Güncel Yazılar

AB (s)

SAPARD

1999 yılında kurulan SAPARD programı (Tarımsal ve Kırsal Kalkınma için Özel Eylem Programı), AB adayı Merkez ve Doğu Avrupa ülkelerinin (Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Estonya, Litvanya, Letonya, Romanya, Bulgaristan) Tek Pazar ile Ortak Tarım Politikası’na hazırlık süreçlerini desteklemeyi hedeflemektedir. AB adayı MDAÜ’lerde kırsal bölgelerin kalkınmasına, tarım sektörünün gelişmesine ve AB’nin Ortak Tarım Politikası’na uyumun sağlanmasına yönelik projelere hibe yardımı sağlayan SAPARD programının 2000-2006 dönemindeki yıllık bütçesi 540 milyon Euro’dur.

Sayıştay (Court of Auditors)

AB’nin mali yönetiminin hukuka uygunluğu ve düzgün işleyişini sağlamak amacıyla gelir ve giderlerin denetimiyle görevli olan Sayıştay onbeş üyeden oluşur. Sayıştay üyeleri AB Konseyi tarafından, Avrupa Parlamentosu’na danışıldıktan sonra (basit görüş) oybirliğiyle altı yıllık bir süre için atanır. Maastricht Antlaşması Sayıştay’ı tam yetkili bir kurum statüsüne getirmiştir.

Amsterdam Antlaşması’yla Sayıştay’a AB Konseyi ile Avrupa Parlamentosu’na rapor sunma yetkisi verilmiştir. Ayrıca Sayıştay’ın denetleme yetkisi, dış kurumlar ile Avrupa Yatırım Bankası tarafından yönetilen fonları kapsayacak biçimde genişletilmiştir.

Schengen (Sözleşme ve Anlaşma) (Schengen (Convention and Agreement))

Almanya, Belçika, Fransa, Lüksemburg ve Hollanda tarafından 14 Haziran 1985 tarihinde imzalanan Schengen Anlaşması, anlaşmayı imzalayan devletler, Topluluğun diğer üye devletleri veya üçüncü ülkelerin tüm vatandaşları arasında bir serbest dolaşım rejiminin yerleştirilmesi amacıyla, ortak sınırlardaki denetimlerin giderek kaldırılmasını öngörmektedir.

Schengen Sözleşmesi de 19 Haziran 1990 tarihinde bu beş ülke tarafından imzalanmıştır. Bu sözleşme serbest dolaşımın uygulanmasına ilişkin güvence ve koşulları tamamlamaktadır. İtalya (1990), İspanya ve Portekiz (1991), Yunanistan (1992), Avusturya (1995), İsveç, Finlandiya ve Danimarka (1996) da imzalayan ülkeler listesine katılmıştır. Birlik üyesi olmayan İzlanda ve Norveç’in de AB’nin serbest dolaşım alanına dahil edilmesi amacıyla, bu iki ülke ile 18 Mayıs 1999 tarihinde anlaşma yapılmıştır.

Schengen Anlaşması ve Sözleşmesi, Schengen Yönetim Kurulunca kabul edilen deklarasyonlar ve kararlarla birlikte Schengen müktesebatını oluşturur. Amsterdam Antlaşması taslağının hazırlandığı aşamada, tek pazarın hedeflerinden biri olan kişilerin serbest dolaşımı ile ilgili olması nedeniyle Schengen müktesebatının, Maastricht Antlaşması kapsamına alınması fikri ilk kez gündeme gelmiştir. Sonuç olarak Amsterdam Antlaşması’yla Schengen müktesebatı, yeni oluşturulan özgürlük, güvenlik ve adalet alanı kapsamına alınmıştır. Schengen sistemine göre hükümetlerarası işbirliğinin yönetiminden sorumlu Sekreterya, AB Konseyi Genel Sekreterliği’ne entegre edilmiştir.

Amsterdam Antlaşması ile AB müktesebatının bir parçası olan Schengen müktesebatına aday ülkelerin uyum sağlaması gerekmektedir. Aday ülkelerin İngiltere ve İrlanda gibi Schengen dışında kalma imkanı bulunmamaktadır. Her aday ülke Schengen Uygulama Faaliyet Planı hazırlayarak Birliğe sunmaktadır. Bu çerçevede sınır kontrolleri, sınır güvenliği, vize, iltica ve göç konularında Birliğe uyum çalışmaları yürütülmektedir. Schengen alanı kapsamında yer alan üye ülkelerin kendi aralarında daha sıkı işbirliği geliştirmelerine de sistem çerçevesinde izin verilmektedir.

Schumann Planı (Schuman Plan)

Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman, 9 Mayıs 1950 tarihinde, 1952 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Birliği’nin kurulmasıyla sonuçlanan kısmî bir entegrasyon planı önermiştir. AKÇT’nin kurulmasıyla, Fransa ve Almanya’nın kömür ve demir-çelik kaynaklarının ortak bir denetim altına verilmesi sonucu Avrupa’da yeni bir savaş olasılığı uzaklaştırılmış, henüz tam egemen olmayan Federal Almanya bu şekilde Altılarla eşit düzeye gelmiş, aynı zamanda da bu işbirliğinin yarattığı barış sürecinden yararlanmıştır.

Avrupa entegrasyon hareketinin başladığı gün sayılan 9 Mayıs “Avrupa Günü” olarak kutlanmaktadır.

Serbest Ticaret Anlaşmaları (Free Trade Agreements)

İki ya da daha fazla ülke arasında ticareti etkileyen tarife ve tarife dışı engellerin kaldırılarak, taraflar arasında bir serbest ticaret alanı oluşturulmasını sağlayan, ancak taraf ülkelerin üçüncü ülkeler ile ticaretlerinde mevcut ulusal düzenlemelerini sürdürmesine izin veren anlaşmalardır. NAFTA ve EFTA bu anlaşmalara örnek olarak verilebilir.

Avrupa Birliği, tercihli ticaret rejimi kapsamında bazı ülkelerle “tercihli anlaşmalar” imzalamaktadır. Bu anlaşmalar arasında serbest ticaret anlaşmalarının yanısıra, ortaklık ve işbirliği anlaşmaları ile AKP (Afrika-Karayip-Pasifik) Konvansiyonu yer almaktadır.

AB ile Türkiye arasında Gümrük Birliği’nin tamamlanmasını sağlayan 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararının 16. Maddesi çerçevesinde Türkiye’nin AB’nin tercihli gümrük rejimine uyumu öngörülmektedir. Bu uyum, otonom rejimin yanısıra üçüncü ülkelerle yapılan tercihli anlaşmaları da kapsamaktadır. Söz konusu uyumun sağlanması için Türkiye’ye beş yıllık geçiş dönemi tanınmıştır. Bu çerçevede Türkiye, EFTA, İsrail, Macaristan, Romanya, Litvanya, Estonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Letonya, Slovenya, Bulgaristan, Makedonya, Polonya ve Hırvatistan ile serbest ticaret anlaşmaları imzalamıştır. Halen, Fas, Tunus, Mısır, Faroe Adaları ve Filistin ile müzakereler sürdürülmekte olup, Ürdün, Malta, Güney Afrika ve Meksika’ya taslak anlaşma metinleri tevdi edilmiştir.

Sermayenin Serbest Dolaşımı (Free Movement of Capital)

Ekonomik bütünleşmenin önemli unsurlarından birini oluşturan sermayenin serbest dolaşımı, Roma Antlaşması’nın 67-73 maddeleriyle düzenlenmiştir. Bu hükümlere göre üye devletler arasında sermayenin serbest dolaşımı, geçiş dönemi süresi içinde kademeli olarak gerçekleşecektir. Ortak pazarın iyi işleyebilmesi için, üye devletlerde ikamet eden diğer bir Topluluk ülkesinin vatandaşlarına ait sermayeye, milliyet, ikamet yeri ya da yatırımın yapıldığı yer bakımından kısıtlama getirilmeyecektir. Sermayenin üye devletler arasındaki hareketine ilişkin günlük ödemeler de hiç bir kısıtlama uygulanmadan yapılacaktır.

Ankara Anlaşması’nın 20. Maddesi, taraflar arasında sermayenin serbest dolaşımı ilkesinin kabul edildiğini göstermektedir. Katma Protokol’un 50. Maddesinin ikinci fıkrası da konuya değinmektedir. Türkiye’de bankacılık sisteminin gösterdiği gelişme özellikle 1983 yılından sonra sermayenin serbest dolaşımının hiç bir kısıtlamaya tabi olmadan gerçekleşmesini sağlamıştır.

Sert Çekirdek (Hard Core)

Sert çekirdek kavramı, AB üye devletleri içinde aralarındaki işbirliğini derinleştirme kapasitesine ve isteğine sahip sınırlı bir grup ülke anlamını taşımaktadır. Bu yaklaşım, Birliğin kurumsal çerçevesi içinde farklı bütünleşme anlayışını sağlamlaştırmayı hedefleyen esneklik ilkesi kapsamında değerlendirilmekte, ancak sözkonusu yapının dışında, Schengen örneğinde olduğu gibi farklı sert çekirdeklerin oluşmasına sıcak bakmamaktadır.

Sivil Korunma, Turizm ve Enerji Politikaları (Policies of Civil Protection, Tourism and Energy)

Sivil korunma, turizm ve enerji, Maastricht Antlaşması’na ekli bir bildiride yer almaktadırlar.

Komisyon bu konularda özel yasal temeller bulunmaması nedeniyle 235. Maddeye dayanarak Avrupa Birliği’nin bir dizi girişim gerçekleştirdiğini belirtmektedir. Antlaşma’ya bazı hükümlerin eklenmesi Topluluk girişimine uyum ve süreklilik sağlamak suretiyle bunları daha geçerli hale getirebilir. Bu üç alanın herbirinin dikkate alınması gereken ayrı özellikleri olduğu da unutulmamalıdır.

  • Avrupa Birliği Enerji Politikasını düzenleyen hükümler, AKÇT, EURATOM, ve AB Antlaşmalarının genel hükümleri arasında dağınık bir şekilde yer almaktadır. Çeşitli hukuksal temelleri belli bir bölüm içerisinde bir araya getirmek veya enerji politikasının hedefleri ile buna uygun araçları tespit edecek yeni bir bölümü Antlaşma’ya eklemek yoluyla uyumlu bir hareket çerçevesinin tanımlanması faydalı olacaktır.
  • Turizm alanındaki gelişmeler örneğin Philoxenia programı bugüne kadar diğer AB programları çerçevesinde yürütülmüştür (Çevre, kişilerin serbest dolaşımı, mesleki eğitim vb.).
  • Sivil korunma alanında da, bu konuda hukuksal bir temel olmamasına rağmen üye devletler arasındaki işbirliği sayesinde çeşitli kararlar kabul edilmiştir.

Son Dönem (Final Stage)

Ankara Anlaşması çerçevesinde Türkiye-AET Ortaklığının geçmesi gereken aşamalardan üçüncüsünü son dönem oluşturmaktadır. Türkiye, 31 Aralık 1995 tarihinden itibaren, Gümrük Birliği’nin tamamlanmasıyla Ortaklığının son dönemine girmiştir. Ankara Anlaşmasının 5. Maddesine göre, “Son dönem gümrük birliğine dayanmakta ve Akit Tarafların ekonomi politikaları arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesini gerektirmektedir”.

Ankara Anlaşmasının 28. Maddesine göre de, son dönemde Anlaşma’nın işleyişi, Topluluğu kuran Antlaşma’dan doğan yükümlülüklerin tümünün Türkiye tarafından üstlenebileceğini gösterdiğinde, Akit Taraflar Türkiye’nin Topluluğa katılması olanağını inceleyebileceklerdir.

Son Senet (Katma Protokol) (Final Act (Additional Protocol))

Son Senet, Akit Tarafların Katma Protokol ile ilgili olarak yaptıkları ortak bildirileri, yorum bildirilerini ve Federal Almanya Cumhuriyeti’nin Alman uyrukluların tanımı ve AKÇT yetki alanına giren maddeler ile ilgili Anlaşmaya ilişkin bildirileri içeren belgedir. Katma Protokol’a ekli olarak onunla birlikte imzalanmıştır.

Sosyal Anlaşma (Social Policy Agreement)

Sosyal Anlaşma, Maastricht Antlaşması’nın eki olan Sosyal Protokol’e ek olarak hazırlanmıştır. Maastricht Antlaşması’nın kabul edilme aşamasında o zaman AB’ye üye olan oniki devletin onbiri tarafından imzalanmıştır (İngiltere istisnadan yararlanma hakkını {opting out} kullanmıştır). Sosyal Anlaşma, 1989 yılında Avrupa Topluluğu tarafından benimsenen Sosyal Şart ilkeleri çerçevesinde uygulanacak toplumsal politikaların hedeflerini belirlemek için kullanılmaktadır. Bu ilkeler istihdam yaratılması, yaşam ve işyeri koşullarının iyileştirilmesi, toplumsal dışlanmalara karşı mücadele, insan kaynaklarının geliştirilmesi vb. gibi hususlardır. Sosyal Anlaşma, bunların yanısıra toplumsal konularla ilgili olarak alınacak önlemlerin hangi yönteme göre alınması gerektiğini belirler. Son olarak, toplumsal diyalog çerçevesinde sosyal tarafların temel rolünü vurgular.

Mayıs 1997 seçimleri sonrasında İngiltere’de iktidara gelen İşçi Partisi hükümeti, İngiltere’nin sosyal politika alanındaki “istisnadan yararlanma” hakkını sona erdirme kararı aldığını açıklamıştır. Bu şekilde AB üyesi tüm ülkelerin kabul ettiği Sosyal Anlaşma’nın Maastricht Antlaşması’na eklenmesi gündeme gelmiştir. Sonuç olarak Amsterdam Antlaşması’yla Sosyal Anlaşma, AT’yi kuran Antlaşma’ya eklenmiştir. Bu şekilde fırsat eşitliği, çalışma hayatında kadın-erkek eşitliği, ve toplumsal dışlanmanın engellenmesi için yeni bir yasal temel oluşturulmuştur.

Sosyal Anlaşma’nın Entegrasyonu (Sosyal Protokolün Kaldırılması) (Integration of the Social Policy Agreement (Abolition of the Social Policy Protocol))

Mayıs 1997 seçimleri sonrasında İşçi Partisi’nin iktidara gelmesiyle birlikte İngiltere’nin sosyal politika alanında “istisnadan yararlanma” konumu ortadan kalkmıştır. Bu nedenle Sosyal Protokolün lağvedilerek Sosyal Anlaşmanın entegrasyonu konusu gündeme gelmiştir. Amsterdam Antlaşması ile Sosyal Protokol lağvedilmiş, böylelikle Sosyal Anlaşma’nın Topluluk hukukuna entegrasyonu sağlanmıştır. İngiltere Sosyal Anlaşma kapsamında diğer ondört üye ülke tarafından onaylanan yönergeleri kendisine tanınan süre içinde uygulamaya geçirmiştir.

Sosyal Damping (Social Dumping)

Sosyal damping, bir ülkenin daha düşük işgücü maliyetleri ve/veya daha az kısıtlayıcı iş hukuku kuralları vasıtasıyla diğer ülkelere karşı rekabet gücünü artırarak, istihdam yaratıcı yatırımı kendine çekmesidir.

Tek Pazar’ın temel unsurları olan kişiler, sermaye, mal ve hizmetlerin serbest dolaşımının, başta çok-uluslu şirketler olmak üzere birçok firmanın yatırımlarını, üretim kapasitesi, işgücü maliyetleri ve iş kurallarının (ücretler, sağlık ve sosyal güvenlik sistemi, sendikalar vb.) daha az kısıtlayıcı olduğu ülkelere kaydırmasına yol açtığı düşünülmektedir. Bunun ise işgücü maliyetlerinin yüksek, iş hukuku kurallarının ise sıkı olduğu ülkelerde işsizliğe neden olduğu savunulmaktadır.

Sosyal Diyalog (Social Dialogue)

Sosyal diyalog, Avrupa düzeyinde sosyal taraflarla (Avrupa Sendikalar Konfederasyonu, Avrupa Topluluğu Sanayileri Birliği, Kamu İşletmeleri Avrupa Merkezi) gerçekleştirilen ortak danışma yöntemini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Söz konusu yöntem, sosyal taraflar arasında ve sosyal taraflarla AB kurumları arasında tartışma, ortak eylem ve bazı durumlarda müzakereleri içermektedir.

Sosyal diyalog AB Komisyonu’nca 1985 yılında başlatılmıştır. Roma Antlaşması’nın Avrupa Tek Senedi ile değiştirilen 118 B Maddesi’yle Komisyon, diyaloğun geliştirilmesinden resmi olarak yükümlü kılınmıştır. Bunun sonucu olarak bugüne dek ekonomik büyüme, yeni teknolojiler, eğitim, mesleki eğitim ve diğer konularda onbeş ortak görüş kabul edilmiştir. Ondört üyenin taraf olduğu Sosyal Anlaşma çerçevesinde sosyal diyalog, Komisyon önerisi üzerine alınan Konsey kararıyla uygulanan sözleşme türü ilişkilerle (anlaşmalar dahil) sonuçlanabilir. Bugüne dek işverenler ve çalışanlar arasında ebeveyn izni (parental leave), part-time iş, süreli mukavele (fixed-term conract) ve denizcilerin çalışma saatlerinin düzenlenmesi konularında olmak üzere bu şekilde dört anlaşma yapılmıştır.

Sanayinin bu iki kesiminin yanısıra Komisyon, Mart 1996 tarihinde Sosyal Politika alanında ilk Avrupa Forumu’nu düzenleyerek, gönüllü kuruluşlar, sivil toplum örgütleri, işçi ve işveren sendikaları, AB ve üye ülke kurumlarını biraraya getirmiştir.

Sosyal Politika (Social Policy)

Avrupa Birliği’nin Sosyal Politikası, üye ülkelerdeki çalışanların yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi, işçi-işveren kesimleri arasında bir diyalog ortamı oluşturulması ve üye ülkelerin sosyal politikaları arasında uyum sağlanması amacıyla oluşturulmuştur.

Roma Antlaşması’nın, başta kişilerin serbest dolaşımı olmak üzere birçok alanda sosyal politikanın yasal çerçevesini belirlemesine ve sosyal alandaki çalışmaları finanse etmek amacıyla bir Avrupa Sosyal Fonu oluşturulmasına rağmen, bu alandaki ilk çalışmalar 1974 yılında ilk sosyal eylem programının hazırlanmasıyla başlamıştır. Ancak bu programlar kapsamında gerçekleştirilen faaliyetler, uzun süre yalnızca çalışanların sağlığı, kadın-erkek eşitliği ve çalışma koşullarının güvenliği konularında yoğunlaşmıştır.

Sosyal Politika açısından önemli dönüm noktalarından biri, 1989 yılında kabul edilen temel sosyal haklara ilişkin Sosyal Şart’tır (bkz. Sosyal Şart). İngiltere’nin istisnadan yararlanma hakkını kullanarak katılmadığı Sosyal Şart, o zamana dek ekonomik yönü vurgulanan Tek Pazar’a sosyal bir boyut kazandırmak amacıyla hazırlanmıştır. Ancak İngiltere’nin katılmayı reddetmesi nedeniyle Sosyal Şart, bağlayıcılıktan yoksun bir siyasi deklarasyon olarak kalmış ve Sosyal Politika’ya istenilen düzeyde katkı sağlayamamıştır. Bu yönde bağlayıcı kararlar alınması görüşü Maastricht Antlaşması öncesindeki müzakerelerde tekrar gündeme gelmiş ve bir Sosyal Anlaşma hazırlanmıştır. Ancak İngiltere’nin Anlaşma’yı imzalamayı reddetmesi nedeniyle, Maastricht Antlaşması’nın ekinde bir Sosyal Protokol oluşturulmuştur.

Mayıs 1997 seçimleri sonrasında İngiltere’de iktidarı devralan İşçi Partisi hükümetinin sosyal politikada istisnadan yararlanma hakkını artık kullanmayacağını açıklamasıyla birlikte, Sosyal Anlaşma’nın AB’yi kuran Antlaşma’ya dahil edilmesi gündeme gelmiştir.

Sosyal güvenlik, sosyal diyalog, insan kaynaklarının geliştirilmesi ile sosyal dışlamalara karşı mücadele edilmesini öngören Sosyal Anlaşma, Amsterdam Antlaşması’yla Kurucu Antlaşmalar kapsamına alınmıştır. Bu sayede sosyal politika kapsamında alınan kararların bağlayıcı olması hedeflenmektedir.

Sosyal Protokol (Social Policy Protocol)

Sosyal Protokol, Aralık 1991 Maastricht Zirvesi’nde kabul edilmiştir. Avrupa Birliği Antlaşması’nın ekini oluşturan bu protokol, Avrupa Sosyal Şartı’nın bir uzantısı niteliğindedir. Ekinde yer alan Sosyal Anlaşma temelinde somut ilerlemeler gerçekleştirme iradesini belirtmiş olan 11 üye devlet (İngiltere hariç) bu Protokolu imzalamışlardır. AB’nin Avusturya, Finlandiya ve İsveç’i de içine alacak şekilde genişlemesiyle birlikte Protokol, 14 üye devletin iradesini temsil eder konuma gelmiştir.

Mayıs 1997 tarihinde gerçekleştirilen seçimler sonrasında İşçi Partisi’nin iktidara gelmesiyle İngiltere de Sosyal Anlaşma’ya katılma kararı almıştır. Amsterdam Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte Sosyal Protokol kaldırılmış ve Sosyal Anlaşma AT’yi kuran Antlaşma kapsamına alınmıştır.

Sosyal Şart (Social Charter)

Sosyal Şart, Tek Pazar’ın sosyal boyutunun da göz önünde bulundurulması fikrinden hareketle 1989 yılında hazırlanan ve üye ülkelerin saygı göstermesi gereken temel sosyal hakları sıralayan bir deklarasyondur. Söz konusu sosyal haklar temel olarak işgücünün serbest dolaşımı, istihdam, yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi, sosyal koruma, mesleki eğitim, fırsat eşitliği, kadın ve erkek eşitliği, çocuklar, gençler, yaşlılar ve özürlülerin korunması gibi alanları içermektedir. Kapsadığı alanlar açısından değerlendirildiğinde Sosyal Şart, Avrupa Konseyi’nin Sosyal Şartı ile Uluslararası Çalışma Örgütü konvansiyonlarını temel almaktadır.

İngiltere dışındaki tüm üye ülkeler tarafından kabul edilen Sosyal Şart, bu alanda gerçekleştirilen ilk girişim olması nedeniyle Topluluğun sosyal politikasında bir dönüm noktasıdır.

Sosyal Şart, Komisyon tarafından hazırlanan sosyal eylem planları ile desteklenmekte ve üye ülkelerin temel haklara uyup uymadıkları her yıl hazırlanan raporlar aracılığıyla denetlenmektedir.

Sosyal Taraflar (Social Partners)

Komisyon, sosyal alanda öneriler getirmek istediğinde, çeşitli sosyal taraflara danışmak zorunluğundadır. Bu sosyal diyalog, Avrupa düzeyinde, sosyal tarafların temsilcisi olan üç belli başlı kurum aracılığıyla gerçekleşir.

  • Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC),
  • Avrupa Topluluğu Sanayileri Birliği (UNICE),
  • Kamu İşletmeleri Avrupa Merkezi (CEEP).

Komisyon, esas itibariyle istihdam piyasasına bağlı olan, geleceğe yönelik bir Topluluk girişiminin ve Avrupa Birliği sosyal politikasına ilişkin muhtemel önerilerin içeriğinin sosyal taraflara danışılmasını harekete geçirmek ve kolaylaştırmak için bütün gerekli önlemleri almakla görevlidir.

1957 tarihli Roma Antlaşması’ndan bu yana, çeşitli çıkar gruplarının Ortak Pazar’ın kurulmasına katkılarını sağlamak amacıyla Avrupa ekonomik ve sosyal taraflarını içine alan bir Danışma Meclisi oluşturulmuştur. Bu meclis, üç kesimden gelen temsilcileri kapsamaktadır: işveren, işçi ve bağımsız çalışanlar. Avrupa Tek Senedi ve Maastricht Antlaşması, bu meclisin (Ekonomik ve Sosyal Komite’nin) çalışma alanlarını, sosyal konularda yasalaşma isteyen ve danışılması gereken diğer kurumları da içine alacak şekilde genişletmiştir.

Standardizasyon (Standardisation)

Standartlar, yetkili kılınan ve bu yetkileri ulusal ve uluslararası bir standardizasyon kurumu tarafından kabul edilen; yaygın olarak bir defadan fazla kullanılan; madde, ürün ve hizmetler için kuralları, yöntemleri veya ürünlerin üretim metotlarının, ilgili süreçlerin niteliklerini saptayan ve ilgili tarafların işbirliği ile hazırlanan teknik belgelerdir. Malların serbest dolaşımının sağlanması, büyük ölçüde kullanılan ulusal standartların uyumlaştırılmasıyla bağlantılıdır. Bu nedenle uluslararası düzeyde standardizasyon çalışmaları yapılmaktadır. Standardizasyon alanında uluslararası düzeyde faaliyet gösteren en önemli kurum ISO’dur (International Standards Organisation-Uluslararası Standartlar Örgütü).

Avrupa Birliği de malların serbest dolaşımına katkıda bulunmak amacıyla ulusal standartların yerine Avrupa standartları oluşturulması için çalışmalar yürütmektedir. AB’de standardizasyon çalışmalarının tarihi gelişimi incelendiğinde, uyumlaştırma sürecinin “Klasik Yaklaşım” ve “Yeni Yaklaşım” olmak üzere iki farklı yaklaşıma dayalı olarak belirlendiği göze çarpmaktadır.

“Klasik Yaklaşım”ın temel ilkesi mevzuat düzeyindeki teknik düzenlemelerle eş etkili standartların uyumlaştırılmasıdır. Klasik yaklaşım çerçevesinde düzenlenen yönergeler, test ve belgelerin üye devletler arasında karşılıklı tanımasına yönelik düzenlemelerin ötesinde, her ürünün uyması gereken teknik özellikleri en ince ayrıntısına kadar açıklamıştır. Zaman içerisinde bu durum üreticileri tek tip mal üretmeye zorlamıştır. Ayrıca teknolojik gelişmeye paralel olarak ürünlerin çeşitlenmesi ve gerekli belgelerin sayısının giderek artması sonucu, sistem işlevselliğini yitirmiştir.

“Yeni Yaklaşım” ise, yönergelerin çok fazla teknik ayrıntı içermemesini, ürünlerin mal gruplarına göre uyması gereken genel kuralları belirlemesini öngörmektedir. Teknik ayrıntılar için ise AB düzeyinde belirlenen standartlara atıfta bulunulmaktadır. “Yeni Yaklaşım”da ayrıca, yönergeler ürünlere göre değil, ürünlerin kullanım amaçlarına göre sınıflandırıldığı ürün gruplarına göre hazırlanmakta, böylece benzer işlev gören ürünler aynı yönerge kapsamında yer almaktadır. “Yeni Yaklaşım”a göre yönergelere uymak zorunlu, standartlara uyum ise ihtiyaridir. Ancak standartlara uygun üretim yapılması halinde, yönergelere de uyulduğunun varsayılması, üreticileri standartlara uygun üretime teşvik etmektedir.

AB’de standardizasyon alanında faaliyet gösteren üç kurum bulunmaktadır:

  • CEN (Avrupa Standartlar Komitesi)
  • CENELEC (Avrupa Elektroteknik Standartlar Komitesi)
  • ETSI (Avrupa Telekomünikasyon Standartları Komitesi)

Bu kurumlar arasında en geniş çalışma alanına sahip olan kurum CEN’dir.
(Bkz. CEN, CENELEC, ETSI)

Standstill

“Standstill”, gerçekleştirilen aşamalardan geri gidilmemesi ilkesidir. Roma Antlaşması’nın 5. ve Ankara Anlaşması’nın 7. Maddeleri bu ilkenin birer yansımasıdır. Her iki maddede de tarafların Anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmek için gerekli önlemleri alacakları ve Anlaşma hedeflerinin gerçekleşmesini tehlikeye düşürebilecek her türlü tedbirden sakınacakları belirtilmektedir.

Subsidiarité (Yetki İkamesi) (Subsidiarity Principle)

Subsidiarité (yetki ikamesi) ilkesinin amacı, vatandaşa en yakın (en yararına olacak) kararın, Topluluk düzeyinde girişilecek faaliyetin, yerel, bölgesel ve ulusal düzeydeki olanaklar açısından, yerinde olup olmadığı sürekli şekilde denetlenerek alınmasını sağlamaktır. Daha açık bir dille, bu ilke uyarınca Avrupa Birliği, ancak kendi girişimi yerel, bölgesel veya ulusal girişimden daha etkin olacaksa harekete geçer. Bu ilke oranlılık ve gereklilik ilkeleri ile sıkı sıkıya bağlıdır. AB’nin girişimi, Antlaşma’nın hedefine ulaşmak için gerekli olanın dışına çıkmamalıdır.

Edinburg Zirvesi Aralık 1992’de yetki ikamesi fikrinin temel ilkelerini ve AB Antlaşması’na yetki ikamesini yerleştiren 3 B maddesinin yorumu ile ilgili olarak izlenecek yolları tanımlamıştır. Bildiride yer alan Zirve sonuçları bugün de yetki ikamesi ilkesinin temel taşını oluşturmaktadır. Uygulamada bu ilkeye sıkı bir şekilde sadık kalınmasını sağlamak üzere bazı üye devletler, Edinburg bildirisinin belli başlı hükümlerinin Antlaşma’da yer almasını istemektedirler.

Üye devletlerin bu bildirisine paralel olarak Avrupa Komisyonu da, yetki ikamesi ilkesi ışığında yeniden gözden geçirilebileceklerini düşündüğü, hazırlanmakta olan öneri metinleriyle, yürürlükteki mevzuatı kapsayan bir listeyi bu Zirveye sunmuştur. Ayrıca, Komisyon her yıl bu ilkenin uygulanmasıyla ilgili olarak Avrupa Zirvesi ve Avrupa Parlamentosu’na bir rapor hazırlamaktadır.

Sübvansiyon (Subsidy)

Sübvansiyon, çeşitli ekonomi politikası hedeflerinin gerçekleştirilmesi amacıyla işletmelere sağlanan, doğrudan mali destek, vergi indirimi vb. devlet yardımlarıdır. Sübvansiyonlar, bir işletmenin ya da bir sektörün faaliyetini sürdürmesini desteklemek, firmaların değişen iş koşullarına uyum sağlamasını kolaylaştırmak, üretim verimliliğini artırmak, sanayinin gelişimine yardımcı olmak gibi farklı amaçlar doğrultusunda verilebilir. Avrupa Birliği rekabeti olumsuz yönde etkileyecek sübvansiyonları yasaklamaktadır. Ancak sübvansiyonların sosyal, yapısal ve bölgesel gelişmelere katkıda bulunması durumunda bazı istisnalara izin verilmektedir. Genel olarak serbest ticareti engellemeleri nedeniyle, sübvansiyonların DTÖ müzakereleri aracılığıyla zaman içerisinde tümüyle kaldırılması hedeflenmektedir.

Sürdürülebilir Kalkınma (Sustainable Development)

Sürdürülebilir kalkınma, toplumun refahı için kısa, orta ve özellikle uzun vadede gerekli olan ihtiyaçların karşılanmasına yönelik ekonomik büyüme modelini tanımlamak için kullanılan bir kavramdır. Bu kavram, bugünün ihtiyaçlarının, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını yerine getirme olanağını engellemeyecek biçimde karşılanmasına yönelik kalkınma düşüncesini temel almaktadır. Uygulamada ise sürdürülebilir kalkınma, çevrenin korunmasına önem vermek suretiyle uzun vadeli bir ekonomik kalkınmanın koşullarını oluşturmayı öngörmektedir. Mart 1995 tarihinde Kopenhag’da gerçekleştirilen sürdürülebilir kalkınma konferansı, toplumsal dışlanmayla mücadele edilmesi ve kamu sağlığının korunmasının önemini vurgulamıştır.

Amsterdam Antlaşması’yla sürdürülebilir kalkınma, Avrupa Birliği’nin hedeflerine eklenmiştir.

Şeffaflık (Transparency)

Avrupa Birliği kurumları terminolojisinde sık sık karşılaşılan şeffaflık kavramı, Topluluk kurumlarının işleyişinin şeffaflığını belirler. Bu kavram AB vatandaşlarının Topluluğun bilgi ve belgelerine daha geniş ölçüde ulaşabilmesi ve metinlerin daha anlaşılır hale getirilmesine (Antlaşmaların basitleştirilmesi, yasal metinlerin güçlendirilmesi vb.) ilişkin taleplerine karşı daha duyarlı olunması anlamına gelir.

Avrupa kurumlarının vatandaştan uzak ve gizli çalıştığı ve Avrupa vatandaşı için karar yöntemlerinin anlaşılmasının güç olduğu yönünde genel bir kanı vardır. Bu durumun kurumların şeffaf olmamasından kaynaklandığı belirtilmektedir.

Amsterdam Antlaşması’yla Roma Antlaşması’na şeffaflığa ilişkin yeni bir madde (Madde 191a) eklenmiştir. Bu maddeye göre tüm AB ülkesi vatandaşları ile üye ülkelerden birisinde ikamet eden ya da kayıtlı ofisi bulunan tüm gerçek ve tüzel kişilerin AB Komisyonu, AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu’nun dokümanlarına ulaşma hakkı vardır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir