Güncel Yazılar

Uİ (d)

D-8 Developing Group

Gelişmekte olan sekiz İslam ülkesi. (Türkiye, Mısır, Endonezya, İran, Malezya, Nijerya, Bangladeş ve Pakistan) arasında 15 Haziran 1997 tarihli İstanbul Deklarasyonu ile kurulan işbirliği örgütü. Türkiye nin inisiyatifi ile kurulan grubun hedefi, üye ülkeler arasında ekonomik işbirliğini arttırmak; bankacılıktan, özelleştirmelere, turizm alanından enerjiye kadar birçok alanda karşılıklı ticaret hacmini genişletmek; ortak yatırımları arttırmak ve üye ülkelerin dünya ekonomisi içindeki konumunu geliştirmektir. İstanbul daki daimi sekreteryanın yanı sıra, üye ülke devlet ya da hükümet başkanlarından oluşan ve yılda bir kere toplanan –zirve- üye ülke dışişleri bakanlarından oluşan ve grubun karar verme organı durumunda bulunan –konsey- ile üye ülke hükümetlerinin görevlendireceği diplomatlardan oluşan ve grubun icra yönetimi olarak görev yapan –komisyon- olarak dört ayrı organı vardır.

Daimi Tarafsızlık (permanent neutrality)

Tarafsızlık savaş, bağlantısızlık ise barış zamanlarına yönelik bir dış politika yöntemi iken daimi tarafsızlık hem barış hem de savaş zamanına yönelik bir politikadır.

Daimi tarafsız devlet, ülke bütünlüğünün ve bağımsızlığının öteki devletlerce garanti edilmesi karşılığında savaş ilan etme, bir savaşa katılma ve bir savaşa yolaçabilecek antlaşmalara taraf olma yetkilerinden vazgeçmiş olan devlettir. Tarafsızlık anlaşması hükümleri dışında iç ve dış işlerinde bütünüyle bağımsız olan sürekli tarafsız devleti silahsızlandırılmış olan devletten ayıran temel fark, ülkesine yönelik saldırıları önlemek amacıyla dilediği gibi silahlanma yetkisine sahip olmasıdır. Günümüzde sürekli tarafsız devlet statüsünde bulunan 3 devlet var. İsviçre (20 Kasım 1815 ParisBildirgesi), Avusturya bir bakıma O’nun 15 Mayıs 1955 tarihli Viyana antlaşması ile bağımsızlığına kavuşması için bir şart olmuştur. Bu çerçevede hiç bir askeri ittifaka katılmamayı, ülkesinde yabancı üslerin kurulmasına izin vermemeyi anayasasında garanti eden Avusturya tarafsızlaştırılmıştır. 1960’larda Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti oluşturulurken de benzer bir statü anayasada yer almıştır. Laos, On Üçler Konferansı’nın 18 Temmuz 1962 bildirgesiyle bu statüyü kazanmıştır. Türkmenistan’ın sürekli tarafsızlık ilanı 1995’te BM tarafından kabul edilmiştir.

Daimi Temsilciler Komitesi-Coreper

AB’ye üye ülkelerin daimi elçilerinden oluşan komite. Görevi, Avrupa Birliği Konseyi’nin gündemindeki konularla ilgili olarak Konseye yardımcı olmak amacıyla ilk müzakereleri yapmak, diyalog ortamı sağlamak ve sonuçları Komisyona iletmektir. İki bölüme ayrılmıştır. Coreper I, daimi temsilci yardımcılarından oluşurken, Coreper II, daimi temsilcilerden oluşur.

D’Amato Yasası-D’Amatı Act

1996 yılında ABD’li Senatör Alphonse D’Amato tarafından hazırlanan İran ve Libya’ya yönelik ambargo yasası. Yasa doğrudan İran yada Libya’ya bir yıl içinde 40 milyon dolardan büyük yatırım yapan firmaları cezalandırılmasını öngörmekteydi. Söz konusu yasa, İran ve Libya tarafından olduğu kadar, o sıralarda bu iki ülkede milyarlarca dolarlık yatırım yapan Fransa, Rusya ve Malezya tarafından da tepkiyle karşılandı. Yasa resmen yürürlükten kalkmasa bile, uygulama alanı kısılarak sadece Amerikan şirketlerine uygulandı.

Danışmanlık statüsü-Consultative status

Birleşmiş Milletler örgütü tarafından, hükümet dışı örgütlere verilen ve bu örgütlerin BM ile daha özel bir ilişki geliştirmelerini sağlayan statü.

Danzig Sorunu

Nazi Almanyası’nın Versailles Antlaşması ile “serbest kent” ilan edilmiş olan Danzig (Gdansk)’i Almanya’ya katma çabaları ve buna karşı Polonya’nın gösterdiği tepki sonucu doğan uluslararası bunalım. Serbest kent olan Danzig 1922 yılında Polonya’nın gümrük sınırları içine alınmıştı. Doğuya doğru genişleme politikası izlemeyi amaçlayan Hitler, İngiltere ve Fransa’nın herhangi bir Alman saldırısına karşı Polanya’ya verdikleri askeri güvencenin boş olduğunu göstermek ve bu iki devletin niyetlerinin ciddi olup olmadığını denetlemek istiyordu. Bunun sonucu 1 Eylül 1939 sabahı Alman birlikleri Polonya’yı işgale başladılar. Almanya çekilmesi için verilen ultimatomu reddedince 3 Eylül günü önce İngiltere sonra da Fransa Almanya’ya savaş ilan ettiler ve böylece II. Dünya Savaşı başlamış oldu.

Davignon Planı-Daviglon Plan

Dönemin AT Komisyon üyesi Belçikalı Etienne Davignonun 1977 yılında hazırladığı plan. Bu planla Avrupa sanayiinin içinde bulunduğu bunalıma karşı alınması gereken önlemler sıralanmıştır.

Davignon Raporu-Davignon Report

Etienne Davignon idaresinde, 1970 yılında hazırlanan Avrupa siyasi bütünleşmesi alanında gerçekleştirilebilir adımlar adlı rapor. Bu rapor sayesinde Avrupa siyasal bütünleşmesi ve işbirliği fikri hız kazanmıştır.

Davranışsalcılık-Behavioralism

Uluslararası ilişkiler çalışmalarında, bilimsel metotların uygulanmasına ağırlık veren yaklaşım. Uluslararası ilişkiler çalışmalarında bilimsel araştırmalarla ilgili politikalara ağırlık verilmesi gerektiğini savunan yaklaşıma ise Post Behavioral Movement denmektedir.

Davos Süreci-Davos Process

Türkiye ile Yunanistan arasında 1988 yılında imzalanan Davos Anlaşması ile başlayan ilişkileri yumuşatma süreci. Dönemin Türkiye Başbakanı Turgut Özal ile Yunanistan Başbakanı Andreas Papandreau nun inisiyatifinde gelişen süreç, iki ülke kamuoylarının beklenen olumlu tepkileri vermemesi ile çok geçmeden bozuldu.

Dawes Planı, 1924

I. Dünya Savaşından sonra Almanya’nın ödeyeceği savaş tazminatı sorununu çözen Amerikalı maliyeci Charles G.Dawes başkanlığındaki bir kurul tarafından hazırlanan rapor.

Versailles Antlaşması ile Almanya’nın müttefik devletlere ödeyeceği savaş tazminatı -veya diğer deyişle tamirat borcu- 56 milyar dolar olarak hesaplanmıştı. Daha sonra Almanya’nın itirazları üzerine bu miktar 33 milyar dolara indirildi. Almanya’nın bu miktarı da ödemeyeceğini bildirmesi üzerine bir komisyon kuruldu ve bu komisyon tarafından Dawes Planı diye adlandırılan plan hazırlandı. Bu plana göre Almanya’nın tazminat borcu taksitlere bölünüyor ve bu borç için belirli bir tavan da saptanmıyordu. Rapor Ağustos 1924’te müttefik devletler ve Almanya tarafından kabul edildi. Rapor Almanya’nın 250 milyon dolardan borçlanmak üzere giderek artan oranlarda yıllık ödemeler yapmasını öngörmüştü. Ayrıca Almanya’ya 200 milyon dolarlık bir kredi açılacaktı.

Planın olumlu sonuç vermesi üzerine 1929 yılında Almanya üzerindeki sıkı denetimin kaldırılmasına ve toplam tazminat borcu miktarının belirlenmesine karar verildi. Bu da 1929 Young Planı ile gerçekleşti. Dawes Planı tazminat borcu sorunu nedeniyle bozulan Alman-Fransız ilişkilerini düzelmesine yardımcı olmuş ve Lokarno Antlaşmaları’na giden yolu açmıştır.

Dawes Planı, 1924

I. Dünya Savaşından sonra Almanya’nın ödeyeceği savaş tazminatı sorununu çözen Amerikalı maliyeci Charles G.Dawes başkanlığındaki bir kurul tarafından hazırlanan rapor.

Versailles Antlaşması ile Almanya’nın müttefik devletlere ödeyeceği savaş tazminatı -veya diğer deyişle tamirat borcu- 56 milyar dolar olarak hesaplanmıştı. Daha sonra Almanya’nın itirazları üzerine bu miktar 33 milyar dolara indirildi. Almanya’nın bu miktarı da ödemeyeceğini bildirmesi üzerine bir komisyon kuruldu ve bu komisyon tarafından Dawes Planı diye adlandırılan plan hazırlandı. Bu plana göre Almanya’nın tazminat borcu taksitlere bölünüyor ve bu borç için belirli bir tavan da saptanmıyordu. Rapor Ağustos 1924’te müttefik devletler ve Almanya tarafından kabul edildi. Rapor Almanya’nın 250 milyon dolardan borçlanmak üzere giderek artan oranlarda yıllık ödemeler yapmasını öngörmüştü. Ayrıca Almanya’ya 200 milyon dolarlık bir kredi açılacaktı.

Planın olumlu sonuç vermesi üzerine 1929 yılında Almanya üzerindeki sıkı denetimin kaldırılmasına ve toplam tazminat borcu miktarının belirlenmesine karar verildi. Bu da 1929 Young Planı ile gerçekleşti. Dawes Planı tazminat borcu sorunu nedeniyle bozulan Alman-Fransız ilişkilerini düzelmesine yardımcı olmuş ve Lokarno Antlaşmaları’na giden yolu açmıştır.

Dayanışma Hareketi

Polonya’da Eylül 1980’de Gdansk kentinde kurulan bağımsız Dayanışma Sendikası’nın önderliğinde başlayan komünist rejimin yumuşaması yönündeki hareket. Aralık 1981’de ilan edilen sıkı yönetimle sendikanın faaliyetleri durduruldu ve Ekim 1982’de Polonya Ulusal Meclisi’nin kararıyla resmen kapatıldı. Bu “kapatılmışlık” dönemi boyunca sendika başkanı Lech Walesa liderliğinde komünist yönetimen karşı pasif bir direnişte bulundu. Bu mücadele sonucunda 80’lerin sonlarına doğru Jaruselwski hükümeti Dayanışma ile temaslara başladı. Yönetim ile Sendika arasında yapılan “yuvarlak masa” toplantılarından sonra yasallaştı ve bir siyasi parti niteliğini de kazandı. 4 Haziran 1989’da yapılan yarı serbest seçimlerle birlikte Dayanışma Hareketi parlamentonun seçimle belirlenen %35’inin tamamını kazanarak 460 üyeli Ulusal Meclis’te 151 sandalya kazandı. Tamamı seçimle belirlenen Senato’da ise 100 üyeliğin 99’unu kazanarak büyük bir başarı elde etti. Seçim sonrası Dayanışma Hareketi ile Komünist Parti geniş kapsamlı bir koalisyona gitti ve başbakanlığa Mazowiecki getirilirken Cumhurbaşkanı Jaruselwski görevine devam etti.

Dayatmacı diplomasi-Assertive diplamacy

Koşullarını karşı tarafa zorla kabul ettirmeye ve baskıcı yöntemlere dayanan diplomatik tavır.

Dayton Anlaşması-Dayton Accord

21 Kasım 1995 tarihinde, Bosna-Hersek, Hırvatistan ve Sırbistan arasında imzalanan ve 4 yıllık Bosna Savaşı’na son veren barış anlaşması. Anlaşma ile Bosna-Hersek Cumhuriyetinin bağımsızlığı uluslararası garanti altına alınmış olsa da, ülkenin, 1992 yılında BM tarafından kabul edilmiş olan sınırlarının dokunulmazlığı bozularak, bu sınırlar içinde Bosna Sırp Cumhuriyetinin kurulması benimsendi. Kurulan devletin, Bosna-Hırvat Federasyonu ve Bosna Sırp Cumhuriyeti olmak üzere iki bölgeden oluşturulması kabul edildi. Başken Saraybosna’daki federal hükümet, dış politika ve dış ticaret ile para politikalarından sorumlu kılındı. Anlaşmanın uygulanması için bölgeye uluslararası barış gücü(IFOR)  yerleştirildi.

De facto hükümet-De facto goverment

Uluslararası ilişkilerde iç anlamda kullanılır: 1. Resmi olarak diğer ülkelerce henüz tanınmamış olan hükümet. 2. Her hangi bir bölge yada halk üzerinde (hukuki açıdan kendisine ait olmadığı halde) fiili etkinliğe ve üstünlüğe sahip devlet. 3. Halen hukuki olarak yönetim hakkına sahip bir hükümet bulunduğu halde, bu yönetimi tanımayarak güç yoluyla kendini iktidarda tutan hükümet.

De facto nükleer silah sahibi ülke-De facto nuclear weapon state

Nükleer Silahların Önlenmesi Anlaşmasını imzalamamış olan; buna karşın, güvenli olmayan bir nükleer silah programına ve tesislerine sahip olan ülke.

Dehşet dengesi-Balance of terror

Nükleer güce sahip olan ülkelerden herbirinin, diğerinin de kendisini yok edecek bir karşılık vereceğinden korkarak, nükleer silahlara dayalı bir ilk hareketten kaçınması durumu. Nükleer güçlerden hiçbiri, karşısındakinin cevap verme kapasitesini tamamen ortadan kaldırabilecek bu ilk vuruş kapasitesine sahip değildir. Yine tarafların nükleer hedefler olarak büyük kentleri seçmeleri, olası karşılıklı saldırılardaki yıkımın dehşetini artıracağından, bu korku ve caydırıcılık denge ortaya çıkarmaktadır.

Nükleer güce sahip devletler arasında olası bir nükleer savaşta ortaya çıkacak topluca yok olma korkusu doğrultusunda doğan denge A.B.D. ile Sovyetler Birliği arasındaki dehşet dengesi, çok çeşitli imha silahları ve bunları taşıyacak füze sistemlerine sahip iki taraftan birinin, ilk saldırısına ötekinin vereceği yanıtın önlenemeyeceği anlayışı üzerine yatmaktadır. Ani bir saldırıda karşı tarafın çok iyi şekilde korunan nükleer silah kapasitesinin tam anlamıyla yok edilemeyeceğinin bilinmemesi dehşet dengesinin yarattığı yıldırıyı arttırmaktadır. Dehşet dengesinin yıldırıcılığı tarafların daha çok ürettikleri öldürücü silahlar sonucu daha da artmıştır.

Dehşet dengesini yaratan geniş nükleer silah stoğu topyekün savaşı akılcı bir devlet politikası olmaktan çıkartırken, kaza sonucu bir savaşın çıkması tehlikesini büyük oranda arttırmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası dönemde atom bombası üzerine kurulu olan denge, Hiroşima’ya atılan bombadan binlerce kat daha güçlü bombaların üretimi sonucu daha da şiddetlenmişti. Dehşet Dengesi’nin varlığı Soğuk Savaş döneminde iki blok arasında bir topyekün savaşı önlemişse de, Kore ve Vietnam Savaşları gibi “sınırlı savaşlar” devam etmiştir. Dehşet Dengesi “Karşılıklı Mahvolma” (Mutually Assured Destruction) olarak da anılır.

Delegasyon-Delegation

Resmi olarak görevli temsilciler heyeti. Diplomaside, yurt dışında görevlendirilen uzmanlardan kurulu heyet. Geçici ve daimi delegasyon olabilir.

Diplomaside, yurt dışında görevlendirilen uzmanlardan kurulu heyetlerdir. Belirli görev için kısa süreli olarak kurulan ve ikili görüşmeler, kongre, konferans, anlaşma müzakere ve imzasına katılan veya bir törende ülkeyi temsil gibi protokol açısından görevlendirilen delegasyonlar olduğu gibi bir milletlerarası örgüt nezdinde devamlı olarak görevli bulunan uzmanlardan kurulu daimi nitelikte delegasyonlar da vardır.

Delegatif demokrasi-Delegative democracy

Halkın, seçtiği delegeler ve temsilciler aracılığı ile yönetime katıldığı dolaylı demokrasi biçimi. Dolaylı demokrasinin bir diğer biçimi olan temsili demokrasi den en önemli farkı, delegatif demokraside temsilcinin seçmenle daha yakın bir ilişki içinde olması ve seçmenin seçimleri beklemeden herhangi bir zamanda temsilciyi geri çağırabilme imkanına sahip olmasıdır. Bu tip demokraside temsilcinin tek fonksiyonu, temsil ettiği kitlenin görüşünü iletmekten ibarettir.

Demarche

  1. Demarj, diplomatik elçi. Yabancı temsilcilikteki diplomat tarafından, kendi ülkesinin bir konuya ilişkin tutumu ve isteğini bildirmek üzere, ev sahibi ülke yetkililerine gönderdiği resmi temsilci.
  2. Diplomatik girişim, çaba, hareket.
  3. Siyasal teşebbüste bulunma .
  4. Harekat planını değiştirme.

Demerkasyon, sınır çekme, hudut tayini-Demarcation

İki ülke arasında sınırların teknik olarak saptanmasıdır. Sınırların zamanla teknik niteliğini ve kesinliğini kaybetmesi üzerine tekrar saptanmasına ise redemarkasyon denmektedir.

Demilitarization

  1. Askersizleştirme.
  2. Herhangi bir bölgeyi askerden ve silahtan arındırma.
  3. Orduyu dağıtma.
  4. Sivil yönetim altına alma, askeri yönetime son verme.
  5. Belli bir yerin askeri amaçlarla kullanılmasını yasaklama. Ülkeler arasındaki bazı kritik bölgeler üzerindeki bunalımlara kısmi bir çözüm yolu bulmak amacıyla askerden arındırma.

Demir perde

II. Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği ve diğer Doğu Avrupa’daki sosyalist rejimlerin komünist olmayan ülkelerle ilişkilerindeki kapalılık ve gizlilik siyasetini belirten terim. Demir perde terimi ilk kez Winston Churchill tarafından 5 Mart 1946 tarihli ünlü Fulton konuşması sırasında kullanılmıştır. Terim Soğuk Savaş dönemi boyunca Batılı ülkelerce komünist ülkelerin kapalılık, gizlilik yönündeki tutumlarını eleştiri amacıyla sık bir şekilde kullanılmıştır.

Demokrasi açığı-Democratic deficit

Bütünleşme süreci içinde gerek kullandığı araçlar, gerekse yöntemler açısından AB’nin sahip olduğu karmaşık yapının, sıradan vatandaşların sürece katıımını ve sürecin demokratik niteliğini olumsuz etkilemesi durumu.

Demokratik kurumsalcılık modeli-Democratic institutionalism model

Gerek uluslararası ve gerekse ulusal kurumsallaşmayı, demokratik yollarla seçilmiş liderlerin doğrudan yetkisine bırakmayı öngören model.

Demokratikleşme-Demokratizatsiia(Rus.)

Mikhael Gorbachev tarafından Sovyetler Birliği’nde 1986 yılından itibaren başlatılan ve değişik çıkar gruplarının siyasal sürece katılımını öngören siyasal açılım politikası.

Demokrasi felci-Demosclerosis

Gelişmiş demokratik rejimlerde, çıkar gruplarının çoğalarak temsili kurumların çalışmalarını tıkaması ve kararların sistematik bir biçimde zengin ve bağlarını sağlam olanların ya da daha iyi örgütlenmiş olanların lehine çıkması durumu.

Denasyonalizasyon-Denaturalization

Vatandaşlıktan çıkarma, tabiyetten iskat. Vatandaşlık ilişkisinin, ya vatandaşın istemine bağlı olarak yada ona bir yaptırım niteliğinde uygulanmak üzere geçersiz kılınması. Uluslar arası hukuk, bazı hallerde devletlere, layık görmediği kişileri vatandaşlıktan yoksun kılma yetkisini tanımıştır. Bunlar genellikle, kişinin devlete olan bağlılığını yitirmesi, ona karşı yükümlü olduğu görevi yerine getirmemekte ısrar etmesi, onun güvenliğini sarsıcı eylemlerde bulunması gibi davranışlardır.

Denge politikası-Balance policy

Uluslararası ilişkilerde bir devletin hem siyasi, ekonomik ve stratejik çıkarlarını korumak hem de kendisine yönelik tehlikelere karşı korunma sağlamak amacıyla, diğer devletlere karşı geliştirdiği ölçülü siyaset biçimi.

Milletlerarası ilişkilerde, bir veya daha fazla ülkenin, bölgesindeki veya dünya üzerindeki politik, stratejik, ekonomik ve sair çıkarları için diğer ülkelerle anlaşmalar yapması, böylece hem çıkarlarını kollaması, hem de kendisine yönelik tehlikelere karşı korunması suretiyle denge sağlamasıdır.

Örneğin, her ikisi de sosyalist blok üyesi bulunan Rusya ve Çin’in son 10-15 yıldır çıkarları çatıştığından ve ilişkileri zaman zaman bir savaşa gidecek kadar gerginleştiğinden, Rusya, Amerika ve Batı ülkeleri ile yakınlaşma politikası izlemeye başlamış, Çin de bu ülkelere olaneski tutumunu değiştirerek onlara yanaşmış, böylece her iki devlet de birbirine karşı bir denge kurma çabasına girişmişlerdir. Öte yandan, Çin, Amerika ile Rusya’nın yakınlaşarak anlaşıp dünya politikasına hakim olmalarını önlemek için, dengeyi sağlayacak bir faktör olarak gördüğü Avrupa Birleşmesinin gerçekleşmesi yönünde birer adım olan Avrupa Topluluklarının güçlendirilmesini destekleyen bir politika izlemektedir.

Askeri ve stratejik alanda denge politikasına bir örnek ise NATO ile Varşova Paktları’dır. Bu iki güçlü askeri blok birbirlerine karşı denge sağlamak, güvenliklerini ve stratejik çıkarlarını korumak isteyen ülkelerden oluşmuştur.

Ekonomik denge politikasının örneğini de Avrupa’da 6 ülkenin kurmuş bulunduğu Ortak Pazar karşısında 7 ülkenin kurduğu serbest Mübadele Bölgesi (EFTA)’nın ortaya çıkışı teşkil etmektedir. Ancak, bu iki blok zamanla birbirlerine yanaşmamışlardır. Ve Ortak Pazar diğer bloktan İngiltere ve Danimarka’yı kendisine üye olarak almıştır.

1948’lerden sonra Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (O.E.C.D. karşısında Sosyalist Blok’un kurduğu karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi (COMECON) diğer bir denge politikası örneğidir.

Denizaltı Balistik Füzeleri (submarine launched ballistic missiles)

Denizaltından atılan menzilleri 8000 km civarında olan bir gönderme aracıdır (nükleer silah). Bu silahın avantajları hızla hareketliliği olduğu için yerinin saptanmasının zorluğu ve hedefe ulaşma şansının yüksekliğidir. Dezavantajı ise diğer füzelere oranla daha az yük taşımasıdır.

Deniz Egemenliği Teorisi

XX. yüzyılın başlarında Amerikalı Amiral Alfred T. Mahan tarafından ortaya atılan jeopolitik egemenlik teorisi. Bu teoriye göre denizlere egemen olan devlet, bütün dünyanın egemenliğine sahip olacaktır. Nitekim Avrupalı devletlerin denizaşırı sömürgeciliğinin en ileri noktaya ulaştığı dönemde yazdığı “Deniz Gücünün Tarih Üzerindeki Etkisi” adlı kitabında Mahan esas olarak dönemin en büyük deniz gücü ve “üzerinde güneşin batmadığı” bir sömürge imparatorluğuna sahip İngiliz imparatorluğunu incelemiştir.

Denktaş-Kyprianu Anlaşması, 1979

Kıbrıs sorunun çözümü konusunda toplumlararası görüşmeleri yönlendirecek ana ilkeleri saptamak amacıyla 19 Mayıs 1979 da Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı Rauf Denktaş ile Kıbrıs Rum Kesimi lideri Spiras Kayprianu arasında varılan anlaşma.On maddeden oluşan bu anlaşmaya göre toplumlararası görüşmeler Birleşmiş Milletler gözetiminde 15 Haziran 1979’da başlayacak ve 1977 tarihli Denktaş-Makarios Anlaşması ile Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs ile ilgili olarak almış olduğu kararlar çerçevesinde yürütülecekti. Toprak ve anayasa sorunları temel olarak görüşülecek ama Maraş bölgesinin durumu öncelikle ele alınacaktı. Maraş konusunda bir anlaşmaya varılır varılmaz bu anlaşma öncelikle yürürlüğe geçirilecekti. Anlaşmaya rağmen taraflar ortak noktalarda uzlaşmaya varamadılar.

Denktaş-Makarios Anlaşması, 1977

12 Şubat 1977’de Denktaş ile Makarios arasında imzalanan anlaşma. Dört maddeden oluşan bu anlaşmaya göre taraflar “federal bir cumhuriyet” esasını kabul etmiş ve devlet yapısı ve anayasal sistemi bu esasa dayandırmayı kararlaştırmışlardır. Buna ek olarak toprak düzenlemesi konusunun ekonomik yeterlik ve toprak mülkiyeti ilkelerine göre yapılması kararına da varılmıştır.

Deprem diplomasisi-Earthquake diplomacy

Diplomasi literatürüne 1999 yılı 17 Ağustosundaki Marmara depreminden sonra giren ve deprem yaralarını sarma amacıyla Türkiye ile Yunanistan asında başlayan yumuşamanın geliştirilerek; iki taraf arasındaki diplomatik münasebetleri geliştirmek için kullanılmasını ifade eden yaklaşım.

Deregülasyon-Deregulation

Özerkleştirme, serbest bırakma, yönetimine karışmama. Ekonomide, Pazar üzerinde devlet müdahalelerinin kaldırılması. Hemen hemen bütün devletler (ABD ve Avrupa dahil) 1970’li yılların başına kadar piyasaları kamu yararına düzenlenmek üzere, çok sayıda müdahaleci önlemler almışlar, kurallar koymuşlardı. Ancak 1970’lerden itibaren yaşanan ekonomik bunalımların bir nedeninin de bu kurallar olduğu anlaşılmış ve piyasadaki kuralcılıktan vazgeçme süreci başlamıştır. Özellikle, ulaştırma, taşımacılık, telekomünikasyon sektörleri bu konuda başı çekmiştir.

Derin deniz yatağı-Deep seabed

Uluslararası hukuka göre, bir devletin ulusal egemenlik sınırlarının ötesinde yer alan ve tüm ülkelerin ortak kullanımına açık deniz ve okyanus dipleri.

Derinleşme-Deepening

İlişkilerin nitelik olarak geliştirilmesi. AB bütünleşmesinde gümrük birliği, ortak Pazar, euro, tek Avrupa alanı oluşturulması gibi üye ülkeler arası ileri entegrasyonu ifade eden yakınlaşma biçimi. Diğer ülkelerin üyeliğe kabulü ile sağlanan genişleme öncesinde mevcut üyeler açısından zorunlu bir aşama olarak görülür. 1969 yılında Lahey Zirvesi’nde alınan, topluluğun oluşumunu tamamladığı ve artık derinleşme ve genişlemeye geçilebileceği konusundaki kararı üzerine başlatılan politik süreçtir.

Despotizm-Destotism

Baskıcı yönetim, dikta rejimi. Bir ülkede, anayasa ve kanunları hiçe sayarak, bir liderin, grubun ya da partinin kendi politikasını halka empoze ederek yürüttüğü siyasal rejim. Bu egemen etki, her alanda veya her konuda görülmese bile, bazı durumlarda despotizme başvurulması dahi, rejimin bu gözle görülmesi için yeterlidir.

Detainee

Siyasal nedenlerle tutuklanan ancak hapishanede değil, toplama kampında tutulan mahkum.

Detant, yumuşama-Detente

Ülkelerarası gerilimlerin  yumuşaması, 1960’lı yılların başında uluslararası sistemde görülen siyasal dönüşüm. II. Dünya Savaşı’nda sonra başlayan Soğuk Savaş, bloklaşma ve silahlanma yarışı, dünyanın birçok bölgesinde tehlikeli bunalımlar ve mevzi savaşlar (Berlin Ablukası, Kore Savaşı, Süveyş Savaşı bv.) çıkmasına neden olmuş ve bu gerilimin yarattığı genel korku, iki süper güç olan ABD ve Sovyetler Birliği’nin nükleer silah rekabeti ile birleştiğinde 1950’li yılları, uluslar arası düzen açısından kabusa çevirmişti. 1962 Küba bunalımı ile zirveye çıkan gerilim, iki süper gücün bu krize barışçıl bir çözüm bularak karşılıklı diyalog sürecini başlatmaları ile bir anda değişmiş ve uluslar arası sistemde gözle görülür bir yumuşama dönemi başlamıştır. Bu dönem, bloklararası ilişkilerin düzeltilmesi, milletlerarası işbirliğinin geliştirilmesi yolunda yeni girişimler yapılması, zirve konferansları, nükleer silahların denetimi çalışmaları, karşılıklı ziyaretlerin yoğunlaştırılması gibi sonraki yıllarda sık başvurulan yöntemlerle 1980’li yılların başına kadar sürmüştür.

Deve diplomasisi-Camel diplomacy

Suudi Arabistan’ın yönetim çevrelerine ulaşmak için Almanya tarafından kullanılan diplomasi yöntemi. Bu politika çerçevesinde her yıl Almanya ve Suudi Arabistan’da deve yarışmaları yapılmakta ve bu yarışmalar iki ülke temsilcilikleri için siyasal bir diyalog zemini oluşturmaktadır.

Devletler Avrupası-Europe of the states

Supranasyonal olmayan, birlikçi ve konfederal bir Avrupa anlayışını anlatan düşünce. Buna göre, üye ülkeler egemenliklerini korur ama bazı alanlarda yetkilerini delege ederler. Karar almada, oy birliği sistemi esas alınır.

Devlet borçları-Debts of state

Bir ülkenin değişik gerekçelerle, iç ve dış kaynaklardan aldığı resmi borçlardır. Devlet borçları konusu geçmişten bu yana uluslararası ilişkilerin en önemli gündem maddelerinden biridir. Sorunun bir yanında borç veren ülkeler bulunurken, diğer tarafında kalkınmak yada ülke içi sosyo ekonomik dengeleri sağlamak için sürekli borçlanmak zorunda olan zayıf ülkeler vardır.1980’li yılların başında, gelişmekte olan ülkelerin Batılı ülkelere toplam borcu 900 milyar doları bulurken, 1990’ların ortalarında bu rakam 1 trilyon 500 milyar dolara yükselmiştir. Üstelik bu süre içinde borçlu ülkeler alacaklılara 1 trilyon 469 milyar dolar ödeme yaptıkları halde, katlanan faizler nedeniyle borç her geçen gün artmıştır. Bugün gelişmekte olan ülkelerin Batılı sanayileşmiş ülkeler borcu 2 trilyon doların üzerindedir. Bunlara karşın 1967 yılında BM öncülüğünde toplanan Kalkınma Konferansı’nda, tehlikeye dikkat çekildiği halde, 1970’lerin sonunda 45 ülkenin borçlarının sadece 6 milyar dolarlık kısmı silinmiştir. 1987 yılından sonra yapılan G-7 zirvelerinde -Venedik, Toronto, Londra- borç affı gündeme gelmiş ve IMF’nin, yeni ödeme programı işlemeye başladıysa da, söz konusu ülkeler geri ödemeler için daha fazla borçlanmayı sürdürmüşlerdir. 1990’larda 41 ülke borçlarının 33 milyar dolarlık kısmı da affedilmiştir.

Devlet edimi doktrini-Act of state doctrine

Bir devletin kendi sınırları içinde yapmış olduğu herhangi bir uygulamanın, yabancı bir ülkenin ulusal mahkemesine dava konusu olmayacağı ilkesi.

Devletlerin görevleri-Duties of states

Devletlerin uluslar arası ilişkiler açısından görevleri. 1947 yılında BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen karar gereğinde devletin uluslar arası görevleri şu şekilde sıralanmıştır:

a-Diğer devletlerin iç işlerine müdahale etmeme,

b-Başka bir devlet sınırları içinde iç savaş çıkarmama,

c-İnsan hakları saygılı olma,

d-Barışı tehdit edici davranışlardan uzak durma,

e-Sorunları barışçı yollardan çözme ve savaş yöntemine başvurmama,

f-Hukuku ihlal edenlerle yardımlaşmama,

g-Zorla işgali tanımama,

h-Anlaşmaları iyi niyetle uygulama.

Devlet Ülkesi (state territory)

Bir devletin egemenliği altında bulunan belirli bir yeryüzü parçasına verilen adı. Devlet ülkesi terimi devletin kara ülkesini, ulusal sınırları içindeki gölleri, nehirleri, karasuları ve içsularını ve bunlar üzerindeki havasahalarını kapsar. Devlet ülkesinin yüzeyi gibi, alt kısımlardaki yeratı zenginliklerinden yararlanma ve işletme hakkı da devlet tekelindedir.

Devlet ülkesinin sınır çizgilerinin saptanmasında doğal sınırlar ve yapay sınırlar olmak üzere iki yol vardır. İki devlet ülkesi arasındaki dağlar, göller, ya da özellikle akarsular (bkz. Thalweg çizgisi) doğal sınırları oluşturmakla birlikte, enlem-boylam çizgileri kullanılarak kabul edilen noktalardan geçirilen hayali “yapay sınır” çizgileri de devlet ülkesinin sınırlarının saptanmasında kullanılabilmektedir.

Devletin varlığına son vermek-Deballatio

Savaş sonrasında, yenilen devletin ülkesini tamamen ilhak ederek, bu devletin kurumsal olarak varlığını sona erdirmek.

Savaş sonunda yenilen devletin ülkesinin tümü yenen devletin ülkesine katılmak ve yenilen devlet ortadan kalkmakta ise buna debellatio adı verilmektedir. Klasik uygulamada ve doktrinde savaş, savaşan devletlerden birinin askeri bakımdan yenilmesi ve barış anlaşması imzalanması ile değil, siyasi ve idari bir kurum olan devlet varlığının tamamen parçalanması ve ortadan kalkması ile sona erebilmekteydi. Bu yolla sona erdirilmiş savaşlardan bazıları şunlardır: Prusya’nın bazı krallık ve dükalıkları ilhakı (1866), İtalya’nın Habeşistan’ı ilhakı (1935).

Diplomatik muhtıra-Aide memoire

Diplomatik bir belge türüdür. Bir ülkenin temsilcisinin, görevli bulunduğu ülkenin dışişlerine verdiği nota benzeri belge. Belirli bir konuyla ilgili olan bu belgeler, geleneksel nezaket sözlerini kapsamazlar. Sadece konuyla ilgili bilgi verirler.

Diplomaside çıraklık dönemi-Apprenticeship in diplomacy

Göreve yeni başlamış olan bir diplomatın ilk dönemleri.

Dış Politika (Foreign policy)

Bir devletin, ulusal çıkarlarının biçimlendirdiği amaçlara ulaşmak için diğer devletlerle ve uluslararası kurumlarla arasında olan diplomatik siyasal, ekonomi ve hukuki ilişkileri kapsayan politika. Ayrıca dış politikayı, başka bir devletin yapmış olduğu girişimler ve tutumlar da biçimlendirebilir. Dış politika uygulamasında bazı önemli noktalar vardır. Herşeyden önce ulusal çıkarlar çerçevesinde belirli ve sabit amaçlar belirlenmeli, bu amaçları etkileyecek olan uluslararası ve ulusal faktörleri bulmak, devletin bu planlanan amaçlara ulaşabilme kapasitesinin yeterliliğinin ölçülmesi, amaçları gerçekleştirme yolunda ortaya çıkan engelleri aşmak için devletin kapasitesini çeşitli şekillerde kullanmayı sağlayan stratejiler geliştirmek ve bu süreci devamlı şekilde yeniden gözden geçirmek ve yorumlamak.

Dış politika deyimiyle genellikle bir devletin uyguladığı dış politikaların bir bütünü anlaşılırsa da bazen tekbir durum veya tek bir amaca ulaşmak için uygulanan stratejiler anlamına da gelebilir. Diğer yandan kitle halinde siyasal katılımların çoğalması, çıkar ve baskı gruplarının kamuoyunu da yanına alarak karar verenlere etkide bulunması sonucu iç ve dış politikayı birbirinden tamamen ayırmak son derece zorlaşmıştır. Devletler arasındaki bütünleşme, işbirliği ve organizasyonlar arttıkça bir devletin dış politikası başka bir devletin iç politikası olabilmektedir.

Sabit ve tutarlı bir dış politika izlemek ve uygulamak oldukça zordur. Çünkü, kısa dönem avantajlar veya dezavantajlar bunların uzun-dönem sonuçları arasında bağlantı kurmak, bunların diğer milletler üzerindeki etkisini değerlendirmek, başarısızlığa uğramış bir politikayı çözmek oldukça zordur

Dış Politika Amaçları (objectives of foreign policy)

Dış politika amaçları, dış politikanın başarılması amacıyla düzenlendiği sonuçlardır. Bu amaçlar, uluslararası toplumda bir devletin ilişkilerini korumak veya değiştirmek, çalışan karar-alıcı birimler veya kişilerce belirlenir. Birçok devletten devlete değişen bir çeşitlilik gösteren belli başlı amaçlar da şunlardır: Kendi varlığını koruma ve savunma, güvenliğini sağlama, ulusal olarak güçlü olma, ulusal prestij, ideoloji ve gücün korunması ve güçlendirilmesi.

Dış Politika Stratejileri (strategies of foreign policy)

Bir devlet ulusal çıkarlarına uygun olarak belirlenmiş olan dış politika amaçlarını gerçekleştirmek için uygulamış olduğu temel politikalar. Stratejiler bir bakış açısına göre üç bölüme ayrılır. Bu gün en çok uygulanan stratejide yabancı bir güç veya güçlere karşı birbirlerine yakın hisseden veya çıkarları aynı olan devletler ittifak yapabilir veya koalisyon kurabilir. Diğer bir strateji ise, bir devletin kendi dışında olan sorunlara mümkün olduğunca karışmaması diğer ülkeler ve uluslararası organizasyonlar ile en düşük seviyede ilişki kurması yani yalnızlık (isolationism) stratejisidir.

I. Dünya Savaşı öncesi Amerika bu stratejiyi uygulamıştır. Bu stratejilerin sonuncusu ise bağlantısızlık (non-alignment)’dir. Uluslararası ilişkiler uzmanları, Batı Bloku birinci, Doğu Bloku ikinci, bunların dışında kalan devletler de üçüncü dünya ülkeleri demiştir. Doğu Bloku’nun ortadan kalmasıyla 1950 ile 1990 yılları arasında önemli etkileri olan üçüncü dünya ülkelerine Bağlantısızlar denmiştir.

Bir başka bakış açısına göre dış politika stratejileri, kurulu uluslararası sisteme karşı devletlerin takındıkları tutuma göre revizyonist (antistatükocu) ve anti-revizyonist (statükocu) diye ikiye ayrılabilir. İki savaş arası dönemde Çekoslovakya, Polonya, Yugoslavya ve Romanya anti-revizyonist yani güç dağılımını destekleyen bir politika izlerken, Macaristan, Bulgaristan ve İtalya revizyonist bir politika izlemişlerdir.

Dış Yardım (foreign aid, assistance)

Uluslararası kurumlar veya devletler tarafından başka bir devlete verilen askeri, sosyal ve ekonomik yardım ve destek. Ekonomik yardım teknik yardım, sermaye bağışı, gelişim projeleri için borç, yiyecek yardımı, özel yatırımlar için garantiler ve ticari krediler gibi unsurlardan, askeri yardım ise askeri donanım transferleri, tavsiye grupları savunma desteği, iyi niyetli asker kuruluşları desteklemek için ödemeler gibi unsurlardan oluşur.

Dış yardım yapmanın amaçları; ittifakları kuvvetlendirmek, savaş nedeniyle yıkılmış ekonomileri tekrar kurmak, ekonomik gelişimleri arttırmak ideolojik destek sağlamak, stratejik malzemeleri ve hammaddeleri ele geçirmek, uluslararası ekonomik çöküntüden ya da doğal felaketlerden kurtarmaktır.

Dinginlik (equilibrium)

Karşıt güçler veya eylemler arasında denge halinde bulunma durumunu ifade etmektedir. Bu denge hali mutlaka statik olmayabilir. İstikrarlı olabileceği gibi istikrarsız da olabilir.

Dinginlik fikri siyasal açıdan bakılınca, iki ayrı çevre veya ortam içinde düşünülebilir. Birincisi ulusal çevre veya ortam, öteki de uluslararası çevre veya ortam.

Dinginliğin bulunmadığı sırada, oldukça yüksek bir istikrar durumunun bulunması olanaklıdır. Bu durum, başat durumda bulunan taraftan saldırgan emelleri taşımaması ve bu durumun sistemin diğer üye ülkelerince uygulanmaz ve kabul edilmiş bulunması halinde ortaya çıkar.

Diplomat Seçimi-Choice/selection of diplomats

Ülkeden ülkeye uygulamalar farklı olmakla birlikte diplomat seçiminde genellikle üç yöntem kullanılmaktadır. Birincisi, dışişleri bakanlığı personeli içinden gerekli ehliyete sahip olan kişilerin seçilmesidir ki bu yöntem en sık uygulanan seçim tarzıdır. İkincisi, iş dünyası, medya, edebiyat ve güvenlik gibi alanlarda çalışan ya da eskiden bürokratlık yapmış bakanlık dışı kişilerden, mevcut yönetimin politikalarını mükemmel biçimde uygulayacak kişilerin atanması biçimindedir. Amerika’da uygulanan bu yöntemde, yeni başkanın gelmesiyle birlikte ya da belli bir politikanın yürütülmesi için bürokrasi dışından çok sayıda insan diplomatik sıfatlar kazanmaktadır. Üçüncü yöntem ise, ilk ikisinin bir karışımı gibidir. Özellikle Latin Amerika, Asya ve Afrika’daki bazı ülkelerde uygulanan bu yöntemde, diplomatların çoğunluğu bakanlık bünyesinden gelmekle birlikte, belli bir oranda dışarıdan atamalar yapılmaktadır.

Dış Uzayın Barışçık Amaçlar için Kullanılması Komitesi-Committee on Peaceful Use of Outer Space

1967 yılında kurulan BM özel komitesi. Amacı uzayın, ayın ve diğer gezegenlerin askeri amaçlarla kullanılmasını önlemek, nükleer silahların ve diğer kitle imha silahlarının uzaya gönderilmemesini ve yerleştirilmemesini denetlemektir.

Dillon görüşmeleri-Dillon Round

ABD’nin girişimleri ile Cenevre e 1960-1961 yıllarında yapılan ve Avrupa Ortak Gümrük Tarifesini yüzde 8 indiren çok yönlü ticaret görüşmeleri.

Diplomasi-Diplomacy

Uluslararası ilişki ve görüşmeleri kendi çıkarlarına uygun biçimde yürütme sanatı. Bu yönüyle diplomasi, milletlerarası anlaşmazlıkları, savaşla değil barışçı yollarla çözmeyi ön gören bir dış politika aracıdır. Diplomasinin öncelikli niteliği –müzakere-dir. Hatta asıl amaç barış olmak koşuluyla, savaş için yapılan müzakereler dahi diplomasinin sınırlarına girer. Diplomasinin ikinci niteliği –temsil-dir. Diplomasinin uygulayıcısı olan diplomatlar, görevli oldukları ülkede kendi devletlerini ve devlet başkanlarını temsil ederler. XVII. ve XIX. Yüzyıllarda oldukça öne çıkan klasik diplomasi, zaman içinde biçim değiştirerek, günümüzde oldukça geniş bir çeşitlilik arzetmektedir.

Bir hükümetin belli konulardaki kanı ve görüşlerini doğrudan doğruya öteki devletlerin karar vericilerine iletmesi sürecidir. Diplomasinin bir görüşme sanatı olduğu da söylenir. Modern anlamda diplomasinin Kuzey İtalya’da doğduğu kabul edilmektedir. XII. yy.’dan itibaren burada küçük kent devletleri görülmektedir.

Bunlar arasında diplomasinin gelişmesine en fazla katkıda bulunan Venedik Cumhuriyeti idi. Venedik Cumhuriyeti’nin diğer devletlerle geniş ticaret ilişkileri içinde bulunması ve Bizans ile temas halinde olması, bu devleti “elçiler okulu” durumuna getirmiştir. XVII. ve XIX. yüzyıl Avrupa’sında altın çağını yaşayan klasik diplomasi, çağımızda eski önemini kaybetmiş, buna karşılık yeni bazı diplomasi türleri ortaya çıkmıştır. Bunlar konferans diplomasisi, parlamenter diplomasi, sessiz diplomasi, zirve diplomasisidir

Diplomasi Temsilcileri (diplomatic representatives)

Devletlerin birbirleri ile ilişkilerde bulunmasını sağlamak amacıyla tayin olunan ve devleti yabancı devlet nezdinde temsil eden kişiler (konsoloslar diplomasi temsilcileri değildir).

Diplomatik temsilcilerin oluşturduğu bütüne “diplomatik misyon” adı verilir. Misyon şefinin emri altında, diplomatik personel statüsündeki meslek memurları (hariciyeciler) il idari ve teknik personel hizmet görür. Viyana Kongresi’nde belirlenen sisteme göre misyon şefleri statüsündeki diplomatik temsilciler 3’e ayrılır. 1. Devlet başkanları yanına gönderilen büyükelçiler, Papanın temsilcisi olan muncio’lar (elçi), 2.Devlet Başkanları yanına gönderilen orta elçiler ve öteki temsilciler, 3.Dışişleri bakanı yanına gönderilen maslahat güzarlar. Misyonda görevli öteki diplomatik personel ise şöyle sıralanmıştır. Elçi (ya da elçi-müsteşar), müsteşar, başkatip, ikinci katip, üçüncü katip ve ataşe, devletler karşılıklı gönderecekleri misyon şeflerinin hangi düzeyde olacağını aralarında kararlaştırırlar. Bununla birlikte kendilerini temsil ettirmek için büyükelçi atamaları yolundaki uygulama yerleşmiş bulunmaktadır. Diplomatik temsilci gönderilen devletlerden biri açıkça itiraz etmediği takdirde, birkaç devlet yanında tek misyon şefi gönderilebileceği gibi, birkaç devletin aynı kişiyi misyon şefi olarak aynı devlet yanına göndermeleri de olanaklıdır.

Diplomat-Diplomat

Kendi devletini uluslar arası düzeydeki ilişkilerde temsil etmekle görevli dışişleri memuru. Diplomatların ilk ve en önemli görevi, görüşmeler ve müzakereler yapmak, bulundukları ülkeden kendi ülkelerine haber iletmektir. Diplomatlarda aranan bir takım özellikler vardır. Bunlar:

a-Yabancı devlet temsilcileri ile görüşmeler yaparken, hareket alanının sınırlarını doğru saptamalı ve ne istediğini iyi bilmeli,

b-Esnek olmalı, ılımlı bir dil kullanmalı ve soğuk kanlı olmalı,

c-Hangi boyutlarda ödün vereceğini çok iyi bilmeli, önemli amaçlar için önemsiz şeylerden vazgeçebilmeli,

d-İyi derecede yabancı dil bilmeli,

e-Sosyal temas yeteneği güçlü olmalı. Uluslar arası ilişkilerde diplomatların bir takım dokunmazlık ve ayrıcalıkları bulunmaktadır.

Gönderilmiş olduğu devlet tarafından yetkili kılınan, ülkesini yabancı bir ülkede veya uluslararası görüşmelerde temsil eden görevli diplomatların sıfatları ve derece sıralaması. 1815 Viyana Kongresi ile belirlenmiştir. Buna göre diplomatlar;

-Ambassador (büyükelçiler)

-Envoy resident

-Charge d’affaires şeklinde sıralanır.

Diplomatik ayrıcalıkalar-Diplomatic and supplementary privilege

Yabancı bir ülkede görevli bulunan diplomasi temsilcileri ile elçilik mensuplarına tanınmış olan imtiyazlar. Bunlar üç sınıfta toplanır:

a-Kişi dokunulmazlıkları. Diplomasi temsilcileri, ülkesinde görevli oldukları devletin yargı yetkisinden, vergi ve resimlerinden muaftır.

b-Haberleşme dokunulmazlığı. Diplomatlar görevli oldukları ülkeden, kendi hükümetleri ile hiçbir engelle karşılaşmadan haberleşme olanağına sahiptir.

c-Bina dokunulmazlığı, Elçilik konutlarına, ilgili ülke izni olmadan hiçbir gerekçeyle girilemez.

Bu ayrıcalıklara göre, diplomasi temsilcileri, görevli bulundukları ülkede hiçbir sebep ve bahane ile tutuklanamazlar, sorguya çekilemezler ve hapsedilemezler. Söz konusu temsilcinin bulunduğu devlet, temsilcinin kişiliğine, özgürlüğüne, onur ve saygınlığına yapılabilecek her türlü saldırıyı önlemek için gerekli tedbirleri almak zorundadır. Yine, diplomatik temsilcinin izni olmadan, diğer ülkenin görevlileri elçilik binasına giremezler. Diplomasi temsilcisi, karşı tarafça kabul edilemeyecek bir iş yada suç işlemiş ise, ona yapılabilecek en ağır davranış, -istenmeyen kişi- ilan ederek kendi ülkesi tarafından geri alınmasını istemektir. Yine, seyahatleri sırasında çantaları aranamayacağı gibi, herhangi bir gümrük vergisine de tabi değildirler. Diplomatlara seyahatleri sırasında vize uygulanmaz.

Diplomatik sığınma-Diplomatic asylum

Sığınma hakkı isteyen bir kişinin, ülke sınırları içinde bulunan yabancı bir ülkeye ait diplomasi temsilciliğine sığınmasıdır.

Sığınmacının suç işlediği ülke üzerinde bulunan bir yabancı diplomasi temsilciliğine sığınmasıdır. İlke olarak, ülke devletinin ülkesel yetkisine dair bir aykırılık oluşturduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle, devletlerin diplomatik sığınma tanımama yükümü altında bulunduğu görüşü yaygındır. Bununla birlikte, bir devletin başka bir ülkedeki diplomasi temsilciliğine sığınan bir kişiyi, ilke olarak, ülke devletine temsil etme yükümlülüğü de yoktur. Böyle bir yükümlülük ancak bu yönde bir andlaşma hükmünün ya da başka yolla kabulün varolması ile olanaklıdır. Sığınmacı statüsünün tanınmasının kesin olabilmesi için bunun iki tarafça da kabul edilmesi en sorunsuz durumdur. 1950 tarihli Sığınma Hakkı Davası’na ilişkin kararında, diplomatik sığınma konusunda bir tarafın iradesinin yeterli olmadığını kabul etmektedir.

Diplomatik pazarlık-Diplomatic bargaining

Devletler arası ilişkilerde bir devletin, kendi çıkarlarını sağlamak ya da diğerlerinin politika ve faaliyetlerini yönlendirmek, etkilemek, yahut değiştirmek amacına yönelik olarak yürüttüğü siyasal müzakere. Diplomatik pazarlıkta ön koşul, tarafların kuvvet kullanımından ziyade, müzakereye açık olmalarıdır.

Diplomatik kimlik kartı-Diplomatic card

Bir devletin, kendi topraklarında görevli bulunan diplomatlar için hazırladığı özel kimlik kartı. Ev sahibi ülkenin dışişleri bakanlığı tarafından hazırlanan kartlarda, diplomatın resmi, kimlik bilgileri ve görevi yazılıdır. Kartın verilmesinden amaç, taşıyan kişinin diplomatik misyonunu ispatlamasını kolaylaştırmak ve çeşitli kolaylıklardan yararlanmasını sağlamaktır. Konsoloslukta görevli diğer memurlar için ise, resmi talep karşılığında ev sahibi ülkenin ilgili birimleri tarafından başka bir özel kart verilir.

Diplomatik kurye-Diplomatic courier

Bir ülkenin dışişleri bakanlığınca, gizli yazışmalar ve benzeri malzemeyi diğer ülkelerdeki temsilciliklere götürmekle görevlendirilen memurlardır. Kurye çantaları mühürlüdür ve sınırları geçerken aramaya tabi olamazlar. Ancak çok şüpheli hallerde çantalar açtırılabilir. Fakat bu durum karşı tarafın da aynı şekilde davranması yolunda bir uygulamayı meydan getirir. Diplomatik kuryenin elindeki çantalara ait bir de kurye mektubu taşıması ve bunu istendiğinde göstermesi usuldendir.

Diplomatik hastalık-Diplomatic ilness

Resmi bir tören, toplantı ya da görüşmeden kaçmak için, gerçek olmadığı halde hastalık nedeninin ileri sürülmesi.

Diplomatik dokunulmazlık-Diplomatic immunities

Yabancı bir ülkede görevli olan diplomatların sahip olduğu dokunulmazlıklar ile mali ayrıcalıklar. Bunlar arasında, görevli olduğu ülkede vergi vermemek, gümrüksüz eşya ya da otomobil getirmek en yaygın olanlardır.

Diplomatik talimatlar-Diplomatic instructions

Yabancı bir ülkede görevli bulunan diplomatların, kendi hükümetlerinden aldıkları emir ve yönergeler. Talimatları alan bir diplomatın bu emirleri değiştirme ya da bir kısmını uygulayıp bir kısmını yürürlükten kaldırma yetkisi yoktur.

Diplomatik lisan-Diplomatic language

1- Diplomatik ilişkilerde kullanılan üslup, diplomasinin kendine özgü ifade tarzı.

2- Uluslararası ilişkilerde kullanılan dil.

Eski dönemlerde Latince olan diplomasi dili, daha sonra Fransızca olmuş, birkaç yüz yıl süren bu hakimiyet İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizceye geçmiştir. Bugün BM’de diplomatik lisan olarak altı resmi dil benimsenmiştir: İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Arapça, Rusça ve Çince.

Diplomatik liste-Diplomatic list

Bir ülkenin dışişleri bakanlığı tarafından hazırlanan ve o ülkede görev yapan tüm diplomat isimlerinin, şahsi bilgilerinin yer aldığı kitapçık. Kitapçıkta, diplomatların isim, görev ve adresleri, misyon şeflerinin öncelik sırası, temsil olunan ülkelerin milli günlerinin listesi bulunur. Diplomatik ayrıcalıklar için resmi kaynak olmanın yanı sıra, kitapçıkta, uluslar arası kuruluşlar, uzman örgütler ve bunların adresleri de yer alır. Resmi protokoller için en önemli veri kaynağıdır.

Diplomatik misyon-Diplomatic mission

Bir ülkenin diplomatik görevle diğer devletlere yolladığı temsilci. Bunlar arasında, büyükelçiler, elçiler, daimi delegasyonlar, geçiçi heyetler en yaygın misyonlardır. Devletlerarası ilişkiler, bu misyonlarca yürütülür. 1961 yılında kabul edilen Viyana Sözleşmesi’nde diplomatik misyonların görevleri şöyle sıralanmıştır.

a-Gönderen devleti, kabul eden devlette temsil etmek,

b-Devletler hukuku çerçevesinde, görevli olduğu devlet dahilinde, gönderen devletin ve vatandaşlarının menfaatlerini korumak,

c-Müzakereler yapmak,

d-Meşru imkanlar çerçevesinde kendi hükümetine gelişmelerle ilgili bilgi göndermek,

e-İki ülke arasındaki siyasi, ekonomik, kültürel ve bilimsel ilişkileri arttırmak,

f-Yerine göre konsolosluk işleri yapmak.

Yine aynı sözleşmeyle, misyonların birçok dokunulmazlık ve ayrıcalığı vardır. Kişisel dokunulmazlık, vergi muafiyeti, yargı muafiyeti vb. en yaygın uygulama alanlarıdır.

Diplomatik pasaport-Diplomatic passport

Yurt dışına giden dışişleri memurları ile aile mensuplarına, dış temsilciliklerdeki görevlilere, diplomatik kuryelere, milletlerarası müzakere ve toplantılara devleti adına katılan heyet üyelerine, milletvekillerine ve ilgili ülkenin pasaport kanununda diğer ilgili kişilere verilen pasaport. Biçim açısından ülkenin diğer pasaportlarından birkaç unsur dışında farkı yoktur. Diplomatik pasaportların rengi sıradan pasaportlardan farklı olur ve üzerinde –diplomatic passport- ibaresi bulunur. Pasaportun ikinci sayfasında, veren ülkenin dışişleri bakanlığı adına, söz konusu pasaportu taşıyan kişiye her türlü kolaylığın ve hürmetin gösterilmesini isteyen yazı yer alır. Pasaportun diğer kısımlarında diplomatın, kimlik bilgileri, resmi, dışişleri bakanlığı mühürleri vb. yer alır.

Diplomatik koruma-Diplomatic protection

Diplomatik temsilciliğin, görevli olduğu ülkedeki kendi vatandaşlarının o ülke kanunları karşısındaki hak ve çıkarlarını himaye etmesidir. Diplomatik himayeye girişilmeden önce, vatandaşın o ülkenin yetkili mercilerine başvurmuş olması ve mümkün olan bütün yerel kanuni yolları denemiş bulunması bu konudaki ana kurallardandır.

Diplomatik dereceler-Diplomatic ranks

Diplomatlar, görev ve yetkilerine göre şu şekilde sıralanır:

Büyükelçi (ambassador extraordinary and plenipotentiary),

ortaelçi (minister plenipotentiary),

elçi (minister),

mashatgüzar (charge daffaires),

geçici maslahatgüzar (charge daffaires ad interim),

elçi müsteşar (minister-counselors),

müsteşar (counselor),

askeri ataşeler (military attaches),

sivil ataşeler (civilian attaches),

birinci katip (first secretary),

ikinci katip (second secretary),

askeri ataşe yardımcıları (assistant army, naval and air attaches),

sivil ataşe yardımcıları (civillian assistant attaches),

üçüncü katip (third secretary)

ve diğer ataşe yardımcıları (assistant attaches).

Diplomatik ilişkiler-Diplomatic relations

Diplomatik ilişkilerin kurulması üç önemli koşulun gerçekleşmesine bağlıdır:

a-Bağımsızlık,

b-Tanınmışlık,

c-İlişki kurma konusunda karşılıklı anlaşma.

Bağımsız bir varlığı olmayan, diğer ülkeler tarafından hukuki ve siyasi varlığı resmen tanınmayan yada ilişkiye girme konusunda irade beyanlarını ortaya koymamış ülkeler arasında diplomatik ilişki kurulması söz konusu değildir.

Diplomatik temsilci-Diplomatic representative

Devletlerin birbirleriyle ilişkilerde bulunmasını sağlamak amacıyla tayin olunan ve devleti yabancı devlet nezdinde temsil eden kişi, diplomat.

Diplomatik temsilciyi kovma-Expulsion of diplomatic agent

Herhangi bir devletin, kendi topraklarında bulunan yabancı ülke diplomatının topraklarını terk etme konusunda uyarması ve ardından sınır dışı etmesi. Diplomatik ilişkilerde en tehlikeli davranışlardan biridir ve sadece ülke güvenliğini doğrudan tehdit eden çok acil durumlarda başvurulur. Kovulan kişiye ülkeden ayrılması için 24 saat süre tanınır. Bu süre duruma ve suççun türüne göre üç güne yada bir haftaya kadar çıkabilir. Genellikle böyle bir davranış, misliyle karşılık görür ve diplomatı sınırdışı edilen ülkede, bunu yapan ülkenin aynı düzeydeki diplomatını sınır dışı eder.

Diplomatik çözüm-Diplomatic solution

Herhangi bir soruna barışçı yollarla bulunan çözüm. Problemi savaşsız biçimde halletme.

Diplomatik valiz-Diplomatic suitcase

Hükümetlerin dış ülklerde bulunan temsilcileriyle her türlü idari belge, gizli mektup vb. değişimine olanak sağlayan uluslar arası ayrıcalık ve bu ayrıcalıktan yararlanarak iletilen belge topluluğu. Üzerleri resmi balmumlu mühürlü ve haklarında kurye mektubu düzenlenmiş olmalıdır.

Diplomatik gelenekler-Diplomatic traditions

Ülkeler arasındaki diplomatik münasebetlerde, üzerinde ittifak edilmiş, yazılı olmayan kurallar ve teamüller.

Diplomatik Protokol (diplomatic protocol)

Diplomatik misyon üyeleri arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallar. Bu konu uzun yıllar tartışmalara yol açmıştır. Diplomatik derecede ve protokol sorunu 1815 Viyana Kongresi ve 1818 tarihli Aix-la-Chapelle Kongresinde ele alınmıştır. Bunlarda alınan kararlar 14 Nisan 1961 tarihinde Viyana’da toplanan Diplomatik İlişki ve Bağışıklıklar Hakkında Birleşmiş Milletler Konferansı’nda da küçük düzeltmeler kabul edilmiştir. Buna göre diplomasi temsilcilikleri üç sınıfa ayrılmaktadır: (1)Devlet başkanı katına atanan büyükelçiler ve nuncio’lar, ya da bunlara eşit durumda bulunan öteki diplomasi temsilcileri, (2)Devlet başkanı katına atanan, ortaelçiler ve internuncio’lar (Papaların ortaelçileri) (3)Dışişleri Bakanı katına atanan işgüderler. Sözleşmenin 16. maddesinde, her sınıfta elçilik kurulunun başlarının, kabul eden devlette, göreve başladıkları tarih sırasına göre önde gelecekleri belirtilmiştir.

Disiplin kurulu-Disciplinary corps

Siyasi partilerde, parti tüzüğünün uygulanmasını ve denetimini takip eden birim.

Doğrudan demokrasi-Direct democracy

Vatandaşların belirli zaman aralıklarında kanunlar yapmak, anlaşmazlıkları çözmek, genel politikalar belirlemek yada askeri ve sivil makamlar için yetkilileri atamak üzere bir araya geldiği demokrasi uygulaması. Antik Yunan kentlerine özgü bu tür bir demokrasiye günümüzde rastlanmamaktadır. Ancak, kavramsal olarak varlığını sürdürmektedir.

Doğrudan diplomasi-Direct diplomacy

Herhangi bir aracı olmadan doğrudan doğruya devletin üst düzey yöneticileri tarafından yürütülen diplomasi.

Doğrudan etki-Direct effect

Uluslar arası hukuka göre, bir anlaşmanın, o anlaşmayı kabul etmiş olan devletin uygulamış olduğu aykırı davranışı önlemek amacıyla, söz konusu davranışın mağduru olan herhangi bir birey tarafından uygulamaya geçirilmesi.

Doğrudan Haberleşme Hattı Antlaşması, 1963

Kırmızı Telefon Antlaşması olarak da bilinir. A.B.D. ile Sovyetler Birliği arasında, herhangi bir yanlışlık çıkması veya kaza sonucu bir nükleer savaş çıkması tehlikesini önlemek amacıyla imzalanan antlaşma. 1962 Ekim Füzeleri Bunalımı (Küba)’ndan sonra, iki ülke lideri arasında doğrudan devreye girecek ve diyaloğu kolaylaştıracak bir iletişim sisteminin kurulması gündeme gelmişti. Bu amaçla iki ülke arasında 20 Haziran 1963’te Cenevre’de söz konusu antlaşma imzalandı.

Doğu Avrupa-East Europe

1989 yılına kadar Sovyet nüfuzu altında bulunan Avrupa ülkeleri grubu. Sovyetler Birliği, Demokratik Almanya, Bulgaristan, Macaristan, Polonya, Romanya, Çekoslovakya, Arnavutluk ve Yugoslavyadan oluşan bu ülkeler arasında siyasal birlikteliğin yanı sıra, COMECON çerçevesinde ekonomik birlik de söz konusu idi.

Doğu Bloku-Eastern Block

1945 yılından sonra oluşan soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin güdümündeki ülkeler. Pratikte sadece Doğu Avrupa ülkeleri ön plana çıkmasa da, Sovyet nüfuzundaki tüm komünist dünyayı kastetmektedir. 1989 yılından itibaren dağılmıştır.

Doğu Politikası (Ostpolitik)

Doğu-Batı ilişkilerinde yeni bir bakışın sonucu olarak Federal Almanya’nın 1967 yılından itibaren izlemeye başladığı, Varşova Paktı ülkeleri ve Demokratik Almanya ile ilişkilerini normalleştirmeyi amaçladığı Doğu Avrupa politikası. Bu politikanın üç ana unsuru vardı. i-Moskova ile doğrudan diyaloğun açılması ii-Doğu Avrupa ülkeleri ile ilişkilerin tam olarak normalleştirilmesi için yolların aranması iii-Demokratik Almanya’yı ayrı bir birim olarak tanımaksızın bu devletle “geçici bir anlaşmaya” (modus vivendi) varılması.

Diyaloğun ilk adımı, 12 Ağustos 1979’te Sovyetler Birliği ile Federal Almanya arasında yapılan andlaşmadır. Bu andlaşmayla iki devlet yumuşamayı en önemli siyasal amaçları arasında tanımlamakta ve ilişkilerinde başlangıç noktası olarak Avrupa gerçeklerini kabul edeceklerini belirtmekteydiler. Ayrıca iki devlet, ilişkilerinde kuvvet kullanmayı ve Avrupa’daki ülkelerin oluşmuş sınırlar içinde bütünlüklerine saygı göstereceklerini taahhüt etmekteydiler. Andlaşmada ayrıca taraflar Oder-Neisse akarsularının Doğu Almanya-Polanya sınırını oluşturduğu kabul ettiklerini de açıklıyorlardı.

Ostpolitik’in ikinci unsuru 7 Aralık 1970 Federal Almanya-Polonya Andlaşmasıdır. Bu andlaşma ile iki ülke Potsdam Konferansı ile belirlenen Oder-Neisse sınırını tanımayı ve gelecekte de sınırların dokunulmazlığını kabul ve birbirlerine karşı kuvvet kullanmamayı taahhüt ettiler.

Ostpolitik’in en önemli unsuru ise Federal Almanya ile Demokratik Almanya arasında Soğuk Savaş’ın temelini oluşturan ilişkileri idi. İki Alman devleti arasındaki andlaşma 21 Aralık 1972’de imzalandı. Böylece Federal Almanya’nın Doğu Politikasının en önemli ve anlamlı uygulaması gerçekleştirildi. Bu andlaşmaya göre, taraflar birbirlerine karşı kuvvet tehdit kullanmayacaklar, birbirlerinin sınırlarının dokunulmazlığını ve toprak bütünlüğünü kabul edecekler, birbirlerini uluslararası alanda temsil etmeyecekler, öteki adına davranışta bulunmayacaklar ve aralarında daimi temsilcilikler kuracaklardı. Federal Almanya, andlaşmanın imzalandığı gün Demokratik Alman hükümetine bir nota vererek, imzalanan andlaşmanın Almanya’nın birleşmesi amacıyla çelişmediği görüşünde olduğunu açıklamıştır.

Federal Almanya’nın Doğu Politikasındaki son engel 11 Aralık 1973 tarihli Federal Almanya-Çekoslovakya Andlaşmasıyla ortadan kaldırıldı. Bu andlaşma ile, 1938 Münih Düzenlemesinin geçersiz olduğu kabul edilmiş, iki ülke sınırlarının dokunulmazlığı yükümlülük altına alınmıştır. Ayrıca iki devlet arasında diplomatik ilişki kurulmuştur.
Böylece, Willy Brandt’in 1967 yılında ortaya attığı Doğu Politikası, bu politikanın özüne uygun olarak imzalanan andlaşmalarla yürürlüğe girmiş ve Federal Almanya’nın bu tutumu, Soğuk Savaş’tan yumuşama dönemine geçişte en önemli basamak taşı olmuştur.

Doğu Sorunu (Eastern Question)

Osmanlı Devleti’nin dağılmaya başlamasından sonra büyük devletlerin Osmanlı üzerindeki rekabetlerini açıklayan terim (Eski dilde Şark Meselesi). İlk kez 1813 Viyana Kongresi’nde kullanılmıştır.

1699 Karlofça Andlaşması ile Osmanlı ilk kez büyük toprak kayıplarına uğramıştı. Kuzeyde Rusya’nın büyük bir güç olarak ortaya çıkması ile de XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti’nin hem Karadeniz’de hem de Balkanlar’da nüfuzu sarsılmaya başladı. Bu arada Rusya I. Petro zamanında itibaren Kafkasya’ya da inmeyi başlamış, bu da Osmanlı Devleti için başka bir sorun olmuştur. XIX yüzyılda sömürgeci Avrupa devletleri de Osmanlı Devleti’nin Afrika ve Ortadoğu’daki topraklarına göz dikmeye ve buraları ele geçirmeye başladılar.

Bu parçalama süreciyle beraber tek bir devletin Osmanlı Devleti üzerindeki etkisini artırılmasından korkan büyük devletler, mevcut dengeye korumak amacıyla Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü Batılı devletlere dayanarak koruması ve bunun karşılığında çeşitli ödünler verme yolunda bir politika izlediler. Ama XIX. yüzyılın sonunda Osmanlı’nın artık yaşamayacağına karar veren bu devletler, başta İngiltere olmak üzere, artık Osmanlı Devleti’ni paylaşma çabasına girdiler. Bu durum Osmanlı Devleti’ni Almanya’ya yaklaştırdı. 1912-1913 Balkan Savaşları’nda Avrupa’daki son topraklarını da kaybeden Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşının hemen öncesinde Almanya ile bir ittifak andlaşması imzalandı. Savaş sırasında Sykes-Picot andlaşması ile Osmanlı’yı paylaşma konusunda anlaşan Batılı devletler, savaş sonrasında Rusya’da Bolşevik Devrimi’nin olması sonucu doğan yeni ortam doğrultusunda San Remo Konferansı’nda yeni bir paylaşıma gittiler. Bunun sonucunda Ortadoğu’daki Osmanlı toprakları İngiltere ve Fransa arasında paylaşıldı. Büyük devletlerin Boğazlar ve Anadolu için öngördükleri paylaşım ise Kurtuluş Savaşı ile başarısızlığa uğratıldı. Sonuçta Batılı devletler 1923 Lozan Andlaşması ile Türkiye’yi tanımak zorunda kaldılar.

Dolaysız vergiler-Direct taxes

Yükümlüden doğrudan doğruya alınan vergi. Bu vergiyi belirleyen başlıca özellik, yükümlünün kendine düşen vergi yükünün kendine düşen vergi yükünü başkalarına yansıtma olanağının bulunmamasıdır.

Dolar diplomasisi-Dollar diplomacy

Bir devletin, başka ülkelerde yatırım yapmış olan kendi vatandaşı özel girişimcilerinin çıkarlarını korumak için bu ülkelere karşı güç kullanımına kadar varan baskı uygulaması. Daha çok ABD’nin Orta ve Güney Amerika ülkelerine karşı uyguladığı politikaları ifade eder. II. Dünya Savaşından önce ABD, izolasyonist bir politika izleyerek dünya politikasına fazla karışmamış  ve genellikle Orta ve Güney Amerika ülkelerine ilgi duymuştu. Bu bölgelerde bulunan Amerikan firmalarının paralarıyla finanse edilen siyasal tertipler, darbeler ve çatışmalar nedeniyle ABD nin izlediği ekonomik baskı politikasına, dolar diplomasisi denmiştir.

Dolar açığı-Dollar gap

Genellikle dolar ile ödemeler yapan ve kabul eden bir ülkenin, diğerleriyle olan lehte yada aleyhteki ödeme durumudur. Bu durum, o ülke için lehte ise, karşı ülkenin bu açığı onun için  -dollar gap- teşkil eder. Durum aksi ise, bu ülke için bir dolar açığı söz konusudur.

Dominyon sistemi-Dominion system

1926 yılında İngiltere tarafından kurulmuş olan ve Kanada, Avustralya, Güney Afrika, Yeni Zelanda gibi eski İngiliz sömürgesi ülkelere iç ve dışişlerinde tam eşitlik hakkından yararlanma imkanı veren ilişki biçimi. Yaklaşık otuz yıl süren sistem, II. Dünya Savaşı’ndan sonraki uluslar arası düzen içerisinde etkisini kaybederek, başka bir ilişki biçimine dönüşmüştür.

Domino teorisi-Domino theory

Yayılma kuramı. Bir ülke komünist olursa, komşularının da birbiri arkasına komünistleşeceğini savunan kuram. Amerikalı siyasetçi Walt W. Rostow un 1916-2003 görüşleri doğrultusunda oluşturulan bu Amerikan dış politika kuramına göre, Asyadaki ülkelerden herhangi birisinin komünizme girmesini önlemek amacıyla ABD elinden gelen her şeyi yapmalı, hatta Vietnamı kaybetmemek için ne pahasına olursa olsun şavaşı sürdürmeli. Ama 1975 yılında geri çekilmek zorunda kaldığında, bu teori ve buna bağlı politikalar önemi bir darbe yemiştir. 1991 yılında komünizmin tehdit olmaktan çıkması ile hiçbir geçerliliği kalmamıştır.

1950’lerin ortalarından itibaren ABD’nin yaklaşık yirmi yıl boyunca uyguladığı Güneydoğu Asya politikasının dayandığı görüş. Domino teorisi ilk kez Nisan 1964’te Vietnam’la ilgili birbasın toplantısı sırasında Başkan Eisenhower tarafından ortaya atılmıştır. Vietnam’dan geri çekilme yönündeki baskılara, ABD’nin Vietnam’ı kaybetmesi halinde bölgedeki diğer ABD’nin yanında yer alan ülkelerin domino taşlarının yıkılması gibi teker teker Çin ve Sovyet etkisine girecekleri şekilde cevap vermiştir. Daha sonra Amerika dış politikasını yönlendiren diğer devlet adamları tarafından da paylaşılan bu görüş ABD’nin yıllarca Vietnam’dan çekilmeye ısrarla reddetmesinde etkili olmuştur. Bu görüş ayrıca 1965’te ABD’nin Dominik Cumhuriyeti’ne karşı giriştiği askeri harekatı açıklamak, Küba lideri Fidel Castro’nun yaratacağı bir domino etkisinden korunmanın amaçlandığı iddia edilmiştir.

Domuzlar Körfezi Operasyonu-Bay of Pigs Operation

1961 Nisan’ında Küba’daki Fidel Castro rejimini devirmek amacıyla A.B.D. İstihbaratı-CIA’nın desteklediği Kübalı mültecilerin ülkenin güneybatısındaki Domuzlar Körfezinde giriştikleri başarısız askeri hareket. 1959 başında Küba’daki Amerikan yanlısı diktatör Batista’yı devirerek iktidara geçen Fidel Castro Sovyet yanlısı bir politika izliyordu. A.B.D. Castro’yu devirebilmek için çeşitli yollar aradı. Amerikan Devletleri Örgütü (OAS)’ndaki diğer Latin Amerikan devletlerini Küba aleyhinde girişme zorladı ve bu ülkeye karşı bir şekel boykotu uygulamaya başladı. Castro bu harekete, Küba’daki Amerikalıların mülklerini millileştirerek cevap verdi ve Havana’daki Amerikalı diplomatların ülkeyi terk etmesini istedi. Bunun üzerine Başkan Eisenhower Küba ile diplomatik ilişkileri kesti. Bundan sonraki Başkan Kennedy de CIA’nın hazırlanmış olduğu planı uygulamaya koyarak Domuzlar Körfezi Çıkartmasını gerçekleştirdi, ama plan başarısızlıkla sonuçlandı. Kübalı yetkililerin harekata katılmış mültecileri yargılamaları sonucu harekattaki A.B.D. rolü ortaya çıktı. Bu olaydan sonra iki ülke arasındaki gerginlik Sovyetler Birliği’nin Küba’ya nükleer başlıklı Ekim Füzelerini yerleştirmeye başlaması ile daha da arttı.

Donuk diplomasi-Deep freeze diplomacy

Deep freeze diplomasi. Bir devlet tarafından uygulanan, üretkenlikten uzak, etkinliği zayıf ve işlevselliği bulunmayan pasif diplomasi.

Dostane Tutum-Amiability

  1. Diplomatların akredite oldukları ülkelerde, ülke hükümeti ve resmi görevlileri ile kişisel ilişkilerini geliştirmesi ve sorunlar ne olursa olsun iletişim kanallarının açık olmasını sağlaması.
  2. Bir devletin, diğer devlete karşı uzlaşmacı politika uygulaması.

Dostça Girişim (friendly demarche)

Devletlerarası uyuşmazlıkların barışçı yollardan çözümünde kullanılan bir yöntem. Aralarında belirli bir uyuşmazlık bulunan ve uyuşmazlığı çözmek için görüşmelere çeşitli nedenlerle hazır olmayan tarafların bir araya gelmelerini sağlamak, bir dostça girişim örneği olabilir. Bu türden bir çabada temel amaç, sözkonusu devletler arasında belirli bir yumuşama yaratarak görüşme zemini hazırlamak ve tarafları buluşturup görüştürmektir.Taraflar bu girişimi olumlu ya da olumsuz karşılamakta serbesttirler.

Dörtlü İttifak, 1815

Viyana Kongresi düzenlemeleri çerçevesinde, 20 Kasım 1815’te Avusturya, Rusya, Prusya ve İngiltere arasında imzalanan ittifak. Rus Çarı Aleksander’in girişimleri sonucu imzalanan Kutsal İttifak’a rağmen Rusya’ya güvenmeyen Avusturya, daha geniş kapsamlı bir ittifak istemekteydi. Yeni ittifak çağrısına daha sonra İngiltere de katıldı. Bu ittifak, Fransa’ya karşı imzalanmış olmasına karşın Avrupa’da yeni oluşturulan statükoyu korumayı amaçlamaktaydı. Her türlü liberalist eyleme karşı tarafların ortak faaliyeti öngörülmekteydi. Aynı şekilde milliyetçilik akımlarına da cephe alınacaktı. Bu ittifaka daha sonra 1818’de Fransa da katıldı. 1848 devrimlerine kadar bir şekilde başarılı olduğu söylenebilecek ittifak, Viyana Düzeni’nin kurucularından Avusturya şansölyesi Metternich’in adıyla da anılır.

Drago Doktrini-Drago Doctrine

Arjantin eski dışişleri bakanlarından Luis Maria Drago 1859-1921 tarafından ortaya konulan ve devletlerin dış borçlarını ödeyememeleri halinde ortaya çıkacak duruma ilişkin hükümler içeren hukuk görüşü. Buna göre, bir devletin başka bir ülkedeki vatandaşlarının alacaklarını alamamaları halinde hukuken o ülkeye müdahale hakkı yoktur. Zira, bir devlete borç veren sermaye sahipleri, o ülkenin kaynaklarını, ödeme kabiliyetini ve ödememe durumunda karşılaşabilecekleri olası zararları iyi bildiklerinden, borç şartlarını oldukça ağır tutarlar. Bu nedenle aynı sermaye sahipleri, bu devletin egemen bir birim olduğunu ve borcunu ödemeye zorlanamayacağını göz önünde bulundurmalıdır. Buna karşın borçlu ülke de, borcunu ödeme yollarını bulmakla yükümlüdür. 1907 Lahey Barış Konferansı’nda başı değişikliklerle kabul edilmiştir.

Ülkelerin dış borçlarının askeri müdahalelerle ödetilmesine karşı çıkan doktrin. Bu doktrin 1902’de Arjantin’in Dışişleri Bakanı tarafından ortaya atılmıştır. Louis M. Drago, borçlu devletin borcunu ödeyemediği durumlarda zorlama tedbirleri uygulamanın veya borçlu devletin topraklarını işgal etme hakkının olmadığını ve bunun uluslararası hukuka aykırı olduğunu ilan etmiştir.

Drago doktrinine göre, bir yabancı devlete borç veren sermaye sahipleri, söz konusu ülkenin kaynaklarını, ödeme kabiliyetini durumunda karşılayabilecekleri olası zararları gayet iyi bilirler. Bu yüzden de borcun şartlarını o derece ağır tutarlar. Ayrıca sermaye sahipleri borç verdikleri devletin egemen bir birim olduğunun ve borcunu ödemeye zorlanamayacağının da bilincinde olmak durumundadırlar. Buna karşılık borçlu devlet de mutlaka borcunu tanımak ve ödeme yollarını aramak zorundadır. Ancak, varolan borcu zorla ödetmeye kalkmak zayıfların kuvvetlilerin etkisi altına girmesine yol açacaktır. Drago’nun bu görüşleri 1907’de La Haye İkinci Barış Konferansı’nda yeniden ele alınmıştır. ABD temsilcileri Genel Horace Portes’in bazı önerileriyle birlikte biraz değişikliğe uğrayarak kabul edilmiştir.

Drago Doktrini 1902’de İngiltere, Almanya ve İtalya tarafından Venezuela borçlarını ödemeyince kurulan deniz ablukasıyla gündeme gelmiştir. Drago doktrini Monroe doktrini çerçevesinde Avrupa’nın yarımküreye müdahale etmemesi prensibini desteklemek için ABD tarafından savunulmuştur. Bununla beraber borçlu devlet yargısal ve idari çareler bulamazsa uluslararası hukuk standartlarında hakkın reddi davasına konu olabilir. Böyle bir durumda bir dış devlet kendi vatandaşları adına diplomatik olarak müdahale edebilir.

Duayen (dean of diplomatic corps)

Diplomatik protokolde bir statü. Bir meslekte yaşça ve kıdemce başta gelen kimse. Bir ülkede görevli diplomatik temsilcilerden misyon şefi olarak o ülkede en uzun süredir bulunan temsilci.

Dumbarton Oaks Konferansı-Dumbarton Oaks Conference, 21 Ağustos-7 Ekim 1944

1944 yılı Ağustos ve Ekim ayları arasında ABD’nin başkentinde Çin, Sovyetler Birliği, İngiltere’nin katılımıyla düzenlenen ve BM Sözleşmesi’nin taslağını hazırlayan konferans.

Birleşmiş Milletler’in kuruluş ve faaliyetleri hakkındaki ön çalışmaların yapıldığı konferans. İki ayrı safhadan oluşan konferansın ilk ve önemli olan safhasına A.B.D., İngiltere ve Sovyetler Birliği katılmış, ikinci safhada Çin de yer almıştır. Konferansta Milletler Cemiyeti yerine kurulacak yeni uluslararası örgütle ilgili görüş alışverişinde bulunulup önerilerle ilgili taslak planlar hazırlanmıştır.

Konferansta büyük güçlerin kurulmasını amaçladıkları dünya örgütünün yapısı konusunda büyük oranda anlaşmaya varılmış. Anlaşılamayan konuların çözümü (veto hakkının kullanımı, üyelik, bunalımların çözüm şekli) Yalta Konferansı’na bırakılmıştır. Dumbarton Oaks Konferansı’nda hazırlanan öneriler taslağı 1945 yılında düzenlenen San Fransisco Konferansı sonunda yayınlanan Birleşmiş Milletler Andlaşmasına birkaç değişiklik dışında temel olmuştur.

Dunkirk Andlaşması, 4 Mart 1947

İngiltere ve Fransa arasında 50 yıllığına imzalan ve yeni bir Alman saldırganlığına karşı karşılıklı danışma ve ortak hareketi öngören andlaşma. Tam adı Dunkirk İttifak ve Karşılıklı Yardımlaşma Andlaşması’dır. Andlaşma askeri konularda olduğu kadar ekonomik konularda da karşılıklı danışmayı içeriyordu.

Dunkirk Andlaşması, II. Dünya Savaşı’nda yaşanan felaketten sonra Fransa’nın yeniden bir büyük güç olarak doğuşunu simgeler. Andlaşma bir yıl sonra imzalanacak olan Brüksel Andlaşması’na öncülük etmiştir.

Duyuru-Annunciation

Yeni bir politika uygulanacağını bildirme.

Dünya Hükümeti (world government)

Devletlerüstü olan; sahip olduğu en yüksek yetki ve güç ile barış ve güvenliği sağlayacağına inanılan global bir politik kurum. Dünya Hükümeti taraftarları kurulacak olan federasyonun merkezi yetkisi federasyonuna üye olan devletlerin vazgeçecekleri yetkiden oluşacağını savunmuştur. Günümüzde dünya hükümeti fikrini savunan ve yaymaya çalışan en hareketli grup, Birleşik Dünya Federalistleridir (United World Federalist).

Bütün kuvvetin tek bir elde toplandığı uluslarüstü güç. Bu güç, yetkisi altındaki devletler ve onların halkını ilgilendiren bütün politikaları biçimlendirir. Böyle bir askeri fetihlerle kurulacağı gibi devletler arasındaki işbirliği ile de kurulabilir. Eski Roma İmparatorluğu fetih yoluyla bu güce çok yaklaşan tarihin başarılı örneklerinden birisidir.

Dünya Kamuoyu (world opinion)

Taahhütte bulunmuş ulusların ya da hiç bir uluslararası güç grubu ile işbirliği yapmayan liderlerin, gerçek ya da tasarlanmış beklenen tepkilerinin manevi gücü.

Dünya Politikası (world policy)

Uluslararası politika kavramının bir başka anlatım şekli. Uluslararası politika kavramındaki varsayım ulus devletinin temel birimi olduğudur. Ancak dünyamızda yeralan diğer ulus-devlet dışı bazı birimlerde uluslararası politikanın kapsamı içerisine alınmaktadır. Dünya politikası kavramı ise uluslararası kuruluşlar veya bazı zihinsel kuruluşları da içine alarak biraz farklı çerçeve çizmektedir. Dünya politikası uluslararası ilişkilere farklı bir perspektiften bakan farklı bir yaklaşımdır.

Dünya Ticaret Örgütü Kurucu Anlaşması-Agreement Establishing the World Trade Organization

1984 ile 1994 yılları arasında devam eden Uruguay Round görüşmeleri süresince hazırlığı süren ve Nisan 1994 tarihinde Fas’ta kabul edilen çok taraflı anlaşma. Söz konusu anlaşma, uluslararası ticareti düzenleyen dört bölümden oluşmakta ve Dünya Ticaret Örgütü’nün kuruluşunu resmileştirmektedir.

Dünya vatandaşlığı, kozmopolitanizm-Cosmopolitanism

Kendini herhangi bir vatan yada ırk ile sınırlı görmeksizin insan oğlunun bir parçası olarak görme. Politik eğilimleri farklı olmakla birlikte tüm insanların tek bir topluluğa mensup oldukalarını, bu nedenle de bağlı oldukları bu insanlık toplumunun gelişmesi için çaba göstermeleri gerektiğini savunan anlayış.

Düşük Yoğunlukta Çatışma (low-intensity conflict)

ABD’nin üçüncü dünya ülkelerindeki gerilla savaşlarına tepkide bulunmak şeklindeki çatışmaları ifade eden bir çeşit savaş stratejisi. Düşük yoğunluktaki çatışma stratejisinde hafif silahların kullanımı sözkonusudur ve bu strateji halen ABD tarafından kullanılmaktadır.

Düyun-ı Umumiye

Osmanlı Devleti’nin 1854 Kırım Savaşı’ndan sonra almaya başladığı dış borçları ödemeyecek duruma gelmesi üzerine kurulan kurum.

Osmanlı Devleti 1854’ten sonraki yirmi yıl içinde on beş defa dış borç aldı. 5.297.676.000 altın Franka ulaşan borcun yıllık faizi de 300 milyon Franka varıyordu. Osmanlı Devleti bu borcun faizini bile ödemeyecek duruma gelince Ekim 1875’te Ramazan Kararnamesi yayınlandı. Bu kararname ile vadesi gelen taksitlerin ancak yarısının ödeneceği açıklandı. Ancak Mart 1876’da ödemeler tamamen durdu. Bunu, Osmanlı hükümetinin Galata bankerlerinden aldığı ve toplam 8.725.000 Osmanlı lirası iç borcun ödenmesinin durdurulması izledi.

1881 Eylül’ünde alacaklı temsilcileri İstanbul’da biraraya geldi. Toplantı sonucunda, borçları, alacaklıların seçeceği üyelerden meydana gelen bir meclisin yönetmesine karar verildi. 20 Aralık 1881’de yayınlanan Muharrem Kararnamesi ile de hükümetle anlaşmaya varıldı. Kararname, 1858-1874 arasında alınan 5.5 milyon Franklık borcu içermekteydi. Aynı yıl içinde, göreve borçlara ayrılan devlet gelirlerinin, alacaklıların çıkarlarına uygun biçimde yönetilmesi olan “Düyun-ı Umumiye-i Osmaniye Meclis-i İdaresi” kuruldu. Düyun-ı Umumiye’nin yönetim kurulu, İngiltere ve Hollanda’yı temsilen bir, Almanya, Fransa, İtalya, Avusturya ve Osmanlı Devleti ile Osmanlı Bankası ve Galata bankerlerini temsilen yine birer olmak üzere sekiz üyeleden oluşuyordu. Düyun-ı Umumiye’ye tuz, pul, ipek, tütün, balık avı ve alkolden alınan vergiler ile damga resmi gibi gelirler bırakılmıştı. Avrupa sermaye çevrelerinin baskısı ile tütünden alınan vergiden elde edilen gelirin artırılması amacıyla bu ürünün üretimi denetim altına alındı ve 1884 yılında Tütün Rejisi adında bir şirket kuruldu.

Osmanlı Devleti, Duyun-ı Umumiye’nin kurulmasından sonra da borç almaktan kurtulamadı. I. Dünya Savaşı sonrası İstanbul hükümetiyle itilaf devletleri arasında imzalanan Sevres Andlaşması ile Düyun-ı Umumiye’nin devamı öngörülüyordu, ama Lozan Andlaşması ile bu kurum tarihe karışmıştır. Lozan Andlaşması ile Osmanlı borçları ondan bağımsızlığını kazanan devletler arasında paylaştırılmış ve Türkiye 1954’e kadar taksitler halinde kendisine düşen payı ödemiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir