Güncel Yazılar

Uİ (c)

Camp David Anlaşmaları/Sina Anlaşması-Camp David Deals

17 Eylül 1978 tarihinde Mısır ile İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmalar. Bu anlaşmalar temelinde ve A.B.D.’nin çabaları sonucunda iki ülke 26 Mart 1979’da yine Washington’da bir Barış Antlaşması yaparak aralarındaki 30 yıllık savaş durumuna son verdiler. İki kısımdan oluşan anlaşmaların ilkinde Filistin sorunu ele alınmakta, ikincisinde ise Mısır ve İsrail arasındaki barışın esasları belirlenmekteydi. Birinci anlaşmayla, İsrail, Mısır ve Ürdün’ün kendi aralarında yapacakları görüşmelerle, Batı Şeria’da ve Gazze’de Filistinlilere özerk bir yönetim kurmaları, ikinci anlaşma ile İsrail’in Mısıra ait Sina Yarımadası’ndan geri çekilerek tüm Mısır topraklarını boşaltması öngörülüyordu. Anlaşma, Arap cephesinde büyük bir çatlağa yol açarken, Mısır’ın Arap Birliği’nden dışlanmasını da beraberinde getirdi.

Mısır ve İsrail, İsrail devletinin 1948’deki kuruluşundan beri birbirlerine düşman durumundaydılar. A.B.D. Başkanı Jimmy Carter bu iki devleti antlaşma masasına oturtarak sürmekte olan Arap-İsrail sorununa bir çözüm bulmayı amaçlıyordu. 1977 Kasım’ında Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın sürpriz Kudüs ziyareti bu yolda önemli bir adım oldu. Sonuçta A.B.D.’nin sürekli çabası ve her iki devlete görülmemiş miktarda ekonomik yardım sözü karşılığında Mısır Cumhurbaşkanı Sedat ile İsrail Başbakanı Begin 1978 Eylül’ünde Camp David’de biraraya geldiler ve 17 Eylül’de Camp David Antlaşmalarına imza koydular. Antlaşmalar Batı Şeria, Gazze, Filistin ve Sina Yarımadası konularını kapsayan ve iki devlet arasında gerçekleşecek barışın esaslarını belirliyordu. Buna göre İsrail ile Mısır ve Ürdün arasında yapılacak görüşmelerle Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinliler’e özerklik tanınacaktır. Sina Yarımadası bu antlaşmalardan sonraki üç ay içinde imzalanacak barış antlaşmasından sonraki üç ay zarfında İsrail tarafından boşaltılacaktı. Öngörülen Barış Antlaşması 26 Mart 1979’da Washington’da imzalandı. Bu antlaşma, Filistin Kurtuluş Örgütü ile hemen hemen bütün Arap dünyasında tepki ile karşılanmış, Mısır’a karşı geniş bir siyasi ve ekonomik boykota girişilmiştir. Mısır belirli bir süre Arap dünyasında yalnızlığa itilmiştir.Öte yandan İsrail, 1979 Eylül’ünde Sina Yarımadası’ndan tamamen çekilmiştir.

Carter Doktrini-Carter Doctrine

1979 sonlarında Sovyetler’in Afganistan’a askeri müdahalede bulunarak ülkeyi kontrol altına alması üzerine, ABD bu hareketin Basra Körfezi ve petrol bölgesine yayılmasından kuşkulandığından, Başkan Carter bir açıklama yaparak, herhangi bir yabancı devletin bu Körfezin kontrolünü ele geçirmeye çalışılmasının ABD’nin hayati menfaatlerine saldırı sayılacağından, askeri kuvvet kullanılması da dahil her türlü tedbiri alacaklarını ilan etti. Bu açıklama ve politik tutum Carter Doktrini olarak anılmaktadır. Diğer bir ifadeyle, ABD başkanlarından Jimmy Carter tarafından 1980 yılında açıklanan ve Fars Körfezi’ne dışardan yapılacak herhangi bir müdahalenin ABD ve Batı çıkarlarına bir saldırı sayılacağı ve gerekli cevabın verileceği yönündeki tehdide dayanan Amerikan stratejisi. 1979 yılında yaşanan İran Devrimi ve Afganistan’ın Sovyetlerce işgali gibi iki önemli olay ardından, Amerikan’ın bölge çıkarlarını koruma kaygılarıyla oluşturulmuştur.

Casablanca Konferansı, 15-24 Ocak 1943

II. Dünya Savaşı sırasında A.B.D. Başkanı Roosevelt ile İngiltere Başbakanı Churchill arasında Fas’ın Casablanca kentinde yapılan görüşme. Konferansa daha sonra sürgündeki Fransız hükümeti adına da Gaulle de katılmışsa da pek bir ilgi görmemiştir. Konferans, 15-24 Ocak 1943 tarihleri arasında müttefiklerin Kuzey Afrika harekatından önce yapılmıştı. Görüşmelerde bu harekatle beraber Sicilya ve Güney İtalya’ya yapılacak çıkarma da ele alındı. Konferans sonunda alınan karara göre Mihver Devletleri kayıtsız şartsız teslim olacaklardı. Bu kararın sebebi I. Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi Wilson’un 14 noktasına göre teslim olduğunu ileri sürmüş olan Almanya’nın Versailles düzenine bunu göstererek karşı çıkmış olmasıdır. Savaş sonrasında Almanya’nın bu gibi gerekçelere dayanarak sorun çıkarması istenmiyordu.

Castlereagh, Robert Stewart

1818-1822 yılları arası İngiltere Dışişleri Bakanı. Napoleon’a karşı kurulan Büyük İttifak’ın oluşturulmasına katkıda bulunmuş, ayrıca 1815’te Avrupa haritasını yeniden çizen Viyana Kongresi’nde önemli rol oynamıştır. Avusturya Şansölyesi Metternich ile beraber 1815 sonrası Avrupa düzenin mimarlarından sayılır.

Casus Foederis

Latince’de “bir anlaşmanın uygulanabilir ve bağlayıcı hale geldiği koşul” demektir. Ayrıca bir devlet başka bir devlete tek taraflı, bir anlaşma ile yardım edeceğini açıkladığında devletler arasındaki ilişkilerde (sözgelimi dışardan bir saldırı ya da bir ayaklanma durumunda) böyle bir taahhütü hatırlatmaya gerek kalmadan anlaşmada belirlenen durum ortaya çıktığı anda otomatik olarak uygulanabilen bir doktrini ifade eder. Mesela Nato Andlaşması’nın 5. maddesi imzacı devletlerden herbirini her hangi bir dış saldırı olduğunda, diğerlerine askeri olarak yardım etmesini zorunlu kılmaktadır.

Casusluk (Espionage)

Bir devlet hesabına, başka bir devletin askeri, siyasi, ekonomik, teknik ve b aşka alanlardaki gizli bilgilerini yasal olmayan yollardan aktarma. Her ülkenin iç hukukunda bu alanda hükümler mevcuttur ve ağır cezai yaptırımlar getirilmiştir. Ancak diplomatik statüsü bulunan yabancıların böyle eylemeler yaptığının tespit edilmesi halinde cezalandırma yerine sınır dışı etme söz konusudur. O diplomat -persona non grata- istenmeyen kişi ilan edilerek, bundan  sonra görev yapması imkansız hale getirilir. Bugün gelişmiş teknoloji sayesinde klasik yöntemlerden çok daha etkin araçlarla casusluk yapıldığı da bilinmektedir.

Milletlerarası ilişkilerde casusluk, diğer bir devlet hesabına olarak, bir devletin askeri, siyasi, ekonomik, teknik ve başka alanlarda gizli olarak bilgilerinin toplanması ve diğer devlete aktarılmasıdır.

Hemen her ülkenin iç hukukunda bu alanda hükümler mevcuttur ve ceza kanunlarına girmiştir. Yabancı veya kendi uyruğunda olması durum değiştirmez. Ancak diplomatik statüsü olarak yabancıların böyle eylemler halinde yakalanmaları genellikle sınırdışı edilmeleri sonucunu verir ve o diplomat “İstenmeyen Kişi” (Persona Non Grata) ilan olunur.

Bugün casusluk eylemi kişilere bağlı olmaktan çıkmıştır. Teknik araçların çok gelişmesi bu durumu yaratmıştır, bu gün de devam etmekle beraber, artık gizli dinleme ve fotoğraf araçları çok yüksekten uçan casus uçaklarındaki veya gemilerdeki elektronik cihazlar, uzayda casus uydular gibi araçlardan çok etkili roller oynamaktadırlar.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra casusluk olayları çok artmış ve teknik bir nitelik kazanmıştır. Bu konuda bir çok önemli örnekler verilebilir. Atom bombasına ait sırların bazı bilim adamlarınca Rusya’ya verilmesi, ABD’nin casus uçakları olan U-2’lerden birinin Rusya, üzerinde düşürülüp pilotunun yakalanması sonucu 1960 Mayıs’ında Paris’de yapılacak Doğu-Batı Zirve Konferansı’ndan vazgeçilmesi, İngiltere’de Savunma Bakanı’nın Ruslarla ilgisi olan kiralık kadın şebekesiyle ilişki kurması ile ortaya çıkan Profumo Skandalı, Pueblo isimli bir ABD casus gemisinin Çin Denizi’nde yakalanması, Londra’daki Sovyet büyükelçiliğinin yüzden fazla diplomatın casusluk yaptıkları gerekçesiyle 1971’de topluca İngiltere’den sınırdışı edilmeleri, Batı Almanya Başbakanı Brandt’ın başdanışmanının Doğu Alman casus olmasının anlaşılmasıyla Başbakanın istifası ve hükümetin düşmesi gibi durumlar, NATO’da görevli sekreterlerin Doğu Almanya’ya kaçışları, son yılların önemli casusluk olaylarıyla ilgilidir.

Türk Ceza Kanunu’nun 131/1 ve 416/3 maddeleri ile Askeri Ceza Kanunu’nun 56/1. maddesinde bu konu hükme bağlanmıştır. Özetle, devletin emniyeti ve beynelmilel siyasi menfaatleri icabından olarak gizli kalması lazım gelen malumatı, siyasi ve askeri casusluk maksadıyle başka devlete aktaranlar. Türkiye ile harp halindeki bir devletin menfaati için istihsal edenler ve milli savunmaya hiyanet cürmünü işleyenler veya bu yolda bir talebi veya arzı kabul edenler hakkında duruma göre çeşitli hükümler öngörmüştür.

Ayrıca 1975’de çıkan 1803 sayılı Af Kanunu yabancı ülkelerde tutuklu Türklere karşılık bazı mahkum casusların takas edilmesini öngören bir hükümde taşımaktadır.

Caydırma (deterrence)

Düşman bir devletten gelebilecek nükleer bir saldırıyı engellemek amacıyla anında ve güçlü bir misilleme yapma tehdidi etkili biçimde kullanmaya dayanan askeri strateji. Caydırma, nükleer silahların ortaya çıkışından bu yana bu silahların kullanılmasıyla siyasi bir başarı elde edilemeyeceğinin anlaşılmasından ötürü nükleer güce sahip devletlerin ve ittifak sistemlerinin temel stratejisi haline gelmiştir. Bu stratejide nükleer silah ile karşılık verilebileceği ihtimali gündemde tutularak, düşman belirli bir davranıştan alıkonulur. Bu stratejinin uygulanabilmesi için, devletlerin herhangi bir saldırıya karşı yüksek düzeyde kesin tahrip yeteneğine sahip olması gerekir. Başarılı olabilmek için gerekli diğer bir öğe ise potansiyel saldırganın kuşku içinde bulunmasıdır. Sonuç olarak caydırma stratejisinin iki temel şartı, beklenmedik bir saldırının ardından misilleme yapma yeteneğinin karşı tarafa inandırcı bir şekilde gösterilmesi ve karşı tarafın misilleme kararlılığının bir ihtimal olarak göz önüne alınmasıdır.

Cenevre Anlaşmaları, 1954

Nisan-Temmuz 1954 arasında Cenevre’de yapılan, Çin Halk Cumhuriyeti, İngiltere, Fransa, S.S.C.B., A.B.D., Kamboçya, Laos, Kuzey ve Güney Vietnam’ın katıldığı konferansta kabul edilen, fakat bağlayıcı niteliğe sahip olmayan belgeler. İmzalanan on belgeden, üçü askeri anlaşma, altısı tek taraflı bildiri ve sonuncusu da Sonuç Bildirgesiydi.

Fransa, Kuzey-Güney Vietnam, Laos ve Kamboçya arasında başlayan görüşmeler 21 Temmuz’da bu ülkeler arasında imzalanan anlaşmalar ile sonuçlandı. Buna göre Vietnam’ı ikiye bölen 17. enlem boyunca ateşkes ilan ediliyor, karşılıklı olarak askeri birliklerin çekilmesi için taraflara 300 gün tanınıyordu. Ayrıca komünist gerillaların Kamboçya ve Laos’tan çekilerek bu ülkelerde serbest seçimlerin yapılması ve bu ülkelerin rızası doğrultusunda Fransız birliklerinin bu ülkelere yerleştirilmesi öngörülüyordu. Anlaşmalar ile bölünme çizgisi olarak ileri sürülen sınırları da ortadan kaldırıyorlardı. Anlaşmaların uygulanması, Polonya, Hindistan ve Kanadalı temsilcilerden oluşacak bir kurul tarafından denetlenecekti. Konferans’ın Sonuç Bildirgesi ise Vietnam’ın yeniden birleştirmesi ve 1956 Temmuz’unda bu ülkede seçimlerin yapılması çağrısında bulundu.

Konferansa katılan ülkeler anlaşma hükümlerine uymayı taahhüt ettiler, ama A.B.D. anlaşmaların kendisini bağlamadığını ileri sürdü. Güney Vietnam da anlaşmayı imzalamayı geciktirince Sonuç Bildirgesi imzalanamadı.

Cenevre Bildirgesi, 30 Temmuz 1974

I. Kıbrıs Barış Harekatı (20 Temmuz 1974) sonrasında Birleşmiş Milletlerin çağrısı ile Cenevre’de bir araya gelen Türk, Yunan ve İngiliz Dışişleri Bakanlarının imzaladıkları bildiri. Buna göre i-Adada 1960 Anayasası ile kurulmuş düzene dönülmesi için gerekli önlemler alınacak ii-Adada taraflar 30 Temmuz 1974 günü denetimleri altında bulundurdukları alanları genişletmeyecekler iii-30 Temmuz ateşkes çizgisinde sadece Birleşmiş Milletler kuvvetleri denetimi altında olacak bir güvenlik bölgesi oluşturulacak iv-Kıbrıs Rum ve Yunan kuvvetlerinin kuşatması altındaki bütün Türk bölgeleri bu kuvvetlerce boşaltılacak ve bu bölgeler Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin koruması altına girecek v-Adada anayasal düzenin yeniden kurulması için, üç Dışişleri Bakanı, Kıbrıs’daki iki toplumun liderlerinin de katılımıyla 8 Ağustos’ta Cenevre’de yeniden bir araya gelecekti.

Cenevre Konferansları, 25-30 Temmuz 1974, 8-14 Ağustos 1974

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin çağrısı ile Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında Cenevre’de yapılan Kıbrıs Sorununun çözümüne yönelik iki konferans, 15 Temmuz 1974’te Kıbrıs’ta Enosis amaçlı EOKA’cı Nikos Sampson tarafından yapılan darbe üzerine Türkiye Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni harekete geçirmeye çabaladı. Bir sonuç alınamaması sonucu Türkiye I. Kıbrıs Barış Harekatını gerçekleştirdi (20 Temmuz 1974). Bunun üzerine Güvenlik Konseyi aldığı 353 sayılı kararla, tarafları ateşkes yapmaya, yabancı güçleri Kıbrıs’tan çekilmeye ve üç garantör devlet olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’yi görüşmeler yapmaya çağırdı. 25 Temmuz’da Cenevre’de biraraya gelen üç ülke Dışişleri Bakanları 30 Temmuz’da Cenevre Deklarasyonu’nu imzaladılar. Deklarasyona göre 8 Ağustos’ta üç ülke Dışişleri Bakanları Cenevre’de bir kez daha biraraya geldiler. Görüşmelerde bir sonuç alınamaması üzerine Türkiye, 14 Ağustos’ta II. Kıbrıs Barış Harekatı’na başladı.

Cenevre Sözleşmeleri, 1949

12 Nisan-12 Ağustos 1949 tarihleri arasında Cenevre’de toplanan uluslararası konferansta imzalanan ve Uluslararası İnsancıl Hukuk’un temelini oluşturan dört sözleşme. Bu sözleşmeler şunlardır: 1)Kara savaşında yaralıların ve hastaların durumlarını iyileştirme hakkında sözleşme 2)Deniz savaşında yaralıların ve hastaların durumlarını iyileştirme sözleşmesi 3)Savaş tutsaklarına yapılacak işlemlere ilişkin sözleşme 4)Savaş zamanında sivil halkın korunmasına ilişkin sözleşme.

Cezayir Anlaşması, 1975

6 Mart 1975’te Irak ile İran arasında Cezayir’de imzalanan iki ülke arasındaki sınır anlaşmazlığı ve bazı diğer sorunları çözüme bağlayan anlaşma. 1969 Nisan’ında, A.B.D.’nin desteğine sahip ve askeri gücü yüksek olan İran Şahı, önemli bir suyolu olan Şatt-ül Arab’ın Irak’a ait bulunduğu 1937 tarihli Irak-İran Sınır Antlaşması’nı ortadan kaldırmak istedi. Bu amaçla İran gemilerini bir güç gösterisi olarak bölgeye gönderdiğinde, iki ülke kuvvetleri arasında silahlı çatışma çıktı ve 1970’te de diplomatik ilişkiler kesildi. Ancak çok geçmeden 1973 yılında Irak ile İran arasında diplomatik ilişkiler yeniden kuruldu. 1975 yılında Cezayir’deki Petrol İhraç Eden Ülkeler toplantısında, Cezayir Devlet Başkanı Bumedyan’ın arabuluculuğu ile iki ülke arasında Cezayir Anlaşması imzalandı. Buna göre, iki ülke arasındaki sınır Şatt-ül Arab suyolunun en derin noktasından geçecek ve İran, Irak’taki Kürtleri merkezi hükümete karşı desteklemekten vazgeçip onlara yaptığı yardımı kesecekti. Ancak 1979’da İran’da Şah’ın devrilip İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla iki ülke arasındaki ilişkiler kötüleşti ve 1980 Eylül’ünde İran-Irak savaşı başladı.

Cezayir Konferansı, 1973

Bağlantısız ülkeler dördüncü zirve toplantısı. Cezayir’in başkenti Cezayir’de toplanan zirveye 77 ülkenin devlet veya hükümet başkanları katılmıştır. Konferans 5-9 Eylül 1973 tarihleri arasında yapılmış, 1970’teki Lusaka Konferansı’nda olduğu gibi bu konferansta da ekonomik sorunlar ağırlıklı ele alınmıştır. Bunun sebebi uluslararası ortamdaki “yumuşama” ile beraber artık bu ülkeleri ilgilendiren pekçok siyasi bağımsızlık mücadelelerinin başarıya ulaşmış olmasıydı. Bunun sonucu bazı Latin Amerika ülkelerinin konferansa ilgi duyması olmuştur. Konferans sonunda yayınlanan “Ekonomik Bildiri”de “Siyasal Bildiri”den daha geniş yer almıştır.

Chaumont Andlaşması, 1814

1 Mart 1814’te İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya arasında imzalanan ve bu devletler arasında sürekli bir diplomatik işbirliğinin temellerini atan antlaşma. 1822 yılına kadar yürürlükte kalan antlaşma bu tarihte İngiltere tarafından geçersiz sayılarak sona ermiştir.

Chester Projesi

Amerikalı emekli Amiral Colby Chester’in aracılığı ile bir ABD-Kanada ortaklık grubu şirketi tarafından hazırlanan, inşa bölgesinin çevresindeki madenleri işletme imtiyazı karşılığında bazı bölgelerde demiryolu ve liman yapımını içeren proje. Projeye göre şirket Adana-Yumurtalık, Musul-Kerkük ve Samsun bölgelerinde yaklaşık 4400 km’lik bir demiryolu; Yumurtalık ve Trabzon’a birer liman inşa edecek, buna karşılık olarak da bu bölgelerin çevresindeki 40 km’lik bir kuşak çevresinde bilinen ve sonradan bulunabilecek petrol ve diğer bütün madenlerin 99 yıllığına işletecekti. Şirket gerek demiryolları ve limanlardan gerekse madenlerin işletiminden elde ettiği kardan Türk hükümetine belirli bir pay verecekti.

Chester Projesi ile verilen imtiyaz, Cumhuriyet döneminin ilk yabancı sermaye yatırım girişimi olması bakımından önemlidir. Nisan 1923’te Meclis tarafından onaylandıysa da Musul ve Kerkük’ün Lozan Antlaşması ile alınamaması nedeniyle proje uygulamaya konamadı ve Meclis Aralık 1923’te sözleşmeleri feshetti.

Chicago Sözleşmesi, 1944

Aralık 1944’te Chicago’da toplanan konferansta kabul edilen Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesi. Daha önce imzalanmış Paris ve Havana Sözleşmeleri’nin yerini almıştır. Sözleşme ile her devlete kendi üzerindeki hava sahasında “kısıtlamasız ve tekelci bir egemenlik” tanınmıştır. Fakat bu egemenliğin kullanımının yanında herhangi bir tarifeye bağlı olmayan uçaklar önceden izin almadan -sözleşmeye taraf devletin ülkesine veya ticari amaçlı inişler hariç- transit olarak sözleşmeye taraf ülkenin hava sahasından geçebileceklerdir. Tarifeli uçuşlar veya charter seferlerinde ise o ülkenin izni gerekmektedir. Sözleşme kabotaj hakkını ülke devletine tanımış ve güvenlik nedeniyle uçuşa yasak bölgeler kurulabilmesine izin vermiştir. Ayrıca Sözleşme ile uçakların uyruğunun belirlenmesi için kullanılabilecek kurallara da açıklık getirilmiş, her uçağın, tescil edildiği devletin uyruğunda olduğu kararlaştırılmıştır.

Sözleşme ile ilgili bir nokta da Birleşmiş Milletler uzmanlık kuruluşlarından biri olan ve merkezi Montreal’da bulunan Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nün (ICAO) kurulmasıdır. Bu örgüt, sivil havacılıkla ilgili kural ve yöntemlerin geliştirilmesi için çalışır ve bazı önlemler önerir.

Chicago Konferansı sonunda Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesi’yle beraber Uluslararası Hava Servisleri Transit Sözleşmesi ve Uluslararası Hava Nakliyatı Sözleşmesi de imzalanmıştır. Bu sözleşmeler, ülke-devletinin geçiş ile ilgili olarak diğer devletlere tanıyacağı hakları ve geçiş ile beraber nakliyet ve ticaret ile ilgili birtakım hak ve kolaylıkları içermektedir.

Churchill, Sir Winston

İngiliz devlet adamı, başbakan ve yazar. 1940-1945 ve 1951-1955 yılları arasında Muhafazakar Parti’nin lideri olarak Başbakanlık yapmıştır. II. Dünya Savaşı’nda ülkesini yenilginin eşiğinden döndürmüş, Roosevelt ve Stalin ile beraber müttefiklerin savaş stratejisini belirlemiştir. Kraliyet Askeri Okulu’nu bitirdi ve 1895’te orduya katıldı. 1900’da ordudan ayrılarak siyasete girdi. 1911’de önce İçişleri sonra Deniz Kuvvetleri Bakanı oldu. Çanakkale Savaşı’nda donanmanın başarısızlığı sonucu bakanlıktan ayrılarak orduya döndü. 1921’de ise Sömürgeler Bakanlığı’na getirildi. Bir ara Maliye Bakanlığı yaptıysa da 1935 seçimlerinden sonra kabineye alınamadı. Savaşın başlaması ile tekrar Deniz Kuvvetleri Bakanlığı’na getirilen Churchill Nisan 1940’ta Chamberlain’in istifası ile onun yerine geçerek Başbakan oldu. Churchill acı sonuçlara ve tartışmalara yol açan bazı kararlar almak durumunda kaldı ama kendine özgü mizah anlayışını bırakmadan halka gerçekçi açıklamalar yapıyordu. Ağzındaki puro ve eliyle yaptığı zafer işareti Churchill’in simgesi olmuştu. A.B.D.’nin de savaşa girmesiyle bu ülke ile her cephede komuta birliği ve ortak strateji kurdu. Başbakan Roosevelt’ten aldığı destekle Sovyetlerden gelen bütün “ikinci cephe” kurulması isteklerini erteledi.

Savaş sırasında toplanan Kazablanka, Quebec, Tahran ve Yalta konferanslarında Roosevelt ve Stalin ile biraraya gelerek savaşın devamı ve savaş sonrası düzenle ilgili kararlara katkıda bulundu. Savaş sonrasında Potsdam Konferansı’na da katıldıysa da önemli bir rol oynayamadı. Partisinin seçimleri kaybetmesiyle konferans bitmeden ülkesine döndü.

Colbertçilik

Fransa Maliye Bakanı J.Baptiste Colbert (1619-1683)’in Fransa’da izlediği, sıkı bir devlet himayesi, sanayileşme ve ekonominin devlet eliyle düzenlenmesi yoluyla bir devletçilik öngören ekonomi politikası. Colbert’in Fransız Sanayisini geliştirecek ihracatı arttırma yönündeki bu politikası “Colbertçilik” diye anılmaktadır. Colbertçiliğe “Fransız Merkantilizmi” veya “Sanayi Merkantilizmi” de denmektedir. Colbert, sanayinin gelişmesi için gerekli mali reformları yapmış ve bundan elde edilen geliri yine sanayie aktarıp devlet eliyle fabrikalar kurmuş ve imalat yöntemleri ile kalite kontrolü hakkında kararnameler yayınlamıştır. Sanayiin ihtiyaç duyduğu hammaddelerin ithalatı kolaylaştırılırken bunun dışındaki ithalat yüksek vergilerle önlenmeye çalışılmış, ihracat ise teşvik edilmiştir. Bu dönemde ekonomiye devletin müdahalesinin artması ile Colbertçilik gerek sanayiciler gerekse ihmal edilen tarım kesimi tarafından eleştirilmiş ama Colbertçilik Fransa’nın alt-yapı ve imalat sanayiin gelişmesinden önemli bir rol oynamıştır.

Colombo Konferansı, 1954

Mayıs 1954’te Seylan (Sri Lanka)’ın başkenti Colombo’da yapılan beş güney Asya devleti temsilcisinin katıldığı konferans. Endonezya Devlet Başkanı Sastroamidi Jojo’nun çağrısı ile toplanan Konferansa Hindistan, Pakistan, Seylan, Endonezya ve Birmanya katılmıştır. Konferansın esas amacı Çinhindi’deki gelişmeleri izlemek olmakla beraber daha büyük bir Asya-Afrika devletleri Konferansı toplanması konusu tartışılmıştır. Konferans 1955’te toplanan Bandung Konferansı’na öncülük etmiştir.

Colombo Konferansı, 1976

Sri Lanka’nın başkenti Colombo’da toplanan Bağlantısız ülkeler zirve toplantısı. 11-14 Ağustos 1976 tarihleri arasında toplanan Konferansa aralarında Filistin Kurtuluş Örgütü’nün de yer aldığı 86 ülkenin devlet veya hükümet başkanları katılmıştı. Konferans’ta Bağlantısızlar hareketinin genel durumu, sömürge ülkelerinden bazılarının bağımsızlıklarına kavuşmaları, Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki ırk ayrımı politikası, Filistin ve Kamboçya sorunları, Hint Okyanusu ve Kore yarımadasının silahtan arındırılması gibi konularda görüşmeler yapılmıştı. Konferans’ta ekonomik konulara ilişkin olarak aynı yılın Mayıs ayında Nairobi’de yapılan Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nda “77’ler Grubu” tarafından önerilen görüşler tekrarlanmıştır. Ayrıca Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) model alınarak diğer hammaddeler için de benzer uluslararası örgütlenmelerin gerçekleştirilmesi konusu da tartışılmıştır.

Colombo Planı

Üyeleri arasında karşılıklı yardımlaşmayı geliştirmeyi ve çok taraflı bir danışma mekanizmasını amaçlayan bölgesel ekonomik yardım programı. Colombo Planı 1950’deki Colombo İngiliz Uluslar Topluluğu Konferansı’nda kabul edildi. Plan ilk önce gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere altı yıllık bir kalkınma programı dahilinde 5 milyar dolarlık bir yardımda bulunmasını öngörüyordu. Pakistan, Hindistan, Seylan (Sri Lanka), Yeni Zelanda, Avusturya ve İngiltere arasında gelişen bu örgütlenme daha sonra başka Asya ülkelerinin de katılmasıyla genişledi. Sovyetler Birliği’ne karşı çevreleme politikası izleyen A.B.D.de Asya’daki komünist olmayan ülkeleri desteklemek amacıyla plana katılmıştır. 1950’den bu yana kalkınmaları amacıyla Asya ülkelerine 25 milyar dolarlık borç ve yardım bu plan çerçevesinde sağlanmış ve binlerce kişi bu plan sayesinde teknik eğitim edinmiştir.

Concord diplomasisi-Concorda diplomacy

Değişik yabancı ülkelere yoğun seyahate dayalı olarak yürütülen diplomasi faaliyeti.

Conference 4+2 – 4+2 Konferansı

İki Almanya’nın 1989 yılında birleşmesi halinde meydana gelebilecek olası gelişmeleri görüşmek üzere bir araya gelen altı ülkenin yaptığı toplantı. Almanyanın birleşmesi bir anlamda İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan Soğuk Savaş döneminin bitmesi anlamına geldiği için gerek Batı Bloğu ve gerekse Doğu Bloğu için oldukça ciddi bir gelişme olarak değerlendirilmişti. Bunun üzerine, ABD, Sovyetler Birliği, Fransa ve İngiltere’nin girişimleri ile Doğu ve Batı Almanyaların da katıldığı bir konferans düzenlandi. İlki 1989, ikincisi 1990 yılında yapılan iki toplantıda, Almanyaların birleşmesi ardından bu ülkedeki askeri üsler başta olmak üzere birçok stratejik unsurun ne olacağı tartışılmış ve yumuşak bir geçişin gerçekleşmesi sağlanmıştır.

Corps Diplomatique

Bir devlete atanmış diplomasi temsilcilerinin hepsi birden corps diplomatique diye adlandırılan bir topluluk meydana getirmektedirler. Bu topluluk diplomasi temsilcileri ile elçilik kurulu üyelerini ilgilendiren sorunların, bulundukları devletin hükümetine karşı ortak bir tutumla davranarak halledilmesine yardım eder.

Cournot modeli-Cournot model

Uluslararası petrol pazarı modellerinden biri. Bu modelde, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü(OPEC), üye olmayan rakip ülkelerin bir önceki yıl yapmış oldukları üretim miktarına dayalı olarak kendi üretim miktarını belirler. Buna bağlı olararak OPEC üyesi olmayan ülkeler de, maksimum kar edecek şekilde üretim miktarını kararlaştıracaktır.

Curzon Hattı

1919-1920 Sovyetler Birliği -Polonya Savaşı’nda Sovyetler ile Polonya arasında ateşkes hattı olarak önerilen sınır çizgisi I. Dünya Savaşı sonrasında Polonya’nın doğu sınırı olarak Lord Curzon tarafından önerilmişse de kabul edilmemiştir. II. Dünya Savaşı’nın başlangıcında Almanya Eylül 1919’da bu hatta kadar olan Polonya topraklarını işgal etmiş ve bu hattın doğusundaki Polonya toprakları ise Molotov-Ribbentrop Antlaşması’na göre Sovyetlerin işgali altına girmiştir. Şubat 1945’teki Yalta Konferansı’nda Sovyetler Birliği, A.B.D. ve İngiltere’ye Curzon Hattı’nı Sovyet-Polonya sınırı olarak kabul ettirdi. 1951’de yapılan ufak bir iki değişiklikle beraber hat, Sovyet-Polonya sınırını oluşturdu.

Çanakkale Savaşları, Şubat 1915-Ocak 1916

Müttefik devletlerin 1915 Şubat’ında başlattıkları Çanakkale Boğazı ve İstanbul’u ele geçirmeye yönelik askeri harekat başarısızlıkla sonuçlanmıştır. İngiliz, Fransız, Avustralya ve Yeni Zelanda (Anzak) kuvvetlerinin katıldığı harekatın amaçları şunlardı i-Boğazları açarak Rusya’ya savaş malzemesi ve yardım göndermek ii-İstanbul’u işgal ederek Osmanlı Devleti’ni savaş dışında bırakmak ii-Balkanlarda üstünlük sağlayıp henüz savaşa girmemiş İtalya ve Romanya’nın İtilaf Devletleri yanında savaşa girmelerini sağlamak.

Yaklaşık her iki taraftan da 300.000’er askerin ölmesi ile sonuçlanan Çanakkale Savaşları İtilaf Devletleri için büyük bir başarısızlık oldu. Boğazların açılamaması sonucu yardım alamayan Rusya’da rejim çöktü ve işbaşına gelen Bolşevikler Brest-Litovsk Antlaşmaları ile savaştan çekildiler. İngiltere’de ise Asquith liderliğindeki Liberal hükümet istifa etmek zorunda kalarak yerini koalisyon hükümetine bıraktı. Böylece o sırada Deniz Kuvvetleri Bakanı ve harekatın mimarlarından Churchill kabineden ayrılmak zorunda kaldı. Tarihçiler tarafından savunulan genelkanı, Çanakkale Savaşları’nın başarısızlıkla sonuçlanmasının I. Dünya Savaşı’nın en az iki yıl uzamasına yol açtığı yönündedir.

Çatışma Sözleşmesi/Çarpışma Tüzüğü-Collision Regulation

1972 yılında imzalanan çok taraflı sözleşme. Amacı, devletlerin savaş boyunca uyması gereken kuralları, savaş araçlarını,yöntemlerini, tutsakları, herhangi bir bölgenin işgali gibi konularda uymaları gereken kuralları belirlemektedir.

Çekiç Güç (Combined Task Force-Poised Hammer)

Temmuz 1991 tarihinde kurulan ve amacı Saddam Hüseyin’in olası saldırılarına karşı Kuzey Irak Kürtlerine güvence sağlamak olan “Huzur Operasyonu-2″nin (Operation Provide Comfort-2) uygulama birliği olan hava kuvveti ile küçük fakat etkili bir yer unsurunun adı. Türkiye’de İncirlik ve Pirinçlik’te konuşlanmış 77 uçak ve helikopterden ve Amerikan-İngiliz-Fransız-Türk 1862 kişilik personelden oluşmaktadır. Kuzey Irak’taki Zaho’da da bir irtibat merkezi (Military Coordination Center-MCC) bulunmaktadır.

Çekoslovakya Bunalımı, 1968

Çekoslovakya’da Prag Baharı ile görülen katı Marksist rejim uygulamalarından daha liberal politikalara kayma eğilimine karşı Sovyetler Birliği liderliğindeki Varşova Paktı ülkelerinin bu ülkeye yaptıkları askeri müdahale sonrası ortaya çıkan bunalım. 1968 Ocak’ında Çekoslovakya Komünist Partisi Genel Sekreterliğine Aleksander Dubçek’in atanmasıyla birlikte ülkede liberalleşme politikaları gözlenmeye başladı. Üst düzey görevlere Dubçek gibi liberalleşme yanlısı kişilerin getirilmesi Moskova’yı tedirgin etti ve Sovyetler Birliği Dubçek’i, tutumunu değiştirmesi yönünde uyardı. Buna Dubçek’in uymaması üzerine Sovyetler Birliği önderliğindeki Macaristan, Polonya ve Demokratik Almanya birliklerinden oluşan bir Varşova Pakto gücü Çekoslovakya’yı işgal etti. Sovyetler bu olayı bir Pakt içi mesele olarak görürken uluslararası platformda bu olay bir ülkenin egemenliğinin ihlali olarak algılanıyordu. Bu olay, uluslararası komünist hareketler arasında da tartışmaya yol açtı ve bir tarafta Brejnev Doktrini öte yanda ise Avrupa Komünizmi görüşleri ortaya çıktı.

Çelik Pakt (Pacto d’Acciaio), 1939

Nazi Almanyası ile faşist İtalya arasında 22 Mayıs 1939’da imzalanan ittifak antlaşması. Her iki devlet kendileri için öngörmüş oldukları “hayat sahası”nı gerçekleştirmeyi hedefleyen bu ittifak antlaşmasına göre taraflar birbirlerini ilgilendiren bütün sorunlarda karşılıklı olarak yardımlaşacaklardı ve taraflardan biri, bir veya daha fazla devlet ile savaşa girer ise, öteki devlet bütün gücü ile ona yardım edecekti. Çelik Paktı, İngiltere ve Fransa’nın doğu ve güney Avrupa’daki bazı küçük devletlerle -Türkiye dahil- yaptıkları ikili antlaşmalara bir tepki niteliğindedir.

Çevrecilik-Environmentalism

Çevrenin korunmasını siyasi öncelik sıralamasında en üste koyan anlayış ve bu anlayışın motive ettiği toplumsal hareket. Dengesiz sanayileşme sonucu olarak doğanın kendini yenileyemeyerek hızla kirlenmesi sonucu, doğal hayat ve çevrenin yok olması tehdidine karşı 1960’lı yıllarda başlayan çevrecilik hareketleri, birçok ülkede siyasal partilere dönüşmüştür.

Çevreleme politikası-Containment policy

ABD’nin, değişik ülkere karşı uygulamaya koyduğu baskı politikası. Bir diğer ifadeyle, II. Dünya Savaşı sonrası A.B.D.’nin Sovyetler Birliği’ne karşı olarak onun etrafındaki devletlerle oluşturduğu veya oluşmalarında katkıda bulunduğu ittifaklar zinciri. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği’ne karşı kullanılan bu siyaset, 1979’da İran’a, 1991’den itibaren de Irak’a karşı uygulanmıştır. Doğu Avrupa’da Sovyetlerin kendisine bağlı uydu sosyalist devletler kurmasından ürken A.B.D. bu Sovyet yayılmasını önlemek amacıyla çeşitli tarihi ve politik nedenlerle bu ülkeden çekinen devletlerle bir ittifaklar zinciri oluşturarak onu “çevrelemek” istemişti. En önemli özelliği, çevreleme politikasına maruz kalan ülkenin, siyasal ve ekonomik olarak çepeçevre kuşatılarak, etki alanını genişletmesine izin verilmemesidir. Bu politikanın bir adım ilerisi, geriye doğru katlama (rollback) yani yayılma alanlarından geriye doğru itme politikasıdır. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Balkan Paktı, Bağdat Paktı (CENTO), Güney Asya Antlaşması Örgütü (SEATO), Anzus Paktı bu politikanın ürünleridir.

Çifte Çevreleme Politikası (Dual-Double Containment Policy)

Amerika Birleşik Devletleri’nin 1990-1991 Körfez Savaşı’ndan sonra İran ve Irak’a yönelik olarak uyguladığı politika. ABD, 1979’daki İslami nitelikli rejim değişikliği nedeniyle İran’a yönelik olarak uygulamaya koyduğu siyasal ve ekonomik kuşatmaya Körfez Savaşı’ndan sonra Irak’ı da dahil etmiş, yani her ikisini birden karşısına alarak dünya politikasından tecrit etmeye çalışmıştır ve buna da çifte çevreleme denmiştir.

ABD’nin İran ve Irak’a yönelik olarak 1991 yılından itibaren uyguladığı politika. 1979 yılında meydana gelen İran Devrimi’nden sonra bu ülkeye karşı çevreleme  politikası uygulayan ABD, 1991 yılından itibaren bu politika için Irak kattı. Böylece iki ülkeye karşı çifte çevreleme siyaseti uygulamaya başladı. Ancak 2003 yılında Irak’ın ABD ve İngiliz güçlerince işgal edilmesi ardından çevreleme siyasetinde yeniden 1991 öncesine dönüldü.

Çifte çoğunluk-Double majority

AB içinde, Konseyin karar alım sürecinde nüfus yönünden büyük ülkeler ile birliğin küçük ülkeleri arasındaki dengenin korunması kuralı. Buna göre, Konseyin kararlarında aynı anda hem üye ülkelerin çoğunluğu aranırken hem de birliğin nüfus çoğunlu da aranmaktadır.

Çift Meclisli Sistem-Bicameralism

Yasama yetkisinin iki meclis tarafından paylaşılarak kullanıldığı yönetim türü. Aristokratik geçmişe sahip bulunan ülkelerde soyluların ve halkın ayrı organlarda temsil edilmeleri tarihsel bir zorunluluk olarak belirirken, federal yapılı devletlerde de halkın temsilinin yanı sıra üye devletlerin temsili de gerekli olduğundan iki meclisli yapı öngürülmektedir. Oluşturulma biçimi ve fonksiyonun yanı sıra, bu ikinci meclis üyelerinin niteliği de diğerlerinden farklı olabilir. Birinci meclisler halkın temsilini sağlaması ve nüfusla oranlı temsilcilerden oluşmasına karşılık, ikinci meclisler eyaletleri temsil eden eşit sayıda temsilcilerden oluşur. İngiltere’de Avam Kamarası ve Lordlar Kamarası, Almanya’da Bondestag ve Bundesrat, Amerika’da Temsilciler Meclisi ve Senato gibi ayrı yapılar, bicameralism uygulamalarının önemli örnekleridir.

Çift kutuplu sistem-Bipolar system

Birbirine cephe almış durumdaki iki büyük devletin koalisyon lideri olarak hemen tüm uluslararası olaylarda başı çektiği ve belirleyici olduğu uluslararası düzen. Bu sistemde diğer devletler, güvenliklerini çift kutuptan birinin gölgesinde aramak zorunda kaldıklarından, koalisyon liderlerinden birinin müttefikidirler. Sistem ne oranda sıkı ise, blok üyelerinin blok liderine bağımlılıkları o oranda fazladır. Sistem içinde bloklar arasındaki ilişkileri yumuşatıcı örgütlerin etkinliği ne kadar güçlü ise, çift kutuplu yapı o kadar esnektir. II. Dünya Savaşından sonra oluşan ABD-Sovyet rekabeti iki kutuplu sistemin en açık örneğidir.

Çin-Sovyet Uyuşmazlığı

II. Dünya Savaşı sonrasında 1949’da Çin’de kurulan komünist rejim ile Sovyetler Birliği arasında 1950’lerin sonlarında başlayıp 1980’lerin ikinci yarısına kadar süren soğuk ilişkiler. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra Sovyetler Birliği ile bu ülke arasında sıcak ilişkiler kurulmuştu. Fakat Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 20. Kongresi’nden sonra iki ülke arasındaki ilişkiler giderek bozulmaya başladı. En başta iki ülke arasında yüzyıllardan beri süren bir tarihi mücadele vardı. Çin Rusya’ya XIX. yüzyılda kendisini sömüren bir devlet gözüyle bakıyordu. Bununla beraber iki ülke önderliği Marksist-Lenininst ideolojiyi farklı şekillerde yorumlamaktaydılar. Mao’ya göre Stalin’in kötülenmesi kampanyası çok ileri gitmişti ve Sovyetlerin “barış içinde birarada yaşama” tezini beğenmiyordu. Ayrıca 1960’lardan itibaren Çin, Çin İmparatorluğu’nun zayıf olduğu ve bu yüzden Çarlık Rusyasına toprak bıraktığı “haksız” sınır antlaşmalarının değiştirilmesi gerektiğini ileri sürmeye başladı. Bu sınır anlaşmazlığı 1969 yılında iki devletin silahlı kuvvetleri arasında ciddi çatışmalara varacak kadar büyüdü. Bu arada Çin, 1968’de Çekoslovakya’ya yapılan Sovyet müdahalesini kınadı. 1970’lerde sınır görüşmelerinin başlamasına rağmen bunlar ancak belli aralıklarla sürmüş, 1978’de yine ciddi çatışmalar yaşanmıştır. Bütün bu gelişmeler yaşanırken Çin, kendisine karşı Sovyetler kadar büyük bir tehlike olarak görmediği A.B.D. ilişkileri normalleştirmeye çalışmaktaydı. 1972’de A.B.D. Başkanı Nixon Çin’i ziyaret etti ve 1976’da iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kuruldu.

1976’da Mao’nun ölümü ve muhalif önderlerin iktidara gelmesiyle ilişkilerin normalleşmesi yolunda bir engel kalktıysa da bu hemen gerçekleşmedi. 1979’da Çin, Kampoçya ile savaşan Vietnam’a girdi ve Nisan ayında Sovyetler ile 1950 tarihli Dostluk, İttifak ve Karşılıklı Yardım Antlaşması’nı iptal etti. Sovyetler ise Vietnam’ın yanında yer aldı. 1979’un sonunda Sovyetlerin Afganistan’a girmesi de ilişkilerin daha da bozulmasına yol açtı. 1982’de Sovyet Devlet Başkanı Brejnev’in ölümünden sonra iki ülke Dışişleri Bakanları görüşmelere başladılar ve 1983’te Moskova’da yapılan görüşmeler sonucunda ticari konularda anlaşmaya varıldı. 1983 Kasım’ında Çin-Sovyet sınırı ticarete açıldı.

Yine de ilişkilerin normalleştirilmesi için Gorbaçov iktidarını beklemek gerekecekti. Çin’de ekonomik reformla birlikte Sovyetler Birliği, Çin’in dış ticaretine önemli ülkeler arasına girdi ve Çin’in Gorbaçov’un reformlarına ilgisi arttı. 1987 Ağustos’unda iki ülke arasında görüşmelerin başlamasıyla sınırın doğu kesiminde toprak iddialarından doğan sorunların çözülmesi yolunda adımlar atılmaya başladı. Sovyetler Birliği bir yıl sonra Moğolistan’ın kuzeyinden önemli sayıda asker çekti. Nihayet 1989 Mayıs’ında Gorbaçov’un Pekin’i ziyareti sırasında Sovyet ve Çin liderleri karşılıklı olarak dostluk, egemenlik ve birbirlerinin içişlerine karışmama sözü verdiler ve “ilişkilerin normalleştiğini” açıkladılar.

Çocuk Hakları Bildirisi-Declaration of the Rights of the Child

BM Genel Kurulu tarafından Kasım 1959 tarihinde kabul edilen ve çocukların haklarını düzenleyen bildiri.

Çocuk Hakları Sözleşmesi-Convention on the Rights of the Child

BM Genel Kurulunda Kasım 1989 tarihinde kabul edilen ve 1990 yılında yürürlüğe giren uluslararası sözleşme. Çocukların korunması ve geleceklerinin güvence altına alınması için devletlerin üzerine düşen sorumlulukları öngörmektedir.

Çoğunluğun sağlanamamış olması -Absence of majority

Herhangi bir oylamada destek oylarıyla muhalefet oylarının eşit olması yada gerekli karar için yeterli oy bulunmaması hali.

Çok Başlıklı Füzeler (multiple re-entry vehicles-MRV)

Herbiri birden fazla başlık taşıyan füze sistemi. İlk yapılan Amerikan ve Sovyet füzelerinin hepsi bir tek nükleer başlık taşıyorlardı. 1960’ların başlarında Amerikalılar bunları aşmayı başarmışlardı. MRV’yi geliştirdiler. Böylece, bir füzenin taşıdığı birden fazla başlık çeşitli yerlere fırlatılarak geniş bir alana yayılacağından, örneğin, büyük bir kentin imhasında daha iyi sonuç alınabilecektir. Bundan daha geliştirilmiş bir sistem MIRV’ler (Mltiple Independently Targeted Reentry Vehicles)dir. Burada, bir tek füze bağımsız olarak çeşitli hedeflere gidebilen birden fazla başlık taşımaktadır; böylece bir tek füze ile birden fazla hedefin vurulması sağlandığı gibi, gönderilen füzelerin hepsinin tahrip edilebilmesi olasılığı da önlenmiş oluyordu. Bugüne değin Amerikalılar iki tür MRIV geliştirmişlerdir. Birincisi ICMB’ler için (bunlara Minuteman III denilmekte), ötekide SLBM’ler iin (bunlarada posseidon denilmekte) olanlardır. M-X’leri ve SSCB’nin SS-19’ları bu kategoriden silahlardır.

Çok Kutuplu Sistem (multipolar system)

Çok sayıda devletin hemen hemen eşit etki, güç ve statüye sahip olduğu sistemdir. Bu sistemde birden fazla devlet uluslararası sistem ve dünya politikası üzerinde söz sahibi ve yönlendiricidir. Bu sistem Tek-Kutuplu veya İki-Kutuplu sisteme göre daha gevşek, karışık ve istikrarsızdır. Çünkü uluslararası alanda yapılan herhangi bir hareketin, müdahalesinin, hamlenin gerçekte kimi hedef aldığı, kime yöneldiği önceden kestirilememekte ve önlem alınamamaktadır.

Çok Taraflı Nükleer Güç (Multilateral Force-MLF)

1960’ların başında A.B.D. tarafından öne sürülen Batı bloku çerçevesinde nükleer gücün kullanımının paylaşılması önerisi. 1960’ların ilk yarısında A.B.D., Sovyetler Birliği ve İngiltere’den sonra Fransa ve Çin de nükleer denemeler yapmışlardı. Hindistan, Federal Almanya, İtalya, Japonya, Brezilya, İsrail, Pakistan, İsveç, İran ve Libya’nın da nükleer silah yapmak için çalıştıkları veya bunu arzuladıkları biliniyordu. Bunun üzerine özellikle bağlantısız devletler, Birleşmiş Milletler çerçevesinde nükleer silahların yayılmasını önleme çabalarına girişmişlerdi. Bu ortamda A.B.D. çok taraflı nükleer güç düşüncesini ortaya atmış, bu yolla Avrupalı müttefiklerini nükleer silah yapımı yerine, nükleer silah paylaşımına ikna etmeye çalışmıştı. Buna göre bu projeye katılacak ülkeler, bu amaç için ayırdıkları bütün güçlerini NATO’nun emrine verecek, masrafları da ortaklaşa paylaşacaklardı. Bu şekilde oluşturulacak nükleer güç bazı ülkelere yerleştirilmek yerine denizaltı ve gemilerde bulundurulacaktı. Bu silahlar da ancak ortaklaşa alınacak bir karar ile kullanabilecekti. Bu proje çeşitli tartışmalara yol açtı. Nükleer silahların bu silahlara sahip olmayan devletlerle paylaşılması nükleer gücün yayılması demek değil miydi? Sovyetler Birliği her ne şekilde olursa olsun Almanya’nın “nükleer tetikte” parmağının bulunmasına karşıydı. Sonuçta bu proje 1968 yılında A.B.D. ve Sovyetler Birliği’nin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (The Non-Proliferation Treaty)’nı imzalanması ile gündemden kalkmıştır.

Çöl Fırtınası Harekatı-Desert Storm Operation

Irak’ın, 2 Ağustos 1990 tarihinde Kuveyt’i işgali ile başlayan kriz ardından, Irak güçlerini geri çıkarmak üzere 17 Ocak 1991 tarihinde başlayan ve 26 Ocak 1991 tarihinde kadar devam eden müttefik güç operasyonu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir