Güncel Yazılar

Uİ (h-i-j)

Haber Alma (intelligence)

Bir devletin, diğer devletlerin gücüne, etkinliklerine ve olası hareket yönlerine ilişkin bilgi toplaması. Haber alma ile güdülen amaç, siyasal yöneticilere karar almalarında yardımcı olmak üzere değerlendirilebilecek bilgilerden oluşan rapor hazırlamaktır. Haber alma üç aşamalı bir süreci içerir. Bilinmesi gerekli olanlar kararlaştırılır. Daha sonra bilgi toplanır ve sonunda bu bilgiler değerlendirilip çözümlenir. Toplanan bilgiler diğer devletlerin silahlı kuvvetlerinin hazırlık derecesi, yeni silahları, önemli askeri merkezleri, stratejik ve teknik hareket planları vb. askeri-stratejik nitelikte olabileceği gibi özellikle ile de ilgili olabilir. Haber almanın çeşitli yöntemleri vardır. Yaratılan izlenimin aksine, bilgi toplamanın çoğu gazeteler, radyo ve televizyon yayınları ve hükümet raporları gibi kamuya açık kaynaklardan elde edilir. Ayrıca diplomatlar da bilgi toparlarlar. Bunlardan başka uydular, gizli gönderimlerin çözülmesi ve yabancı ülkelerde bulunan ajanların aracılığı ile de bilgi toplanmaktadır.

Hak ihlali-Abuse of right

Uluslararası normlarca kabul edilmiş insani yada siyasi hakların ihlali.

Hakkaniyet ve nisfet-Ex aequa et bono

Uluslar arası mahkemelerin olağan yetkileri ile olağanüstü yetkileri arasında ayrımı esas alan hukuk ilkesi. Buna göre, uluslar arası mahkemelerin pozitif hukuku uygulayarak bir anlaşmazlığı çözmeleri, bu mahkemelerin olağan yetkileri; pozitif hukukun dışına taşarak hakkaniyet ve nisfet ile çözmeleri ise olağanüstü yetkileri olarak kabul edilmektedir. Uluslar arası Adalet Divanı uygulamasının, şayet tarafları arasında bu konuda bir uzlaşma varsa kullanılabileceğini belirtmektedir.

Haklı Savaş (justified war)

Bu kavram savaşların niteliği ile ilgilidir. Bu tür savaşı Ortaçağ Avrupasında bir hükümdarın silahlı kuvvetlerini egemenlik bölgesi dışında meşru nedenlerle kullanabilmesi anlamını taşımaktadır. O dönemde Hristiyanlığı geliştirmeye yönelik savaşlar “Haklı”, diğerleri ise haksız olarak görülüyordu. Kavram XIX. yüzyılda değişik anlamlar kazanmıştır. Çağımızda sömürge ülke halklarının bağımsızlıklarını sağlama amacına yönelik olarak giriştikleri ulusal kurtuluş mücadeleleri “haklı savaş” olarak görülmektedir. Bu görüşün karşısında yer alanlar ise bir haklı/haksız ayırımındaki güçlüğe dikkat çekerek şiddetin her türlüsüne karşı çıkmaktadırlar.

Halı diplomasisi-Carpet diplomacy

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright tarafından 2000 yılında gündeme getirilen ve İran halılarına uygulanan ambargonun hafifletilmesi sayesinde Tahran yönetimiyle aradaki buzları eritmeyi amaçlayan diplomasi girişimi.

Hava haberleşmesi-Air communications

Manyetik dalgalar kullanılarak sağlanan iletişim.

Hava Kara Savaş Doktrini-Air Land Battle Doctrine

NATO stratejistleri tarafından 1970’li yıllarda tasarlanan ve olası bir üçüncü dünya savaşında uygulanacak olan strateji. Taktik hava güçlerinin yer birlikleri ile entegre biçimde kullanılmasını öngören savaş doktrinidir. Planın özü; savaşın devam ettiği alanın ötesindeki ülke topraklarında bulunan bütün tedarik yollarının, komuta merkezlerinin yok edilerek, arka bölgelerin savaşla ilgisinin kesilmesi esasına dayanmaktaydı. Aynı doktrin 1980’li yıllarda Amerikan ordu doktrini olarakta uygulanmıştır.

Hava koridoru-Air corridor

Uluslararası hava ulaşımı için her uçağın nerelerden geçebileceği konusunda, anlaşmalarla belirlenmiş hava yolu. Bu koridor dışında uçan yabancı uçaklara, o hava sahasının sahibi olan ülkenin hava kuvvetleri müdahale etme yetkisine sahiptir.

Hava köprüsü-Air bridge

Bazı siyasal veya stratejik nedenlerle normal yollar ve araçlarla ulaşım sağlanamayan yerlere, çok sayıda uçakla devamlı şekilde havadan bağlantı kurulması ve her türlü ikmalin böylece sağlanması.

Hava operasyonu-Air campaign

Savaş uçakları ve helikopterler kullanılarak yapılan saldırı.

Hava sahası-Airspace

Bir ülkenin yeryüzü sınırlarının uzaya doğru uzanan kesiti. Uluslararası hukuka göre, bu boşluk ilgili ülkenin egemenliği altındadır.

Hava saldırısı-Air raid

Düşman ülke tesislerinin yok edilmesi amacıyla havadan yapılan bombardıman. 1923 tarihli Lahey Anlaşması, hava saldırılarında vurulabilecek tesisler konusunda askeri ve sivil hedefleri birbirinden ayırmaktadır. Ancak söz konusu anlaşma, İkinci Dünya Savaşı’nda ihlal edilince, 1949 yılında imzalanan Cenevre Anlaşması ile sivil hedeflerin vurulması kesinlikle yasaklanmıştır.

Havacılık-Uzay Araştırma ve Geliştirme Danışma Grubu-Advisory Group for Aerospace Resoarch and Development

NATO nun teknik kuruluşlardan biri. Üye ülkelerin savunma ihtiyaç ve çalışmalarını koordine etmek için bilimsel ve teknik danışma ile uzmanlar arasında işbirliği sağlar.

Hava üssü-Air base

Savaş uçaklarının inip kalkması için tasarlanmış tesis.

Hibe (donation)

Karşılıksız dış yardım. Uluslararası örgütler, kuruluşlar ya da devletler tarafından bir ülkeye yapılan hibe yardımda hiç bir koşul aramaz. Bu yardım türü mali olabileceği gibi, program ve projelere ilişkin olarak teknik malzeme biçiminde de olabilir. Hibe yardımda bulanan ülkenin bu yardımı alan ülkelerdeki amacı kendisine siyasi avantajlar kazandırmak, uluslararası alandaki gücünü arttırmak ve desteklediği sektörleri kendi lehine kullanabilmektir.

Hidrojen Bombası (hydrogen bomb)

Füzyon ya da termonükleer bomba da denilen bir nükleer bomba türü. Atomların füzyonunu hafif çekirdeklerin birleşerek, daha ağır bir çekirdek oluşturması sırasında ortaya çıkan bir miktar enerjinin denetim altına alınması anlamına gelmektedir. Bu bombalarda açığa çıkan enerji, atom bombalarına oranla daha fazladır. Hidrojen bombasının ilk denemesini, Amerika Birleşik Devletleri 31 Ekim 1952’de Sovyetler Birliği ise 12 Ağustos 1959’da gerçekleştirmişlerdir. Sonradan İngiltere, Fransa ve Çin Halk Cumhuriyeti de füzyon bombaları yapmışlardır.

Bununla beraber gerek diplomatik teşebbüsler, gerekse taraflar arasında varılan anlaşmalar bakımından sözkonusu olan nispi “açıklığı” fazla da abartmamak gerekir. Gerçekten günümüzde açıklıktan uzak bir diplomatik faaliyetten söz etmek mümkündür. Kaldı ki, teorik düzeyde de diplomatik faaliyetlerin açık veya kapalı olmasının fayda ve sakıncaları tartışma konusudur. Bazılarına göre kapalı diplomasi, zarar alıcıların kapalı kapılar ardından geniş kitlelerin aleyhine bazı kurallar alabilmelerini mümkün kılan ve demokrasinin özüne aykırı bir nitelik taşımaktadır. Bazılarına göre, ise gerektiğinde uygulandığı takdirde kritik sorunların ele alınışında, genellikle hisleri ile hareket eden ve kolayca yönlendirilebilen geniş halk kitlelerinin etkisini azaltarak, sorunun çözümü için gerekli teknik bilgi ve deneyime sahip uzmanlara daha fazla inisiyatif tanıması dolayısı ile gerekli bir diplomasi biçimidir.

Hinterland

Geride topraklar, gerideki ülke anlamına gelen Almanca kökenli bir terim. Bu ulaşım kaynağına, limana, özellikle ekonomik anlamda, bağımlı durumda bulunan toprak parçaları birer hinterland oluştururlar.

Hiyerarşik Sistem (system of hierarchy)

Bu sistem hipotetik nitelikteki uluslararası sistem türlerinden bir tanesi. Tarihte gerçekleşen en güzel örneğini, Roma İmparatorluğu döneminin oluşturduğu söylenebilir. Günümüzde uluslararası politika literatüründe daha çok bazı alt sistemleri çözümlemek açısından önem taşıyan bu teorik modelde, sistem içerisinde bir devlet ile diğerleri arasındaki güç dağılımı simetrik olmayan bir nitelik göstermekte ve de bu sistemde ülke başat bir konumda bulunmaktadır.

Hollanda Marazı-Dutch Disease

Halanda hastalığı. Bir ülkenin doğal kaynak ihracında görülen bir patlamanın, o ülkenin para biriminin güçlenmesine sebep olması ve böylece kaynağa dayalı olmayan sanayilerin karlılığını baltalaması durumu. Kavramın kaynağı, Hollandanın 1960’larda Kuzey Denizinde doğalgaz çıkarmaya başlaması ardından ortaya çıkan sanayisizleşme etkisinden gelmektedir.

Hristiyan Demokratlar-Christian Democrats

Batı siyaset literatüründe, sağ eğilimli gruplardan biridir. Hristiyanlık öğretileri ile demokrasi ilkelerini birleştirmişlerdir. İlk olarak, İtalya ve Almanyada, liberal ve muhafazakar eğilimlerin uzlaşması üzerine ortaya çıkmıştır.

Hudutlar-Borders

Bir devletin, egemenlik yetkilerini kullandığı toprak parçasını diğer ülkelerin egemenlik alanlarından ayıran çizgiler. Sınırlar sadece kara parçaları ile ilgili olmayıp, iç sular, kara suları, hava sahası ve yer altı gibi coğrafi birimleri de kapsar. Sınırların saptanmasında başlıca iki yöntem söz konusudur.

a-İki devlet arasında eskiden beri var olan bir sınırın belirlenmesi.

b-Yapay ya da doğal unsurları kullanarak yeni bir sınır oluşturulması. Bu yöntemde dağlar, nehirler gibi coğrafi faktörler kullanılabileceği gibi, etnik, dini ya da kültürel unsurlara göre bir çizim yapılabilir.

Sınırların yeryüzü üzerinde uygulanabilmesi için sınır karma komisyonları oluşturulur. Bu komisyonların yetkileri kesin olmamakla birlikte, aldığı kararlar, konu ile ilgili devletlere sunulur ve onaylanması beklenir. Sınırlarda uluslararası tanınmışlık aranır.

Hükmün yokluğu-Absence of text

Çeşitli kanunların sonuna eklenen ihtiyati bir hükümdür. Söz konusu metindeki hükümlerin açıkça belirtilmeyen diğer benzer durumlarada uğgulanacağı belirtilir. Ancak uluslararası anlaşmalarda böyle bir şart konulamaz.

Ilımlı Dış Politika (moderate foreign policy)

Bir ülkenin dış ilişkilerinde, bugünkü dünya konjonktürü açısından, herhangi bir bloka katılmaksızın ve herhangi bir ülke ile çatışmaksızın, gerek Doğu ve gerekse Batı bloku ile iyi ilişkiler sürdürülmesi, diğer bütün devletlere karşı ve konuda aşırı bir tutum izlenmesinden kaçınılmasıdır. Bir çok ülkeler, bir bloka mensup olmamakla beraber, yine de komşularıyla çeşitli anlaşmazlıklar içinde bulunmakta veya bloklarda birine veya hepsine karşı bir tutum izlemektedirler ki bu durumda ılımlı politika söz konusu olmaz. Üçüncü Dünya ülkeleri denen Asya-Afrikalı genç devletlerden bir çoğu bu durumdadırlar. Oysa İsviçre, İsveç, Avusturya, Finlandiya gibi ülkeler yukarıdaki nitelikleri olan bir dış politika tutumu içinde bulunmaktadırlar. Bunlar sadee ekonomik yönden bazı ülkelerle daha yakın ilişkiler sürdürmekte, fakat siyasi ilişkilerini genellikle her ülke ile iyi geçinerek ve onlara eşit davranarak bir anlaşmazlık çıksa dahi hiç bir askeri tedbiri sözkonusu etmeksizin tamamen barışçı çözüm yolları arayarak tam bir ılımlılık içinde yürütmektedirler.

Irk ayrımcılığı politikası-Apartheid

Zencilerin siyasal ve ekonomik olarak ayrımcılığa tabi tutulmaları. İlk defa 1652 yılında Avrupalıların Afrikada sömürge hareketlerine girişmeleri ile başlayan zencilere ikinci sınıf muamele, özellikle Angola, Rodezya ve Güney Afrikada kendini yoğun biçimde hissettirmiştir. Zaman içinde diğer ülkelerde azalırken, 1910 yılındaki bağımsızlığından sonra Güney Afrika Cumhuriyeti’nde kurumsal bir nitelik kazanarak arttı ve 1950’den itibaren zirve noktasına ulaştı. Söz konusu ayrımcılık, zenci hareketinin lideri Nelson Mandelanın devlet başkanlığına seçildiği 1992 yılına kadar sürdü.

Irk Ayrımcılığı İle Mücadele Komisyonu-Committee on the Elimination of Racial Discrimination

1965 yılında kurulan ve dünyada farklı etnik unsurlara, zenciler, kadınlara yada farklı din mensuplarına yönelik her türlü ayrımcılığa ve özellikle ırk ayrımcılığına karşı mücadele veren BM komitesi. Ayrımcı uygulamalar yapan ülkeler hakkında raporlar hazırlayan ve BM nezdinde alınacak aleyhte kararları etkileyen komisyonun 18 üyesi bulunmaktadır.

İcracı federalizm-Executive federalism

Federal eyaletlerin başkanlar, bakanlar yada bakan yardımcıları düzeyinde yoğun etkileşim içinde ülkeyi yönettikleri federasyon biçimi.

İçişlerine Karışma (intervention in domestic affairs)

Devletlerin hedeflerine ulaşmak için dış politakalarında başvurdukları yollardan biridir. Devletin iç işlerine karışmak, özellikle I. Dünya Savaşı’ndan sonra yoğunlaşmış bir uygulamadır. İki dünya savaşı arasında Almanya, İtalya ve Japonya, II. Dünya Savaşı’ndan sonra ise Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti bir çok devletin iç işlerine karışmışlardır. İç işlerine karışma büyük devletler tarafından yapıldığı gibi diğer devletler tarafından da yapılmaktadır. Bugünkü uluslararası yapı devletlerin birbirlerinin iç işlerine karışmalarına olanak verebilmektedir. Bugünkü uluslararası yapı devletleri birbirlerinin iç işlerine karışmalarına olanak verebilmektedir. Devletler ve uluslararası kuruluşlar tarafından verilen yardımlar, bunları alan devletlerin ekonomik, toplumsal ve siyasal yaşantılarını doğrudan ve dolaylı olarak etkilemektedir. Karışmaya olanak veren, diğer bazı durumlar ise, devletler arasındaki sınırların kolaylıkla geçilebilir olması ve halk arasındaki din, dil ve etnik farklılık ya da benzerlikler, bir ülkede bulunan en yüksek toplumsal ve siyasal kurumlara veya otoritelere duyulan bağlılığın kimi zaman bir dış otoriteye veya ideolojiye karşı duyulması, nükleer bir silahlanmanın ortaya çıkardığı askeri güce dayalı tehdit politikaları, devrimci dış amaçları bulunan devletlerin propaganda kışkırtma, yeraltı faaliyetlerini yönetmek için oluşturdukları örgütün etkileri şeklinde sıralanabilir. İç işlerine karışma yöntemlerini altı başlıkla toplayabiliriz: a)Diplomatik karışma, b)Güç gösterileri, c)Yıkıcı faaliyetler, d)Siyasi Nitelikteki yeraltı faaliyetleri, e)Askeri karışma, f)Dış destekli gerilla eylemleri.

Devletin egemenlik hakkının ve egemen eşitliği ilkesinin doğal sonuçlarından bir devletlerin birbirlerinin içişlerine karışmaması olmaktadır. Bunun siyasal nitelikli bir ilke olarak ortaya çıkması ABD Başkanı James Monroe’nun ABD Konseyi önünde 1823’de yaptığı konuşması ile gerçekleşmiştir. “Monroe Doktrini” diye anılan bu görüşe göre Avrupalı devletlerin Amerika kıtasının işlerine karışmaması istenmekte ve ABD’nin de Avrupa işlerine karışmayacağı bildirilmektedir. Bu siyasal ilkenin uygulanan uluslararası hukuk kuralı biçimine dönüşmesi ise Milletler Cemiyeti Sözleşmesi 15. maddede 8. fıkrası ile gerçekleşmiştir. Benzeri bir hüküm BM Andlaşmasının 2. madde 7. fıksarı ile de benimsenmiştir.

İç Savaş (civil war)

Aynı ülke içerisinde bulunan farklı siyasi, etnik, ideolojileri temsil eden gruplar arasında sürdürülen bir tür savaş. Böyle bir savaş, mevcut hükümete bağlı güçler ile buna karşı olan güçler arasında çıkabileceği gibi (1936-1939 İspanyol iç savaşı, Yugoslavya iç savaşları 1919-?) çeşitli siyasi grupların yeni oluşmakta olan bir devlet yapısına sahip çıkmaları sebebi ile de başlayabilir (Angoladaki MPLA ve UNITA mücadelesi).

Günümüzde iç savaşlar herhangi bir ülkenin sınırları içerisinde geçmekle beraber, zamanla uluslararası bir hal almakta, değişik ülkeler çatışmacı taraflardan birisinin yanında yer almaktadır. Bazı iç savaşlar ise bazı devletlerin iç politikalarında bağımsız değişken hale gelmektedir.

İç Sular (national waters)

Denizlerdeki iç sular, bir devletin kara ülkesine sıkıca bağlı karasuları olup, bu devletin karasularının iç sınırı iç sularının bittiği noktada başlamaktadır. İç sular devletin, ilke olarak, tam egemenliğinde bulunmaktadır.

Bununla birlikte kimi bakımlardan denizlerdeki iç sular kara ülkesinin içinde yer alan göl, akarsu gibi karasal içsulardanbir takım farklılıklar göstermektedir.

İç yetki sınırları izni-Domestic jurisdiction limitation

Bir devletin kendi sınırları içindeki herhangi bir davranışının, o devletin iç egemenlik yetkilerini ilgilendirip ilgilendirmediğine karar verme konusunda BM Güvenlik Konseyi’ne yetki veren uluslar arası hukuk hükmü.

İhtiraslı politikalar-Ambitious policies

Fazla talepkar olan ve çevre ülkelerde kuşku uyandıracak boyutta iddialar taşıyan politikalar.

İlhak-Annexation

Bir devletin, başka bir devlete ait olan yada sahibi bulunmayan bir toprak parçasını kendi ülke topraklarına katması ve egemenliğini ilan etmesi. Bu anlaşma yoluyla olabileceği gibi, askeri bir çatışma ardından da gelebilir. İşgalhimaye ya da vesayet gibi politikalardan en önemli farkı, ilhakta söz konusu topraklar üzerinde ilhak eden devletin egemenliğin tam olmasıdır.

Bir devletin kendine ait olmayan topraklar üzerinde resmen egemenliğini ilan etmesi. Toprakların anlaşmalarla ya da satışla el değiştirmesinin tersine ilhak fiilen el koyma ile gerçekleştirilen ve genel tanınma ile meşruluk kazanan tek taraflı bir eylemdir.İlhak edien topraklar genellikle önceden istila ve işgal edilmiştir. 1938’de Almanya’nın Avusturya’yı ilhakında olduğu gibi istila sıcak çatışma olmaksızın şiddet tehdidi ile de gerçekleşebilir. Askeri işgal ilhak oluşmaksızın şiddet tehdidi ile gerçekleşebilir. Askeri işgal ilhak oluşturmaz ya da zorunlu olarak ilhaka yol açmaz. Mesela II. Dünya Savaşından sonra çatışmanın sona ermesinin ardından müttefikler Almanya’yı işgal ettiler ama bunu ilhak izlemedi, tersine müttefikler ilhak niyetinde olmadıklarını açıkladılar. Askeri işgal ilhakla sonuçlanırsa genellikle ilhak eden devletin egemen otoritesinin kurulduğu ve bundan böyle de sürdürülebileceği yolunda resmi bildirim beklenir. Yasadışı şiddet kullanımına dayalı ilhak BM Anlaşması’nda kınanmıştır.

İki Kutuplu Sistem (bipolar system)

II. Dünya savaşı sonrasında global düzeyde gerçeklik kazanan bir uluslararası sistem türü. Mortan A. Kaplan’ın sınıflandırmasına göre gevşek ve sıkı olmak üzere başlıca iki türlü kutuplu sistem türü sözkonusudur. Bunlardan “sıkı iki kutuplu sistem”e en benzeyen yapının 1950’lerin başlarında görüldüğü, o dönemden sonra sistemin “gevşek” bir nitelik aldığı söylenebilir. İki kutuplu bir uluslararası sistemde genellikle bir blok liderinin etrafında kümelenmiş iki devletler grubu vardır. Sistem ne oranda sıkı ise, blok üyelerinin, blok liderliğine bağımlılıklarının o derece fazla olması beklenir, yine sistem ne oranda sıkı ise blok üyelerinin zorunlu bir seçim halinde blok çıkarlarına, kendi ulusal çıkarlarından daha fazla önem vermeleri blok üyelerinden beklenen bir davranıştır. Sistem içerisinde herhangi bir blokta yer alamayan devletlerin ağırlığı ne oranda fazla ve sistem içerisinde Birleşmiş Milletler gibi bloklar arasındaki ilişkileri yumuşatıcı bir örgüt ne oranda etkin ise sistemin o ölçüde gevşek bir niteliğe sahip olduğu söylenebilir.

İki toplumlu federasyon-Bicommunal federation

Farklı siyasal ve etnik yapılara mensup iki farklı toplumun oluşturduğu federatif yapı.

İki yönlü/taraflı diplomasi-Bilateral diplomacy

İki devlet veya farklı iki uluslararası aktör arasında gerçekleştirilen karşılıklı diplomatik münasebet.

İkili politikalar-Dualistic politics

Soğuk Savaş dönemi koşullarında iki süper güç dışında kalan ülkelerin, ABD ve Sovyetler Birliği’nin politikalarına göre tutum belirleme durumu.

İkinci Arap-İsrail Savaşı/1956 Süveyş Savaşı

Mısırda Cemal Abdünnasır’ın giderek güçlenmesinden rahatsızlık duyan İsrail yönetiminin  İngiltere ve Fransa ile gizli bir anlaşma yaparak,1956 yılında Mısır’a saldırması üzerine patlak veren savaş. İsrail saldırıda Sina Yarımadasını ele geçirdiyse de Sovyet ve Amerikan yönetimlerinin araya girmesi ile üç ay içinde savaş öncesi duruma yeniden dönüldü.

İkinci Çeçen Savaşı-Chechnya War II

2 Ekim 1999 tarihinde Rus birliklerinin Çeçenistan’a girmesiyle başlayan ikinci Çeçen-Rus savaşı. Ağustos 1999 tarihinden itibaren Rusya’nın değişik bölgelerinde meydana gelen patlama olaylarını bahane eden Rusyanın önce Dağıstan’a saldırmasıyla çıkan çatışmalar, Şamil Basayev komutasındaki Çeçen direnişçilerin Dağıstan’a geçmesiyle bölgesel savaşın ilk kıvılcımı oldu. Daha sonra Çeçen topraklarına da sıçrayan çatışmanın bilançosu oldukça ağır olmuştur. Bu savaş sonunda en az 300 bin Çeçen sivil mülteci konumuna düşmüştür.

İkinci Vuruş Yeteneği (second strike capability)

Saldırganın ilk vuruşundan sonra meydana gelecek “aşınmadan” arta kalan bir kuvveti elinde bulundurması ve bir karşı darbe ile saldırganın kentlerine, halkına ekonomisine “dayanılmaz” zararlar verebilmesidir.

İlk Aşama Mahkemesi-Court of First Instance

Avrupa Adalet Divanı’nın yükünü hafifletmek amacıyla, 1986 yılında Tek Senet ile birlikte kurulan ve özel-tüzel kişiler tarafından açılan hukuksal konularla sınırlı bazı davalara ilk aşamada bakan mahkeme. 1988 yılından beri işleyen mahkeme, Adalet Divanı’nın yetki alanına giren konulara bakamamaktadır.

İlkeler Bildirgesi-Declaration of Principles

1993 yılında İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü arasında imzalanan anlaşma. Uzun ve gizli pazarlıklar ardından varılan bu anlaşma ile taraflar; birbirini tanıma, karşı tarafın varlığına saygı gösterme ve aradaki anlaşmazlıkları belli bir süreç içinde barışçı yollarla çözümleme konularında ittifak sağlamıştır. Oslo Anlaşması olarak da bilinir.

İltica, sığınma-Asylum

Uluslararası hukukun yabancı devlet vatandaşlarına tanıdığı bir imkan. Ancak, iltica talep eden kişiye o hakkı tanıyıp tanımamak, kendisine iltica edilmek istenen ülkenin yetkisindedir. Genel uluslararası teamül, siyasal gerekçelerle sığınma başvurularının kabul edilmesi yönündedir.

İngiliz Milletler Topluluğu-British Commenwealth of Nations

İngilterenin eski dominyon ve sömürgeleri arasındaki ilişkiler düzeni ve bu düzeni sağlayan örgütlenme. 1931 yılında kurulan topluluğun sekretarya merkezi Londradadır. Otuza yakın üyesi bulunan topluluk, 1,5 milyarlık nüfusu temsil etmektedir. İngiltere’nin elinden çıkan sömürgeleri ile ilişkilerini sürdürmek için geliştirmiş olduğu ortaklık düzenidir. En önemli avantajı, üye ülkeler arasında çeşitli ticari imtiyazlar uygulanması ve İngiltere ile ilişkilerde tercihli bir statüden yararlanmalarıdır. Siyasal anlamda ciddi bir birliktelik söz konusu değildir. Zaman zaman üyeler arasında dahi çatışmalar çıkmaktadır. İngiliz Milletler Topluluğu üyesi ülkeler şöyledir: İngiltere, K. İrlanda, Avustralya, Barbados, Botswana, Kanada, Seylan, Gambia, Ghana, Guyana, Hindistan, Jamaika, Kenya, Lesotho, Malawi, Malezya, Malta, Yeni Zelanda, Nijerya, Pakistan, Rodezya, Zambia, Sierre Leone, Singapur, Tanzanya, Trinidad ve Tobago, Uganda.

İnsan Hakları (human rights)

Tanımlanması ve sınırlanması oldukça zor, uzmanların üzerinde bazı noktalarda uzlaşmadıkları, çağımızda ise uluslararası boyut kazanan bir kavram, 1948 yılında ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde İnsan Hakları “ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyaset ve diğer ayrıcı nitelikler gözetilmeksizin tüm insanların faydalanacağı, temel hak ve özgürlüklerdir. Tüm insanların sahip olması gereken bu haklar insanın en üstün değer olarak kabul edilmesinden ortaya çıkar.

Alman hukukçu Jelinek Temel Hak ve Özgürlükleri; bireyi devlete ve topluma karşı koruyan “Koruyucu Haklar”, bireyin devletlerden bir hizmet veya yardım almasını sağlayan “İsteme hakları” çalışma hakkı, öğrenme hakkı, sosyal güvenlik hakkı, konut hakkı, bireyin toplumun yönetilmesinde söz sahibi yapan ve iktidarın kullanılmasına katılmasını sağlayan, “Katılım Hakları” olarak sınıflandırmıştır. Bu hakların birbirini tamamlayıcı niteliktedir.

İnsan hakları ulusal anayasal ve yasalarca güvence altına alınmış ve korunmuştur. Bu koruma uluslararası kurumların sağladığı uluslararası koruma ile geliştirilir. Bu insan haklarının evrensel niteliğini de ortaya koyar. Gerçekten çağımızda insan haklarının korunması ulusal düzeyi aşarak uluslararası bir boyut -özellikle 2. Dünya Savaşından sonra- kazanmış, devletlerin egemenlikleri insan hakları ile sınırlanmış ve insan hakları uluslararası denetimin alanı içine girmiştir. 1948 yılında Birleşmiş Milletler “İnsan Hakları Evrensel Bildirisi” 1950 yılında Avrupa Konseyi’nce hazırlanan “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi” bu alandaki önemli adımlardır. Bu sözleşmenin kurduğu organlar ise “İnsan Hakları Komisyonu” ve “İnsan Hakları Mahkemesi”dir.

Türkiye 1987 yılında “Bireysel Başvuru” hakkı 1980 yılında “İnsan Hakları Mahkemesi”nin zorunlu yargı yetkisini kabul etmiş, 1975 Helsinki’de AGİK “Savaş Belgesi”ni imzalamış ve 1988 yılında Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler’in işkenceyi önlemeye yönelik sözleşmelerini onaylayarak, uluslararası topluluğun bir üyesi olarak insan haklarına saygı göstereceğini taahhüt etmiştir.

Günümüzde İnsan Haklarının uluslararası düzeyde korunmasında devlet dışı özel kişi ve gruplarca kurulan gönüllü uluslararası kuruluşların önemi artmaktadır. Bu kuruluş “Uluslararası AF Örgütü”, “Uluslararası Hukuk Komisyonu”, “Helsinki İzleme Komitesi” dir. İnsan Haklarının uluslararası düzeyde korunması için Birleşmiş Milletler ve onların ilgili organlarınca 1946 yılından beri yapılan çalışmaların bazıları şunlardır:

Üye devletler adına, insan haklarını korumak için gönüllü hizmet etmek,

Taraf devletlerce onaylanan ve sınırları içindeki herhangi bir insan hakları ihlali olayında müdahale etme izni veren çok-taraflı antlaşmaların yapılmasını,

“İnsan Hakları Yıllığı” katoloğu çıkarılarak -her yıl- üye devletlere bilgi ve yardım sağlamak.

İnsan haklarını ihlal eden devletlere karşı, birlikte hareket ederek kınama, silah ambargosu, ekonomik müeyyide gibi önlemler alması.

İnsan Hakları Bildirgesi-Declaration of Human Rights

BM Genel Kurulu tarafınan 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen ve temel insan haklarına ilişkin ilkelerin yer aldığı bildirge. BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi tarafından 1946 yılında hazırlıklarına başlanan ve 1948 de tamamlanan bildirgede, insan hak ve özgürlülerinin neler olduğu tek tek sayyılmıştır. Otuz maddelik bildirgede, ele alınan hak ve özgürlükler doğrudan insan kişiliğini ilgilendiren haklar, yurttaşlık hakları, siyasal haklar ve sosyo-ekonomik haklar olmak üzere başlıca dört grupta toplanmıştır. Bildirge, tavsiye kararı niteliğinde olduğu için herhangi bir bağlayıcılığı bulunmaktadır.

İnsan Hakları Komisyonu-Commission on Human Rights

BM Ekonomik ve Sosyal Konseyine bağlı olarak çalışan ve tüm dünyadaki insan hakları ile ilgili gelişmeler hakkında çalışmalar yürüten uzmanlık kuruluşu. 53 ülkenin üye olduğu kuruluş, insan haklarını ilgilendiren her konuda, Ekonomik ve Sosyal Konsey ile Genel Kurula raporlar sunar, önerilerde bulunur ve soruşturmalar yürütür.

İrredantizm (irredentism)

İrridentizm teriminin kökeni İtalyanca’dır. Önceleri İtalya Krallığı’nın kuruluş aşamasında, İtalyanca konuşan ve Avusturya sınırları içerisinde yaşayan toplulukların bu krallığa katılmak istemesi çabalarına bu ad verilmişken, sonradan genel bir anlam kazanarak; bir ülkenin başka bir ülkede yaşayan bir dil ve etnik köken itibariyle kendisinden olduğuna inandığı insan topluluklarını kendi topraklarına katmak istemesi ya da en azından onlar üzerinde bir hak iddia etmesi olarak anlaşılmıştır. Örnek olarak Hitler’in Çekoslovakya’nın Almanca konuşan Südetler Bölgesinin Almanya’ya verilmesini verebiliriz.

İşgal (occupation)

Bir yeri ele geçirme. Toprakların işgali, savaşta işgal veya askeri işgal, barış zamanında işgal ve bir anlaşmaya dayanan işgal birbirinden değişik işgal biçimleridir.

Bugün artık kaybolmakta olan sahipsiz toprakların işgali daha çok sömürge topraklarının işgali için kullanılan bir terimdir.

Savaşta işgal veya askeri işgal ise, bir yabancı ülke toprağı üzerinde fiili bir duruma dayanarak hakimiyet kurmaktır. Bu işgal zaman bakımından sınırlıdır: İşgal durumu savaşın bitiminde son bularak işgal edilmiş olan toprak ya geri verilir veya işgal eden tarafın topraklarına katılır. Savaşta işgal veya askeri işgal bir idari teşkilat kurarak yapılan istiladan farklıdır.

Barış zamanında işgal ise bir barış anlaşmasında yer alan özel şartlara uyulmasını sağlamak için yapılır. Örneğin, Ren nehrinin sol yakası Versailles Antlaşmasına dayanılarak işgal edilmiştir. Savaş sırasında yapılan bir işgal olmasına rağmen, taraflar arasındaki bir anlaşmaya dayanır. Örneğin II. Dünya Savaşı sırasında Fransız topraklarının büyük bir kısmı Almanya tarafından Haziran 1940 tarihli ateşkes antlaşması gereğince; savaş sonunda Almanya müttefikler tarafından, Almanya’nın Mayıs 1945’te kabul ettiği teslim olma şartlarına dayanılarak işgal edilmişti.

İttifak-Alliance

İmzacı taraflar arasında birbirlerine karşı siyasi/askeri yükümlülükler ve avantajlar sağlayan beraberlik akti. İttifaklar, savunma amaçlı olabileceği gibi, saldırı amaçlı olabilir yada daimi olabileceği gibi, geçici bir süre için de olabilir. Devletleri ittifak arayışına iten temel nedenler arasında, belli bir amaca ulaşmak için eldeki kaynakların yeterli olmaması yada bu kaynaklar var olmamasına rağmen maliyetleri azaltma arzusu, girişilecek eylemlerde sorumluluğu paylaşma isteği gibi gerekçeler olabilir. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında ülkeler arasında görülen beraberlikler geçici bir nitelik taşırken, NATO gibi ittifak içindeki birliktelikler daimi ittifak ilişkisini yansıtmaktadır.

Uluslararası ilişkilerde çeşitli devlet ya da güçlerin ortak eylemlerde bulunmak için oluşturdukları birlik. II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere, Fransa, SSCB ve ABD’nin Mihver devletlerine karşı kurdukları ittifak ile NATO bu tür birliklere örnek gösterilebilir.

Günümüzdeki kurulan ittifaklar eskilere göre daha çok kapsamlı bir işbirliği ve çaba gerektirmektedir. Bu nedenle örneğin II. Dünya Savaşından kurulmuş ittifaklarda askeri ve ekonomik planlama daireleri özel bir önem kazanmış ve yaygınlaşmıştı. NATO gibi daha gevşek bağlarla kurulmuş ittifaklarda bile siyasal ve askeri alanlarda işbirliği içinde çalışmaya ve ortak tavır almaya büyük önem vermektedir.

İyi niyet-Bona fide

Uluslararası anlaşmaların sağlıklı biçimde yorumlanmasında önemli olan iyi niyet ilkesi. Bu ilke ile, bir anlaşma tarafının, açık olmayan herhangi bir noktadan iyi niyet kuralları dışında yararlanmaya kalkışmasını önlemek amaçlanmaktadır.

İstihdam-Employment

Bir ülkenin ekonomik faaliyetlerde çalışan iş gücü. Ekonominin genelinde belirli bir dönemde istihdam edilen işgücü miktarına da istihdam hacmi denir.

İstikrarsız Blok Sistemi (unstable bloc system)

Morton Kaplanın geliştirdiği uluslararası siyasal sistem modellerinden birisi. Bu sistemde, Amerika Birleşik devletleri ve Sovyetler Birliği arasındaki gerginlik önemli boyutlardadır. Silahların denetimi konusundaki anlaşmalar önemsizdir. Şiddetin yoğun biçimde kullanıldığı yerel çatışmalar yaygındır. ABD ve SSCB’nin nükleer güçlerini minimum caydırma düzeyinde iken, buna benzer durumda dört-beş ülke bulunmaktadır. Bu sistemde ittifak ilişkileri askeri kapasite ve politikalara göre belirlenmektedir. ABD ve SSCB müdahaleci bir eğilim içindedirler. ABD statükoyu korumaya yönelik muhafazakar politikalara ağırlık vermekte, SSCB ise statüko karşıtı -ulusal kurtuluş savaşları gibi- hareketleri desteklemektedir. Bu sistemde, uluslararası hukuk gerektiği şekilde hareket edememektedir. Burada Uluslararası camiaya düşen görev ise arabuluculuk ve şiddet uygulamalarının sonuçlarını hafifletmektir.

İstişare, müzakere-Consultation

Diplomatik dilde, bir anlaşmaya dayansın yada dayanmasın, bir devletin doğrudan doğruya başka bir devletle, iki tarafı ilgilendiren konularda yaptığı fikir alışverişi.

İtimatname, güven mektubu-Credential letter

Bir ülkenin, diğerine atadığı büyükelçisinin göreve başlarken, kendi devlet başkanından diğer devlet başkanına hitaben getirdiği mektup. Bu mektup, büyükelçinin devlet başkanınca imzalanmış ve mühürlenmiştir. Güven mektubunun diğer devlet başkanına sunulması özel törenle olur ve tören sırasında devle başkanının yanında ilgili ülkenin dışişleri bakanı da hazır bulunur. Bu törenden sonra büyükelçi görevine resmen başlamış sayılır. Genellikle, güven mektubunu sunan büyükelçi, o esnada kendisinden önceki büyükelçisinin geri çağrılma mektubunu de verir. Böylece eskisi ayrılırken yeni elçi resmen atanmış olur. Güven mektubunun orjinalinin diğer ülke devlet başkanına verilmesinden önce, mektubun bir örneği dışişleri başkanlığına verilmiş olmalıdır. Her ülkenin güven mektubu birbirine benzer. Devlet başkanının diğerine selam cümlesi ile başlar, yeni büyükelçi tanıtılır, iki ülke arasında iyi ilişkilerin geliştirilmesi arzusu dile getirilir ve saygıyla bitirilir. Güven mektubunda gönderen ülke dışişleri bakanının da imzası bulunmalıdır.

Jenosid (genocide)

Bir ırkın bir din, veya dil mensubu bir toplumun kitle halinde yok edilmesini (exterminasyon) amaçlayan harekete denir ve diğer bir ismi de “soykırım”dır. Bu hareketler, genellikle politik amaçla yapılır. Jenosid bazı yönlerdenırk ayrımına benzese de amaç ve metod bakımından tamamen farklıdır. Çünkü, ırk ayrımında, bir topluluğun horlanması, kötü muamele görmesi, bir kısım haklarının kısıtlanması veya kamu hayatında önemsiz durumda bırakılması varken, jenosid de bir topluluğun kökünün kazınması şeklinde yok edilmesi esas amaçtır.

Tarih boyunca birçok jenosid olayları görülmüştür. Yüzyılımızda en önemli olanı, Nazi Almanyası’nın İkinci Dünya Savaşı öncesi ve savaş sırasında Yahudilere karşı izlediği politikadır. Polonya “Varşova gettos”, Alman topraklarında da “Auschwitz, Buchenwald ve Dachau Kampları” şeklinde anılan bu yerlerdeki uygulamalar sonucu yaklaşık 6 milyon kadarYahudinin yok edilmesi üzerine savaştan sonra harp suçlularını yargılamak üzere kurulmuş bulunan müttefiklerin Nürnberg Mahkemesi’nde bir kısım Nazi Sorumluları jenosidden yargılanarak idam ve diğer ağır cezalara çarptırılmışlardır. Ayrıca, Stalin Devrinde savaş sırasında Rusya’daki Kırım Tatarlarının da kitle halinde Sibirya’ya ağır şartlardaki kamplara sürülmesi ve Kırım’da hiç Tatar bırakılmaması da bu tür savaşlardan sayılmaktadır. Daha sonra Kruçev devrinde bu olay bir suç olarak resmen kınanmış ve sözü geçen toplumdan arda kalan yerlerine dönme müsaadesi hükümetçe resmen verilmiştir.

1940’da Birleşmiş Milletlerce, jenosid hareketi resmen bir suç olarak tanınmış ve tescil edilmiştir.

Jeopolitik (geopolitics)

Uluslararası siyasette coğrafi etmenlerin güç ilişkileri üzerindeki etkisinin incelenmesi. Jeopolitik kramcıları doğal sınırlara ulaşma, önemli deniz yollarından yararlanma ve stratejikönem taşıyan kara parçalarının denetim altında tutma gibi kaygıların ulusal politikaların belirlenmesinde önemini göstermeye çalışmışlardır. Coğrafi kaygılar yalnızca uluslararası siyasette kilit rol oynamaya çalışan güçlü devletlerin politik hesaplarında değil, ulusal çıkarlarını korumak için uygun coğrafi sınırlara ulaşmayı amaçlayan küçük devletlerin etki alanlarının belirlenmesinde de başlıca rol oynadı. Ulaşım ve iletişim olanaklarının artması ve öteki teknik gelişmeler sonucunda ise devletler coğrafi konumlarının sınırlamalarını aşabilir hale geldiler ve jeopolitik etmenlerin ulusal politikalar bakımından önemi azaldı.

Jus Legationum: bkz. Elçilik Hakkı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir