediğini de belirtmektedir. Bunun yanı sıra, Avrupa kültürel mirasının korunmasının, ticari olmayan kültürel alışveriş ve artistik, edebi ve görsel eserler yaratılmasının; başta Avrupa Konseyi olmak üzere yetkin uluslararası kuruluşlar ve üçüncü ülkelerle işbirliğinin hedeflendiği de Antlaşma’da belirtilmektedir. Bu alanlardaki eylemler, Konsey tarafından, ortak karar yöntemine göre ve Bölgeler Komitesi’ne danışıldıktan sonra kabul edilir. Ayrıca Konsey, Komisyon’un sunduğu tavsiyeleri de oybirliği ile kabul eder.

1990’dan bu yana kültür alanında Topluluk düzeyinde çeşitli programlar uygulanmaktadır. Kaleidoscope (Avrupa’da kültürel faaliyetler ve artistik yaratıcılığın desteklenmesi) Ariane (kitaplar ve okuma) ve Raphael (kültürel mirasın korunması ve geliştirilmesi) bu programlar arasındadır. Bunun yanısıra Avrupa Topluluğu, 1985’ten bu yana üye ülkelerce düzenlenen “Avrupa Kültür Kenti” girişimini de desteklemektedir. Topluluğun yürüttüğü girişimlerin bütünlüğünü sağlamak amacıyla 14 Şubat 2000 tarihinde 2000-2004 yıllarını kapsayan “Culture 2000” başlıklı bir çerçeve program kabul edilmiştir. Buna paralel olarak Topluluğun ekonomi ve sosyal politikaları kapsamında farklı faaliyetler de (sanatçılara destek olunması, Avrupa kültürel endüstrisinin gelişimi vb.) gösterilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir