Güncel Yazılar

Uİ (b)

Baas Partisi-Baath Party (Hizb el Ba’s el-Arabi el-İştiraki)

Ortadoğu siyasetinde büyük etkisi olan Arap milliyetçisi sosyalist parti. Tam adı Arap Sosyalist Baas Partisi ve Arap Sosyalist Yeniden Doğuş Partisi. Tek bir sosyalist Arap toplumu oluşturmayı hedefleyen radikal siyasi hareket. Pekçok Arap ülkesinde kolları vardır. Özellikle soğuk savaş yılları döneminde, Batı karşıtı çizgisi ile Ortadoğu’daki siyasal gelişmelere damgasını vuran parti ilk defa Sureye deki Fransız işgali sırasında, 1943 yılında Mişel Eflak ve Salah Biter tarafından kurulmuş ve Arap ülkelerindeki bağımsızlık söyleminde ciddi rol oynamıştır. Nasırizm’den önemli ölçüde etkilenen Baas Partisi, 1953 yılında Suriye’de iktidarı ele geçirmiş, 1958 yılında Nasır ile –Birleşik Arap Cumhuriyeti- denemesini gerçekleştirmiştir. 1961 yılındaki Mısır-Suriye bölünmesinden sonra Baas Partisi de 1963 yılında bölündü. Birçok Arap ülkesinde aynı adla ama farklı örgütlenmelerle varlığını sürdüren Baas Partisi, sadece Irak ve Suriye’de iktidar olmuştur.

Baas Partisi 1943 yılında Mişel Eflak ve Salah el-Bitar tarafından Şam’da kuruldu. 1953’de Suriye Sosyalist Partisi ile birleşen parti Arap Sosyalist Baas Partisi adını aldı. Bağlantısızlık politikasını, emperyalizm ve sömürgeciliğe karşı çıkmayı benimseyen Baas Partisi, İslam’ın bazı unsurlarından faydalanarak sınıfsal farklılıkları ortadan kaldırmayı amaçlayan bir hareket gerçekleştirmeye çalışmıştır. Katı disipline dayalı aşırı merkeziyetçi bir yapıya sahiptir.

1963’te Suriye’de iktidarı ele geçiren Baas, “milliyetçi” ve “ilerici” diye anılan iki gruba bölündü ve 1970’te Hafız Esad’ın başa geçmesiyle iki grup arasındaki çekişmeyi milliyetçiler kazanmış oldu. Irak’ta 1963 yılında kısa bir süre Baasçılar iktidara geldiyse de 1968’de yeniden iktidarı ele geçirdiler. Irak ve Suriye’deki Baas Partileri arasındaki anlaşmazlık iki ülkenin siyasi birliğine engel oldu ve daha sonra iki ülke birbirine karşı pek dostça olmayan siyaset yürütmeye başladı. Suriye’de Baas hükümetine en önemli tehdit Müslüman Kardeşler Örgütü olmuştu. Ama Hafız Esat 1982 yılında Hama’da kanlı bir müdahale ile örgüte ağır bir darbe indirdi. Irak’ta ise kuzeydeki Kürt ve güneydeki Şii gruplar Baas için en önemli tehlikelerdi.

Suriye Baas Partisi yıllardır Batı’ya karşı sert olan tutumunu Orta Doğu Barış Süreci doğrultusunda yumuşatırken Irak’ta Baas, Körfez Savaşı ve sonrası Batı ve özellikle Amerika karşıtı bir siyaset izlemektedir.

Bağdat Paktı-Baghdad Pact

Ortadoğu’da barış ve güvenliğin korunması için 1955 yılında İngiltere, Türkiye ve Irak arasında kurulan bir savunma paktıdır. Daha sonra ABD, İran ve Pakistan’ın katıldığı askeri pakt, 1958 yılında Bağdat’taki askeri darbeden sonra dağılmış ve yerine Merkezi Anlaşma Örgütü/Central Treaty Organisation (CENTO) kurulmuştur. Bütün Arap Birliği üyesi ülkeler ve büyük Batılı devletlerden bazıları da Pakt’a davet edilmiş ama hiçbiri buna ilgi göstermemiştir. 1959’da rejim değişikliği ile Irak’ın üyelikten ayrılmasıyla Pakt, Merkezi Andlaşma Örgütü (CENTO) adını almıştır.

Bağımlılık-Dependence

Bir devletin ihtiyaç maddelerini -özelikle de savunma araçlarını- yabancı ülkelerden temin etme zorunluluğunun getirdiği ilişki biçimi. Bu kavrama uluslar arası siyaset literatüründe iki farklı yaklaşım vardır:

a- Bir devletin (i)tutum ve davranışlarının başka bir devletin (ii)tutum ve davranışları ile açıklanabilmesini, (i) nin (ii) ye bağımlılığı olarak izah eden Anglo Sakson yaklaşım, ve

b- uluslararası sistemi merkez-çevre ikilemi içinde gören neo-marksist yaklaşım.

İki veya daha fazla sayıdaki uluslararası politika biriminin arasında simetrik olmayan bir etki ilişkisi. Günümüzde iki anlamda kullanılmaktadır. İlki, özellikle Anglo-sakson yazarlar kavramı, bir (A)devletin tutum ve davranışlarının bir başka devletin (B)tutum ve davranışları ile açıklanabilmesini, (A)’nın (B)’ye bağımlılığı olarak tanımlamaktadırlar. Bu türden bir bağımlılık terimi en azından derecelendirme yolu ile ölçülmeye nisbeten uygun bir görünümdedir. İkinci olarak uluslararası sistemi merkez/çevre ikilemi içerisinde gören ve Andre GundenFrank başta olmak üzere Latin Amerika üzerinde uzmanlaşmış bazı yazarlar ise, kavrama devletlerarası bir ilişkinin ötesinde bir anlam yüklemektedirler. Bu bağlamdan bağımlılık olgusu, metropol ülkenin karar alma mekanizması, merkez/çevre bağlantısında önemli bir role sahip olan çok uluslu ve uluslarüstü şirketler, çevredeki yerel karar oldakları, gibi birimler arasındaki bir ilişki ve bu ilişkinin içerisinde oluştuğu yapı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu türden bir bağımlılık ilişkisinin derecelendirme yolu ileölçülebilmesi oldukça zor görünmektedir.

Bağımlılık teorileri-Dependence theories

Gerek uluslar arası ekonomiyi ve gerekse uluslar arası ilişkileri, tek tek ülkelerin üzerinde global bir sistem olarak ele alan, az gelişmiş ülkeleri, söz konusu kapitalist dünya sisteminin gelişmesi sürecinde aldıkları roller çerçevesinde inceleyen ve tüm bu devletlerin rolünü bağımlılık ilişkisi ile açıklayan kuramlar. Bu kuramlara göre, uluslar arası bir aktörün davranışı hangi yönden analiz edilirse edilsin, öncelikle bu davranışın yer aldığı global sistemin bütününün araştırılması gerekmektedir. En dikkat çeken nokta, uluslar arası sistemin dinamiklerini incelerken, ekonomik faktörlere ağırlık, vermeleridir. Bu bağımlılık teorilerini üç kategoriye indirmek mümkün:

a- dependencia ekolü (Paul Prebish),

b- neo-marksist merkez-çevre analistleri (Andre Gunder Frank),

c- dünya sistemi analistleri (Immanuel Wallerstein).

Bağımsızlık (independence)

Uluslararası politika ve uluslararası hukuk alanında farklı sayılabilecek anlamlarda kullanılan kavram. Uluslararası politikada bağımsızlık, bir ülkenin başka bir ülke ya da ülkelerin yönetim ya da denetimi anlamındadır. Bununla beraber tam bağımsızlıktan söz etmek güçtür. Devletlerin birbirinden etkilendiği kabul edilir. Bağımsızlık uluslararası hukukta devletin kurucu öğelerinden biridir. Devletin kurucu öğelerinden egemenlik ilkesinin uluslararası hukukun alanını sınırlaması, dolayısıyla bazı hukukçular bunun yerine bağımsızlık kavramını kullanmaktadırlar. Klasik devletler hukukuna göre bağımsızlık bir devletin dışa karşı egemenliği anlamına gelir ve tüm egemen devletlerin eşitliği ilkesine dayanır. Bu çerçevedeki bağımsızlık, uluslararası hukukun sujeleri konumunda bulunan devletlerin yetki limitlerinin uluslararası hukuk kurallarınca belirlenmesi ve garanti altına alınması anlamını taşımaktadır.

Bağımsızlık verme ilanı-Declaration of the grantig of independence

Bir devletin, işgali ya da sömürgesi altında bulundurduğu başka bir devlet ya da halka bağımsızlık verdiğini açıklaması.

Bağımsız Devletler Topluluğu-Commonwealth of Independent States

Sovyetler Birliğinin 1991 yılından dağılmasından sonra, Rusya öncülüğünde 8 Aralık 1991 tarihinde kurulan, siyasal, ekonomik ve bölgesel işbirliği örgütü. Onbeş eski Sovyet cumhuriyetinden on ikisinin üye olduğu topluluğun merkezi, Beyaz Rusya’nın başkenti Minsk’tedir. Topluluğun amacı, üye devletler arasında ekonomik, sosyal, mali ve kültürel alanlarda işbirliğini geliştirmek ve nihai olarak Bağımsız Devletler Birliğini oluşturmaktır. 1992 yılında askeri işbirliği, 1993 yılında ortak Pazar anlaşmaları imzalanmıştır. 2001 yılında teşkilat içinde dört farklı siyasal oluşum meydana gelmiş olması, topluluğun entegrasyonunu zayıflatmıştır. Bunlar:

a-Rusya/Beyaz Rusya birliği,

b-Kazakistanın girişimleri ile kurulan Orta Asya Ekonomik Topluluğu/ Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan,

c-Gürcistan, Ukrayna, Özbekistan, Azerbaycan, Moldova arasındaki ileri düzeyde işbirliği /GUUAM,

d-Avrasya Ekonomik Topluluğu /Kazakistan, Rusya, Beyaz Rusya, Kırgızistan, Tacikistan

Bağlantısızlık (nonaligment)

Bloksuzluk olarak da bilinir. Uluslararası politika, belli başlı bloklarla siyasal ya da ideolojik yakınlaşmalardan kaçınma politikası. Bağlantısızlık politikası, II. Dünya savaşı sonrasında Hindistan, Kenya, Yugoslavya gibi ülkeler ile Asya ve Afrika’da yeni kurulan devletlerin çoğu tarafından uygulandı. Bu ülkeler, çoğunlukla ne SSCB’nin önderliğindeki sosyalist blokla ne de ABD’nin önderliğindeki batı blokuyla ittifak kurmaya yanaştılar. Bununla beraber, kendilerini soyutlayacak bir yansızlık politikası da izlemediler. Bir yandan uluslararası ilişkilere etkin biçimde katılırken öbür yandan uluslararası sorun ve çatışmalarda açık tutum takındılar. Bağlantısız ülkeler arasında en geniş grubu oluşturan genç Asya ve Afrika ülkeleri, çoğunlukla batılı devletlerin eski sömürgeleridir. Bu ülkeler, hem batı bloku içindeki eski sömürgeci devletlerle sürekli ve yakın ilişki kurmanın yeni bir bağımlılık biçimi oluşturabileceğinden kaygılanmakta, hem de sosyalist düzenlerin hızlı ekonomik gelişmesi genellikle çekici gelmekle birlikte, SSCB ile çok yakından bağlar kurmanın da onları uydulaştırarak bağımsızlıklarına zarar vereceğinden korkmaktadır. Bağlantısızlık politikası, bu ülkelerin büyük gereksinme duyduğu ekonomik yardımları da çoğu kez her iki bloktan da sağlamalarına olanak vermektedir.

İlk kez 1955 Bandung Konferansı’nda adlarını duyuran bağlantısız ülkeler, 1960’lar ve 1970’lerde, uluslararası ilişkilerde ortak politika izleyerek yeni bir blok oluşturmaya çalıştılar, ama belirli konularda kendi aralarında çıkan ulusal çıkar ayrılıkları yüzünden bu girişimler, başarısız kaldı. Bandung’tan sonra “Bağlantısızlık Hareketi Konferansı adı altında sekiz konferans toplantısı 1961’de Balgrad’da 25 ülkenin katılmasıyla düzenlenen ilk konferansta, bağlantısız sayılmak için 5 ilke belirlendi. Bunlar; 1)Barış içinde bir arada yaşamayı temel alan bir bağımsızlık politikası izleme, 2)NATO, Varşova paktı, SEATO veya CENTO gibi çok farklı askeri ittifaklara katılmama, 3)Kendi topraklarında üs vermeme, 4)Büyük güçlerle ikili askeri ittifaklara katılmama, 5)Ulusal kurtuluş savaşlarını destekleme.

1960’lı yıllarda çok sayıda eski sömürgenin bağımsızlığa kavuşarak uluslararası sistem ve BM içerisinde yer alması ile hareket giderek güç kazandı. 1970’lerden itibaren, kısmen iki kutuplu sistemin gevşemesi, kısmen hareketin ortak paydasını oluşturan sömürge durumundan kurtulmak için verilen ulusal kurtuluş mücadelelerinin azalması, kısmen de grubun üye sayısının artması dolayısı ile ortaya çıkan dağınıklık, hareketin eski prestijini yitirmesine sebep oldu. 1986’da Harare’de yapılan son konferans 101 bağlantısız ülke temsilci yolladı. Günümüzde grubun faaliyetlerinin en belirgin biçimde ortaya çıktığı yer BM Genel Kurulu’dur.

Bakteriyolojik silahlar-Bacteriological arms

Biyolojik silahlar da denilen ve atıldığında değişik mikroplar yayan bombalardır. Özellikle soğuk savaş döneminde gelişen bakteriyolojik silah teknolojisinin önünü kesmek için 1971 yılında BM tarafından bu tür silahların üretilmesi yasaklanmıştır.

Bakü Kongresi, 1920

III. Komünist Enternasyonal (Komintern) tarafından Bakü’de düzenlenen toplantı. 1920 yılında Bolşevikler artık Batı’da umdukları büyük devrimin pek de yakın olmadığına inanmaya başlamışlardı. Bu ortamda Doğu halklarına doğru yönelen Sovyetler Birliği onlarla Batı’ya karşı bir ittifak kurmaya çalışıyor ve Batılı emperyalist güçlerin egemenliği altındaki Doğulu halkları bu güçlere karşı ayaklandırmayı düşünüyorlardı. Eylül 1920’de Bakü’de çoğunluğu sömürge rejimi altındaki Doğu ülkelerinden gelen komünist partilerin temsilcilerinin katıldığı bir Kongre düzenlendi. Kongrede iki ana konu üzerinde yoğunlukla duruldu.

i) Doğu halklarının ulusal kurtuluş mücadeleleri beklenen dünya devrimi açısından nasıl değerlendirilecek.

ii) Komintern bu konuda nasıl bir strateji izleyecek.

Kongre’de komünist nitelikli olmayan -bu sırada Anadolu’daki kurtuluş mücadelesi dahil- ulusal kurtuluş hareketlerine karşı nasıl bir tutum takınılacağı da tartışıldı.

Bakü-Ceyhan Hattı/Baku-Ceyhan Line

Orta Asya ve Kafkasya’daki yeraltı kaynaklarını dünya pazarlarına ulaştırmak amacıyla inşa edilen stratejik petrol boru hattı. 1990’lı yılların başından itibaren büyük siyasi tartışmalara yol aşan hattın anlaşması, Nisan 1999 tarihinde Azerbaycan ile Türkiye arasında İstanbul Protokolü adıyla imzalandı. Anlaşmaya göre, 2002 yılında inşaatına başlanan hattın 2005 yılında tamamlanması ve en geç 2006 da petrol pompalamaya başlaması planlanıyor. Toplam uzunluğu 1730 km olan hat, Bakü-Tiflis-Erzurum-Erzincan-Kayseri-Ceyhan güzergâhını izlemektedir.

Balfour Bildirisi-Balfour Declaration

İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Arthur J. Balfour’un 2 Kasım 1917’de, Uluslararası Siyonist hareketin önderlerinden Lord Rotschild’e gönderdiği, Filistin’de Yahudilere bir “ulusal yurt” kurulması çabasının İngiliz hükümetince destekleneceğinin belirtildiği mektup. Ancak yine mektuba göre, Yahudiler için kurulacak böyle bir yurt, bölgenin Yahudi olmayan kesiminin haklarını ihlal etmeyecekti. Birinci Dünya Savaşında ekonomik açıdan sarsılan İngilizler, bu bildiri ile bir yandan Amerika’daki Yahudi sermayesinin desteğini almayı, öte yandan da rakibi Almanya’daki siyonistleri yanına çekmeyi hesaplıyorlardı. Söz konusu mektup, bugünkü Filistin sorunun oluşumu açısından en önemli dönüm ve hatta başlangıç noktasıdır. Nitekim savaştan sonra, 1920 yılında Filistin bölgesini işgal eden İngiliz manda yönetimi, Yahudi göçü önündeki engelleri kaldırmış ve bölgede bugünkü Orta Doğu sorunu ile devam eden kargaşa dönemi başlamıştır.

İngiliz Dışişleri Bakanını böyle bir mektup yazmaya iten en önemli sebep, toprakları üzerinde çok sayıda ve önemli etkiye sahip Yahudi’nin yaşamakta olduğu A.B.D.’nin sempatisini ve Almanya’ya karşı yürütülen savaşta katkısını sağlamaktı. Mektubun zamanlaması da iyi yapılmıştı. Çünkü kısa bir süre sonra Almanya ve Osmanlı Devleti de Yahudi desteğini sağlayabilmek için özellikle Almanya Siyonistlerine savaş sonrası ödünleri vermeye başlamışlardı.

Siyonist liderlerden H. Weizman ve N. Skolov’un ısrarlı çabaları ile yayımlanan Bildiri, Filistin’de yalnızca Yahudilere ait bir devletin kurulmasını isteyen Siyonistlerin isteklerini tam anlamıyla karşılamıyordu ama ilerde İsrail’in kuruluşu için bir dayanak oldu.

Balıkçılık Bölgesi (fishing zone)

Balıkçılık amaçlı olarak belirlenmiş, karasuların dış sınırının ötesindeki deniz bölgesidir. Kıyı devletlerin istemiyle oluşturulan bu bölgeye “balıkçılık bitişik bölgesi” adı da verilir. Ancak, balıkçılık bölgesi kavramının varlığı günümüzde sözkonusu olmaktan çıkmıştır. Türkiye 15 Mayıs 1964 tarihli Karasuları Kanunu ile 6 millik karasularına 6 millik bir balıkçılık bölgesi kurmuştur.

Balkan Antantı-Balkan Entente

9 Şubat 1934’te Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan ittifak andlaşması. Avrupa’nın revizyonist ve anti-revizyonist iki kamp etrafında toplanmaya başlaması Balkan devletlerini bir grup kurmaya yönlendiriyordu. Yaklaşmakta olan II. Dünya Savaşı tehlikesine karşı, zikredilen ülkelerin karşılıklı olarak sınır güvenliklerini garanti etmeyi amaçlıyordu.

İlk kez 1929’da Yunanistan Başbakanı Papanastasio’nun ortaya attığı bir Balkan birliği kurulması fikri çeşitli devletlerden destek görmüş ve arka arkaya Balkan devletleri arasında gayriresmi nitelikli konferanslar toplanmaya başlamıştı. Konferanslar sonucu verilen uzlaşma doğrultusunda 9 Şubat 1934’te Atina’da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Balkan Atlantı imzalandı. Üç maddeden oluşan Antant Balkan ülkelerinin kendi aralarında olan sınırları koruyor ve bu ülkeler arası işbirliğini geliştirmeyi amaçlıyordu. Antant bölgede revizyonist politika izleyen Bulgaristan’ı hedeflemekteydi. II. Dünya Savaşı’nda Türkiye dışındaki üyelerin Alman işgaline uğraması ile Antant geçerliliğini kaybetmiştir.

Balkan Paktı-Balkan Pact

Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya’nın taraf olduğu siyasal nitelikli bölgesel örgüt. Pek uzun ömürlü olamamıştır.

A.B.D. 1950’lerin başında Sovyetlerle gergin ilişkileri olan Yugoslavya ile ilgilenmeye başlamıştı ve NATO’ya girmeleri kesinleşmiş olan Türkiye ve Yunanistan ile bu ülkeler arasında bir pakt yapılması yönünde çabalıyordu. 1951 yılı sonuna doğru ve üç ülke arasında başlayan yakınlaşma 1952 boyunca da devam etmiş ve 28 Şubat 1953’te Ankara’da üç ülkenin Dışişleri Bakanları tarafından bir “Dostluk ve İşbirliği Andlaşması” imzalanmıştır. Bu andlaşmaya göre üç devlet ortak çıkarlarıyla ilgili konularda birbirlerine danışacaklar ve üye devletlerin Dışişleri Bakanları yılda en az bir defa toplanacaktı. Dışişleri Bakanları arasında süren toplantılar sonucu yeni ilerlemeler sağlanmış, 9 Ağustos 1954’te üç ülke arasında Bled Andlaşması imzalanmıştır. Bu andlaşmaya göre taraflar, aralarından herhangi birine ya da birkaçına yönelen bir saldırıyı kendilerine de yapılmış sayarak askeri güç de dahil her türlü önlemi alacaklardı.

Ama daha paktın ilk günlerinden itibaren Türkiye ve Yugoslavya arasında görüş ayrılıkları ortaya çıkmış ve 1955’ten itibaren Sovyetlerle ilişkilerini düzeltmeye başlayan bu ülkenin pakta ilgisi azalmıştır. Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs sorununun ortaya çıkmasıyla da Paktın doğurduğu olumlu hava silinmeye başlamıştı. Pakt 1960 yılına kadar devam etmiş 1960 Haziranında da resmen sona erdiği açıklanmıştır.

Balkan İstikrar Paktı-Balkan Stability Pact

Balkanlar bölgesindeki çatışmaları önlemek ve gerilim ortamını yumuşatmak amacıyla Avrupa Birliğinin girişimleri ile 10 Haziran 1999 tarihinde kurulan bölgesel pakt. Kosova Savaşının harareti yükselttiği 1998 yılında gündeme gelen pakt, bölgeyi Atlantik eksenine bağlamak ve demokrasi, insan hakları gibi değerleri yerleştirmek amacıyla 40 devletin imzasıyla kuruldu. O sıralarda çıkardığı gerilimler sebebiyle paktın kurulmasında önemli rol oynayan Yugoslavya pakta katılmadı. Pakt, askeri bir birlikten ziyade, gevşek bir bölgesel istikrar forumu mahiyeti taşımaktadır.

Balkan Savaşları, Ekim 1912-Haziran 1913

Birincisi Balkan devletleri ile Osmanlı Devleti, ikincisi Balkan devletlerinin kendi aralarında yaptıkları iki savaş. I. Balkan Savaşı Osmanlı Devleti’nin Rumeli’de kalan son topraklarını da kaybetmesi ile sonuçlanmıştır.

1912 yılı boyunca Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan ve Yunanistan kendi aralarında yaptıkları ittifak andlaşmaları ile Osmanlı Devletine karşı bir birlik kurdular. 1912 Eylül’ünde seferberliklerini tamamlayan Balkan devletleri Osmanlı’nın Trablusgarp Savaşı ile uğraşması ve iç siyasi çekişmelerinden faydalanarak hazırlıklarını pekiştirdiler. 8 Ekim 1912’de Karadağ’ın savaş ilanı ile I. Balkan Savaşı başladı ve bunu öteki devletlerin savaş ilanları izledi. Hazırlıksız yakalanan Osmanlı orduları hemen hemen her cephede yenildi ve Midye-Enez hattının gerisine çekilmek zorunda kaldı. Bu arada Arnavutluk da bağımsızlığını ilan etti. 17 Aralık’ta Londra’da toplanan bir konferans sonunda 30 Mayıs 1913’te bir barış andlaşması imzalandı.

Londra barışından umduğunu bulamayan Bulgaristan’ın 30 Haziran’da Yunanistan’a saldırması ile II. Balkan Savaşı başladı. Bulgaristan savaşta pek bir başarı sağlayamadı ve Romanya’nın savaşa girmesi ile yenilgiye uğratıldı. Bulgaristan’ın zayıf durumundan yararlanan Osmanlı Devleti de Edirne’yi aldı. 10 Ağustos 1913’te Bükreş’te imzalana barış andlaşması ile II. Balkan Savaşı sona erdi. Osmanlı Devleti de Yunanistan’la Atina, Bulgaristan ve Sırbistan ile İstanbul Andlaşmalarını yaptı. Böylece bugünkü Türk-Bulgar ve Türk-Yunan sınırları birkaç istisna dışında çizilmiş oldu ve yapılan andlaşmalarda Balkan devletleri sınırları içinde kalan Türk azınlıklarla ilgili maddeler yer aldı.

Baltık Denizi Devletleri Konseyi-Concil of Baltic Sea States

1992 yılında Baltık Denizine komşu olan tüm ülkelerin katılımı ile kurulan bölgesel ekonomik örgütlenme. Amacı, öncelikle eski Doğu Bloku’na üye olan Baltık ülkelerini ekonomik anlamda Batı ya entegre etmek, Baltık Denizi’nden ortak şekilde yararlanmak, ulaşım ve çevre konularında işbirliği yapmaktır. Üye ülke dışişleri bakanları her ay düzenli olarak toplanmaktadır. Üye ülkeler: Danimarka, Finlandiya, Estonya, Almanya, Letonya, Litvanya, Norveç, Polonya, Rusya ve İsveç.

Bandung Konferansı-Bandung Conference

Eskiden sömürge altında olan Asyalı ve Afrikalı 29 ülkenin, o tarihte hala sömürge olan ülkelerin bağımsızlıklarını kazanabilmeleri için gerekli olan eylemleri planlamak üzere topladıkları konferans. Soğuk Savaşın tüm şiddetini hissettirdiği 1955 yılında, iki blok arasındaki çatışma dışında kalmak isteyen ülkelerin başını çektiği konferansta, milletlerin kendi kaderini kendilerinin belirlemesi hakkı benimsenirken, kolonyalizm kınanmış ve uluslararası çekişmede tarafsızlar bloğunun kurulması kararlaştırılmıştır.

18-24 Nisan 1955 tarihlerinde Endonezya’nın Bandung kentinde toplanan ve Bağlantısızlar Hareketi’nin temellerinin atıldığı toplantı. Endonezya, Pakistan, Hindistan, Seylan (Sri Lanka) ve Birmanya’nın düzenlediği toplantıya o zamanki dünya nüfusunun yarasından fazlasını oluşturan 20 Asya ve Afrika ülkesi katılmıştı.

Konferansı düzenleyen ülkeler, Batılı devletlerin Asya’ya ilişkin aldıkları kararlarda kendilerine danışılmamasından duydukları rahatsızlığı dile getirdiler. Tartışmalar temel olarak Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa ve Orta Asya’daki tutumunun Batılı devletlerin sömürgeciliği ile eş biçimde eleştirilip eleştirilmemesinde yoğunlaştı. Sonunda “tüm görünümleri ile sömürgeciliğin” mahkum edilmesi üzerinde uzlaşıldı. Birleşmiş Milletler Bildirisi’ndeki ilkelerle Hindistan başbakanı Nehru’nu beş ilkesini kapsayan on maddelik bir “dünya barış ve işbirliğini geliştirme bildirisi” oybirliği ile kabul edildi.

Konferansa katılan Türkiye’nin toplantılar boyunca izlediği Batı yanlısı tutum, bağlantısızlık politikası izleyen diğer üçüncü dünya ülkeleri ile ilişkilerinin soğumasına neden oldu.

Barselona Deklarasyonu-Barcelona Declaration

Avrupa Birliğine üye ülkeler ile Akdeniz ülkelerini bir araya getiren 1995 tarihli Barcelona Konferansı ardından yayınlanan ve iki taraf arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ile serbest ticaret bölgesi kurulmasını öngören bildiri.

Barselona Süreci-Barcelona Process

Avrupa Birliği ile Akdeniz’e kıyısı olan 12 Afrika ve Orta Doğu ülkesi arasında 1995 yılında yayınlanan Barselona Deklarasyonun ardından başlayan geliştirilmiş bölgesel işbirliği süreci. Başta siyasi ve ekonomik işbirliği olmak üzere, insan ahlakları, demokrasi ve güvenlik konularında yakınlaşma öngörülmüştür. Sürecin Afrika ve Orta Doğulu tarafları: Fas, Cezayir, Tunus, Mısır, İsrail, Ürdün, Filistin Özerk Yönetimi, Lübnan, Suriye, Türkiye, Kıbrıs ve Malta’dan oluşmaktadır. Libya gözlemci üye statüsündedir.

Barışçı Çözüm (peaceful settlement)

Güce başvurmadan devletler arasındaki uyuşmazlıkların giderilmesidir. Barışçı çözüm devletlerin önemli hakları ve görevleri konusundaki uyuşmazlıkların çözümlenebileceği süreçleri içerir. Uluslararası uyuşmazlıkların barışçı çözümü için iki tür teknik vardır. Hukuki ve siyasal, hukuki olan uluslararası hukuki uyuşmazlığın gerçeklerine (öğelerine) uygulamayı içerir. Bunun başlıca iki yöntemi sözkonusudur. Hakemlik ve uluslararası yargı. Siyasi olan ise diplomatik müzakere, dostça girişim, arabuluculuk, soruşturma komisyonları, uzlaştırma komisyonları ve BM örgütü aracılığıyla çözüm yöntemleridir. 1899 ve 1907 Hague Barış Konferansları zorunlu barışçı çözüm sürecini kurma çabalarının oluşmasına neden oldu. Bu tür çabalar ve metodlar Briand-Kellog Paktı’nda, BM anlaşmasında yer aldı. Barışçı çözüm alanındaki gelişmeler (ilerlemeler) silahsızlandırma, uluslararası örgütsel etkinlikler, ekonomik gelişme ve eğitimsel ve kültürel değişiklikler gibi ilgili alanlardaki çalışmalarla daha da büyümektedir.

Barış Gücü (peace force)

Birleşmiş Milletler’in bazı bunalımların üzerine ve Güvenlik Konseyi’nin kararı ile üye ülkeler askerlerinden oluşan ve kritik bölgelere gönderilen kuvvetlerdir.

İlk defa Kore Savaşı çıktığında buraya Birleşmiş Milletler kuvvetleri sevkedilmiştir. Ancak, doğu bloku ülkeleri bunu arzulamadığındn bu konudaki karar Güvenlik Konseyi yerine, Genel Kurulu’nca alınmış ve uygulanmıştır. Esasen bu operasyona daha ziyade ABD kuvvetleri önemli ölçüde katılmıştır. Daha sonraları ise, başka durumlarda da Birleşmiş Milletler üyelerinden bazılarının askerlerinden oluşan kuvvetler kullanılmış ve bunlara doğu bloku ile batı bloku ve tarafsız (bloksuz) ülkeler askerlerinin de katıldığı görülmüştür. Bu da, Birleşmiş Milletler Anayasası’nda öngörülen bu örgütün askeri kuvvetlerinin olmayışının herkesçe bir boşluk olarak kabul edildiğine bir işarettir. Nitekim, Birleşmiş Milletler bazı olaylarda (Ortadoğu, Kongo, Kıbrıs) silahlı kuvvetler göndermiş bazı yerlerde de askeri gözlemciler bulundurmuştur.

Örneğin Kıbrıs’taki B.M. Barış Gücü (UNFICYE) adıyla anılan ve bir ara toplam 6 bin kişi civarına kadar çıkan Avusturya, Kanada, Danimarka, Finlandiya, İrlanda, İsveç ve İngiliz askerlerinden oluşan bir askeri kuvvet görevlendirilmiştir. Ayrıca, bu kuvvetlerin masraflarının karşılanmasına çok daha fazla sayıda BM üyesi ülkeler katılmaktadırlar ve hepsi kendi arzusuna göre bir miktar para vermektedir. 1964’te Kıbrıs’a gönderilen bu kuvvetlerin finansmanına 55 ülke katılmış bulunmaktadır. Bu kuvvetin süresi de her 6 ayda bir Güvenlik Konseyince görüşülmekte ve yeniden uzatılmaktadır. 1974 yazında Türkiye’nin yaptığı Kıbrıs Barış Harekatı ile B.M. Barış Gücünün yeterli ve yararlı olmadığı ortaya çıkmıştır. Halen Adada 2500 kadar Barış gücü askeri vardır.

Son olarak, Ortadoğu’daki Altı Ekim Arap-İsrail Savaşı’ndansonra, Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin bir kısmı Sina Yarımadası’nda gönderilerek, Mısır-İsrail kuvvetleri arasında bir bölgede görev almışlardır. Ortadoğuda UNTSO, UNEF, UNDOF Mısır-İsrail arasında ve UNIFIL Lübnan’da görev alan kuvvetlerin isimleridir. B.M. Barış Gücü askerlerine politika lisanında ayrıca “Mavi Bereliler” (casque blues) denmekte olup, bunun nedeni, sözü geçen askerlerin Birleşmiş Milletler bayrağındaki mavi renkte bere giymeleridir. 1978’de Afrikalılar da bir Barışgücü oluşturup Zaire’ye yollamışlardır.

Barış İçinde Birarada Yaşama (peaceful co-existence)

II. Dünya Savaşı’nı izleyen soğuk savaş yıllarından sonra SSCB tarafından ortaya atılan, kapitalist, sosyalist sistemler arasındaki ilişkilerin savaşa yol açmadan sürdürülebileceği belirtilen doktrin.

1920’lerin başında V.İ. Lenin tarafından ilk söz edilerek çerçevesi çizilen terim, farklı toplumsal sistemleri olan ülkeler arasında barışçı ilişkiler kurulmasını öngörüyordu.

Sovyetler birliği Komünist Partisi (SBKP) birinci sekreteri Nikita Kruşçev, 21 Haziran 1960’ta yaptığı bir konuşmada kapitalizm koşullarında savaşın kaçınılmaz olduğu yolundaki kuramın artık geçerli olmadığı görüşünü yineledi. Kruşçev, daha sonra da sosyalizmin başarısının anahtarının barış içinde bir arada yaşama olduğunu vurguladı. Bu kural ulusal kurtuluş savaşlarını geçersiz kılmıyordu. SSCB, sömürgesi aktif bir biçimde destekleyecekti. Gene Kruşçev’e göre barış için mücadele sloganı ile, komünizm için mücadele sloganı çatışmıyordu. Bu doktrinin ana çizgileri Ekim 1964’te Kruşçev’in yerine geçen Leonid Brejnev tarafından izlendi.

Bu yorum esas itibariyle nükleer bir savaşta her iki tarafın da yok olacağının anlaşılmaya başlanmasıyla ilgilidir. Kruşçev’e göre barış içinde birarada yaşama ilkesi, sosyalist ülkelerin kapitalist ülkelerle olan mücadelesinin daha çok ekonomik ve teknolojik alanlara kayması sonucunu doğuracaktı.

Baruch Planı, 1946

1946’da A.B.D. tarafından Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi Komisyonu’na sunulan atom silahının yayılması ve atom enerjisinin kontrolü ile ilgili teklif. Plan hazırlaycısı Bernard Baruch’un adıyla anılır. Plan önce atom enerjisi üzerinde etkili bir denetimin kurulmasını, sonra da nükleer stokların tümünün yok edilmesini öngörüyordu. Ayrıca bir Uluslararası Atomu Geliştirme Örgütü (International Atomic Development Agency) kurulacak, dünyanın güvenliği için tehlike teşkil eden tüm atom enerjisine bu örgüt sahip olacaktı. Eğer Sovyetler Birliği bu örgütün kurulmasını kabul ederse, A.B.D. elindeki tüm atom silahlarını ve bunların yapılması için gerekli bilgiyi bu örgüte devredecekti. Örgütün çalışmasıyla ilgili olarak Güvenlik Konseyi’nde hiçbir devlet veto yetkisini kullanamayacaktı. Ancak, Sovyetler Birliği bu öneriyi kabul etmedi, veto yetkisinin devamında direnerek, etkili bir tedbir için önce nükleer silah stokunun yok edilmesi, denetimin bunun izlemesi gerektiğini ileri sürmüştür. Taraflar görüşlerinde ısrar edince, Atom Enerjisi Komisyonu’nda bu konuda yapılan uzun tartışmalardan hiçbir sonuç çıkmamıştır.

Bask Ulusal Bağımsızlık Hareketi (Euzkadr Ta Azcatasuna-ETA)

İspanya’da Bask azınlığının yoğun olarak yaşadığı bölgenin bağımsızlığı için mücadele eden silahı örgüt. ETA, Franco döneminde bütün baskılara rağmen 1950’lerden sonra belirli bir örgütlenme düzeyine ulaştı ve yönetime karşı silahlı mücadeleye başladı. Düzenlediği birçok bombalı saldırı ve suikastten en önemlisi 1973 yılında İspanya Başbakanı Blanco’nun öldürülmesidir. Franco döneminin sona ermesinden sonra Bask bölgesine özerklik tanınmasına rağmen ETA mücadeleye devam etti.

Başat Güç (dominant power)

George Modelski tarafından geliştirilen bu kurama göre, XV. yüzyılla birlikte dünya tarihi, belirli devletlerin belirli bir süreyle yeryüzünde üstün duruma yükselmeleri ve sonra bu statülerin düşmeleri zinciri içinde bugüne doğru çıkmaktadır. Bu üstün duruma geçen devlet başat güç adını almaktadır. Bu başat güç durumuna yükselme ve bu durumdan düşüş kabaca yüzer yıllık sürelerle olmaktadır. Belirli bir devlet yükselerek dünya denizlerinde egemen duruma geçmekte-başat gücün tanımında okyanuslara egemen olmak önemli ve belirleyici bir özellik olarak gösteriliyor- ve bu egemenliğini hemen hemen yüz yıl sürdürmektedi. Bu süre içinde, başat güce meydan okuyan başka bir güç (challenger) çıkmakta ve ikisi arasında belki sistemin öteki üyelerinden bir kısmının da katıldığı büyük bir savaş, yeni başat gücün belirmesini sağlamaktadır. Bu büyük savaştan ise genellikle başat güç ve meydan okuyan güç değil, üçüncü bir devlet kazançlı çıkarak, dünya egemenliğini o kurmaktadır.

Dünya siyasetinde, XVI. Yüzyıldan bu yana, her yüzyılda belirli bir gücün dünyada üstün duruma yükseldiğini ve böylece zincirleme bir güç değişimi yaşandığını savunan görüş. Buna göre XVI. Yüzyılda İspanya, XVII. Yüzyılda Hollanda, XVIII. Yüzyılda Fransa, XIX. Yüzyılda İngiltere ve XX. Yüzyılda ABD başat güç olmuştur.

Batı Birliği Savunma Teşkilatı-Defence Organization of the Western Union

1948 yılında Batı Birliği çerçevesinde kurulmuş olan askeri örgüt. Batı Birliğine üye 5 ülkenin savunma bakanlarından oluşan bir savunma kanadından, genelkurmay başkanlarının oluşturduğu bir askeri kanattan ve bir de orta komutanlıktan _Batı Avrupa Daimi Başkomutanlığı_oluşmuştu. Merkezi Paris’te olan teşkilat, 1950 yılında NATO’yla birleşmiş ve böylece Avrupa da NATO dışında savunma örgütü kalmamıştır.

“Bekle ve Gör” Politikası (wait and see policy)

Diplomasi ve genellikle politika alanında, çok sözü geçen İngilizce kökenli deyim, Türkçe’ye “Bekle ve Gör” politikası şeklinde çevrilmektedir. Bir takım olaylar karşısında, acele etmeden beklemek ve hemen harekete geçmeden, bu olayların gelişmesini dikkatle ve yakınen izleyerek, son ve en uygun duruma göre bir tutum saptamak politikasıdır.

Bazen de bir politik amacın gerçekleşmesi için hareketsizliği benimseyip sabırla beklemek anlamına gelen ve “attantizm” de denilen tutum ile aynı olarak kullanılmaktadır.

Belgrad Konferansı, 1-6 Eylül 1961

1-6 Eylül 1961 tarihleri arasında Yugoslavya’nın başkenti Belgrad’ta yapılan ilk Bağlantısızlar zirvesi. Konferansa yirmibeş ülkenin devlet veya hükümet başkanı katılmıştır. Konferans Soğuk Savaş’ın en yoğun olduğu dönemlerden birinde, Berlin ablukasının sürdüğü ve Sovyetlerin nükleer denemelere yeniden başladığını açıkladığı sırada toplanmış ve uluslararası ortamın gerginliği konferansa da yansımıştır. Tito, Abdulnasır, Sukarno ve Nkrumah’ın en faal liderler olarak göze çarptıkları konferans sonunda kabul edilen yirmiyedi maddelik deklerasyonda çeşitli uluslararası sorunlara değinilmiştir.

Benelüks Ekonomik Birliği-Benelux Economic Union

1 Kasım 1960 tarihinde Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında kurulan ekonomik birlik. Amacı bu üç ülke arasında ekonomik, maliye, gümrük, dış politika alanlarında işbirliği kurmak ve Avrupa Birliği nezdinde ortak hareket etmektir.

Berlin Ablukası, 1948-1949

1948-1949’da Sovyetler Birliği’nin, Batılı işgal devletlerini Batı Berlin’deki egemenlik haklarından vazgeçmeye zorlama girişiminin yol açtığı uluslararası bunalım. Mart 1948’de İngiltere,Fransa ve A.B.D.’nin Almanya’daki işgal bölgelerini tek bir ekonomik birim halinde birleştirme kararı Sovyetlerin tepkisine yol açtı ve Sovyetler Birliği Müttefikler Kontrol Konseyi’nden çekildi. Batı’da yeni bir Alman Markı’nın piyasaya çıkmasını Doğu Alman parasına karşı rekabet olarak gören sovyetler Batı ile Berlin arasındaki demir, kara ve su yollarını kapatarak kenti ablukaya aldı. 26 Haziran 1948’de ABD ve İngiltere kente acil gereksinimleri havayoluyla sağlamaya başladılar ve Berlin’den dışarı yapılan sanayi ihracatının hava yoluyla gerçekleşmesi için bir “hava köprüsü” kurdular. Artan gerginlik karşılıklı askeri güç tırmanmasına yol açtı. Gerginlik sovyetler Birliği’nin 12 Mayıs 1949’da ablukayı kaldırmasına değin sürdü.

Berlin Andlaşması, 3 Haziran 1972

Berlin kentinin A.B.D., Sovyetler Birliği, Fransa ve İngiltere’nin yükümlülüğü altına konduğuna ilişkin andlaşma. 3 Eylül 1971’de hazırlanıp parafe edilen andlaşma, 3 Haziran 1972’de imzalandı. Bu andlaşmayla Batı Berlin’de A.B.D., Fransa ve İngiltere’nin sorumluluğu devam ediyor ama Batı Berlin’i temsil yetkisi Federal Almanya’ya geçiyordu. Sovyetler Birliği ise Doğu Berlin üzerindeki haklarını Demokratik Alman hükümetine devretmeyecekti.

Bu andlaşma sonucunda 12 Ağustos 1970 tarihli Federal Almanya ile Sovyetler Birliği arasında imzalanmış olan Moskova Andlaşması ve 7 Aralık 1970’de yine Federal Almanya ile Polonya arasında imzalanmış olan Varşova Andlaşması da yürürlüğe girmiştir.

Berlin Batı Afrika Konferansı, 1884-1885

Afrika’nın kıyılarında ve büyük nehirlerde ticaret serbestliğinin sürekliliğini sağlamak ve bu kıyılardaki yeni yerlerin işgal koşullarını belirlemek amacıyla Bismarck’ın girişimi ile 15 Kasım 1884-26 Şubat 1885 tarihleri arasında Berlin’de toplanan uluslararası konferans.

O tarihe kadar sömürge işletmelerine pek rağbet etmeyen Alman başbakanı, Alman egemenliğine konan toprakları değerlendirecek imtiyazlı şirketlerin kurulmasını göz önüne alarak tavrını değiştirdi. Bismarck, öteki Avrupa devletleri arasındaki sömürge rekabetini kızıştırıyor ve Fransa’yı yeni sömürge hayalleri ile kışkırtarak bu ülkenin Almanya’ya karşı bir öç alma siyaseti gütmesini önlemeyi umuyordu. Jules Ferry’nin ve sonra İngiltere Dışişleri Bakanlığının onayını alan Bismarck, Viyana Antlaşması’nı imzalayan devletler ile Belçika, İtalya, ABD ve Türkiye’yi konferansa çağırdı.

Antlaşmanın sonuç belgesi Nijer ırmağında ulaşım özgürlüğünü ve Atlas okyanusundan Hint okyanusuna kadar uzanan Kongo havzasında ticaret serbestliğini güvence altına alıyordu. Bu, Fransa ile Portekiz’in toprak ilhakları ve 1884 İngiliz-Portekiz anlaşması ile bir süre için tehlikeye düşen liberalizmin zaferi demekti.

Konferans Afrika’nın paylaştırılmasını gerçekleştirmedi ama bunu kuşkusuz hızlandırdı. Konferansta, imzacı devletlerden birinin gerçekleştireceği toprak ihlallerinin, ancak öteki imzacı devletlere bildirilmesi koşuluyla geçerlik kazanabileceği ilkesi kabuledildi.
Bir bildirge de köle ticaretiyle ilgiliydi (md. 9). Genel olarak, imzacı devletler, yerlileri, gezginleri ve din özgürlüğünü korumayı yükümlüyorlardı. Ancak Afrikalılara alkollü içki satışı, Almanya ile Hollanda’nın itirazı üzerine yasaklanmadı. 1885 sonunda Fransa ile Almanya arasında Togo-Kamerun sınırını belirleyen özel bir antlaşma imzalanmasıyla Berlin Antlaşması tamamlandı.

Berlin Deklerasyonu, 1955

II. Dünya Savaşı sonrasına İngiltere, A.B.D.,Fransa ve S.S.C.B.’nin işgali altındaki Berlin üzerinde bu devletlerin haklarını belirleyen belge. Bu deklerasyona göre kentin güvenliği, kentte bulunan askeri birliklerin gözetimi ve sivil havacılığın denetimi işgal birliklerinin sorumluluğu altındaydı. Hukuki açıdan Batı Berlin Federal Almanya’nın bir parçası değildi ve kentin bu kesiminde 12 bin Müttefik devletlere bağlı asker bulunmaktaydı. Bu yüzden Federal Alman Parlamentosu ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının Batı Berlin’de uygulanabilmesi için Batı Berlin Parlamentosu’nun bunları onaylaması gerekiyordu. Müttefiklerin parlamentodan geçen yasalara itiraz ve bu yasaları geçersiz kılma hakları vardı. Bu nedenle Federal Alman Parlamentosu’ndan çıkan yasalar Berlin’e gelmeden önce Bonn’daki Müttefik devletlerin büyükelçileri tarafından gözden geçirilmekteydi. Ayrıca Batı Berlin’in silahlanması yasaklandığı için Batı Berlinliler’in askerlik yapmaları da yasaktı. Deklerasyona göre, Müttefik devletler gerekli durumlarda Batı Berlin polisi üzerinde de yetkili olabilmekteydiler.

Berlin Duvarı-Berlin Wall

1961 yılında, Batı Berlin ile Doğu Berlin’i birbirinden ayırmak için inşa edilen ve 1989 yılında Doğu Blokunun çökmesine kadar Soğuk Savaşın en açık sembolü olan duvardır. 28 yıl boyunca binlerce insan, batıya kaçmak için duvarı aşmaya çalışırken öldürüldüğünden Utanç Duvarı da denilmektedir. Duvarın yıkılması 1990 yılında iki Almanya’nın birleşme sürecini de başlatmıştır.

Berlin Kongresi, 13 Haziran-13 Temmuz 1878

Osmanlı Devleti, Rusya, Almanya, İngiltere, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Fransa’nın katılımı ile gerçekleşen kongre. Kongre sonunda 1887-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrası imzalanan Ayastefanos Andlaşması’nın yerine geçmek üzere bir andlaşma yapıldı. Ayastefanos ile kurulan “Büyük Bulgaristan” oldukça küçülerek Osmanlı’ya bağlı bir prenslik haline geldi. Doğu Rumeli eyaleti kuruldu ve Ayastefanos’ta Bulgaristan’a bırakılan Makedonya reform yapılması şartıyla Osmanlı Devleti’ne iade ediliyordu. Osmanlı Devleti açısından daha olumlu görülen bu andlaşma, bu kazançları Bosna-Hersek ve Kıbrıs’ta geçici yönetimler adı altında Avusturya-Macaristan ve İngiltere’nin yönetimine vermesi ile geri alıyordu.

Berlin Kongresi her ne kadar Rumeli’nin Osmanlı Devleti’nin elinde kalmasını sağlamışsa da ilerde ortaya çıkacak bunalımlara da ortam yaratmış oldu.

Berlin Senedi, 1885

Berlin Batı Afrika Konferansı olarak adlandırılan ve Kasım 1884 ile Şubat 1885 arasında Berlin’de yapılan bir dizi görüşme sonucunda kabul edilen belge. Konferans Orta Afrika’daki Kongo Havzası ile ilgili anlaşmazlıkları çözmek amacıyla toplanmıştı. Berlin Senedi ile Kongo Havzası Alman Doğu Afrikasını da kapsayacak şekilde tarafsız bölge ilan edildi. Burada bütün devletlere serbest ticaret ve taşımacılık hakkı tarafında ve Portekiz’in Atlas Okyanusu’ndaki hak iddiaları reddedildi. Bu senet ile sömürgeleştirmede “fiili işgal” ilkesinin benimsenmesi sonucu olarak Avrupalı devletler Afrika’da mümkün olduğu kadar geniş toprak parçalarını hızla işgal etme yarışına girdiler. Böylece Afrika’nın sömürgeleştirilmesi süreci hızlanmış oldu.

Beşinci Kol (fifth column)

Ellerindeki her türlü araca başvurarak bir ulusun dayanışmasını ve bütünlüğünü yok etmeye çalışan yıkıcı yeraltı grubuna ve bu harekete verilen isim. İspanya iç savaşı (1936-39) sırasında faşistlerin dört koldan Madrit’e doğru ilerlediği bir sırada, hükümeti çeşitli sabotaj ve eylemlerle içeriden yıkmaya çalışan Françisco Franco taraftarları beşinci kol diye nitelendirilmiştir. Beşinci kolun başlıca yöntemlerinden biri yıkıcı unsurların, hedef ülkenin tüm yapısına, özellikle de siyasal karar alma ve ulusal savunma merkezlerine sızmasıdır. Benzeri uygulamalar Nazi Almanyası tarafının Avusturya, Çekoslovakya, Norveç gibi ülkelerin ele geçirilmesinde uygulanmıştır. 1940 yılında Nazi Almanyası’nın Norveç’e saldırısında vatan haini olarak tanımlanan dünya grubu beşinci kol olarak çok etkili bir rol oynamıştır.

Beş Prensip (parch sheala)

Hindistan ile Çin arasındaki ilişkilerde uyulması gereken kurallar, Çin başbakanı Çu en Lay, Hindistan başbakanı Nehru ile görüşerek, ilişkilerinde Beş Prensibin egemen olmasına karar vermişlerdir. Bunlar; birbirlerinin toprak bütünlüğü ve egemenliklerine karşılıklı saygı, saldırmazlık, birbirlerinin iç işlerine karışmama, etkinlik ve karşılıklı fayda ve barış içinde birarada yaşama.

Beyrut Deklarasyonu-Beirut Declaration

Arap Birliği Örgütünün 27 Mart 2002 tarihinde Beyrut’ta yaptıkları zirve toplantısı ardından yayınladıkları barış planı ve bildirisi. Bildiride, İsrail’in işgal ettiği Arap topraklarından geri çekilmesi karşılığında Arap ülkelerinin bu ülke ile tüm savaşı bitirecekleri ve normal bir ilişki süreci başlatacakları sözü verilmekteydi. Filistin ayaklanmasını-Agsa Intifada bastırmakla meşgul olan İsrail, bildiriye olumlu yanıt vermemiştir.

Beyzbol diplomasisi-Baseball diplomacy

1975 yılında ABD ile Küba arasındaki soğukluğu gidermek için, iki ülke beyzbol takımları arasında maç tertip etme girişimleri ile kendini gösteren diplomatik çabalar.

Bildirge-Declaration

Gerek ulusal olsun gerekse uluslararası düzeyde olsun; kararların, belirlenmiş ilkelerin, ulaşılan sonuçların yada sahip olunan görüşlerin kamuoyuna duyurulduğu belge.

Bildirim doktrini-Declaratory doctrine

Uluslararası hukukta, bir devlet ya da hükümetin yasal varlığının, o ülkedeki hukukun hayata geçmesiyle birlikte otomatik biçimde meydana geleceğini öngören doktrini.

Bildirilmiş tesis-Declared facility

Herhangi bir ülke tarafından Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na bildirilen be ajansın denetimi için gerekli koşulları hazırlanmış olan tesis. Nükleer silah sahibi ülkelerde sadece ilgili ülke tarafından belirlenmiş tesisler bu kategoriye girerken, nükleer silah sahibi olmayan bir devlette ise, işler durumda bulunan tüm nükleer tesisleri içine alır.

Bilirkişi-Amicus curiae

Normal koşullarda mahkemelerin istediği uzman görüşü anlamına gelen bu ifade, diplomaside yaklaşık bir anlamla, uluslararası bir anlaşmazlığın çözümü için dost bir ülkenin yapmış olduğu iyi niyetli çözüm çabalarını ifade etmektedir.

Birim-veto Sistemi (unit veto system)

Varsayımsal bir uluslararası sistem türü. Uluslararası politika teorisinde Morton A. Kaplan tarafından ortaya atılan bu sistemde bulunan hemen tüm birimler, bir nükleer savaşı başlatabilecek ölçüde nükleer silaha sahip olacaklardır. Böylece günümüzün esas itibari ile iki kutuplu nükleer denge anlayışı, yerini daha değişik bir denge anlayışına bırakacak, sistemdeki birçok birim, genel bir barış ya da savaş konusunda söz sahibi olacaklardır. Günümüzde nükleer güç dağılımı henüz bu aşamadan uzak olmakla birlikte, gelişmenin bu yönde olduğu bir gerçek.

Birinci Çeçenya Savaşı-Chechnya War I

27 Ekim 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan eden Çeçen-İnguş Cumhuriyeti ile, bu bağımsızlığı tanımayan Rusya arasında 1994-1996 yılları arasında meydana gelen savaş. 11 Aralık 1994 tarihinde Çeçenistan’a giren Rus birlikleri ile Cevher Dudayev liderliğindeki Çeçen direnişçiler arasındaki savaşta 120 bin insan hayatını kaybetti. Bir milyona yakın insanın göç etmek zorunda kaldığı savaş, önce 31 Ağustos 1996 tarihinde ardından da 12 Mayıs 1997 tarihinde ayrı ayrı varılan iki anlaşma ile sona erdi. Anlaşmada, Çeçenistan’ın Rusya ile eşit bir devlet statüsünde olduğu teyit edilirken, 5 yıllık bir geçiş dönemi konarak, sorunun çözümü için 2001 yılına kadar, uluslararası kurallara göre hareket edeceği vurgulandı. Ancak bu sürenin dolmasına yakın dönemde yaşanan gerilim yeni bir savaşı beraberinde getirdi.

Birinci Dünya Savaşı, 1914-1918

1914 yılı yazında Avrupa’da başlayıp sonradan dünyanın geri kalan bölgelerine yayılan ve 1918 yılının sonuna kadar süren topyekün savaş. 1914 Haziranında Saraybosna’da Avusturya Macaristan veliahtının bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi sonucunda Avusturya-Macaristan önce Sırbistan’a bir nota vermiş ardından bu ülkeye savaş açmıştı. Bu olaydan sonra Rusya’nın Sırbistan’ı savunması, bu ülkenin seferberliğini ilan etmesiyle daha önce bu durumu savaş sebebi sayacağını ilan eden Almanya’nın Rusya’ya savaş ilan etmesi sonucunda I. Dünya Savaşı başlamış, Rusya’nın müttefikleri İngiltere ve Fransa’nın da Almanya’ya karşı savaşa girmeleriyle savaş diğer kıtalara da yayılmıştır. Savaşın nedenleri üzerinde tarihçiler arasında hala görüş birliğine varılamamıştır. Ama savaşın en temel nedeni olarak Avrupa devletleri arasındaki emperyalizm mücadelesini gösterebiliriz. 1870’lerin son çeyreğinde ulusal bütünlüğünü sağlayan Almanya sanayiini geliştirmesine rağmen bu sanayii destekleyecek sömürgelere sahip değildi. Almanya sömürge elde etmeye karar verdiğinde ise dünyanın hemen hemen tamamının komşusu Fransa ve İngiltere arasında paylaşılmış olduğunu gördü. İngiltere de Almanya’nın sömürgecilik yönündeki faaliyetinden rahatsız oluyordu. Öte yandan benzer bir mücadele de Balkanlar üzerinde Rusya ve Avusturya-Macaristan arasında yaşanıyordu. 1878 Berlin Kongresi’nden sonra Bosna-Hersek’in yönetimini ele geçiren ve daha sonra burayı ilhak eden Avusturya Macaristan’ın sınırları dahilinde pekçok Slav asıllı ulus yaşamaktaydı. Bu ülke küçük Sırbistan’ı kendisi için tehlike görmekteydi. Rusya da Avusturya’nın Balkanlar’daki etkisinden rahatsızdı ve Sırbistan’ı Avusturya’ya ezdirmeye kararlıydı.

Yukarıdaki gelişmeler Avrupa’yı bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya, diğer yanda, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın bulunduğu bir üçlü ittifak ve üçlü itilaf kamplaşmasına götürdü ve böylece Avrupa’da Viyana Kongresi’nden bu yana süren Avrupa Uyumu bozulmuş oldu.

27 Temmuz 1914’te Avusturya’nın Sırbistan’a savaş açması ile başlayan savaş Almanya’nın 31 Temmuz’da Rusya’ya, 3 Ağustos’da Fransa’ya savaş açmasıyla genişledi. 4 Ağustos’ta Belçika’nın Alman kuvvetlerince işgali sonunda İngiltere’de Almanya’ya karşı ilan etti. Bu arada Osmanlı Devleti 2 Ağustos’ta Almanya ile Rusya’ya karşı bu ülkenin yanında yer almayı öngören bir İttifak imzaladı.

Akdeniz’deki İngiliz donanmasından kaçan iki Alman gemisi 10 Ağustos’ta Osmanlı Devleti’ne sığındı. İngiltere’nin protestosu üzerine Osmanlı devleti bu iki gemiyi satın aldığını söyleyerek bunlara Yavuz ve Midilli adalarını verdi. Bu iki geminin 1914 Ekimi sonunda Karadeniz’deki Rus limanlarını bombalaması ile Osmanlı Devleti de Almanya yanında savaşa girmiş oldu. Osmanlı Devleti savaşta dört ana cephede çatışmaya girdi. i)Çanakkale, ii)Kafkas, iii)Kanal-Filistin, iv)Mezopotamya. Bunlardan sadece Çanakkale cephesinde başarılı oldu. 1917 yılı sonunda Rusya’da meydana gelen Bolşevik devriminin sonucunda yeni kurulan Sovyetler Birliği ittifak devletleri ile Brest-Litovsk Andlaşmaları’nı imzalayarak savaştan çekildi. Ama 1917 Nisan’ında itilaf devletleri yanında savaşa giren ABD Rusya’nın boşluğunu fazlasıyla doldurdu. ABD’nin savaşa girme nedeni ticaret gemilerinin Alman denizaltıları tarafından batırılması idi. Sonuçta savaş ittifak devletlerinin yenilgisi ile noktalandı. Savaş sonunda itilaf devletleri Almanya ile Versailles, Avusturya ile St. Germain, Macaristan ile Trianon, Bulgaristan ile Neuilly ve Osmanlı Devleti ile Sevres Antlaşmalarını imzaladı. Bu andlaşmalarla yukarıda anılan devletler önemli oranda toprak kaybına uğradılar ve yüklü miktarda savaş tazminatı ödemek durumunda kaldılar. Bu antlaşmalardan Serves Andlaşması sadece yukarıdaki özellikleri göstermekle kalmayıp Osmanlı Devleti’ne yaşam hakkı dahi tanımayacak bir özelliğe sahiptir. Anadolu Hareketi ve Kurtuluş Savaşı sonucunda imzalanan Lozan Andlaşması ile yürürlüğe giremeden hükmünü kaybetti. Bu andlaşmalar doğrultusunda kurulan savaş sonrası düzen mağlup devleti tatmin etmedi ve revizyonist diye adlandırılacak mevcut statüko karşıtı politikaların bu devletlerce izlenmesine neden oldu. Özellikle Versailles Andlaşması ile Almanya’ya getirilen kısıtlamaların II. Dünya Savaşının tohumlarını atmış olduğu söylenebilir.

Birinci Vuruş Yeteneği (first-strike capability)

Bir nükleer çatışmada ani bir nükleer saldırıya karşı tarafın gücünü hızlı bir şekilde tahrip etme veya zayıflatma yahut misilleme imkanını ortadan aldırma stratejisini uygulama yeteneği. Birinci vuruş teorisi bir tarafın yapacağı büyük çaptaki bir saldırıya karşı tarafın yaralarını saramayacak şekilde tahrip edilmesi ve felce uğratılması sonucu savaşın kazanılmasını varsayar. Birinci vuruş yeteneği bir devletin elinde bulunan nükleer başlıkların sayısına ve gönderme araçlarına bağlıdır fakat aynı zamanda da düşmanın ikinci vuruş yeteneğine sahip olma gelişmişliğiyle sınırlıdır. İkinci vuruş yeteneğinin tahribatından kaçınmak için, ABD ve SSCB filolarda ve uydu ülkelerde katılararası füzeleri yerleştirmişler, çok yönlü nükleer başlıklı füzeleri denizden fırlatan denizaltıları da dünyanın değişik okyanuslarına dağıtmışlardır.

Birleşik Görev Kuvveti-Combined Task Force

Çekiç Güç olarak bilinen ve Türkiye’nin İncirlik üssünde konumlanmış bulunan askeri güç. Temmuz 1991 tarihinde ilk defa kurulan güç, Saddam Hüseyin’in olası bir saldırısına karşı Kuzey Irak Kürtlerini korumayı amaçlıyordu. Yetmiş yedi uçak ve helikopterin yanı sıra, beşeri unsurlar olarak Amerikan-İngiliz-Fransız-Türk 1862 kişilik personelden oluşuyordu. 2003 yılında Irak’ta Saddam Hüseyin yönetiminin ABD ve İngiliz ortak askeri operasyonu ile yıkılması ardından, bu gücün işlevi de sona ermiştir.

Birleşme-Enosis

XIX. yüzyılın sonundan itibaren kullanılmaya başlanan ve antik Helen uygarlığının yayıldığı her yerin Yunanistan’a bağlanması gerektiğini savunan görüş.

Bir Millet, Bir Devlet İlkesi (Ein Volk, Ein Reich)

Hitler’in bütün Almanca konuşan toplulukları tek bir Alman devleti (Reich) altında toplamayı amaçlayan ülküsünün sloganı ve Nazi Almanya’sının dış politikasının temellerinden biri. Hitler 1933’te iktidara gelmesinden sonra bu amacı adım adım gerçekleştirmeye başladı. 1934’te Almanya ile Avusturya’nın birleşmesi için yaptığı ilk girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Ama bunun ardından Versailles Andlaşması’na göre Saar bölgesinde yapılan plebisit sonucu, bölge Fransa’dan ayrılarak Almanya’ya katıldı. 1938’deki ikinci Anschluss denemesi ise başarıyla sonuçlandı ve Mart 1938’de Avusturya Almanya’ya katıldı. Aynı yıl Hitler Çekoslavakya’nın Südetler bölgesinin Almanya’ya katılması için bu ülkeye baskı uygulamaya başladı. Eylül 1938’deki Münih Konferansı ile de önce Südetler bölgesi sonra da Çekoslovakya’nın geri kalanı Almanya tarafından ilhak edildi. Hitler “bir millet, bir devlet ilkesi”ni büyük ölçüde gerçekleştirdikten sonra dış politikasının ikinci aşaması olan “hayat sahası” (Lebensraum) için çalışmaya başladı.

Bitişik bölge-Contiguous zone

Kıyı devletlerinin, üzerinde egemenlik haklarının değil de, gümrük, maliye, sağlık ve göç gibi konulardaki çıkarlarını koruma yetkisine sahip oldukları yakın açık deniz parçası. Bir ülkenin kendisine ait kara sularının ölçülmeye başlandığı esas sınırdan itibaren yani en fazla 12 mile kadar devam eden karasularının dış sınırından sonra başlayan deniz alanıdır. Birbirine yakın olan kıyı devletlerinin söz konusu bölge üzerinde egemenlik hakları yoktur. Ama değişik konularda, bu bölge içinde kendi çıkarlarını koruma yetkisi bulunmaktadır.

Bismarck, Otto Von

Alman devlet adamı ve şansölyesi. Alman ulusal birliğinin kurulmasında, belkide en önemli rolü oynamış kişi.

Bismarck, Kral Wilhelm I ile birlikte, Alman ulusal birliğini kurmak için Danimarka, Avusturya ve Fransa ile savaştı. Her seferinde, ince diplomatik girişimlerle, diğerlerini dışarda bırakmayı başararak, her üç savaştan da zaferle çıktı. 18 Ocak 1871 tarihinde II. Reich’ın kurulduğu ilan edildi.

Bismarck, Berlin Kongresi (1878)’ni izleyen barışçı dönemin kurucusu oldu. Bismarck’ın diplomasisinin iki temel karakteri vardır: i)gerçekçilik, ii)çok yönlü etkinlik. Ayrıca, Avrupa’ya egemen olma özleminden kaçındı ve savaşı yalnızca diplomasiyi destekleyen bir araç olarak gördü.

Wilhelm II’nin genişlemeci ve ihtiraslı politikalarını benimsemeyen Alman şansölyesi Bismarck, bu görevini bırakmak zorunda kalmıştır.

Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi-Convention on Biological Diversity

1992 yılındaki BM Çevre Konferansında benimsenen ve dünyadaki canlı çeşitliliğinin korunması ve geliştirilmesi için devletlerin yapması gereken yükümlülükleri sıralayan sözleşme.

Biyolojik savaş-Biological warfare

Atıldığında çeşitli mikropları yayan biyolojik silahların kullanıldığı savaş. Bu yöndeki ilk savaş denemelerini 1935 yılında Japonya yapmıştır. Daha sonra elinde böyle bir teknoloji bulunan tüm ülkeler biyolojik savaş senoryaları hazırlamışlardır. Soğuk Savaş döneminde biyolojik savaş senaryolarının Afrika’daki kabileler üzerinde denendiği bilinmektedir. 1971’de bu tür silahların kullanımı yasaklandığından biyolojik savaş bir ara gündemden düşse de, biyolojik terör-bioterror sorunu olarak 1990’larda yeniden güvenliğin üst sıralarına yerleşmiştir.

Blitzkrieg (yıldırım savaşı)

II. Dünya Savaşı’nda Alman ordularının uyguladığı savaş taktiği. Blitzkrieg zırhlı birliklerin yoğun ve seri bir şekilde düşman hatların belirli noktalarına saldırarak onları arkadan kuşatmalarına dayanmaktaydı. Bu taktik Hitler’in gerek Polonya’da gerekse Batı cephesinde kısa zamanda büyük zaferler kazanmasını sağladı. Ama coğrafi, topografik ve iklimsel şartların zırhlı araç harekatına elvermediği durumlarda bu taktik işlemiyordu. Bu yüzden Alman orduları -başka şartların etkisiyle beraber- Rusya’da kısa sürede hedefe ulaşamadılar.

Bloklaşma

Ülkelerin aralarında, özellikle politika ve askeri yönden işbirliği yapmak üzere ve diğer bazı ülkelere yönelik olarak anlaşmalar yoluyla gruplar kurmalarına, milletlerarası politika lisanında “bloklaşma” denmektedir.

Bloklar kurma tarih boyunca görülmüştür. Yüzyılımızda ise en önemli bloklaşmaların ilki, Birinci Dünya Savaşı öncesinde oluşan İngiltere, Fransa, Rusya ile diğer bazı devletlerden kurulan “itilaf” yani “antant devletleri” bloku ile bunun karşısında bulunan Almanya, Avusturya, Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve diğer bazı devletlerden oluşan ve adına “ittifak” yani “Alyans Devletleri” veya “Merkezi İmparatorluklar” denilen bloktur.

Birinci Dünya Savaşı da zaten bu iki blok arasında olmuştur. (ABD’de birinci bloka katılmıştır). Bu savaşın bitimini izleyen yıllarda, özellikle Almanya’da Nazizm’in (Nasyonel Sosyalizm) gelişmesi, Rusya’da da Komünist rejimin yerleşmesinden sonra dünya politikasında ilişkilerini artırması ve çekingen tutumundan sıyrılması ile ayrıca Uzak Doğu’da Çin-Japon savaşının gelişmesi ile tekrar bloklaşmalara doğru eğilimler ve girişimler artmıştır.

Böylece, bir yandan Almanya, İtalya ve Japonya’nın öncülüğünü yaptığı Mihver (Axis) denilen blok doğmuş, diğer yandan da Müttefikler (Allied Powers) denilen, İngiltere ve Fransa ile sonradan onlara katılan Çin, ABD ve diğer bir çok ülkeden kurulu blok arasında İkinci Dünya Savaşı yapılmıştır.

Bloklaşmalar, bir çatışma halinde birçok ülkenin savaşmasına yol açmakta ve dünya yüzünde bir genel savaş meydana gelmektedir. Birinci Dünya Savaşında 16 ülke aralarında savaşmışlar, İkinci Dünya Savaşına katılan ülkelerin sayısı ise 50’yi aşmıştır.

İkinci Dünya savaşından sonra ise “Soğuk Savaş” denilen psikolojik gerginlik ve baskılar devresine giriliş, bazı yerlerde “Bölgesel Savaşlar” denilen gerçek silahlı çatışmalar başgöstermiş ve yine yeryüzünde ve bu kez ideolojik faktörlerinde rol oynadığı yeni bir bloklaşma dönemi yaşamaya başlanmıştır.

Bu kez bloklaşma bir yandan “Doğu Bloku” denilen sosyalist ülkeler (Doğu Avrupa ülkeleri ve Rusya ile Çin’den oluşmuştur) bir yandan da “Batı Bloku” denilen (ABD, İngiltere, Fransa ve diğer birçok Avrupa ve amerikan kıtası ülkesinden oluşmuştur) iki grup yaratmıştır.

Bu iki blok daha öncelerinden farklı olarak aralarında daha değişik sıkı bağlar kurmuşlar, bazı konularda ise birbirlerine fazla bağlanmamışlardır. Örneğin, Batı Bloku veya Batı Dünyası denilen bloktan 15 ülke sıkı bir askeri ve siyasi ittifak olan NATO’da işbirliği yaparken, diğer birçoğu bu işbirliğinin dışında fakat genel eğilimi bakımından birbirine yakın bir politika içinde oluşmuşlardır. Öte yandan, Doğu Bloku’nda da Varşova Paktı içinde 7 ülke sıkı askeri ve siyasi işbirliği sürdürürken; Çin, Arnavutlu, Küba gibi ülkeler bunun dışında fakat eğilim bakımından Doğu Bloku içindedirler.

Ayrıca bu kez, bir diğer blok olan “Üçüncü Dünya” ülkeleri denilen sözü geçen iki önemli blokun dışında kalan pek çok ülkenin oluşturduğu bir grup da ortaya çıkmıştır.

Üçüncü Dünya denilen gruptaki ülkelerin aralarındaki bağlar, diğer iki bloka nazaran çok değişikti. Bunlar daha ziyade aynı problemlere sahip olmaları ve çeşitli nedenlerle bir kesim blok içinde bulunmak istemeyişleri dolayısıyle kader yönünden birbirlerine benzemekte oluşlarından bir blok gibi görünmekte ise de esas “ortada” denilebileek bir durumdadırlar. Fakat dünya politikasının tartışıldığı birçok milletlerarası kuruluş, konferans ve toplantılarda önemli bir rol oynamaktadırlar.

BM Anlaşması-Charter of the United Nations

İkinci Dünya Savaşı ardından uluslararası düzenin temel kurallarını belirleyen ve BM örgütünü kuran anlaşma. 51 ülkenin imzası ile 26 Haziran 1945 tarihinde imzalanan anlaşma. 111 maddeden oluşmaktadır. Bunun yanı sıra söz konusu maddelere, Adalet Divanının statüsünü belirleyen 70 maddelik bir ek bulunmaktadır. BM Sözleşmesinde, insan haklarının ve dünya barışının korunması üzerinde önemle durulurken, maddelerin tamamında, barış ve güvenliğin korunması, halkların ekonomik ve sosyal gelişimlerinin sağlanması için devletlerin işbirliği imkanları ve BM’nin bu yöndeki rolü ortaya konmaktadır.

BM güçlerini yerleştirme-Deploment of U.N. forces

Gerginlik olan bir bölgede, barışı korumak üzere BM Barış Gücü askerlerinin konuşlandırılması. 2004 yılına gelindiğinde dünyanın 20 ye yakın bölgesinde 10 bini aşkın BM Barış Gücü askeri bulunmakta ve bunların yıllık maliyeti ortama 1 milyar doları aşmaktadır. Halen; Kosova, Bosna, Hırvatistan, Batı Sahra, Haiti, Sierra Leone, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kıbrıs, Güney Lübnan, Filistin, Golan, Irak-Kuveyt, Timor, Hindistan-Pakistan, Tacikistan, Afganistan ve Gürcistan da BM güçleri konuşlanmış bulunmaktadır.

Boğazlar Komisyonu

Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin 10. maddesine göre İstanbul ve Çanakkale Boğazları’ndan geçişi denetlemek amacıyla kurulan komisyon. Karada herhangi bir yetkiye sahip olmayan Komisyon, bir Türk temsilcinin başkanlığında sözleşmeye taraf olan devletlerin temsilcilerinden oluşacaktı. Eğer ABD ve Karadeniz’e kıyıdaş öteki devletler sözleşmeye katılırlarsa Komisyon’a birer temsilci gönderebileceklerdi. Sözleşmenin 14. maddesine göre Boğazlardan geçen savaş gemileri ve Boğazlar’ın üstündeki hava sahasını kullanan askeri uçakların geçişi ile ilgili kuralların gereğince uygulanıp uygulanmadığı Komisyon’un denetimine tabi olacaktır. Komisyon, Milletler Cemiyeti’nin koruması altında olacak ve Cemiyet’e faaliyetlerini gösteren bir yıllık rapor sunacaktır. Ayrıca Komisyon kendi çalışması ile ilgili gerekli yasal düzenlemeleri yapmakta serbest kılınmıştı. 1936 yılında imzalanan Montreux Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar komisyonu kaldırılmıştır.

Boğazlar Sorunu

Türk Boğazları’nda (İstanbul ve Çanakkale Boğazları) yabancı devletlere ait deniz araçlarının geçişine ilişkin olarak çeşitli dönemlerde ortaya çıkan anlaşmazlık. XVIII. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı Devletinin boğazlar üzerinde kayıtsız şartsız bir egemenliği söz konusuydu. Bu tarihte Rusya Karadeniz’in kuzey kıyılarını ele geçirmeye başlamıştı. 1774’te iki ülke arasında yapılan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya ticaret gemilerine boğazlardan serbest geçiş hakkı tanındı. 1798 ve 1805 Osmanlı-Rus ittifak andlaşmalarıyla da boğazlar bütün üçüncü devletlerin savaş gemilerine kapatılırken Rus savaş gemilerine serbest geçiş hakkı tanındı. Ancak 1807’de iki ülke arasında çıkan savaş sonucunda bu andlaşma yürürlükten kalktı. Bu arada Osmanlı Devleti 1809’da İngiltere ile imzaladığı Kala-i Sultaniye Andlaşması ile Boğazları kapalı tutmayı taahhüt etti. Daha sonra 1829’da Rusya ile yapılan Edirne Antlaşması sonucunda Boğazlar tekrar Rus ticaret gemilerinin serbest geçişine açıldı. 1833’te Osmanlı Devleti’ni iyice zor duruma sokan Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı sırasında Rusya Osmanlı Devleti’ne yapacağı askeri yardım karşılığında bu devletten boğazları üçüncü devletlerin savaş gemilerine kapalı tutma sözünü aldı. Hünkar İskelesi Andlaşması, 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi ile iptal edilmişti. Bu sözleşme barış zamanında boğazların Osmanlı dışındaki bütün savaş gemilerine kapalı tutulmasını öngörüyordu. londra Sözleşmesi 1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalanmasına kadar yürürlükte kalmıştır. I. Dünya Savaşı sonundaki Mondros Ateşkes Andlaşması ile boğazlar itilaf devletlerince işgal edilmişti. Bu devletlerin Ağustos 1920’de İstanbul hükümetiyle imzaladıkları Serves Andlaşması, Boğazların denetimini bir uluslararası Boğazlar Komisyonuna devrediyordu. Bu komisyon çeşitli devletlerin gönderecekleri üyelerden oluşacak ve adeta bir devlet niteliğine bürünecekti. Serves’in hiçbir zaman yürürlüğe girememesi ile bu Komisyon da hiç bir zaman kurulamadı.
1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar bölgesi Türkiye’nin egemenliğine bırakılıyordu ama Türkiye bu bölgeyi silahlandıramazdı. Her ne kadar Türkiye’nin başkanlığında bir Boğazlar Komisyonu öngörüyorsa da bu komisyonun statüsü Serves’dekinden çok daha farklıydı. Sözleşme ile bütün savaş gemilerine boğazlardan geçiş serbestisi tanınmıştı. 1933 Londra Silahsızlanma Konferansı sırasında Türkiye bu sözleşmenin değiştirilmesi yönündeki talebini imzacı devletlere sundu. İtalya dışındaki bütün imzacı devletlerin katılımıyla 1936’da Montreux’de toplanan Konferans sonucuna 20 Temmuz 1936 tarihli Montreux Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Sözleşmeye göre Türkiye Boğazlar bölgesini silahlandırabilecek, savaşta, barışta ve savaşa yakın hissettiği durumlarda Boğazlardan gemi ve diğer deniz araçlarının geçişi hakkında çeşitli kararlar verebilecektir. Boğazlar Komisyonu da kaldırıldı.

Sovyetler Birliği 1945 yılındaki Yalta ve Potsdam Konferanslarında Montreux düzeninin değiştirilmesi ile ilgili öneriler ileri sürdü ama bu konuda ABD ve İngiltere ile uzlaşamadı. Savaş sırasında Türkiye’nin Montreux Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini öne sürecek boğazların Karadeniz’e kıyıdaş devletlere açık, geri kalan devletlere ise kapalı tutulmasını istedi. Ayrıca boğazları, Türkiye ile ortaklaşa savunma talebinde bulundu. Batılı devletler ise sorunun bir uluslararası konferans çerçevesinde çözülmesini savundular. Türkiye de Sovyetlere verdiği notalarla sorunun uluslararası görüşmelerle çözülmesi gerektiğini ileri sürdü ve Sovyetlerin ortak savunma talebini reddetti. Bir uluslararası konferans toplanması girişimleri de bir sonuç getirmedi ve Boğazlar rejiminde bugüne kadar bir değişiklik olmadı.

Bolşevizm-Bolshevism

Lenin/1870-1924 ve arkadaşlarının Karl Marksın/1818-1883 görüşlerinden yola çıkarak geliştirdikleri ihtilalci anlayış. Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi içinde 1903 yılından sonra oluşan bu grup bir süre sonra Rus Komünist Partisi haline gelmiş ve 1917 Devrimini gerçekleştirmiştir.

Bosna Savaşı-Bosnian War

1991 yılında Yugoslavya’nın dağılmasıyla bağımsızlığını ilan eden Bosna Hersek Cumhuriyetinin Sırplara ve Hırvatlara karşı verdiği bağımsızlık savaşı. Yaklaşık 4 yıl süren savaştaki Boşnak etnik grubu, hem Bosnalı Sırplara hem de Sırbistan Sırplarına karşı savaşmak zorunda kaldı. Büyük katliamlara sahne olan savaş, 21 Kasım 1995 tarihinde imzalanan Dayton Anlaşması ile sona erdi. Savaş sırasında 312 bin insan hayatını kaybederken, 21 bin kadın tecavüze uğramış, 49 bin kişi sakat kalmış ve 48 bin adet ev, cami yok edilmiştir.

Boş koltuk politikası-Empty chair policy

Oturum boykot politikası. Bir ülkenin, üyesi bulunduğu uluslar arası örgütün belli bir kararına tepkisini göstermek için toplantılarına katılmayarak, kendisine ait üyelik koltuğunun boş bırakması.

Boykot-Boycott

Uluslararası siyasette ticari yaptırım biçimlerinden biridir. Bir ülkeyi ekonomik açıdan zarara sokmak ya da haksız uygulamalarda bulunması durumunda bu ülkeyi protesto etmek ve cezalandırmak amacı ile başvurulan ilişki kesme eylemidir. Bu tür baskı yönteminin amacı ekonomik olabileceği gibi, siyasi, askeri ya da ideolojik olabilir.

Boykot, bir ülke ya da ülkeler grubuyla toplu ve organize edilmiş bir şekilde ekonomik ilişkileri kesme. Dış politikada etkili ticari yaptırım biçimlerindendir. Boykot ekonomik olabileceği gibi politik, askeri ve ideolojik kaynaklı da olabilir. Boykot çoğunlukla işçi örgütlerini daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etmek için başvurdukları bir yöntemdir. ABD’nin II. Dünya Savaşı’ndan önce Japon ithal ürünlerine karşı uyguladığı boykut, kendi iş alanlarına ve endüstrisini dış rekabete karşı genel olarak korumaya yönlendirilmiştir. Boykot terimi, belirli olarak eylemlere katılmayı reddetme anlamını da içerir. Bir ülkenin temsilcileri, başka bir ülkenin izlediği politikadan ya da tutumdan hoşnut olmadıklarını göstermek için uluslararası konferansları ya da toplantıları boykot edebilir. Bir ülkenin, ülke topluluğunun ya da uluslararası örgütlerin başka bir ülkenin politikasını ve hareketlerini etkilemek ya da protesto etmek amacıyla giriştiği boykot biçimleri de vardır. Birleşmiş Milletler’in 1965 yılında yasal olmayan yollarla İngiltere’den ayrılıp bağımsızlığını ilan eden Rodezya ile ekonomik ilişkiler kesilmesi yolunda bütün üyelerine yaptığı çağrı uluslararası bir örgütçe uygulanan bir boykot örneğidir.

Boxer Ayaklanması, 1900 

Çin’de bütün yabancıları ülkeden atmayı amaçlayan ve devletten destek gören köylü ayaklanması. XIX. yüzyılın sonlarına doğru yoksullaşmanın artması, karşılaşılan doğal afetler ve şiddetlenen yabancı saldırıları sonucu Çin’in kuzey eyaletlerinde Boxer’ler güç kazanmaya başladı. Boxer’lerin kışkırtmalarıyla başlayan köylü ayaklanması Alman elçisinin öldürülmesi ile doruğa ulaştı. Bunun üzerine Ağustos 1900’de bir uluslararası birlik Pekin’i işgal etti. Mahsur kalan diğer elçilik görevlileri ile öteki yabancıları kurtardı. Yapılan görüşmeler sonunda imzalanan bir protokol ile çatışmalar sona erdi ve Çin’in yabancı devletlere ödeyeceği tazminat belirlendi.

Böl ve yönet politikası-Divide and rule policy

Geçmiş dönemlerde sömürgeci ülkelerin uyguladığı politika. Genellikle XIX. Yüzyılda İngiltere ve diğer sömürgeci devletlerin izledikleri bir yöntemdir. Politikanın özü; bölünmek yoluyla birliği ve gücü zayıflayan bir ülkenin daha kolay dış etkilere açıldığı esasına dayanır. Böylece, bölünme ardından doğmuş yeni ülkeler de kendilerine yardımcı olan devletlerin nüfuzuna daha kolay girerek dolaylı biçimde onlar tarafından yönetilebilir.

Rakiplerini bölerek ya da onları bölünmüş vaziyette tutarak zayıf durumda bırakmak isteyen devletlerin izledikleri yoldur. Bu bir tür hükümran olmak için bölmektir. XIX. yy.’da sömürge imparatorluklarının kuruluşunda, Asya ve Afrika’nın komşu topluluklarını birbirine düşman etmek için bu kuraldan çok yararlanıldı. Bu politikanın en iyi örneklerini Almanya’ya karşı Fransa’nın politikasında ve Avrupa’nın öteki ülkelerine karşı izlenen Sovyet Politikası’nda görüyoruz. Son birkaç yüzyıldan beri II. Dünya Savaşınınsonuna değin, Fransa’nın Almanya’ya karşı politikasının ana teması, ya Alman İmparatorluğunu küçük bağımsız devletlere bölmek ya da bu gibi küçük devletlerinbirleşerek tek bir devlet kurmalarını önlemek olmuştur. II. Dünya Savaşı’ndan sonra bölünmüş olan Almanya’nın birleşmesine de yine Fransa karşı çıkmıştır. Bunun gibi Sovyetler Birliği de Avrupa’nın birleşmesi konusundaki her plana karşı çıkmış; birleşmiş bir Avrupa’yı kendisi için bir tehlike olarak görmüştür.

Bölgesel diller ve Azınlık Dilleri Bildirgesi-European Charter for Regional and Minority Language

Kırk üyeli Avrupa Konseyi tarafından 1992 yılında kabul edilen bildirge. Amacı, imzacı üyelerin azınlık dillerinin eğitimde, hukuksal süreçlerde, idari hizmetlerde, kamu hizmetlerinde ve medyada kullanımına izin vermesini sağlamaktır. Şu ana kadar çok az sayıda ülke tarafından kabul edilmiştir.

Brandt Raporu, 1980

Azgelişmiş ülkelerin sorunlarına yönelik olarak Almanya eski başbakanı Willy Brandt tarafından hazırlanan rapor. Dünya Bankası, Willy Brandt’in başkanlığında bir komisyonun kurulmasını önermişti. Kurulan bu komisyonda hazırlanan ve azgelişmiş ülkelerin sorunlarını ele alan rapor, 1980’de “Kuzey-Güney: Yaşam Savaşı İçin Bir Program” başlığı ile yayınlandı. Rapora göre Kuzey ve Güney ülkeleri arasında giderek artanoranda bir gelişmişlik farkı vardır. Zengin Kuzey ülkeleri fakir Güney ülkelerine yardım etmeli ve bu şekilde aradaki açık kapatılmalıyda. Rapor, azgelişmiş ülkelerin kalkınma çabalarının başarıya ulaşması, bu ülkelerdeki açlık ve yoksulluğun giderilmesi amacıyla azgelişmiş Güney ile kalkınmış Kuzey arasında işbirliği oluşturmaya çalışmıştır.

Brejnev Doktrini-Brezhnev Doctrine

Sovyetler Birliği’nin herhangi bir sosyalist ülkede rejim karşıtı bir gelişmeye karşı o ülke ve diğer sosyalist ülkelerdeki düzeni korumak amacıyla “büyük ağabey” olarak müdahalesini öngören siyasi görüş. Sovyet liderlerinden Leonid Brejnevin/1906-1982 siyasal felsefesini ortaya koyan sertlik yanlısı tutum. Buna göre, Sosyalist bloğa üye olan ülkelerden herhangi birinden mevcut sol rejimi tehlikeye düşürecek bir harekete göz yumulmayacaktı. Yine bu doktrine göre, herhangi bir ülkeye sosyalist rejimin yerleştirilebilmesi için diğer sosyalist ülkelerin müdahale hakkı bulunmaktaydı. 1968 Prag Baharı döneminde Çekoslovakya’da gerçekleşen liberalleşme hareketine Sovyetler Birliği’nin kanlı bir şekilde müdahalesini meşru göstermek amacıyla Sovyet Devlet Başkanı Leonid Brejnev tarafından ortaya atılmış ve onun adıyla anılmıştır.

Brejnev, 12 Kasım 1968’de Polonya Komünist Partisi 5. Kongresi’nde yaptığı konuşmada sosyalist ülkeler arasında Çekoslovakya benzeri müdahalelerin normal olduğunu savunuyordu; bir sosyalist ülkedeki gelişmeler diğer sosyalist ülkeleri de ilgilendirirdi ve sosyalist bir ülkenin egemenliği dünya sosyalizminin çıkarlarıyla ters düşemezdi. Eğer böyle bir durum ortaya çıkarsa sosyalist ülkeler topluluğu adına yapılacak bir müdahale meşru bir hareket olacaktı.Brejnev Doktrini’ne karşı en önemli tepkiler İspanyol ve İtalyan Komünistleri başta olmak üzere Avrupalı komünistlerden geldi ve bu gelişme Avrupa Komünizmi için önemli bir uyarıcı durum oldu.

Bretton Woods Anlaşmaları-Bretton Woods Agreements

II. Dünya Savaşı sonrasının ekonomik düzenine ilişkin olarak 22 Temmuz 1944’te ABD de imzalanıp 27 Aralık 1945 tarihinde yürürlüğe giren anlaşmalar. Bu anlaşmalar, savaş sonrası uluslararası para sistemini, doların altın konvertibilitesi ve ulusal paraların istikrarı üzerine dayandırmışlardır. Ancak bu esaslar 1965 ten sonra geçerliliğini kaybetmiş ve yani arayışlar Jamaika Anlaşmalarına yöneltmiştir. Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu/IMF gibi bugün dünya ekonomisine yön veren kuruluşlar, Bretton Woods Anlaşmaları ile kurulmuştur.

Bretton Woods Konferansı-Bretton Woods Conference

Başını Amerika ve İngiltere’nin çektiği 44 ülkeden temsilcilerin bir araya gelerek, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşacak uluslararası ekonomik düzeni belirlemeye çalıştığı konferans. 1944 Temmuzunda toplanan konferansta, Amerikan yönetimi tarafından hazırlanan White Plan kabul edildi. Bu planla IMF ve Dünya Bankasının çerçevesi çizilmiştir.

Bretton Woods Sistemi-Bretton Woods System

1944 yılındaki konferansın ardından oluşturulan ve 1946-1973 yılları arasında uygulanan uluslararası para sistemi. Bu sistemde, uluslararası parasal ilişkilerde dolar dışındaki paraların dolar, doların ise altın cinsinden tanımlandığı sabit döviz kuru sistemi benimsenmiş ve yabancı dövizler için altın-dolar ilişkisine dayalı sabit bir parite/Standart Gold Exchange belirlenmiştir. Bu sistemin bel kemiğini dolar oluşturduğundan dolar sistemi de denmektedir. Ancak 1973 yılında ABD dolarının aşırı değer kaybı üzerine, bu sistemden vazgeçilmiş ve esnek döviz oranı sistemine/Flexible Exchange Rate geçilmiştir.

Brest-Litovsk Barış Andlaşmaları, 1918

I. Dünya Savaşı sırasında Üçlü İttifak devletlerinin Sovyetler Birliği ve Ukrayna ile imzaladıkları barış andlaşmaları.

Bolşevik Devriminden sonra kurulan Sovyetler Birliği savaştan çekilmek istiyordu ve Sovyet hükümetinin 1917 Kasım’ındaki barış talebinden sonra Aralık sonuna doğru barış görüşmeleri başladı. Zorlu geçen ve kimi zaman kesilen görüşmeler sonunda 3 Mart 1918’de Brest-Litovsk’ta barış andlaşmaları imzalandı. Sovyetler Polonya, Litvanya, Letonya, ve Estonya’dan çekilirken Osmanlı Devleti’ne de 1877-1878 savaşında kaybedilen Kars, Ardahan ve Batum’u geri veriyordu.

Bu andlaşmalarla ittifak devletleri önemli toprak kazançları elde etmekle beraber doğu cephelerinde de savaşa son veriyorlardı, ama 1918 sonunda savaşı yenilgiyle bitirdiler ve Brest-Litovsk’un hükümleri müttefik devletlerce tanınmadı.

Briand Kellogg Paktı-Briand Kellogg Pact

ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Polonya, Belçika ve Çekoslovakya arasında Ağustos 1928 tarihinde Paris’te imzalanan barış paktı. Anlaşmaya göre taraflar savaşı bir dış politika aracı olarak kullanmamayı, sorunların çözümünde barışçıl yöntemlere başvurmayı kabul etmekteydiler. Daha sonra anlaşmaya katılan ülke sayısı 50 ye ulaştıysa da, uygulama değişmemiş ve İkinci Dünya Savaşı ile işlerliğini kaybetmiştir.

Savaşı ulusal politikanın bir aracı olmaktan çıkarmayı amaçlayan, 1928’de tamamlanıp daha sonra hemen hemen bütün ülkelerce imzalanan genel andlaşma. Resmi adı Savaşın Terk Edilmesi İçin Genel Andlaşma’dır. Paris Paktı olarak da bilinir, ayrıca Amerika metinlerinde Kellog-Briand Paktı olarak da geçer. ABD Dışişleri Bakanı Frank B.Kellog ileFransa Dışişleri Bakanı Aristide Briand’ın girişimleri sonucu hazırlanan Pakt 1928 Ağustos’unda ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya, İtalya, Polonya, Belçika ve Çekoslovakya tarafından imzalandı. Türkiye daha sonra bu Pakta katılacaktır. Andlaşmanın iki ana maddesine göre taraflar:

i. Uluslararası anlaşmazlıkların çözümünde savaşa başvurmayı kınıyor ve savaşı ulusal politikalarının aracı olarak kullanmayacaklarını açıkca ilan ediyorlardı.

ii. Hangi şart ve kökene sahip olursa olsun hiçbir anlaşmazlık ve çatışmanın çözümü için barışçı yollar dışındaki yollara başvurulmayacaktı. Yine de Paktı imzalayan pek çok ülke andlaşmaya kendilerine yönelik “saldırı” olması durumuyla ilgili olarak çekince koydular.

Briand-Kellog Paktı Birleşmiş Milletler öncesi dönemde barışı koruma konusundaki en önemli girişimlerden biridir. Paktın tarafları andlaşmayı çiğnemiş olsa da II. Dünya Savaşı’na kadar Pakt güvenilir bir belge olma özelliğini korumuştur ve savaş sonrası oluşturulan savaş suçları kavramına hukuksal temel olmuştur. Ayrıca Nürnberg ve Tokyo Mahkemeleri’nde Briand-Kellog Paktı’nı ihlal eden suçlardan dolayı da yargılamalar olmuştur.

Brinkmanship

Aşırıcılık, risk alma siyaseti, aşırı yaklaşım politikası. Maksimum fayda ve çıkarı elde etmek için güvenlik sınırlarını sonuna kadar zorlayıp, gerekirse büyük tehlikeleri göze alma.

Brüksel Andlaşması, 17 Mart 1948

17 Mart 1948 tarihinde Brüksel’de imzalanan savunma ve işbirliği andlaşması. İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg II. Dünya Savaşı sırasında Londra’da bir gümrük andlaşması imzalamışlardı ve 1948 yılı başından itibaren bu ülkeler arasında gümrük oranları büyük ölçüde azalmıştı. Bu Benelux Ekonomik Birliği’ne temel oluyordu. Öte taraftan İngiltere ve Fransa Mart 1947’de Dunkirk Andlaşması’nı imzalayarak askeri ve ekonomik işbirliği yolunda önemli bir adım atmışlardı. Sovyetlerin Doğu Avrupa’da etkinliğini arttırarak Şubat 1948’de Çekoslovakya’da komünistleri iktidara getirmesi Batı Avrupa Birliği’nin kurulması doğrultusundaki çabaları hızlandırdı. Brüksel Andlaşması ile taraflar ortak bir savunma sistemi kurmaya, ekonomik ve kültürel bağları kuvvetlendirmeye karar vermişlerdi. Andlamanın 4. maddesine göre taraflardan herhangi biri “Avrupa’da silahlı bir saldırıya uğrarsa andlaşmaya taraf diğer devletler bu devlete mevcut askeri ve diğer bütün olanaklarla yardım edeceklerdi. Andlaşma ile “Batı Birliği”nin en üst organı olarak, beş ülkenin Dışişleri Bakanlarının katılımıyla oluşan Danışma Konseyi ve bu Konsey’e bağlı Savunma Bakanlarından kurulu Batı Savunma Komitesi kuruluyordu.

Brüksel Andlaşması 1949’da kurulan NATO ile 1955’te kurulan Batı Avrupa Birliği’ne öncülük etmiştir.

Bükreş Barış Andlaşması, 10 Ağustos 1913

II. Balkan Savaşı’nı sona erdiren andlaşma. I. Balkan Savaşı’nda Osmanlı Devleti’ni ağır bir yenilgiye uğratan müttefik Balkan devletleri arasında, ele geçirilen toprak konusunda anlaşmazlık çıktı. Bulgaristan’ın Yunanistan’a saldırması sonucu tekrar ama bu sefer eski müttefikler arasında başlayan savaş Bulgaristan’ın yenilgisiyle sonuçlandı. I. Balkan Savaşı’na katılmamış olan Romanya da Bulgaristan karşısında savaşa girdi. Bükreş’te 10 Ağustos 1913’te imzalanan barış andlaşmasıyla Bulgaristan’a Makedonya’nın küçük bir bölümü ve Batı Trakya bırakılırken Bulgaristan Güney Dobruca’yı Romanya’ya vermek zorunda kaldı. Sırbistan Makedonya’nın orta ve kuzey, Yunanistan ise güney bölümünü aldı.

Burjuvazi

1-Kent soylu, orta sınıf toplumsal tabaka. Kendilerini yönetici sınıfına yakınlaştıracak derecede belli miktar servete sahip olan iş adamı, memur ya da aydın kesimi.

2-Marksist kuramda, kapitalist toplumda artık değerin bölüşülmesi konusunda işçi sınıfı ile mücadele eden ve kapitalizmin korunmasından çıkar sağlayan orta sınıf. Kavram ilk defa 1780’lerde Fransa’da ortaya çıkmış ve 1789 Devriminde iyice belirginleşmiştir.

Buyrultu, güven belgesi, tanıtbelge-Exequatur

Bir ülkeye atanmış bulunan yeni başkonsolos veya konsolos için, onu kabul eden ülke devlet başkanı tarafından imzalı olarak hazırlanan kabul belgesidir. Yeni başkonsolos ya da konsolos, kendi devlet başkanınca imzalı bir atama belgesi ile yeni görevine gelir. O belgeyi görev yapacağı ülkenin dışişleri bakanlığına sunar ve karşılığında exequatur belgesini alır. Bu belgede kimlik bilgileri ve iznin yanı sıra görev yapacağı bölgelerde belirtilir.

Bürokrasi-Bureaucracy

Siyasal kararların uygulamaya geçirildiği, çalışan personelin hak, sorumluluk ve ilişkilerinin yazılı olarak belirlenip, bütün işlerin hiyerarşiye uygun olarak yerine getirilmesinden dolayı formalitelerin önem kazandığı kamu kurumları.

Bütünleşme (integration)

En genel anlamda, daha büyük siyasi veya ekonomik birimlerin ortaya çıktığı bir gelişim süreci. Entegrasyon iki alanda ele alınabilir; a)uluslararası alanda, yeni birim yaratma amacı ile girişilen entegrasyon, b)iç yani ulusal alanda; kurulmuş bir bütün kendi içinde işbirliğini kurma ve geliştirme amacı ile girişilen entegrasyon. Ulusal entegrasyon olarak sözü edilen ikinci bir durum, özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında bağımsızlığını kazanan eski sömürgeler açısından önem taşımaktadır. Birinci anlamda ise, uluslararası platformda devletlerin siyasi ve ekonomik alanda daha büyük birimler oluşturmaları olarak açıklanabilir. Ekonommik entegrasyon, iki veya daha çok ülkenin birbirleri ile ekonomik, mali, parasal ve sosyal alanlarda anlaşmasıdır. Bu anlamda kurulan birlikler bölgesel niteliklidir ve gümrük duvarları kaldırılarak tam bir alışkanlık sağlanmasını amaçlar. Siyasal entegrasyon ise, ekonomik entegrasyonun başarılı işleyebilmesi için gerekli karar ünitesi yaratmayı amaçlar. Bu ünitenin amacı siyasal, dengesizlik ve anlaşmazlıkların ortadan kaldırılmasıdır. Merkezi ünite aracılığı ile belirlenen ortak politikalar, bir dizi siyasal ve teknik nedenler ile başvurulur. Tarihsel nedenler, savaşları durdurma ve barışı sağlama amacı taşir. Ekonomik nedenler; a)ekonomik sürtüşmelerin yıkıcı etkilerinden arınma isteği, b)istihdam ve yaşam standartlarının yükseltilmesi ile ortak kalkınma isteği, c)geniş pazar olanakları yaratma isteği, d)ulusal ekonomilerin uluslararası değerlerle yönlendirilmesinin zorunluluğu. Siyasal nedenler; a)tek tek etkisiz kalınan konularda bütünleşerek siyasal etki oluşturma eğilimi; b)dünya dengesini koruma. Teknik Nedenler; a)teknoloji ve bilim alanında ortak çalışma çoğunluğunun ortaya çıkması, b)uluslararası şirketlerin faaliyetlerini yürütebilmesi için gerekli ortamın hazırlanması.

Bir entegrasyonun başarılı olabilmesi şu şartlara bağlıdır.

a) Ülkelerin sahip olduğu doğa ve ilişkiler

b) Ülkelerin çıkarlarının çatışıp çatışmadığı

c) Ülkelerin sağlayıp dağıttığı güç

d) Topluluğun sürekliliği

e) Ortak politika ve eylemler

Büyükelçi, sefir-Ambassador

Görevli bulunduğu yabancı ülke nezdinde kendi devlet başkanını temsil eden en üst düzey diplomat. Emrindeki elçilik personeli ile çeşitli alanlarda, iki ülke arasındaki ilişkileri yürütür.

Bir devletçe bir başka devlete gönderilen en yüksek rütbeli diplomatik temsilci. Diplomatik ilişkiler üzerine gerçekleşen Viyana Kongresi (1961) diplomatik temsilcileri üç kategoriye ayırmıştır. 1)Ev sahibi devletin devlet başkanına güven mektubu sunan büyükelçiler ve eşit rütbedeki diğer misyon başkanları. 2)Ev sahibi devletin devlet başkanına güven mektubu sunan elçiler, orta elçiler ve diğer temsilciler. 3)Ev sahibi ülkenin Dışişleri Bakanına güven mektubu sunan maslahat güzarlar.

Başlangıçta yalnızca krallıklara gönderilen büyükelçiler sonraları eşit düzeyde görülen cumhuriyetlerde de görev yapmaya başladı. Geçmişte Avusturya, Macaristan, Fransa, Almanya, Büyük Britanya, İtalya, Japonya, Rusya ve ABD gibi büyük devletlerin yanı sıra ispanya ve Osmanlı Devletini de kapsayan devletler arasında genel bir büyükelçi değişimi vardı. 1945’ten sonra, bütün devletlerin resmi yasal eşitliği öğretisine uygun olarak diplomatik ilişki kurulan ülkelere büyükelçiler yollanmaya başlandı.

Modern iletişim araçlarının gelişmesinden önce, büyükelçilere tam yetkiye varan geniş yetkiler veriliyordu. Günümüzde büyükelçiler kendi Dışişlerinin sözcüsü konumunu taşır; bir büyükelçi çok seyrek olarak kendi başına karar verebilir. Bununla birlikte bir büyükelçinin kişiliği ve saygınlığı temsil ettiği devletin görüşlerini karşı tarafa anlatmakta önemli bir rol oynayabilir. Gönderildiği; ülkeye ilişkin ilk elden bilgi edinerek, devletin izleyeceği politikalarda belirleyici bir etkide bulunabilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir