Güncel Yazılar

AB (v-y-z)

Varış Ülkesi Prensibi (Country-of-destination Principle)

Varış ülkesi ilkesine göre, ihraç edilen mallar verginin indirilmesi suretiyle menşe ülkesinde KDV’den muaf tutulur ve ithal edildikleri ülkede vergilendirilirler. Ancak Tek Pazar’ın tamamlanmasıyla birlikte bu ilkenin yerine, 1 Ocak 1997’den itibaren menşe ülkesi ilkesi çerçevesinde KDV’nin menşe ülkesinde alındığı yeni bir sistemin geçmesi kararlaştırılmıştır.

Vatandaşlar Avrupası (Citizens’ Europe)

Vatandaşlar Avrupası, Avrupa Birliği’nin “vatandaşlara daha yakın” kılınmasına yönelik politika, tedbir ve araçlardan oluşan düzeni tanımlamak için kullanılan bir kavramdır.

AB kurum ve mekanizmalarının yeterince şeffaf ve anlaşılabilir olmadığı, dolayısıyla “vatandaşlara yakın” işlemediği eleştirisi AB entegrasyon süreci içerisinde çeşitli kereler (1975 tarihli Tindemans raporu, 1984 tarihli Adonino Komitesi raporu vb.) gündeme gelmiştir. Ancak AB’nin ortak politikalarının hangi mekanizmalara göre yürütüldüğünün vatandaşlara açıklanmasını hedefleyen Vatandaşlar Avrupası kavramı, Maastricht Antlaşması’yla oluşturulmuştur. Maastricht Antlaşması’yla Kurucu Antlaşmalar kapsamına alınan yetki ikamesi (subsidiarité), Avrupa Vatandaşlığı, Avrupa Uzlaştırıcısı (Ombudsman), diplomaların karşılıklı olarak tanınması, iş kurma ve ikamet etme serbestisi gibi kavramlar, Vatandaşlar Avrupası’nın önemli unsurlarını oluşturmaktadır. Tüm bu girişimler, vatandaşların kendilerini AB ile özdeşleştirmelerine katkıda bulunmayı hedeflemektedir.

Vergilendirme (Taxation)

Tek Pazar’ın tamamlanması ve Ekonomik ve Parasal Birliğin uygulanmaya başlamasına rağmen halen Topluluğun gerçek anlamda bir vergi politikası bulunmamaktadır. Avrupa Topluluğu’nu kuran Antlaşma’nın 95-99. Maddelerinde vergilendirme ile ilgili özel hükümler mevcuttur. Ancak bu alandaki kararların Konsey’de oybirliğiyle alınması gerektiği için, günümüze dek doğrudan ve dolaylı vergilendirme ile ilgili ortak kararlar belirlenmesi mümkün olamamıştır.

1993 yılı itibariyle Tek Pazar’ın tamamlanmasıyla birlikte KDV üzerindeki gümrük kontrolleri kaldırılmıştır. Halihazırda ürünler satın alındıkları ülkede vergilendirilmektedir, ancak KDV sistemiyle ilgili Konsey kararı alınmasıyla birlikte mallar menşeini taşıdıkları ülkede vergilendirilecektir. Bunun yanısıra üye ülkeler arasında KDV ve özel tüketim vergisi oranları bir ölçüde uyumlaştırılmıştır.

Tek paranın yürürlüğe girmesi, AB düzeyinde ortak KDV oranları ile kurumlar vergisinde ortak kuralların acilen belirlenmesi zorunluluğunu beraberinde getirmiştir. Aralık 1997 tarihinde Konsey, ticari kazançların vergilendirilmesiyle ilgili davranış kuralları belirlemiştir. Bunun yanısıra Konsey, halihazırda ortak şirketler (associated companies), sınırötesi tasarruflar ve ortak KDV sistemiyle ilgili Komisyon tavsiyelerini incelemektedir.

Yaoundé Konvansiyonu (Yaoundé Convention)

Yaounde Konvansiyonu 1964 yılında AET ile 18 Afrika ülkesi arasında imzalanmış, 1969 yılında yenilenmiştir.Yaoundé Konvansiyonu’nun amacı, taraflar arasında işbirliğini arttırmak ve bu çerçevede bu ülkelere malî ve teknik yardım sağlayarak ekonomik ve sosyal kalkınmalarına yardımcı olmaktır. Bu sayede Afrika ülkelerinin giderek ekonomik yapılarını ve sanayileşmelerini güçlendirmeleri, bölgesel işbirliğine ve uluslararası ticarete katılmaları öngörülmektedir. Yaounde Konvansiyonu önce Fransa’nın Afrika’daki eski sömürgeleri ve Moritanya ile imzalanmış, 1974 yılında da Afrika, Karayipler ve Pasifik ülkeleriyle Lomé Konvansiyonu yapılmıştır.

Yapıcı Çekimserlik (Constructive/positive abstention)

Yapıcı çekimserlik, bir üye devletin Konsey’de yapılan oylamalarda kullanabileceği çekimser oyun oybirliğini engellememesi amacıyla, Amsterdam Antlaşması’yla Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası (ODGP) çerçevesinde oluşturulan bir sistemdir.

Buna göre çekimser oy kullanan üye devlet, ortak harekata katılmamakta serbest olacaktır, ancak gerektiğinde siyasi ve mali dayanışma göstermesi beklenecektir. Üye devlet ortak tutumun veya ortak uygulamanın “Avrupa Birliği” etiketi taşımasına karşı çıkmayacak ve ortak tutumun veya uygulamanın başarılı olmasını engelleyecek herhangi bir girişimde bulunmaktan kaçınacaktır.

Yapısal Fonlar ve Uyum Fonu (Structural Funds and Cohesion Fund)

Topluluğun yapısal politikasının bir parçası olan Yapısal Fonlar ve Uyum Fonu, AB üyesi ülkeler ile bu ülkeler içerisindeki çeşitli bölgelerin gelişmişlik düzeyleri arasındaki farklılıkları azaltmak amacıyla oluşturulmuştur. Yapısal politika kapsamındaki faaliyetler için Topluluğun 2001 bütçesinden 33 milyar Euro ayrılmıştır. Toplam bütçenin %35’ini oluşturan bu oranın %90’ı bölgelere, %10’u ise Uyum Fonundan yararlanan ülkelere verilmektedir.

AB’nin bölgeler için oluşturduğu dört mali araç bulunmaktadır:

  • Avrupa Sosyal Fonu (FSE): Bu fonun oluşturulması Roma Antlaşması’nda öngörülmüştür.
  • Avrupa Tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu (FEOGA): Fonun tarımsal yönlendirmeye ilişkin bölümü 1962 yılında oluşturulmuştur. Tarımsal yönlendirme ve garanti arasındaki ayırım ise 1964 yılında belirlenmiştir.
  • Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu (FEDER): 1975 yılında oluşturulmuştur.
  • Balıkçılık Alanında Mali Destek Sağlamaya Yönelik Araç (IFOP): 1993 yılında oluşturulmuştur.

Üç Yapısal Fon ile IFOP’un hedefleri şunlardır:

Hedef 1: Kalkınmada geri kalmış bölgelerin yapısal uyum ve gelişmesinin desteklenmesi (1998 yılı için Yapısal Fonların %50’sini oluşturan Hedef 1, kişi başına düşen GSMH’sı Topluluk ortalamasının %75’inden azına tekabül eden bölgelere verilmektedir.),

Hedef 2: Sanayi gerilemesinden önemli oranda etkilenen bölgelerin durumlarının iyileştirilmesi,

Hedef 3: Uzun süreli işsizlikle mücadele edilmesi ve genç nüfusun mesleki entegrasyonu,

Hedef 4: Üretim sistemlerindeki sanayi ile ilgili değişikliklere işgücünün uyum sağlamasının kolaylaştırılması,

Hedef 5a: Ortak Tarım Politikası’nın reformu çerçevesinde tarımsal yapıların düzenlenmesi,

Hedef 5b: Kırsal alanlarda ekonomik çeşitliliğin teşvik edilmesi,

Hedef 6: Nüfus yoğunluğu az olan bölgelerin yapısal düzenlemelerinin ve kalkınmasının desteklenmesi.

AB’nin genişleme hedefi çerçevesinde Komisyon, Temmuz 1997’de hazırladığı “Gündem 2000” başlıklı belgede Yapısal Fonların ilk hedefi için geçerli olan GSMH kriterinin sıkı biçimde uygulanması tavsiyesinde bulunmuştur. Bu çerçevede halihazırda fondan yararlanmakta olan onbir bölge, bir geçiş süreci sonrasında fondan faydalanma hakkını sürdüremeyecektir. Ayrıca Komisyon, yedi hedefin rasyonel biçimde belirlenecek üç hedefe indirilmesini tavsiye etmiştir. Bu çerçevede 24-25 Mart 1999 tarihlerinde Berlin’de düzenlenen olağanüstü Zirve’de üzerinde uzlaşmaya varılan üç hedef şunlardır:

Hedef  1: Kalkınmada geri kalmış bölgelerin yapısal uyum ve gelişmesinin desteklenmesi,

Hedef 2: Yapısal zorluklarla karşı karşıya bulunan bölgelerin ekonomik ve sosyal gelişmesinin desteklenmesi,

Hedef 3: Eğitim, mesleki eğitim ve istihdama yönelik politikalar ile sistemlerin modernizasyonu ve uyumlaştırılması.

Söz konusu reformlar, Topluluğun öz kaynakları tavanının 2006 yılına kadar GSMH’nın %1.27’si düzeyinde kalmasına yardımcı olacaktır.

Ekonomik ve Parasal Birlik, AB ülkeleri arasındaki ekonomik ve sosyal farklılıkların boyutunu da göz önüne sermiştir. Bu nedenle 1993 yılında yapısal politikayı güçlendirmek amacıyla bir Uyum Fonu oluşturulmuştur. GSMH’sı Topluluk ortalamasının %90’ından az olan ülkelerin yararlanması için düzenlenen bu fondan Yunanistan, İspanya, İrlanda ve Portekiz faydalanmaktadır. Uyum Fonu kapsamında yalnızca çevre ve ulaştırma altyapısına ilişkin projelere mali destek sağlanmaktadır.

Yasal Metinlerin Yeniden Yapılandırılması (Recasting of Legislation)

Yasal metinlerin yeniden yapılandırılması, temel bir yasa hükmünde yenilik yapılarak yeni bir metin hazırlanması yoluyla eski yasa hükmünün yürürlükten kaldırılması anlamına gelir. Hukuksal kodlamanın aksine bu sistem temel değişiklikler gerektirir. Ayrıca yasal alanın tümü üzerinde genel bir görüş olanağı sağlar. Yeni hukuksal hükümler Avrupa Topluluğu Resmi Gazetesi’nde yayınlanır.

Yasal Sadeleştirme (Simplification of Legislation)

Yasal sadeleştirme, gereklilik (nécessité) ve oranlılık (proportionnalité) ilkelerinin tam anlamıyla uygulanmasıyla yasal hükümlerin basitleştirilmesini amaçlar. Yasal metinlerin köklü biçimde değiştirilmesi, kodlanması ve güçlendirilmeleri bu çerçevede özel bir rol oynar.

İç pazarın tamamlanmasına ilişkin Beyaz Kitap’tan bu yana bu kavram giderek önem kazanmış ve Edinburg Zirvesi’nde açık şekilde ön plana çıkarılmıştır. Son on yılda özellikle malların, hizmetlerin, sermaye ve kişilerin serbest dolaşımının güvence altına alındığı bir pazarın yaratılması için çaba sarfedilmiş, ancak bu çabaların olumsuz bir yansıması olarak nitelenebilecek kapsamlı bir Avrupa mevzuatı oluşmuştur. Bu çerçevede, Topluluk faaliyetleri için gerekli şeffaflığı ve etkinliği sağlamak amacıyla, mevzuatın sadeleştirilmesi, öncelikli alan olarak belirlenmiştir. Dört belirli alanı kapsayan bir pilot program (SLİM – Simpler legislation for the internal market – İç pazara ilişkin mevzuatın basitleştirilmesi ) 1996 Mayıs ayında yürürlüğe koyulmuştur.

Yeni Ticaret Politikası Aracı (New Commercial Policy Instrument)

Avrupa Birliği’nin üçüncü ülkeler karşısında haksız ticari uygulamalardan kaynaklanabilecek zararlarını gidermek ve bu ülkelere karşı AB’nin haklarını savunmak, ortak ticaret politikası ile ilgili olarak uluslararası anlaşmaların çözümü yöntemini başlatabilmek amacıyla çıkarılan AT/522/94 sayılı Konsey Tüzüğü kapsamında uygulanmaktadır. Bu çerçevede alınabilecek önlemler;

• Üçüncü ülkelere verilmiş olan tavizlerin geri çekilmesi veya askıya alınması,

• Mevcut gümrük vergilerinin yükseltilmesi, telafi edici yeni vergi ya da eş etkili
tedbir koyulması,

• Miktar kısıtlaması veya benzeri tedbirler uygulanması
şeklindedir.

Yeniden Dengeleme Tedbiri (Rebalancing Measure)

Yeniden Dengeleme Tedbiri, Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliği’nin tamamlanmasıyla sonuçlanan 1/95 sayılı ve 6 Mart 1995 tarihli Ortaklık Konseyi kararının 64. Maddesi’nde ele alınmaktadır. Bu maddeye göre taraflardan birinin alacağı koruma tedbirinin, diğer tarafın Gümrük Birliği’nden kaynaklanan hak ve yükümlülüklerinde bir dengesizliğe yol açması durumunda, hakları zarar gören taraf Gümrük Birliği’ne en az zarar verecek şekilde karşı önlem alabilir. Bu önlemler, yeniden dengeleme tedbirleri olarak tanımlanır.

Yeşil Kitaplar (Green Papers)

Komisyon tarafından yayınlanan Yeşil Kitaplar, belirli bir alanda (sosyal politika, tek para, telekomünikasyon, vb.) bir düşünce ortaya koyarak Avrupa düzeyinde bir danışma süreci başlatmak amacıyla oluşturulan belgelerdir. Bu çerçevede ortaya çıkan görüşler daha sonra Beyaz Kitapların konu aldığı somut Birlik faaliyetlerine dönüşebilmektedir.

Yirmiiki Yıllık Liste (Twentytwo Year List)

Türkiye ile AET arasında 23 Kasım 1970 tarihinde imzalanan Katma Protokol’un 3 sayılı ekini oluşturan 22 yıl süreli koruma listesidir. Bu listeye Türkiye, Katma Protokol’un yürürlüğe giriş tarihinden itibaren 22 yıl süre ile koruma altına almayı kararlaştırdığı sanayi ürünlerini koymuş ve bu ürünlerdeki gümrük indirimlerinin kaldırılmasını 22 yılın sonuna ertelemiştir. Liste dışında kalan diğer sanayi ürünlerindeki gümrük vergileri, miktar kısıtlamaları ve eş etkili vergiler 12 yıllık indirim süresine bağlanmıştır. Her iki sürede kaldırılması düşünülen gümrük vergileri ve eş etkili vergilerle kotalar ve tüm sanayi mallarının Ortak Gümrük Tarifesine uyumu, zaman dilimleri itibariyle indirim oranlarını içeren birer takvimle saptanmıştır. Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliği’nin 1 Ocak 1996 tarihinde gerçekleşmesiyle 22 yıllık liste de yürürlükten kalkmıştır.

Zirve Diplomasisi (summit diplomacy)

Uluslararası ilişkilerde devletlerin kullandıkları bir diplomasi türüdür. Bu tür diplomasinin özelliği, görüşmelerin ilgili tarafların en üst düzeyde temsil edilmesi ile yapılmasıdır. Eski dönemlerde imparatorların, kralların yürüttüğü bu tür diplomasi, günümüzde de devlet başkanları, başbakanları gibi ülkelerin en etkili kişilerince yürütülmektedir. Zirve diplomasinin en olumlu yanı, görüşme masasında genellikle bir çözüme ulaşmanın temel şartı olan karşılıklı taviz verme konusunda en fazla olanağa sahip olanliderleri biraraya getirmesidir. Ancak böyle bir diplomasinin düzenlenmesi için gereken hazırlık çalışmaları, bu tür diplomasinin dezavantajını oluşturmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir