Güncel Yazılar

AB (l-m)

Laeken Zirvesi (Laeken European Council / Laeken Summit)

14-15 Aralık 2001 tarihlerinde gerçekleştirilen Avrupa Konseyi Laeken Zirvesi’nde, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası, genişleme süreci, ekonomik ve sosyal gelişme, adalet ve içişleri, dış ilişkiler konularında alınan kararların yer aldığı Zirve sonuçlarının yanı sıra “AB’nin Geleceğine ilişkin Laeken Bildirisi” kabul edilmiştir. Bildiride yeni Dünya düzeninde AB’nin rolü, Avrupa vatandaşları için Birliğin işleyişinin basitleştirilmesi, Birliğin demokratik meşruiyetinin güçlendirilmesi konularındaki perspektifler belirtilmiş ve 2004 yılında yapılacak Hükümetlerarası Konferans hazırlıkları çerçevesinde bir Konvansiyon’un oluşturulması kararı açıklanmıştır. Söz konusu Bildiri ile AB’nin meşruiyetinin kurumlarının demokratik, etkin ve şeffaf olması ile elde edildiği belirtilmiştir. Demokratik meşruiyet ve mevcut kurumların şeffaflığını artırmaya yönelik olarak içerikleri değiştirilmeden Antlaşmaların basitleştirilmesi ve yeniden düzenlenmesi, Temel Haklar Şartı’nın ana Antlaşma içine dahil edilmesi ve bir AB Anayasası’nın oluşturulması yönünde tartışma açılmıştır. Aday ülkelerin de üye ülkelerle aynı statüde Konvansiyon’a katılması ancak, aday ülkelerin, üye devletler arasında oluşabilecek görüş birliğini engelleyemeyeceği kararlaştırılmıştır.

Lahey Kongresi (Hague Congress)

Mayıs 1948 tarihinde düzenlenen ve Avrupa kıtasının hemen hemen tüm ülkelerinin temsilcilerini biraraya getiren Lahey Kongresi, Avrupa Konseyi’nin (Council of Europe) kurulmasına zemin hazırlamıştır. Kongre’nin nihai kararları arasında yer alan Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Parlamenterler Asamblesi kurulması yönündeki çağrıların tümü gerçekleştirilmiştir.

Liberalizasyon (Liberalization)

Liberalizasyon, mallar, hizmetler, kişiler ve sermayenin ülkeler arasında serbest dolaşımını engelleyici nitelik taşıyan ve rekabeti olumsuz yönde etkileyen ulusal kısıtlamaların kaldırılmasıdır. Avrupa Birliği, bu dört alanda liberalizasyonu temel alan bir entegrasyon fikri üzerine kurulmuştur. Oluşturulan sistem açısından AB’nin, üyeleri arasında liberalizasyona en fazla izin veren kurum olduğu gözlenmektedir.

Özellikle son yirmi yıl içerisinde ekonominin küreselleşmesiyle birlikte, üretim ve tüketimin dünya ölçeğinde planlandığı, serbest rekabet ve piyasa düzeninin uluslararası kurallar çerçevesinde belirlendiği yeni bir sistem oluşturulmaya başlanmıştır. Bu çerçevede korumacılık, yerini liberalizasyonu temel alan yeni bir anlayışa bırakmıştır.

Bu alanda öncelikle GATT çerçevesinde gerçekleştirilen müzakerelerle, gümrük tarifeleri ve miktar kısıtlamaları önemli ölçüde kaldırılarak, dünya ticaretinde malların serbest dolaşımı büyük ölçüde sağlanmıştır. Bu alanlarda, halen en önemli koruma tedbirleri sayılan tarife-dışı engeller olmak üzere, son kısıtlamaların kaldırılması ve diğer üç alanda da liberalizasyon sağlanması amacıyla, özellikle DTÖ çerçevesinde çalışmalar sürdürülmektedir.

Lizbon Zirvesi (Lizbon European Council/Lizbon Summit)

23-24 Mart 2000 tarihlerinde gerçekleştirilen Lizbon Zirvesi’nde AB’nin, istihdamı güçlendirmeyi ve bilgi üzerine kurulu bir ekonomi çerçevesinde ekonomik reform ve sosyal uyumu gerçekleştirmeye yönelik yeni stratejisi (Lizbon Stratejisi) tanımlanmıştır. Lizbon Stratejisi ile Birliğin bilgiye dayalı, rekabet edebilir, gelişmiş bir işgücüne ve sürdürülebilir kalkınmaya dayanan bir ekonomiye sahip olması, yenilikçi faaliyetlerin güçlendirilmesi, sosyal güvenlik ve eğitim sistemlerinin modernleştirilmesi amaçlanmaktadır. Strateji kapsamında, 2002 yılına kadar tüm okulların internet bağlantısının sağlanması, 2003 yılında temel kamu hizmetlerinde elektronik ortama geçilmesi ve 2010 yılında istihdam oranının %70 düzeyine çıkarılması gibi üye ülkelerin istihdam, eğitim ve bilgi teknolojileri alanlarında 10 yıllık bir sürede ulaşmaları gereken hedefler belirlenmiştir.

Lomé Konvansiyonları (Lomé Conventions)

Lomé Konvansiyonları, AB’nin 70 Afrika, Karayip ve Pasifik ülkesiyle imzaladığı ticaret ve kalkınmayı desteklemeye yönelik çok taraflı anlaşmalardır. Bu anlaşmalarla AB, söz konusu ülkelere mali yardım sağlamakta ve bu ülkelerin ihracat ürünleri için tavizler sunmaktadır. Lomé Konvansiyonları, AB’nin gelişmeye yardım programının temelini oluşturmaktadır.

Şimdiye kadar dört (1975, 1980, 1985 ve 1990) Konvansiyon yapılmıştır. 1990 tarihli dördüncü anlaşma on yıl sürelidir ve ilk beş yılı için 13,2 milyar Euro tutarında bir malî yardımı kapsamaktadır. Bu anlaşmaların amacı, demokrasi ve insan haklarının da giderek güçlenmesi koşuluna bağlı olarak, bu ülkelerin ekonomik kalkınmalarına yardımcı olmaktır. Lomé Konvansiyonları aşağıda belirtilen üç temel unsurdan oluşmaktadır:

  • Ticari Rejim: Afrika-Karaip ve Pasifik ülkelerinin ürettikleri tarım ürünleri haricinde tüm mallar gümrüksüz olarak AB’ye girer. Buna karşılık AB ürünleri aynı muafiyete sahip değildir ve yalnızca “en fazla müsaadeye mazhar ülke” (most-favored nation) konumundan yararlanırlar.
  • İhracat gelirlerinin sabitleştirilmesi sistemi: Özel bir Fon vasıtasıyla bu ülkelerin ihraç mallarının piyasadaki fiyat dalgalanmalarından etkilenmesi engellenir. STABEX adlı bu sistem özellikle kakao ve pamuk gibi tek ürüne bağlı ekonomiler için uygulanır. Buna benzer bir diğer sistem de (SYSMIN) maden ihracatında uygulanmaktadır.
  • Teknik ve mali yardım: Afrika-Karaip ve Pasifik (AKP) ülkelerinin ekonomik ve sosyal yatırımları Avrupa Kalkınma Fonu aracılığıyla desteklenmektedir.

23 Haziran 2000 tarihinde AB ile 77 Afrika-Karayip-Pasifik Ülkesi arasında imzalanan Cotonou Anlaşması, 1975-2000 döneminde AB ile AKP ülkeleri arasındaki ticari ilişkileri ve ekonomik yardımları düzenleyen Lome Konvansiyonlarının yerini almıştır.

Lüksemburg Uzlaşması (Luxembourg Compromise)

Lüksemburg Uzlaşması, Fransa’nın Temmuz 1965’ten itibaren Konsey oturumlarına katılmayı reddetmesiyle başlayan “boş koltuk” bunalımına son vermek amacıyla Ocak 1966’da varılan uzlaşmaya verilen isimdir. Önemli bir ulusal çıkar söz konusu olduğunda Konsey üyelerinin makul bir zaman dilimi içerisinde, tüm tarafların ortak çıkarlarının ötesine geçmeyecek biçimde bir çözüm bulunmasını destekleyenler ile, oybirliği sağlanana dek tartışmaların devam ettirilmesini savunan Fransa arasındaki fikir çatışmasına Lüksemburg Uzlaşması ile son verilmiştir. Sonuçta Fransa’nın görüşü diğer üye devletlerce de kabul edilmiştir.

Buna rağmen Lüksemburg Uzlaşması, Konsey’in Roma Antlaşması’na uygun olarak birçok alanda nitelikli çoğunlukla karar almasını engellememiştir. Ayrıca Uzlaşma, Konsey üyelerinin bir Konsey kararı almadan önce, bu alanda görüşlerin uzlaştırılması için çaba göstermelerine de mani olmamıştır.

Maastricht Antlaşması (Maastricht Treaty)

10 Aralık 1991 tarihinde Maastricht’te düzenlenen Zirve’de Topluluk, daha önce toplanmış olan Hükûmetlerarası iki Konferans çerçevesinde varılan sonuçları temel alarak yeni bir Avrupa Toplulukları Antlaşması yapılmasına karar vermiştir. 7 Şubat 1992 tarihinde imzalanan ve Kasım 1993’te yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması ile Avrupa Topluluğu, Avrupa Birliği adını almıştır. AB’ni kuran Maastricht Antlaşması’yla Avrupa Topluluklarına yeni boyutlar kazandırılmış ve AB’nin “üç temel direği” oluşturularak, yeni bir hukuksal yapı düzenlenmiştir. Maastricht Antlaşması’yla sağlanan temel yenilikler şunlardır:

1. Ekonomik ve Parasal Birlik:
Maastricht Antlaşması’yla EPB’nin ikinci aşamasına geçiş tarihi olarak 1 Ocak 1994 tarihi saptanmıştır. Bu çerçevede Avrupa Komisyonu ve Avrupa Para Enstitüsü tarafından hazırlanan raporlar, Konsey tarafından incelenerek 1996 yılı sonunda en az yedi üye ülkenin aşağıdaki kriterleri yerine getirip getirmediğinin incelenmesi kararlaştırılmıştır: düşük enflasyon oranı, kamu maliyesinde düşük açık, para politikalarında istikrar ve uzun vadeli faizler (Bkz. Makro-ekonomik yaklaşım kriterleri).

Bu hususları inceleyen Konsey, EPB’nin üçüncü aşamasının 1 Ocak 1999 tarihinde başlamasını kararlaştırmıştır. Bu aşamada bağımsız bir Avrupa Merkez Bankası tarafından yönetilecek olan tek paranın yürürlüğe girmesi öngörülmüştür.

2. Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası (ODGP):
İkinci temel direği oluşturan ODGP çerçevesinde Bakanlar Konseyi uzlaşma yöntemiyle, bu alanlarda ortak eyleme konu olacak sorunları ve nitelikli çoğunluk ile hangi alanlarda kararlar alınacağını saptamıştır.

Savunma: ODGP, Topluluğu “Ortak Savunma”’ya götürecek bir ortak savunma politikasının ileride saptanmasını da içermektedir. Batı Avrupa Birliği (BAB), Topluluğun ortak hareket alanlarını yürürlüğe koymakla görevlendirilmektedir. BAB’ın mekanizmalarının güçlendirilmesinin ve bu kuruluşun Maastricht Antlaşması içerisine alınmasının, BAB Antlaşması’nın sona erdiği 1998 sonundan itibaren görüşülmesi kararlaştırılmıştır.

Avrupa Vatandaşlığı: Diğer bir üye devlette ikamet eden AB vatandaşlarının, Avrupa Parlamentosu seçimleriyle belediye seçimlerinde seçme ve seçilme, AB toprakları üzerinde ikamet ve hareket etme hakları ve tüm AB vatandaşlarının üçüncü ülkelerde diplomatik korumadan faydalanması kararlaştırılmıştır.

Konsey’de Çoğunluk Oylamasının Genişletilmesi: Tüketicinin korunması, gelişme halindeki ülkelere yardım, eğitimle ilgili bazı konular, sağlık, ulaştırma, çevre, Trans-Avrupa ağlarının altyapıları konularında Konsey’de nitelikli çoğunlukla karar alınabilecektir. Bu çerçevede 1989 Avrupa Şartı’nı temel alarak yürürlüğe koyulması kararlaştırılan Sosyal Politika’ya ait bazı uygulamalarda da çoğunluk usulü ile oylama yapılabilecektir.

Avrupa Parlamentosu: Avrupa Parlamentosu’nun yetkileri genişletilmekte, bazı hallerde Konsey ile ortak karar almasını sağlayacak yeni bir yöntem oluşturulmaktadır. Ayrıca Avrupa Parlamentosu bazı hallerde uygun görüş belirtmek hakkını kazanmaktadır.

Ekonomik ve Sosyal Uyum: Ekonomik ve sosyal uyumun, 31 Aralık 1993 tarihinde kurulacak bir uyum fonuyla güçlendirilmesi öngörülmüştür. Bu çerçevede üye devletlerin öz kaynaklar sistemine katkılarının, olanakları ile doğru orantılı olması kararlaştırılmıştır.

3. Adalet ve İçişlerinde İşbirliği: 
Üçüncü temel olan Adalet ve İçişlerinde İşbirliği kapsamında üye devletler, göç ve siyasi iltica alanlarında aralarındaki işbirliğini artırmak amacıyla bir Avrupa Polis Ofisi kurmuşlardır (Europol).

Maastricht’te kurulan hukuksal yapı sayesinde Topluluk bütünleşmesi ile Hükümetlerarası işbirliği aynı zamanda işler duruma gelmiştir. 1996 yılından sonra Avrupa Parlamentosu’nun yetkilerini arttırmak ve bütünleşmeyi güçlendirmek amacıyla bazı işbirliği alanlarının yeniden gözden geçirilmesi öngörülmüştür. Öngörülen değişiklikler 26 Mart 1996 tarihinde başlatılan altıncı Hükümetlerarası Konferans (HAK) sırasında şekillenerek, Haziran 1997’de gerçekleştirilen Amsterdam Zirvesi’nde kabul edilen Amsterdam Antlaşması’yla nihai şeklini almıştır.

Maastricht Kriterleri (Maastricht Criteria)

Ekonomik ve Parasal Birliğin (EPB) gerektirdiği makro-ekonomik istikrar ve bütünleşmenin sağlanmasını teminen Maastricht Antlaşması beş yaklaşım kriteri belirlemiştir. EPB’nin üçüncü aşamasına geçebilmek için üye devletlerin bu kriterleri karşılaması zorunludur. Söz konusu kriterler aşağıdakileri içermektedir:

  • Kamu açığı, GSYİH’nın %3’ünden az olmalıdır,
  • Toplam kamu borcunun GSYİH’ya oranı %60’ı aşmamalıdır,
  • Enflasyon oranı, 1999 yılından önceki son 12 ay içerisinde en düşük enflasyon oranına sahip üç üye ülkenin enflasyon oranları ortalamasının en fazla 1.5 puan üzerinde olmalıdır,
  • Uzun dönem nominal faiz oranları, en düşük ortalamaya sahip üç ülkenin faiz oranları ortalamasından en çok 2 puan fazla olabilir,
  • Avrupa Para Sistemi’nin döviz kuru mekanizması çerçevesinde belirlenen normal dalgalanma marjlarına, en az son iki yıl boyunca ciddi sapmalar gözlenmeksizin uyulmalıdır.

Makro-ekonomik yaklaşım kriterlerinin hedefi, EPB çerçevesinde dengeli ekonomik kalkınma sağlanması ve üye ülkeler arasında parasal ve mali açıdan gerilimlerin engellenmesidir. 1 Ocak 1999 tarihinde EPB’nin üçüncü aşamasına geçilmesinden sonra da kamu açığı ile kamu borçlanmasına ilişkin kriterlere uyulmaya devam edilmesi gereklidir. Bu amaçla Amsterdam Zirvesi’nde bir İstikrar Paktı kabul edilmiştir.

Madde 235 (Roma Antlaşması) (Article 235 of the Treaty of Rome)

Roma Antlaşması’nın Maastricht Antlaşması ile değişikliğe uğramayan 235. Maddesi, Antlaşma’yı hazırlayanların, Avrupa bütünleşmesinin almasını istedikleri esnek yapıyı yansıtır. Roma Antlaşması’nda verilen yetkiler (işlevsel yetkinlik), Kurucu Antlaşmalarda açık biçimde öngörülen hedeflere ulaşmak için (fiili yetkinlik) yeterli olmayabilir. Bu nedenle 235. Madde’nin kullanımı bu boşluğu kapatmaya yöneliktir. Maddeye göre “Topluluğun saptadığı (…) herhangi bir hedefe ulaşmak için AT düzeyinde bir girişim ve eylem gerekliyse ve Antlaşma bu eylemin gerçekleşmesi için gerekli yetkileri açıkça vermemişse, AT Konseyi, Komisyon’un önerisi üzerine oybirliğiyle karar vererek ve Avrupa Parlamentosu’nun da görüşünü alarak bu önlemleri alır.”

Mali Bildirim (Financial Declaration)

Ekonomik ve Parasal Birlik kapsamında AB üye devletleri her altı ayda bir kamu borçları, bütçe açıkları ve ilgili verileri ESA 95 hesap standardında AB Komisyonu’na iletmekle yükümlüdür. AB Komisyonu sağlanan bilgiler çerçevesinde bütçe gelişmelerini takip etmekte ve aşırı bütçe açığı riskine ilişkin önlem almaktadır.

Ekonomik ve Parasal Birliğe rahat bir geçiş sağlanabilmesi için aday ülkelerden de mali bildirimde bulunmaları talep edilmektedir. Mali Bildirim ile bütün aday ülkelerin ESA 95 hesap standartlarına uyumunun sağlanması ve belirli bir standartta sağlanan veriler kullanılarak aday ülkelerin bütçelerinin ekonomik analizinin yapılması amaçlanmaktadır. Her aday ülke 1 Nisan 2001 tarihinde Katılım Öncesi Mali İzleme Prosedürü’nün iki bileşeninden biri olan Mali Bildirim kapsamında kamu borçları, bütçe açıkları, GSYİH büyüklükleri ve ilgili tamamlayıcı verilerini AB Komisyonu’na iletmiştir.

Mali İşbirliği Deklarasyonu (Declaration on Financial Co-operation)

1995 yılında, 1/95 sayılı Gümrük Birliğini oluşturan kararın alındığı Ortaklık Konseyi toplantısında AB, Gümrük Birliği sürecinde Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak, altyapısını güçlendirmek için sağlanacak mali yardımları “Mali İşbirliği Deklarasyonu”nda açıklamıştır. Söz konusu deklarasyonda mali işbirliğinin beş temel unsurdan oluştuğu belirtilmiştir.

  • 1996 yılından başlayacak beş yıllık dönem zarfında AB bütçesinden 375 milyon Euro yardım;
  • Çevre, enerji, ulaştırma ve telekomünikasyon alanlarındaki altyapı projelerinin finansmanı için 1992-1996 yıllarını kapsayan Yenileştirilmiş Akdeniz Politikası fonlarından Türkiye’nin faydalanması; (Sunulacak projelerin kalitesine göre 300-400 milyon Euro kredi verilmesi öngörülmüştür.)
  • 1996 yılından başlayarak 5 yıllık bir dönem için Türk ekonomisinin Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girişinin ardından rekabet edebilirliğini artırmaya yönelik ilave AYB kredileri; (AB Komisyonu tarafından AYB’den alınan bilgiler çerçevesinde, bu kredilerin yaklaşık 750 milyon Euro’luk bir tavanda olacağı Türkiye’ye sözlü olarak beyan edilmiştir.)
  • AB’nin 1996 yılı başından itibaren bütün Akdeniz ülkelerine sağlayacağı finansman kolaylıkları; (bütçe kaynakları ve AYB kredileri)
  • Türkiye’nin talebi ve özel ihtiyaç halinde olağanüstü ve orta vadeli makro ekonomik yardım.

Belirtilen beş unsurdan sadece Yenileştirilmiş Akdeniz Politikası ve Avrupa-Akdeniz Ortaklığı kapsamında verilecek olan AYB kredileri hayata geçirilmiştir. Bütçe kaynaklı hibeler ve 750 milyon Euro tutarındaki AYB kredisinin kısmen işlerlik kazanması ise Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’ye aday statüsü verilmesi ile mümkün olmuştur. 750 milyon Euro tutarındaki Avrupa Yatırım Bankası kredisinin 450 milyon Euro’luk bölümü 4 Aralık 2000 tarihinde AB-Türkiye Gümrük Birliğini güçlendirmeye yönelik Avrupa Yatırım Bankası Özel Eylem Programı kapsamında Türkiye’nin kullanımına açılmıştır.

AB’nin Gümrük Birliği kapsamında taahhüt ettiği 375 milyon Euro tutarındaki bütçe kaynaklı hibenin bir bölümünün kullandırılmasına yönelik olarak AB Konseyi 10 Nisan 2000 tarihinde 15 milyon Euro, 28 Aralık 2000 tarihinde ise 135 milyon Euro tutarındaki iki yönetmeliği onaylamıştır.

Malların Serbest Dolaşımı (Free Movement of Goods)

Serbest ticaretin en temel unsuru olan malların serbest dolaşımı, ülkelerin karşılıklı olarak ithalat/ihracat vergileri (gümrük vergileri) ve eş etkili vergiler ile tüm miktar kısıtlamaları ve eş etkili engelleri kaldırmasıyla gerçekleşir.

Geleneksel olarak bir ülkede üretilen mallar o ülke içerisinde serbest dolaşımdadır. Farklı bir ülkede üretilen bir malın bir ülkede serbest dolaşıma girmesi için ise, giriş yaptığı ülkede belirli oranda gümrük vergisi tahsil edilir. Ancak zaman içerisinde dünya ticaretinin daha serbest hale gelmesiyle birlikte ülkeler, aralarında düzenledikleri tercihli anlaşmalar (Serbest Ticaret Anlaşmaları, Gümrük Birliği vb.) aracılığıyla karşılıklı olarak ithalat vergileri ve miktar kısıtlamalarını kaldırarak, birbirlerinin mallarının da serbest dolaşıma girmelerini sağlamışlardır.

AB’nin kurucu Antlaşması olan Roma Antlaşması’nda malların Gümrük Birliği çerçevesinde serbest dolaşımı öngörülmektedir. Bu çerçevede üye ülkeler karşılıklı olarak gümrük vergileri, eş etkili vergiler ve miktar kısıtlamalarını kaldırmanın yanı sıra, üçüncü ülkelere karşı bir Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) uygularlar.

Roma Antlaşması’nda yer alan bu hükümler (Madde: 9-37) aynen Türkiye-AET arasında gerçekleştirilen Gümrük Birliği’ne de uygulanmıştır (Ankara Anlaşması, madde: 4, Katma Protokol madde: 2-30, Ortaklık Konseyi’nin 1/95 sayılı kararı madde: 2-11). Katma Protokol ile Türkiye’nin geçiş dönemi 12 yıl olarak kabul edilmiş (Ankara Anlaşması madde: 4/2) ve 22 yıllık uzun dönem koruma listesine alınmayan mallarda serbest dolaşım bu süre içinde sağlanmıştır. Her iki sürede kaldırılacak gümrük vergileri ile eş etkili vergiler ve kotalarla Ortak Gümrük Tarifesi’ne (OGT) uyum için, zaman içerisinde indirim oranları düzenlenmiş ve süreler sonunda 31 Aralık 1995 tarihinden itibaren sanayi mallarının serbest dolaşımı sağlanmıştır.

MED (MED)

AB’nin Akdeniz ülkeleriyle yerel düzeyde işbirliğini geliştirmek amacıyla oluşturduğu MED programı kapsamında birçok alanda proje bazında mali destek sağlanmaktadır. Programın kapsadığı alanlar şunlardır:

MED-Invest: Akdeniz bölgesinde küçük ve orta ölçekli işletmelerin kurulması, geliştirilmesi ve uluslararası piyasalara açılımları desteklenmektedir;

MED-Urbs: Kentsel altyapının iyileştirilmesine yönelik yerel projeler desteklenmektedir;

MED-Campus: Üniversitelerarası işbirliğine yönelik destek sağlanmaktadır;

MED-Avicenne: Araştırma alanında işbirliği çalışmaları desteklenmektedir;

MED-Media: Medya alanında işbirliği projelerine destek sağlanmaktadır.

MEDA (MEDA)

MEDA, Avrupa-Akdeniz Ortaklığı çerçevesinde 1995 yılında oluşturulan bir mali destek programıdır. Haziran 1995 tarihli Cannes Zirvesi’nde, Akdeniz ülkelerine 1995-1999 yılları arasında verilmek üzere 4 milyar 685 milyon ECU tutarında bir mali destek paketi hazırlanması onaylanmıştır. Avrupa Yatırım Bankası (AYB) kredileri de dahil olmak üzere Akdeniz ülkelerine bu dönem içerisinde verilmesi öngörülen toplam yardım, yılda yaklaşık 2 milyar ECU tutarındadır. MEDA programı kapsamında sağlanan fonların %90’ı ilgili Akdeniz ülkeleriyle yapılacak ikili anlaşmalar çerçevesinde verilmekte, %10’u ise daha önce oluşturulan Yenileştirilmiş Akdeniz Politikasıyla belirlenen bölgesel işbirliği programlarında kullanılmaktadır.

2000-2006 dönemi için oluşturulan MEDA II kapsamında ise 5 milyar 350 milyon Euro tutarında hibe yardımı verilmesi kararlaştırılmış, Avrupa Yatırım Bankası tarafından aynı dönemde Akdeniz ülkelerine kullandırılmak üzere 6 milyar 400 milyon Euro tutarında Avrupa-Akdeniz Ortaklığı kredi paketi oluşturulmuştur. MEDA II ile programın etkinliğinin artırılmasına yönelik olarak değişiklikler yapılmıştır. Söz konusu değişiklikler ile proje seçiminde karar alma süreçlerinin rasyonelleştirilmesi ve daha stratejik olması, Akdeniz ülkelerinin programlama ve uygulama kapasitelerinin artırılması ve programın prosedürlerinin azaltarak uygulama sürecinin hızlandırılması amaçlanmaktadır.

Menşe Ülkesi Prensibi (Country-of-origin Principle)

Menşe ülkesi prensibi, ithal malların statüsü ile bu mallara uygulanacak gümrük işlemlerini konu alan bir ilkedir. Bu ilke çerçevesinde ithal ürünler, gümrük işlemleri için menşe ülkesinde geçerli kurallara tâbidir.

Kısa süre öncesine dek vergilendirme bu prensibin dışındaydı. AB’de vergi alanında uyumlaştırma söz konusu olmadığı için, ihraç edilen ürünler sınırda vergiden muaf tutularak, ithal edildikleri ülkede vergiye tabi olmaktaydı. Diğer bir deyişle vergi menşe ülkesinde değil, varış ülkesinde alınmaktaydı. 91/680/AET sayılı yönergeyle 1 Ocak 1997 tarihinden itibaren KDV’nin menşe ülkesinde alınması kararlaştırılmıştır.

Merkez ve Doğu Avrupa Ülkeleri-MDAÜ (Central and Eastern European Countries-CEECs)

MDAÜ, Arnavutluk, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Letonya, Litvanya, Macaristan, Polonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’dan oluşan Merkez ve Doğu Avrupa ülkelerini tanımlamak için kullanılan bir kısaltmadır.

Merkezi Finans ve İhale Birimi (Central Finance and Contracting Unit)

Merkezi Finans ve İhale Birimi, aday ülkeler ile AB arasında mali işbirliğinin etkin ve düzenli işlemesi için her aday ülkede oluşturulan Merkezi Olmayan Yapılanma’da (Decentralized Organization) yer alır. Merkezi Finans ve İhale Birimi proje kapsamında ihale açılması, ihalelerin sonuçlandırılması ve AB fonlarının proje bazında uygulayıcı kuruluşa aktarılmasını kapsayan “Proje Uygulaması” sürecindeki ihale, ödeme ve raporlama işlemlerinden sorumludur. Bu birimin başkanı, Programlama Yetkilendirme Görevlisi olarak tanımlanmaktadır. Programlama Yetkilendirme Görevlisi Ulusal Yetkilendirme Görevlisi tarafından Ulusal Mali Yardım Koordinatörünün görüşü alınarak atanır.

Merkezi Olmayan Yapılanma (Decentralized Organization)

AB, aday ülkeler ile yürüttüğü mali işbirliği çerçevesinde aday ülkelerde Merkezi Olmayan Yapılanma (Decentralized Organization) oluşturulmasını istemektedir. Bu yapılanmanın temel özelliği mali işbirliğinin değişik evrelerinin farklı birimler ve kişilerce uygulanması ve denetlenmesidir. AB, mali işbirliği sürecinde, program hazırlama, izleme ve değerlendirme ile proje uygulama birimlerinin farklılaştırılmasını gerekli görmektedir.

AB yardımlarının verilmesi için bir ön koşul olan ve diğer tüm aday ülkelerce uygulanmakta olan bu yapının Türkiye’de kurulması için 18 Temmuz 2001 tarih ve 2001/41 sayılı Başbakanlık Genelgesi yayımlanmıştır. Genelge ile Merkezi Olmayan Yapılanma içerisinde, “Ulusal Mali Yardım Koordinatörü”, “Mali İşbirliği Komitesi”, “Ulusal Fon”, “Ulusal Yetkilendirme Görevlisi”, “Ortak İzleme Komitesi” ve “Merkezi Finans ve İhale Birimi” birimleri oluşturulmuştur.

Yeni yapı ile Avrupa Birliği tarafından sağlanacak mali yardımlar ile “Katılım Ortaklığı Belgesi” ve “Ulusal Program”da yer alan önceliklere uygun projelere kaynak sağlanması planlanmıştır. 2002 yılından itibaren mali işbirliğinin program temelinde genel onayın AB tarafından verilmesinin ardından uygulama ve denetimin Türkiye tarafından yürütülmesi ve yılda iki kez AB’ye rapor sunulması öngörülmektedir.

Mevzuatın Gayriresmi Bütünleştirilmesi (Informal/declaratory Consolidation of Legislation)

Topluluk hukukunda, mevzuatın gayrıresmi olarak yalnızca beyana dayalı bütünleştirilmesi ve yasal araçların sadeleştirilmesine ilişkin özel bir yöntem bulunmaktadır. Bu yöntem çerçevesinde temel bir yasa üzerinde yapılan değişiklikler, yeni bir hukuki aracın (yönerge, tüzük vb.) kabulünü gerektirmez. Bu alanda yalnızca Komisyon gerekli sadeleştirmeleri yapar. Sonuçta hazırlanan ve yasal bağlayıcılığı olmayan metin, gerekli olduğu takdirde Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesi’nde (C Serisi) resmi açıklamalar olmaksızın (citations, recitals) yayınlanır.

Mevzuatın Resmi Bütünleştirilmesi (Formal/official Consolidation of Legislation)

Mevzuatın bütünleştirilmesi, daha önce oluşturulan yönerge, tüzük, karar vb. yasal araçların (temel araçlar ve tadil eden araçlar) içerikleri değiştirilmeksizin birleştirilmesi ya da feshedilmesi yoluyla, Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesi’nde (L serisi) yayınlanan yeni bir yasal araç vasıtasıyla bütünleştirilmesine verilen isimdir. Mevzuatın bütünleştirilmesi iki şekilde yapılabilir:

Dikey: Yeni araç, temel yasa ve bunu tadil eden diğer araçları tek bir araç haline getirecek biçimde birleştirir.

Yatay: Yeni araç, aynı konuda birbirine paralel temel yasalar ile bunları tadil eden araçları tek bir araç haline getirir.

Mevzuatın Yakınlaştırılması (Approximation of Legislation)

Ortak Pazar’ın işleyişinin bozulmasını engellemek amacıyla, AB üyesi ülkelerin ekonomi politikalarına yönelik tedbirleri ile yasal ve idari kuralları arasındaki farklılıkların giderilerek, ulusal mevzuatlarının uyumlaştırılmasıdır. AB’nin genişleme hedefi çerçevesinde aday ülkelerin de ulusal mevzuatlarını AB mevzuatı ile uyumlaştırması gerekmektedir. Aday ülkelerin bu yönde kaydettikleri ilerlemeler, izleme süreciyle (screening) denetlenmektedir.

Müdahale Fiyatı (Intervention Price)

Ortak Tarım Politikası (OTP) çerçevesinde, temel tarım ürünleri fiyatlarının ancak önceden belirlenmiş daha düşük seviyedeki sabit sınıra kadar düşmesine izin verilir. Bu sabit sınır fiyatına müdahale fiyatı (intervention price) adı verilir. Fiyatların bu sınırın altına düşmesi halinde ulusal kurumlar duruma müdahale ederek, ürünleri müdahale fiyatı üzerinden satın alır. Müdahale alımlarında arz-talep dengesinin gözetilmemesi sonucu ürün stoklarının oluşması, OTP’nin eleştirilen yönleri arasındadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir