Güncel Yazılar

Uİ (t-u)

Tahkim, hakemlik-Arbiration

Uluslararası uyuşmazlıkların barışçı ve hukuka uygun bir biçimde çözümüne yönelik yöntemlerden birisi. Tahkim, 1907 La Haye Sözleşmesi ile yasalaşmıştır. Buna göre uluslararası hakemliğin amacı, devletler arasındaki uyuşmazlıkların, tarafların seçeceği yargıçlar tarafından hukuki yöntemlerle çözülmesidir. 1929 yılında Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen Hakimlik Genel Senedi, 1952’de BM tarafından belli değişikliklerle birlikte aynen benimsenmiştir. Tahkimde en önemli koşul, tarafların kendi arzuları ile başvurmuş olmalarıdır. Taraflar arasında yapılan bir sözleşme ile kurulan ve yönetimi ile işleyiş kuralları belirlenen hakemlik işlevi, tek sayıda olmak koşuluyla birçok şahıstan oluşabilir. Tahkimde hakemin verdiği karar bağlayıcıdır ve bir üst otoriteye başvurma seçeneği yoktur.

Takımada devleti-Archipelagic state

Birbirine yakın küçük adacıklar üzerine kurulmuş devlet.

Taktik Silahlar (tactical weapons)

Günümüzde modern silahlar, genellikle stratejik ve taktik silahlar olarak iki ana grupta toplanmaktadır. Diğer bir sınıflandırma da nükleer silahlar ve konvansiyonel-klasik-silahlar şeklindedir.

Taktik silahlar, savaşın bütünü değil, bir cepheyi, bir harekat alanını ilgilendiren, dar bir bölgede etkili ve küçük bir birlik tarafından kullanılan kısa menzilli silahlardır. Hemen hemen bütün konvansiyonel silahlar aynı zamanda taktik silah türleridir (top, tank, tanksavar silahları, bütün piyade silahları, kısa menzilli füzeler ve benzeri silahlar gibi).

Nükleer silahlardan da taktik önemde olanları bulunmakta ve bunların en son tiplerine “küçük nükleer silah” anlamına gelen “Mininuces” adı verilmektedir. Ayrıca, taktik nükleer silahlardan gücü 1ila 20 kilodan arasında değişmekte olup, yüzeyden-yüzeye (karadan-karaya) küçük ve kısa menzilli füzelerde başlık halinde atılabilen, nükleer mayın halinde bulunabilenler de vardır. Bugün için Avrupa’daki NATO kuvvetlerindeki taktik silah sayısının 7-8000 kadar olduğu uzmanlarca açıklanmaktadır.

Tamamlanmamış Nükleer Yayılma Sistemleri

ABD ve Sovyetler Birliği (Rusya) dışında başka ülkelerin de nükleer güce sahip olduğu sistem. ABD ve Sovyetler Birliği’nin (Rusya) yanı sıra diğer güçlerin de minimum nükleer caydırma kapasitesi vardır. Bu sistemde, küçük güçlerin büyük güçlerle veya birbirleriyle ittifaklar oluşturması olasıdır. Savaşlar sınırlı nitelik taşımakla birlikte, uluslararası sistemdeki gerginlik ile yerel ve diğer ülkelerin içişlerine karışma eğilimi artmakta ve uluslararası hukuk normlarına uyulma eğilimi de azalmaktadır.

Tampon devlet-Buffer state

Coğrafi konumu bakımından birkaç güçlü devletin arasında bulunan küçük ve güçsüz devlet. Büyük güç merkezleri arasında bu tür bir devletin varlığı, iki fonksiyon görebilir. Bu türden bir devlet ya güçlü devletlerin doğrudan karşı karşıya gelmelerini önleyerek küçük gerginliklerin çatışmaya dönüşmesini engeller ya da güçlü bir devlet, çevresindeki güçsüz devletleri, kendi ülkesinin güvenliği için tampon bölgeler olarak görür ve kendisine dışarıdan yönelecek bir saldırıyı bu tampon ülkelerin topraklarında karşılamayı planlar. Avrupa ve Sovyetler Birliği, Soğuk Savaş döneminde Doğu Avrupa ülkelerini bu şekilde görmüşlerdi.

Tanımlanmış yatıştırıcılık-Defined appeasement

İki devlet arasındaki gerilimi, söz konusu anlaşmazlığa konu olan temel unsur yada unsurları belirleyip ortadan kaldırarak azaltma yöntemi.

Tarafsızlık (neutrality)

Bir devletin başka iki devlet veya devletler arasındaki savaşın fiilen ve hukuken dışında kalması ve savaşan devletlerin de bunu böyle kabul etmesi. Tarafsızlık doktrini hiç değilse barış zamanında her türlü askeri ittifaka katılmayı reddeden öğretidir. Özellikle batı ve komünist blokları karşı karşıya getiren anlaşmazlıklarda bir hakemlik veya çekimserlik siyasetine sahip olanların görüşü böyle idi.

Tarafsızlık çeşitli şekillerde olabilir. 18 yy.’da alışılmış olan tam veya mutlak tarafsızlık yanında noksan, sınırlı veya gözetici denen tarafsızlık ortaya çıkmıştır. Sınırlı tarafsızlıkta savaşa katılma yok; ama taraflardanbirine yardım vardır. Bir diğer tarafsızlık da silahı olanıdır. Bu ya ticaret gemilerini korumak için refakatine savaş gemisi vermek ya da tarafsızlığa saygı gösterilmesini güven altına almak için kuvvetli bir orduyu silah altında tutmak şeklinde olur. Daimi tarafsızlık ise bir devletin diğer devletlere bağımsızlığını ve ülke bütünlüğünü güven altına alınmasına karşılık-meşru müdafaa durumu hariç-savaş hakkında ve askeri ittifaklara girme hakkında vazgeçmesi demektir.

Tarafsızlık bazı hakları (toprak bütünlüğünün ihlal edilmesi, ticari ilişkilerde serbestlik) ve buna karşılık bazı yükümlülükleri (dolaylı dolaysız her tür çatışmaya katılmaktan kaçınma, savaş halinde bulunanlara karşı tam anlamıyla eşit davranma vs.) kapsar.

Tarafsızlık Kanunu, 1935

ABD’nin kriz içindeki Avrupa ile diplomatik ilişkilerini belirlemesine ilişkin kanun. 1933’ten itibaren. Avrupa’nın kriz içinde olması karşısında ABD, Avrupa diplomasisinin bu krizler içine sürüklenmekten korkmuş ve yalnızcılık politikasına daha fazla bağlanmıştır. Bunun için 1935 Ağustos ayının içinde “Tarafsızlık Kanunu” çıkarılmıştır. Bu kanuna göre bir savaş durumunda Başkan, savaşan taraflara silah ve malzeme satılmasını yasaklayabilmekteydi.

Tarım politikası-Agricultural policy

Bir ülkenin tarım kesimine yönelik uygulamaları. Sübvansiyon ve müdahaleler uluslararası ticarete zarar verecek boyutlara ulaştığı an ülkelerarası ilişkileri zedeleyecek bir unsura dönüşür.

Tartışma-Discussion

Diplomasinin normal aksiyonlarından biri. Uluslar arası siyasetteki aktörlerin çarpışan menfaatlerine çözüm bulmayı yada işbirliği yapılabilecek konuları değerlendirmeyi hedef olan karşılıklı iletişim.

Tartışmanın ortak paydası-Common ground for discussion

Devletler arası bir müzakerede tartışmaya temel teşkil edecek ortak zemin, pazarlıkların üzerine bina edileceği esaslar.

Tasarruf yetkisi anlaşması-Dispositive treaty

Uluslar arası hukukta, bir devletin egemen olduğu topraklar üzerindeki hak ve yükümlülüklerini doğrudan doğruya etkileyen yada bunları tartışma konusu yapan anlaşma.

Taşkent Bildirisi, 1966

Hindistan ve Pakistan arasında sınır çatışmaları devam ederken Sovyetler Birliği’nin Pakistan Devlet Başkanı Eyüp Han ile Hindistan Başkanı Lal Bahadur Shastri, 4 Ocak 1966 tarihinde Sovyet Özbekistan’ının başkenti Taşkent’te biraraya geldiler. İki önderin anlaşmaya vardıkları bildiride, iki tarafın da anlaşmazlıkların çözümünde kuvvet kullanmayacakları ve birliklerin 5 Ağustos 1965’teki yani çatışmaların başladığı tarihten önceki yerlere çekileceği açıklanıyordu.

Tayvan Sorunu

Tayvan’ın (milliyetçi Çin) Birleşmiş Milletler üyeliğinden çıkartılmasıyla sonuçlanan anlaşmazlık. BM Genel Kurulu, Arnavutluk ve diğer yirmi üyenin teklifi üzerine Ekim 1971’de, otuzbeş aleyhte ve onyedi çekimser oya karşı yetmiş altı oyla aldığı bir kararla Çin Halk Cumhuriyeti’ni BM üyeliğine kabul etti ve buna karşılık Milliyetçi Çin’i (Tayvan) üyelikten çıkardı.

Terörizm (terrorism)

İhtilalci bir mücadele sistemidir. Bu sistemin yarattığı havaya “terör”, sistemin tarafları veya uygulayıcısına da “terörist” denir. Terörizm; yasadışı stratejik ve siyasal amaçlarını gerçekleştirmek için bir grubun veya devletin, hedeflenen kitleyi yıldırıp, korkutarak, planlı ve bilinçli biçimde şiddet kullanması ya da kullanma tehdidinde bulunmasıdır. Terörizmin kuralı yoktur, amaçları korku yoluyla istekleri dayatmaktır. Terörizm bir savaştır ama bu savaşın alanı belli değildir. Genelde teröristlerin seçtiği alanda taraflar karşı karşıya gelir. Eylemleriyle, kitle iletişim araçlarını kullanarak sorunlara dikkat çekmeye çalışırlar ve bunun için de en kanlı yolları seçmeye özen gösterirler.

Tescil-Enregistremant

Uluslar arası anlaşmaların belirli  bir kuruluş veya organa tevdi ile kaydettirilmesi işlemi. Anlaşmaların tescili, dünya politikasında ve uluslar arası ilişkilerde açık diplomasi denilen barışçı ve güven verici tutumların yerleşmesini sağlamak üzere öngörülen hukuki bir tedbirdir. Böylece gizli anlaşmalardan ve kuşku yaratıcı durumlardan kaçınılmasının sağlanacağı düşünülmüştür. BM Anayasasının 102. maddesinde, anlaşma yapan devletlerin başvurması ile sekreteryanın tescil işlemini yaparak bütün anlaşmaları yayınlaması esası kabul edilmiştir.

Tibet Sorunu

Çin insanından gerek ırk, gerekse kültür bakımından farklı olan Tibet halkı, geleneksel olarak Dalai Lama adı verilen dinsel önder tarafından yönetilmekteydi. Tibet 18. ve 19. yy.’da Çin’in etki alanı içinde sayılmaktaydı. Ancak, 1913-1950 yılları arasında zayıf Çin yönetimi Tibetteki askeri varlığını sürdürememiş ve bundan yararlanan Dalai Lama, uzun süre ülkesinin tam bağımsızlığının uluslararası alanda tanınması için çok çaba göstermişse de, başarılı olamamıştır.

Ç.H.C. kurulduktan sonra, Çin’in bir askeri harekatından endişelenen Dalai Lama hükümeti, 1950 Nisan’ında Çin ile ilişkilerinin düzenlenmesi için girişimlerde bulunmaya başlamıştır. Bu girişimlere cevap olarak, Pekin hükümeti, Tibet’in Çin’in bir parçası olduğunu, coğrafi konumu yüzünden Çin ordusunu engellemeyeceğini ve İngiliz ya da Amerikan yardımına güvenmemelerini açıkladı. 24 Ekim 1950 tarihinde ise, Tibet’i “anayurdun büyük ailesi” içine almak ve Çin “ulusal savunma çizgisini güçlendirmek” gerekçesiyle, Tibet’i doğrudan işgal etmeye başladı. İşgal hareketine en büyük tepki, doğal olarak Tibet hükümetinden ve işgal gerçekleştiği taktirde Çin’le sınır komşusu olacak Hindastan’dan geldi. Çin Hükümeti önce Tibet’in yönetimine hoşgörülü davrandı. Ancak daha sonra isyanlar bitmeyince, baskı politikası başladı. Bu baskı, isyanın tüm Doğu Tibet’e ve oradan da Başkente sıçramasına yol açtı. Başkaldırı, 1959 Mart’ında Çin garnizonuna saldırı olayında doruk noktasına ulaşınca, Çin harekete geçti ve kanlı çarpışmalar sonucu tüm Tibet’e egemen oldu. Dalai Lama ise Hindistan’a kaçtı. Bu gelişmeler, ilerde ortaya çıkacak olan Çin-Hint çatışmasının temelini oluşturmuştur.

Ticari Kontrol Listesi-Commerce Control List

Amerikan Ticaret Bakanlığı’na bağlı Endüstri ve Güvenlik Bürosu tarafından ihracatı kontrol altında bulunan maddeleri gösteren liste. Özellikle kimyasal maddelerle ilgili kısıtlamalarda sık sık kullanılır.

Ticari sivil toplum örgütü-CONGO

Commercial NGO terimlerinin kısaltmasıyla oluturulan kavram, uluslararası iş çevreleri tarafından ihalelere katılabilmek, ihale kazanabilmek ve daha az vergi ödemek amacıyla kurulmuş olan sivil toplum örgütlerini belirtir.

Tırmanma (escalation)

Savaşan bir tarafın kendince gerekli görerek veya hasım tarafça girişilmiş arttırma hareketine karşılık olarak askeri imkanlarını hesaplı bir biçimde arttırması. Öte yandan tırmanmanın, cepheye daha fazla asker sevkedilmesi, savaşta yer alan ülke sayısının artması, giderek daha büyük alanlara yayılması biçiminde ortaya çıkması da mümkündür. Günümüz stratejistleritırmanma olgusunu askeri çatışmalarda mümkün olduğunca önlenmeye çalışılan bir süreç olarak görürken aynı zamanda bu sürecin topyekün bir savaşın ortaya çıkışını engelleyici bir fonksiyonu bulunduğuna da işaret etmektedir. Alt düzeydeki bir yoğunlukta başlayan mücadelede çeşitli tırmanma aşamalarında uzlaşmaya varılabilir.

Ayrıca tırmanma terimi Atom Çağı’nın strateji terimleri arasında yer alır ve atom silahlarının gücünün önüne geçilmez bir biçimde hızlanmasını belirtmek için kullanılır.

Tırmanma politikası-Escalation policy

Sınırlı bir çatışmanın giderek yoğunlaşması. Tırmanma, askeri çatışmalarda mümkün olduğunca önlenmeye çalışılan bir süreç olsa da, kimi zaman tırmanma politikaları, topyekün bir savaşın ortaya çıkışını engelleyici fonksiyon görebilmektedir. Düşük yoğunlukta başlayan bir mücadele, çeşitli tırmanma aşamalarında (daha fazla asker yığma, silahların tahrip gücünü arttırma vs.) tarafların uzlaşma ve gerilimi tırmandırmaktan vazgeçme imkanı tanıyacağından, birdenbire üst düzey yoğunlukta baş gösteren bir savaştan daha az zararlı olabilmektedir.

Tonkin Körfezi Olayı, 1965

Kuzey Vietnam’ın bombalanmasına yol açan Tonkin Körfezinde Turner Joy ve Maddox savaş gemilerinin batırılması. Tonkin Körfezi olayında ABD’nin Kuzey Vietnama verdiği karşılık çok sert oldu. 5 Şubat 1965 tarihinde Vietkong, Pleikv’daki Amerikan kampına bir saldırıda bulundu ve sekiz Amerikalı öldü, bu olay, Tonkin Körfezi Olayı ile birlikte, gelecek üç yıl boyunca Kuzey Vietnam’ı yerle bir edecek korkunç Amerikan bombardımanının da başlangıcı oldu.

Bu bombalama istenen sonucu vermemiştir. Ho Chi Minh, Amerikanın havadan “tırmanmasına” yerden güney sızmaları artırarak karşılık verdi. Bunun anlamı artık Vietkong’u yenmek için kara kuvvetlerinin savaşa girmesiydi.

Toprak dışılık-Exterritoriality

Bir ülkedeki yabancı diplomatik temsilcilik binası ile ona ait bahçe ve arazilerin o yabancı ülkeye ait toprak parçası sayılması ve dokunulmazlığa sahip olması. Exterritorrialite rejimine tabi yerlerde, içinde bulunduğu ülke kanunları geçerli değildir; polis ve diğer kamu görevlileri diplomatik temsilcinin izni olmadan bu yerlere giremez. Yabancı ülkelerdeki askeri mezarlıklar da aynı rejimden yararlanır.

Topyekün Savaş (Total war/All out war)

Çağımızda savaşın ulaştığı aşama. Eski dönemlerde savaş daha çok sonucu savaş meydanlarında belli, mücadeleye girişen orduların başarı veya başarısızlığı ile belirlenen bir görünüme sahipti. Ancak 20. yy. gelişmeleri durumu değiştirdi. Örneğin hava kuvvetlerinin ordulara katılması cephe gerilerinin vurulabilirliğini arttırdı. Topyekün savaşın bazı özellikleri vardır:

a) Ülke halkının tümü savaşa katılır. Yani savaş ile ilgili çabalarda yer alır.

b) Karşı tarafın halkı bunaltılmaya böylece savaşa direnme arzusu ve gücü azaltılmaya çalışılır.

c) Modern silahların kullanılmasıyla hedeflerin küçük ölçekli tahribi söz konusu olmaktadır.

d) Ülkenin çoğunun mücadele içinde yer alması sonucu savaş global bir nitelik kazanır.

e) Düşman tarafın halkını hedef alan yoğun moral ve ideolojik kampanya açılarak mücadele karşı tarafa yönelik bir haçlı seferi biçimine sokulmaktadır.

f) Klasik savaş kuralları genellikle taraflarca pek dikkate alınmamaktadır.

Günümüzde topyekün savaşın bir anlamı da yerel bir nükleer savaştır. Tarafların kesin bir zafer elde etmek için bütün güç ve kaynaklarını seferber ettikleri büyük savaştır. Tarih boyunca savaşların boyutları siyasal olmaktan çok ekonomik ve toplumsal nitelikte olmuştur. Basit toprak ilhaklarının genelde kıyasıya savaşlara yol açması bu durumu yansıtır. Tarihte en kanlı çatışmalar ideolojik ayrılıkların yolaçtığı durumlar, iç savaşlar ve din savaşlarında görülmüştür. Büyük köle nüfusları olan Eski Yunan ve Roma’da bile çöküş dönemlerine değin topyekün savaş görülmemiştir. Savaşın belli kurallara uygun yürütüleceğine karşı çıkan Prusyalı askeri strateji uzmanı Carl Van Clausewitz topyekün savaş kavramını bugünkü anlamıyla kullanan ilk yazarlardandır.

20. yy.’daki iki dünya savaşı birçok yönden sınırlı olmakla beraber genelde topyekün veya en azından tarihin en topyekün savaşları sayılır.

Treshold Antlaşmaları, 3 Temmuz 1974

Yeraltında Nükleer Denemeleri Sınırlandıran Antlaşma ve Ek Protokol. Yeraltında yüzelli kilo tonu aşan nükleer güç denemelerini yasaklayan antlaşma. 3 Temmuz 1974’te imzalanan antlaşma ile taraflar, denemeleri en aza indirmeyi de kabul etmişlerdi. Ek protokol ise tarafların nükleer denemeleri ile ilgili verileri birbirlerine aktarmalarını öngörmektedir. Antlaşma, ABD Senatosunca onaylanmadığı için yürürlükte değildir.

Trianon Barış Antlaşması, 4 Haziran 1920

Macaristan ile İtilaf devletlerince I. Dünya Savaşını bitiren antlaşma. Bu antlaşmayla Macaristan komşu ülkeler olan Çekoslavakya, Yugoslavya ile Romanya’ya toprak bırakmak zorunda kalmıştır.

Truman Doktrini

İkinci Dünya Savaşı sonunda Yunanistan’da komünistlerle iç savaş başgöstermiş, Türkiye de 1945 ve 1946 döneminde Rusya’nın Kars ve Ardahan üzerindeki toprak ve Boğazlarda üs elde etme istekleri ile karşılaşmıştı. Savaş sonrası dünyası diğer bazı bölgelerde de sıcak savaşı izleyen bir soğuk savaş durumuna girmekteydi.

Bu atmosfer içinde, 1947 Mart’ında ABD Başkanı Truman, Kongreden Türkiye ve Yunanistan’a askeri yardım için 400 milyon dolarlık bir ödenek istedi ve bunu elde etti. Böylece, yeni bir “AmerikanYardımı” dönemi başlamıştır. Nitekim birkaç ay sonra da, Dışişleri Bakanı Marshall Avrupa ülkelerinin savaşta tahrip olan ve zayıflayan ekonomilerini güçlendirmek amacıyla “Marshall Planı” adıyla anılan yeni yardım kararını açıklamış ve Avrupa Kalkınma Programı (European Recovery Program) olarak da anılan yeni yardım sistemi kurularak Türkiye de dahil birçok Batı Avrupa ülkesine ekonomikyardım başlamıştır.
Truman Doktrini ile yapılan 400 milyon dolarlık yardımdan Türkiye, Yunanistan’dan daha az bir yardım almıştır (100 Milyon Dolar).

Tuna Komisyonu-Danube Commission

19 Ağustos 1948 tarihinde imzalanan Belgrad Sözleşmesi ile kurulan komisyon. Tuna Nehrinden Karadenize kaar serbest gemi taşımacılığını sağlamak ve koşullarını geliştirmek için çalışır. Üyeleri: Avusturya, Bulgaristan, Macaristan, Yugoslavya, Romanya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya.

Türetilmiş müdahale fiyatı-Derived intervention price

Uluslar arası ticarette, paketlenmiş tütün için, işleme masrafları kadar arttırılmış müdahale fiyatıdır.

Türk-Alman İttifakı, 3 Ağustos 1914

Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşına girmesine neden olan ittifak antlaşması.
Alman-Osmanlı ittifakı I. Dünya Savaşı başladıktan sonra, 2 Ağustos 1914’te hazırlandı ve birgün sonra imzalandı. İttifaka göre, Almanya ve Osmanlı devleti, Avusturya ile Sırbistan arasındaki çatışmada tarafsız kalacaklardı. Ancak, bu çatışma bir Alman-Russavaşına dönüşürse(ittifak imzalandığında dönüşmüştü bile). Osmanlı devleti Almanya’nın yanında savaşa katılacaktı. Buna karşılık, Osmanlıdevletinin toprak bütünlüğü Rusya tarafından bozulunca, Almanya Osmanlı devletine yardım edecekti.
Bu ittifak antlaşması Osmanlı Devleti’nin geleceğini Almanya’ya bağlamıştır.

Türk-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Paktı, 1925

İngiltere ve Milletler Cemiyeti’nin Musul sorunundaki tutumları ve İngiltere’nin 1925’te Doğu ayaklanmasını kışkırtması Türkiye’yi Sovyetler Birliği’nin desteğini arama yoluna itmiştir. Sovyetler Birliği de aynı yıl imzalanmış bulunan Lokarno Antlaşmalarını kendisine yönelik düzenlemeler olarak yorumlamış ve bunların sonucu olarak, iki devlet arasında 17 Aralık 1925’te bir “Tarafsızlık ve Saldırmazlık Antlaşması” imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre, iki devlet birbirine saldırmayacak, taraflardanbiri saldırıya uğradığı takdirde öteki tarafsız kalacak ve taraflar birbirlerine yönelik siyasal düzenlemelere girmeyecekti. Ayrıca, taraflar üçüncü devletlerle siyasal nitelikte antlaşmalar imzalamadan önce birbirlerine danışacaklardı.

Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı

30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı hükümetince imzalattırılan Mondros Silah Bırakışması İtilaf devletlerince yalnız savaş sonrasında yapılan gizli antlaşmalarda belirtilen yerleri işgal hakkını vermemekte, aynı zamanda şu iki önemli hükmü de öngörmekteydi. (i)Boğazlar bölgesi işgal altına alınacak ve (ii)İtilaf devletleri güvenliklerini tehlike altında gördükleri bölgeleri de işgal edebileceklerdi. İşte I. Dünya Savaşı’nın galip devletleri, anlaşmalarda söz konusu edilen “Mezopotamya” ve “Kilikya” gibi sınırları hiç de belirli olmayan bölge adlarına ve yukarıdaki maddeye dayanarak, Türklerin içinde yaşayacağı sınırı sürekli kuzeye, Anadolu’nun içlerine doğru zorlamaya başlamıştı.

Bu kötü koşullar altında, Mustafa Kemal’in önderliğinde Anadolu’da başlayan Ulusal Kurtuluş Hareketi, Temmuz-Eylül 1919 tarihleri arasında Erzurum ve Sivas Kongreleri ile örgütlenmiş ve mücadelenin amaçları bu kongrelerde ana hatları ile belirlenmiştir. Ulusal sınırlar içinde vatan bir bütündür, geçici bir hükümet kurulacaktır ve Manda ile himaye sistemleri kabul edilemez.

Anadolu’da bu örgütlenme çabaları olurken, Osmanlı Meclis-i Mebusanı 28 Ocak 1920 tarihinde son toplantılarında, ulusal kurtuluş hareketinin temel ilkelerini “Misak-ı Milli” adı altında ilan etmiştir.

Misak-ı Milli ulusal ve bölünmez bir Türk ülkesinin sınırlarını çizmiş, bunu Osmanlı yönetim ve gelenekleri ile bağlantının kesildiğini tüm dünyaya açıkça ilan etmiştir. İslam dünyasına öncülük yapmak iddiasında bulunan çok uluslu bir imparatorluk yerine, mütecanis bir ulus-devlet kurulacaktı ve yeni Türkiye’nin gücü buradan kaynaklanıyordu.

Türk ulusal kurtuluş hareketinin kronolojik seyri şöyle olmuştur. 23 Nisan 1920’de TBMM’e açıldı. 2 Aralık 1920 tarihli Gümrü Antlaşması ile doğudaki harekat sona erdi. Gümrü’den sonra Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921’de Moskova Dostluk Antlaşması imzalandı. Bununla Sovyet Rusya, Misak-ı Milliyi tanıyordu.
10 Ocak 1921 I. İnönü Savaşı,
31 Mart 1921 II. İnönü Savaşı,
23 Ağustos-13 Eylül 1921 Sakarya Meydan Muharebesi,
20 Ekim 1920’de Fransa ile Türkiye arasında yapılan Ankara Antlaşması. Bu antlaşmayla iki devlet arasındaki savaş durumu sona eriyordu.
30 Ağustos 1922 Büyük Taarruz’un başarıyla sonuçlanması.
9 Eylül 1922 Mudanya Bırakışması,
24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lausanne Barış Antlaşması ile Türk Ulusal Kurtuluş hareketi başarıyla sonuçlandı. Osmanlı imparatorluğunun küllerinde bir devlet oluşturuldu.

U-2 Uçağı Olayı

U-2 olayı, yalnız Doğu-Batı ilişkileri açısından değil, aynı zamanda Türkiye açısından da önemli sonuçlar doğurmuş bir soğuk savaş olayıdır. ABD’nin bazı NATO ülkeleri ve bu arada Türkiye’deki üslerinden kalkan uçakların faaliyetleri sorunu, U-2 haberalma uçağının düşürülmesi üzerine alevlenmiş ve Sovyet-Amerikan ilişkilerinde önemli bir bunalıma yol açarak, soğuk savaşı şiddetlendirmiştir. U-2 olayı, Amerikan yöneticilerinin, Sovyetler Birliği’nin 1949 yılında atom tekelini ortadan kaldırmasından sonra duymaya başladıkları derin güvensizliğin doğrudan bir sonucudur. U-2 uçağı bir füze gibi havalanabilmekte, 10 saniye içinde 300 metre yükselmekte, 30.000 metre yükseklikte, güçsüz olarak 300 mil gözükebilmekte ve yakıt almaksızın yedi buçuk saat ve 3.000 mil uçabilmekteydi. Uçak, çok yüksekten net biçimde fotoğraf çekecek son derece güçlü kameralarla donatılmıştı.

Dünya, U-2 olayını, 3 Mayıs 1960’ta Khrushchev’in Sovyet hava alanında bir Amerikan casus uçağının 1 Mayıs tarihinde düşürüldüğünü açıklamasıyla öğrendi. ABD bu uçağın casus uçağı olmadığını, açık hava sağanaklarını inceleyen meteorolojik bir uçak olduğunu açıkladı. Khrushchev, 5 Mayıs 1960’ta verdiği ikinci demeçte, tam doruk toplantısının yapılacağı sırada, Sovyetler Birliği’ne karşı girişilen bu düşmanca hareketin, doruk toplantısını baltalamak amacını güttüğünü söylemiş ve hükümetin Amerikan uçaklarına üslerinde faaliyet izni veren devletlere de uyarıda bulunacağını belirtmiştir. Ayrıca, herhangi bir saldırıya karşı, Sovyetlerin güdümlü füzelerle karşılık vereceğini ve bu saldırıda kullanılan üslerin de yerle bir edilebileceğini hatırlatmıştır. Açıktır ki, bu sözler Türkiye’ye doğrudan bir tehdit niteliğini taşıyordu.

Ultimatom (ultimatum)

Bir devletin diğer bir devletten derhal veya belirli bir süre içinde yerinegetirilmesini istediği bazı taleplerde(mesela o devlete verilmiş zararlardan dolayı tazminat ödenmesi, sınırlı ihlal ve tecüvüzlerine son verilmesi, sınırı geçmiş olan birliklerin geri çekilmesi gibi) bulunduğu diplomatik belge. Ayrıca genellikle talep veya taleplerin derhal yahut belirtilen sürede yerine getirilmemesi ültimatomu veren devletin gerekli gördüğü bütün tedbirleri (ilişkilerin kesilmesi, aynıyla karşılık verme, abluka, silah kullanma ve savaş ilanı) almakta kendini serbest sayacağı da belirtilir. La Haye antlaşmasına göre ultimatomun yazılı olarak verilmesi gerekir.

Ulus (nation)

İnsanların biraraya gelerek oluşturdukları en geniş toplumsal örgütlenme biçimi. Genelde aynı topraklar üzerinde yaşama, dil, din ya da benzeri ortak değerlerle birleşme ve yine genelde hukuksal egemenliği olma gibi tarafsız, kişinin kendini gruptan sayması gibi subjektif değerlerin biraraya getirdiği ve bu farkların bir elit tarafından hatırlatıldığı insan topluluğu, ulusu oluşturan çeşitli öğelerin tarihin genel akışı içinde belirginleştiği toplumlar, ancak kendi devletlerini kurma hakkını elde ettikten sonra günümüzdeki anlamda ulus olabilmişlerdir. Özellikle tanımda yer alan ve bir ulusun üyelerinde ortak olması gereken özellikler günümüzdeki birçok ülke açısından (en azından resmi düzeyde) sözkonusu olan ulus-devlet birlikteliğini hemen hemen bütünüyle ortadan kaldırmaktadır. Bu tanıma göre ya bir devlet içinde birçok ulus yeralmakta ya da bir ulus birden çok devlet arasında bölünmüş durumdadır. Bu durum günümüzde soruna daha pragmatik açıdan bakan ve daha çok ulus-devlet birlikteliğini temel alan bazı ulus tanımlarını beraberinde getirmiştir. Günümüzde yaygın kanıya göre ulus, ortak bir geçmişe ve geleceğe ilişkin benzer düşüncelere sahip olan yani bir inanç ve bilinç birliği içinde bulunan insan topluluğudur.

Ulusal Çıkar (national interest)

Yöneticilerin, devletlerin dış politikalarını dayandırdıklarını söyledikleri temel ögelerdir. Marksistlere göre devletin çıkarları veya ulusal çıkarlar aslında toplum içindeki egemen sınıfın çıkarlarından başka birşey değildir. İç politikada olduğu gibi dış politikada da devlet, mevcut düzeni dış tehlikelerden koruyan ve egemen sınıfın dışarıdaki çıkarlarını yürüten başlıca araçtır. Sovyet yetkililere göre barış zamanında dış politikanın başlıca aracı diplomasidir. Dış politikanın egemen sınıfın çıkarlarını yansıtmaya karşın diplomasi ulusal çıkarların resmi biçimdeki ifadesidir. Diplomatik ilişkiler ulusal çıkarlar örtüsüne gizlenmiş olan grup çıkarları ya da toplumsal sınıf çıkarları arasındaki çatışmanın bağdaştırılmasından başka birşey değildir. Ulusal çıkar kavramının tüm ulusun çıkarlarının bir bileşkesi niteliğini taşıdığını kabul eden klasik görüş taraftarları açısından da hangi ögelerin ulusal çıkarı temsil ettiğinin belirlenmesi sorun olmaktadır. Herşeye rağmen bir ulusun tümünü kapsayan ortak bir çıkaröğesinin ülkenin öz varlığının korunması olduğu genellikle kabul edilmektedir. Son yıllarda özellikle de ABD’li bazı yazarlar kavramın uluslararası politikanın biçimsel analizi açısından pek uygun olmadığını, dolayısıyla yerine başka kavram ya da kavramların konulması gerektiğini savunmaktadırlar.

Ulusal Devlet (national state)

Bir devlet biçimi Ortaçağ Avrupası’nın son dönemlerinde giderek çökmeye başlayan feodal sistem karşısında yeni ortaya çıkan burjuvaziyi yanlarına alan krallar merkezi otoritelerini güçlendirmekteydiler. Fransız Devrimi de ulusçuluğun ideolojik ve moral altyapısını güçlendirdi, çok uluslu imparatorluklar için gerçek bir tehdit oldu. 19. yy’ın sonları ve 20. yy başlarında en yoğun dönemini yaşayan ulusal devletlerin ortaya çıkış süreci 20. yy’ın ikinci yarısından itibaren azalmıştır. Bunun nedenleri, potansiyel toplulukların sınırına yaklaşılması iki bloklu sistemin ulusal devletin prestijini zedelemesi, eski sömürge devletlerinin bağımsızlığa kavuşurlarken ulusal devlet niteliklerini taşımamaları olarak sayılabilir. Ulusal devlet günümüzde yaygın bir uluslararası birim, bir devlet biçimi olarak görünmektedir.

Ulusal Güç (national power)

Bir devletin bir diğerini, belirli tutum ve davranışları yapma ya da yapmama açısından zorlamakta kullanılabileceği potansiyel olanaklar toplamı. Coğrafya; ulusal gücü oluşturan en istikrarlı faktördür. Önemi eski dönemlere göre azalmakla beraber günümüzde de geçerlidir. Örneğin, ülkenin bir ada olması, çok dağlık ve içlerine ulaşılması güç bir topograik yapıya sahip olması veya ülkeyi diğer ülkelerden ayıran hiçbir doğal engelin bulunmaması, bir ülkenin ulusal gücünü etkileyen ögelerden birisi de doğal kaynaklardır. Endostriyel kapasite; günümüzde gerekbarış gerekse savaş dönemlerinde ülkelerin ulusal gücünü belirleyen en önemli faktörlerden birisi de endüstriyel kapasitedir. Askeri Hazırlık Derecesi; gücü oluşturan temel öğelerden birisidir. Bir ülkenin askeri hazırlık derecesi, o ülkenin savaş teknolojisi, askeri birliğinin kapasitesi ve de silahlı kuvvetlerinin nicelik ve nitelik açısından mevcut durumu ile ilgilidir. Nüfus; önem derecesi duruma göre değişen bir faktördür. Günümüzde de konvansiyonel silahlar ile sürdürülen savaşlarda, özellikle de kara savaşlarında nüfusun önemi büyüktür. Diplomasinin Niteliği; elde bulunan potansiyonel olanakların değerlendirilmesi konusunda genel politikayı belirleyen faktördür. Bu anlamda diplomasi, ulusal gücü meydana getiren farklı ögeleri, ulusal amaçları yakından ilgilendiren uluslararası konular üzerinde en yüksek etkide bulunabilecek bir şekle getirme sanatıdır. Hükümet ve Yönetimin Niteliği; gerçekte sözü edilen tüm ögeler hükümet tarafından alınan kararlar çerçevesinde bir ülkenin gücünü oluştururlar. Bu nedenle nitelikli bir hükümetin gerçekleşebilmesi için gereken üç görev vardır; a)ulusal gücü yaratan maddi ve insani kaynaklar ile izlenmekte olan dış politika arasında bir dengenin kurulması b)sözkonusu kaynakların kendi aralarında gerçeçi dengenin kurulması, c)izlenecek dış politika konusunda halkın desteğini kazanma. Bazı yazarlar ulusal moral, ulusal karakter gibi saptanması ve karşılaştırılabilmesi son derece güç bazı faktörleri de ulusal gücü oluşturan ögeler arasında ele almaktadır.

Ulusal Hava Sahası (national air space)

Bir devletin ülkesi üstündeki hava sahası. Hava sahası devletlerin egemenliği altında bulunan hava ülkesi ile buna bitişik olarak yer alan iç suların, boğazların üstünde bulunan hava sahasıdır.

Ulusal Karakter (national character)

Devletlerin ve hükümetlerin “kişileştirilmesi” ile uluslararası davranışlarının açıklanabileceğini savunan görüş. Barışta ve savaşta ulus adına eylemde bulunanlar devlet politikası belirleyenler, uygulayanlar, destekleyenler, seçenler ve seçilenler, kamuoyunu biçimlendirenler gibi şeylerin hepsi ulusal karakteri oluşturan entellektüel ve moral niteliklerin izlerini taşırlar. Bunun sonucu da ulusal karakterin ulusal güç üzerinde etkiye sahip olmasıdır. Uluslararası ilişkilerin açıklanmasında ulusal karakterin gözönüne alınması bugün ciddi ve gerçekçi bir yaklaşım olarak kabul edilmemektedir. Rusların kaba kuvvetçiliği ve inatçılığı, Amerikaların buluşçuluğu ve bireyciliği, İngilizlerin doğmatik olmayan sağduyuları, Almanların ve Japonların disiplinci organize toplumsal yapıları ulusal karakter farklılıkları olarak öne sürülmekte ancak uluslararası ilişkilerin açıklanmasında çok yetersiz kalmaktadır.

Ulusal Kurtuluş Hareketleri

II. Dünya savaşından sonra tanık olunan, emparyalist devletlerin yönetimi altında bulunan sömürgelerin uluslaşması ve bağımsızlıklarını kazanmaları, gerçekte yalnızca savaşın bir ürünü sayılamaz. Bu önemli sürecin kökenleri geçen yüzyılın içinde dal budak salmış bulunmaktaydı. 19. yy. emparyalizmi, sömürgelerle sömürgeciler arasında 1914 yılına kadar, hiç değişmeden süren özel bir ilişkiler bütünü kurmuştu. Kısaca, siyasal bağımlılık, ırksal eşitsizlik, halklarının ulusal benlik ve bütünlük kazanmaları, okuma-yazma oranın artması yaşam düzeylerinde az da olsa bir yükselişin sağlanması ve nüfusun artması sonucunda ortaya çıkan ulusal bilinç, 19. yüzyılın ürünleri olan siyasal bağımlılık, ırksal üstünlük ve ekonomik sömürünün karşısına çıkan temel güçler olmuştur. Bu gücün belirli bir hedefe yönelmesine yardım eden ise, özgürlük, eşitlik ve “self determinasyon” gibi liberal ideallerdir. Bu genel akım iki dünya savaşı ile hız kazandı. Çünkü, sömürgeci devletlerin çoğunluğu bu iki savaştan son derece güçsüz çıkmış ve bu yüzden ister istemez, sömürgeleri üzerindeki denetimi gevşetmek zorunda kalmışlardır. Bir başka hızlandırıcı etki ise sömürgeci devletlerin bu savaşlarda rakiplerini yenebilmek için sömürge insanının, savaşken er olarak yardımını istemeleri ve böylece bu askerlerin, belki de ilk defa beyaz insana göre ırksal bir aşağılığının olmadığını anlamaları ve Batı’nın liberal düşüncelerini açılmalarıdır. Afrika ve Asya’da Batı’ya karşı bağımsızlık hareketlerini yürütenlerin büyük çoğunluğunu dünya savaşına katılmış bulunan askerler oluşturmuştur. II. Dünya Savaşı bittiğinde yeryüzünde 600 milyon insan şu yada bu biçimde sömürge sistemi altında yaşamaktaydı. Bugün ise bağımlı bulunan ülke sayısı hemen hemen hiç kalmamıştır. Bu büyük dönüşüm Hindistan ve Pakistan’ın bağımsızlığı ile başlamıştır.

Ulusal marş-Anthem/national anthem

Devletlerin bağımsızlık ve egemenlik sembolü olan marş. İlk olarak 1570 yılında Hollanda Krallığı’nda, daha sonra 1745’te İngiltere’de, 1789’dan sonra Fransa’da okunmaya başlanan ulusal marşlar, daha sonra yaygınlık kazanarak, ulus devletlerin değişmez unlurlarından biri haline gelmiştir. Uluslararası ilişkilerde, devlet başkanlarının yada diğer üst düzey karşılamalarda konuk liderin milli marşının okunması protokol kurallarından biridir.

Ulusal Moral (national moral)

Bir ulusun kendi hükümetlerinin dış politikasını barışta ve savaşta desteklemekte gösterdiği konsantrasyon derecesi. Tüm ülkede ulusal moralin varlığı, yokluğu veya niteliği özellikle ulusların tehlike ile karşılaştığı bunalımlı zamanlarda daha açık biçimde ortaya çıkar. Ulusal moral bir devletin ordusunun, dış işlerini, üretimini yani tüm faaliyetlerini ve dolayısıyla gücünü etkiler.

Uluslararası Af Örgütü-Amnesty International

Merkezi Londra’da bulunan uluslararası örgüt. 1961 yılında kurulan örgüt, düşünce suçu mahkumlarının serbest bırakılması, siyasal tutukluların adil biçimde yargılanması, işkencenin önlenmesi ve ölüm cezasının kaldırılması gibi alanlarda mücadele vermektedir. Yayınladığı yıllık raporlarla, uluslararası kararların alınmasında yada rapora konu olan ülke hakkındaki politik tavırlar üzerinde etkili olmaktadır. Örgütün halen 150’yi aşkın ülkede şube ve üyesi bulunmaktadır.

Uluslararası Boğazlar (international straits)

İki açık denizi birleştiren deniz yolu. Bir boğazın “uluslararası boğaz” olarak kabul edilmesi için uluslararası deniz ulaşımında kullanılıyor olması, genişliği ve coğrafi konumu ve durumu önemli etkenlerdir. Eğer sözkonusu boğazın genişliği karasularının iki katından az ise ve iki açık deniz parçalırını birleştiriyorsa Boğaz suları karasuları rejimine tabidir. Boğazın genişliği, karasularının iki katından fazla ise, karasularının dışında ve boğazın ortasındaki alanda açık deniz rejimi uygulanır.

Uluslararası Denizyatağı (deep seabed)

Ulusal yetki sınırları dışında kalan deniz yatağı ve toprak altı. Deniz yatağı kavramı 1945’ten sonra ortaya çıkmıştır. Denizlerin maksimum düzeyde kullanılması arzusu ve teknolojik gelişmeler sonucu, devletler deniz yatağının ve toprak altının araştırılması ve işletilmesi için çalışmalarda bulunmaya başlamışlardır. Devletlerin karasularının altında kalan bölümün dışındaki deniz yatağı alanında çeşitli uluslararası düzenlemeler öngörülmektedir. Ancak denizde deniz altı ve boru döşeme hakkı da bu çerçevede ele alınmaktadır.

Uluslararası Hava Sahası (international air space)

Hiçbir devletin ulusal hava sahasına girmeyen yani devletlerin karasuları sınırının dışındaki bölgelerin üstündeki hava sahası. Deniz hukuku antlaşmaları açık denizler üzerinde yaralan hava sahasındaki uçuş serbestliği ilkesini kabul etmek suretiyle karasuları dışında kalan hava sahasının ulusal egemenliğe konu olamayacağını benimsemiştir.

Uluslararası İlişkiler (international relations)

Uluslararası ilişkiler, başta devletler olmak üzere, hükümetler ve devlet-dışı kuruluşlar arasında hukuksal, siyasal ve ekonomik ilişkileri analiz eden kapsamlı bir deyimdir. Hatalı olarak uluslararası politika deyimi ile aynı anlamda kullanılır. Uluslararası İlişkiler devletler arasındaki her düzeyde ve her çeşit konudaki ilişkileri kapsamasına karşın, uluslararası politika devletlerin resmi organları aracılığıyla kurduğu ve siyasal konulardaki ilişkileri kapsar.

Uluslararası Kanallar (international channels)

İki açık denizi birbirine bağlamak amacıyla insan eliyle açılan su yolları. Bu su yollarının uluslararası ulaşım bakımından çok önemli olmaları halinde hukuksal statüleri uluslararası anlaşmalarla belirlenmektedir. Eğer ilgili bir anlaşma yoksa uluslararası kanal sınırları içinde bulunduğu denetim hukuk düzenine tabidir.

Uluslararası Nehirler (international rivers)

İki yada daha fazla sayıda devletin ülkesinden geçerek denizlere ulaşan veya bu devletler arasında doğal sınır oluşturan nehirler. Genelde 20 Nisan 1921 Barcelona Sözleşmesi ile belirlenen hukuki statüleri, uzlaşımın kıyı devleti olsun veya olmasın geçiş serbestliğine dayanır. Kıyı devletleri ulaşımı engelleyecek önlemler alamaz ve özel hizmetleri karşılığı dışında hiçbir ücret talep edemezler.

Uluslararası Politika (international politics)

Uluslararası ilişkiler disiplinin bir alt dalıdır. İki veya daha fazla devlet arasındaki siyasi ilişkileri uluslararası sistemin tümü içinde ele alarak inceler. Uluslararası politika, devletlerin resmi organları aracılığıyla giriştikleri ilişkileri kapsar. Uluslararası politikarın tüm devletlerin dış politikalarının toplamı olduğu söylenir. Bu bir bakıma doğrudur, ancak, devletlerin dış politikalarının teker teker incelenmesiyle uluslararası politikanın tümünü çözümleyebilmek imkansızdır. Uluslararası politika alanında her zaman geçerli olabilecek bir “büyük kuram” (grand theory) geliştirilememiştir. Bu alanda yapılan araştırmaların çoğu konuya tek yönlü bakmıştır ve hemen hepsinde süreç yönü ön plana alınmıştır.

Uluslararsı Ödemeler Bankası-Bank of International Settlements

Uluslararası finansal istikrarı sağlamak amacıyla merkez bankaları ve ilgili kurumlar arasında işbirliğini güçlendirmeyi hedefleyen uluslararası örgüt. 1930 yılında İsviçre’nin Basel kentinde kurulmuştur. Dünya çapında 49 merkez bankası üyedir.

Uluslararası Sistem Kuramı: bkz. Sistem Analizi

Uluslarüstücülük (supranationalism)

Uluslaraüstücülük, üye birimlerden merkezi organa doğru bir karar-alma otoritesi transferini içerir. Üyeler uluslarüstü kararı ya kabul etmek ya da sistemden çekilmek zorundadırlar. Kararlar üye hükümetlerin temsilcilerince veya uluslararası düzenlemenin bir birimi olarak işlev gören kurum tarafından alınır.

Uluslarüstücülük, eğer ülkeler egemenliklerinin bir kısmını gönüllü olarak merkezi kuruma devrederlerse mümkündür. Ancak karar alma ayrıcalıklarından vazgeçmemekte ısrarlı olan liderlere sahip bağımsız ve egemen devletlerden ulaşan bir dünyada uluslarüstücülük çok az destek görmüştür. Avrupa Birliği Komisyonu, politikalar üreten, bir yürütme organı işlevi gören ve üye ülkeleri, özel grupları ve bireyleri bağlayıcı kararlar alan uluslarüstü bir kuruluş olarak ender rastlanan örneklerden birisidir. Diğer Birleşmiş Milletler organlarından farklı olarak Güvenlik Konseyi, BM Antlaşması’nda barış ve güvenlik konularında üye ülkeleri bağlayıcı uluslarüstü kararları almakla yetkilendirmiştir. Konsey bu gücünü, sözgelimi 1966’da Rodezya’ya zorlayıcı ekonomik yaptırımlar uygulamak suretiyle göstermiştir.

Uluslar Avrupası-Europe of nations

Avrupa Birliği’nin, farklı üye uluslardan oluşan bir bütün olduğunu savunan bütünleşme modeli. Organizasyon açısından daha yumuşaktır ve konfederasyon devletler Avrupası ile federasyon halklar Avrupası modelleri arasında bulunur.

Uluslararası Tarih Çizgisi-Date line

180 derece boylam çizgisi ile çakışan ve milletlerarası tarih değiştirme çizgisi kabul edilen kuramsal çizgi. Varsayılan bu çizginin doğusundaki bölgelerde takvim, batısındakilere göre bir gün ileridedir.

Uluslararası Teamül, adet, gelenek, alışkanlık-Custom

Uluslararası siyasette, yazılı olmayan, kanunlarda belirtilmeyen; ama uzun yıllardır uygulandığından hiçbir ülkenin çiğnemediği genel teamüller. Ancak, devletlerarası ilişkilerde keyfiliği önlemek ve muhtemel anlaşmazlıkların önüne geçmek için söz konusu teamüllerin yasalar haline getirilmesi (codification) çalışmaları son yüz yıldır önem kazanmıştır. Milletler Cemiyeti tarafından yarım bırakılan bu çabalar, BM bünyesindeki Uluslararası Hukuk Komisyonu (International Law Commission) tarafından sürdürülmektedir. Komisyon çalışmaları sayesinde, birçok uluslararası gelenek (yasa) haline gelmiştir.

Uşak Devletler-Client states

Görünüşte egemenliğe sahip olmakla birlikte, tamamen yabancı devletlerin güdümünde hareket eden ve onların çıkarlarına hizmet eden devlet.

Utrecht Barışı, 1713

İspanya Veraset Savaşları’nı sona erdiren barış antlaşması. Utrecht Barışı’nın maddeleri, siyasi tarihin ana konusu olan 19. yy.’ın büyük çaplı olayları açısından çok önemlidir ve belki de “modern dünya” Westphalia’dan çok Utrecht ile kurulmuştur. Antlaşmanın asıl konusu İspanya dünyasının paylaşımıdır. İngiltere Cebelitarık ile Minorka adasını, Savua Dükalığı, Sardunya adasını aldı. İspanya’nın Akdeniz’deki öteki toprakları, (Milan, Napoli ve Sicilya) ile İspanya Hollandası (Belçika) Avusturya Habsburglarına bırakıldı. Fransa, Amerika’daki iki kolonisini (Newfondland ve Nova Scotia) İngiltere’ye devretti.

Utrecht Barışı’nın önemi şuradadır: Bir kere, daha önce de adı çok az duyulan iki küçük devlet, Savua ve Brandenburg, Avrupa’nın siyasal ufkunda yükselmeğe başladı. İki ülkenin yöneticisi, galip tarafa katılmış oldukları için, kral kabul edildiler. Bundan sonra birincisine Sardunya ya da Piyemonte, ikincisine Prusya denecektir.

İkinci olarak, Westphalia ile kurulan sistem yeniden doğrulandı. Üçüncü olarak Almanya hala federal bir karmaşa içinde, İtalya hala parçalanmış, İspanya ise Fransa’nın etkisi altına girmiş olduğu için, Utrecht Barışı’ndan İngiltere ve Fransa en güçlü iki devlet olarak çıkacaklardır. Ama, savaştan asıl kazançlı çıkan İngiltere’dir. Savaş sırasında İskoçya ile birleşmiş, Minorka ve Cebelitarık’ta Akdeniz gücü olmuş, Amerika’da iki toprak parçası elde etmiştir. Ama, daha da önemlisi, İspanya Amerikasına Afrikalı köleler taşıma ayrıcalığını elde etmiş olmasıdır. Bristol ve Liverpol gibi kentlerin gelecek dönemdeki zenginliklerinin kaynağı bu tutsak ticaretinden elde edilen karlardır.

Uyum eşitliği modeli-Concert equality model

Katılımcı tüm devletlerin, Pazar demokrasisine, kanun hakimiyetine, büyük devlet sorumluluk ve yetkisine sahip olduğu işbirliği modeli. G-8 örgütlenmesinde temel işbirliği modelidir.

Uzaktan Erken Uyarı Hattı-Distant Early Warning

Kanada nın kuzeyinde, kutup çemberi boyunca uçak ve güdümlü füzelerin yaklaştığını haber veren 5 bin kilometre alana yayılmış radar ağı.

Uzlaştırma (arbitration)

Devletler arasındaki uyuşmazlıkların barışçı çözüm yollarından birisi. Uzlaştırma siyasal ve diplomatik çözüm yöntemleri arasında en fazla resmileşmiş olandır. Ya bir kişiye ya da bir komisyona verilen uzlaştırma görevi, uyuşmazlıkların hakemlik veya yargı yoluyla çözülmesinden daha esnektir ve çeşitli uyuşmazlıklara uygulanabilme yeteneği daha fazladır. Uzlaştırıcıların verdikleri kararlar, hakemlik ve yargı yollarından farklı olarak uyulması zorunlu, bağlayıcı kararlar değildirler. Uzlaştırıcının amacı, farklı görüşlerin bağdaştırılması yoluyla uyuşmazlığın çözümünü sağlamaktır, yoksa hukuksal hakların gerçekleştirilmesi değildir. Uzlaştırıcının teklifleri tarafları tatmin etmedikçe ve taraflar bu teklifleri kabul etmedikçe uyuşmazlık çözüme bağlanamaz.

Üçüncü Dünya (third world)

Az gelişmiş ülkeler kategorisinde bulunan Afrika, Latin Amerika ve Asya ülkeleri için kullanılan bir deyimdir. II. Dünya savaşı sonrasında, özellikle soğuk savaş döneminde dünya, sosyalist sistemi benimsemiş Doğu Bloku ve kapitalist sistemi benimsemiş Batı Bloku arasında ikiye bölünmüştü. Üçüncü Dünya Deyimi bu iki kutupluluğu ortaya çıkardığı bir olguyu belirtmiş ve tam anlamıyla bu iki kutuptan birisinde yer almayan devletleri nitelemek için kullanmıştır. Bu deyim, dış politika stratejilerini “bağlantısızlık” yönünde seçen ülkeler için de kullanılır. Ancak dahaçok Varşova Paktı ya da NATO üyesi olmayan az gelişmiş Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerini belirtir. Bu ülkelerin ortak noktaları çoğunun bir sömürge geçirmiş olmaları bağımsızlıklarını bir mücadele sonucu kazanmalarıdır. Bu ülkeler dünya barışı için bloklar arasında bir denge unsuru olduklarını düşünmekteydiler.

Üçüncü Arap-İsrail Savaşı/1967 Altı Gün Savaşı

Mısır, Suriye, Ürdün ve Irak ile İsrail arasındaki savaş. Arap ülkeleri, 1948 ve 1956 yenilgilerinin intikamını almak ve İsrailin varlığına son vermek amacıyla 1960’lı yılların başından itibaren yoğun bir askeri yığınak gerçekleştirmeye başlamışlardı. Bu arada Filistinli gerillalar ile İsrail arasındaki çatışmalarda giderek yoğunlaşıyordu. Bu gerilim ortamının kendisi için kötü bir sona yol açmaması amacıyla erken saldırıya geçen İsrail, 5 Haziran 1967’de savaş açtı. Ancak altı gün süren savaş, Arap cephesinin yenilgisiyle sonuçlandı. Savaş sonunda, Mısır’ın Sina Yarımadası, Sureyi’nin Golan tepeleri ile Ürdün denetimindeki Doğu Kudüs ve Batı Şeria İsrail işgaline geçti. BM tarafından alınan ve İsrail’in işgal ettiği Arap topraklarından çekilmesini öngören 242 karar ise barışın sağlanması için etkili olmadı ve bir kaç yıl sonra yeni bir savaş daha çıktı.

Üçlü İtilaf, 1907

I. Dünya Savaşı öncesi oluşan komisyonlardan birisi. 1988 yılında II. Wilhelm’in Alman İmparatoru olmasıyla Şansölye Otto Von Bismarck’in 1862’den beri sürdürdüğü Almanya’nın dış politikasını Avrupa dışına taşımama ve Rusya ile iyi geçinme ilkeleri gözardı edilmeye başlandı. Bu ortam üçlü itilafın doğmasına nesnel zemini hazırlıyordu. II. Wilhelm’in Sömürgecilik hevesleri İngiltere’yi endişelendirirken, Rusya’da giderek Almanya’nın değişmez düşmanı Fransaya yaklaşıyordu. 1692’de Fransa ile Rusya arasında bir askeri anlaşma yapıldı. 1894 yılında ise bu iki ülke arasında açıkça Almanya’yı hedef alan bir ittifak antlaşması imzalandı. Bu üçlü itilafın ilk halkasıydı. İkinci halka, 1904 Fransız-İngiliz antlaşmasıdır. İngiltere ve Fransa XIX. yy. sularında yoğun bir sömürge paylaşımı mücadelesi içersindeydiler. Mısır, Sudan, Güneydoğu Asya gibi bölgelerde İngiltere ile giriştiği bu mücadelelerde başarısızlığa uğrayan Fransa, bu nedenle Avrupa’da da prestij kaybına uğruyordu. Buna karşılık Almanya’nın hızla silahlanması Fransa’ya İngiltere ile ilişkilerini düzeltmeye yöneltti. Üçlü İtilaf’ın son halkası 1907 İngiliz-Rus Antlaşmasıdır. Bu antlaşmada esas olarak iki ülke arasında sürmekte olan sömürgecilik mücadelelerini sona erdirme niteliğini taşıyordu. XIX. yy. başlarında Boğazlar üzerinde başlayan İngiliz-Rus rekabeti, sonradan Orta Asya ve Uzakdoğuya da sıçradı. Özellikle Rusya’nın İran, Afganistan ve Tibet ile ilgilenmesi, İngiltere tarafından doğrudan Hindistan’a yönelik bir tehdit olarak algıladı. Sonuç iki ülkenin Çin’de sürdürdükleri mücadelede Japonya’yı Rusya üzerine saldırtarak büyük bir yenilgiye uğramasına neden olan İngiltere başarılı oldu. Bunun üzerine Almanya ile arası bozulan Rusya İngiltere’ye yaklaşmak zorunda kaldı.

Üçlü İttifak, 1882

I. Dünya Savaşı öncesinde oluşan koalisyonlardan birisi. 1862 yılından başlamak üzer önce Rusya sonra da Almanya dış politikalarını Fransayı yalnız bırakma stratejisi üzerine kurmuşlardır. Bu amaca yönelik olarak 1872’de Alman, Avusturya-Macaristan ve Rus imparatorları biraraya gelerek Birinci Üç İmparatorlar Ligi’ni oluşturdular. Bunun ardından Avusturya ile ilişkilerini daha da geliştiren Otto Von Bismarck, 1879’da Almanya-Avusturya ittifakını güçlendirdi. Bunun hemen ardından da Rusya’yı güçlendirmek için 1881 yılında İkinci Üç İmparatorlar Ligi’ni oluşturdu. Fakat Balkanlar’kaki Rusya-Avusturya rekabeti nedeni ile ittifak kısa bir süre sonra dağıldı. Bu gelişmelerin ardından, İtalya’nın Akdeniz bölgesinde Fransa ile giriştiği rekabet, Üçlü İttifak’ın doğuşunu hazırladı. Özellikle Tunus sorunu yüzünden Fransa ile arası açılan İtalya, Almanya gibi güçlü bir müttefike ihtiyaç duyuyordu. Birmarck ise Fransa ile sorunu olan her ülkeyi desteklediği gibi, İtalya’yı da destekliyordu. 1879 Almanya-Avusturya ittifakı nedeniyle Almanya ile Rusya’nın ilişkileri iyi değildi.

Üçüncü Reich (The Third Reich)

1933-1945 yılları arasında Almanya’da Nazi rejimine Nazilerce verilen ad. Nazi öğretisinde Kutsal-Romo German imparatorluğu (962-1086) Birinci Reich’tir. 1871’de Birmarck’ın önderliğinde Alman birliğinin sağlanması ile ortaya çıkan ve 1918’de II. Wilhelm’in tahtan inmesiyle son bulan Alman imparatorluğu II. Reich’tir.

Ülkelerin Ay ve Diğer Uzaysal Nesneler Üzerindeki Faaliyetlerini Düzenleyen Anlaşma-Agreement  Governing the Activities of States on the Moon and Other Celestial Bodies

1979 yılında imzalanan ve Temmuz 1984 yılında yürürlüğe giren uluslararası anlaşma ile, ülkelerin yapacağı faaliyetler belli bir rejime bağlanmıştır. Bu anlaşmaya Ay Anlaşması da denmektedir.

Ülke Kazanma

Devletlerin bir ülke parçasının sahibi olmaları iki durumda ortaya çıkmaktadır. i) Bir yeni devlet doğduğu zaman, ii) Varolan bir devlet ülkesine yeni bir ülke parçası kattığı zaman.

1) Devletin doğuşu ile bir ülkeye sahip olması

Bu yeni devletler, sömürgelikten kurtulan eski sömürge devletleri olup onların belirli bir ülkeye sahip olmalarının hukuksal dayanağı, self-determinasyon ilkesi olarak kabul edilmektedir. Buna karşılık, bugün de gerek eskiden günümüze kadar varlıklarını sürdüren eski devletlerin gerekse varolan bir devletten ayrılma yoluyla bağımsızlığını kazanan yeni devletlerin sahip oldukları ülkelerin hukuksal dayanağı konusunda bir görüş birliği yoktur.

2) Varolan bir devletin ülke kazanması

Devletlerin ülke kazanması olayını iki değişik duruma göre değerlendirme olanağı vardır. i)Bir sahipsiz ülkenin bir devlet ülkesine katılması. ii)Bir devlet ülkesinden başka bir devletin ülkesine aktarılması. Bu konuda başvurulan başlıca yollar, tarafların maddelerini bildirme biçimlerine göre sınıflandırırsak uygulamada 3 değişik yönteme rastlanmaktadır. a)Andlaşma yoluyla ülke kazanılması, b)Tek-taraflı işlemler aracılığıyla ülke kazanılması, c)Uluslararası yargı, hakemlik ya da örgüt organı kararı ile ülke kazanılması,

a) Andlaşma yoluyla ülke kazanılması:

Devir, bir devletin ülkesinin bir bölümünün üzerindeki haklarından bir başka devlet lehine andlaşma aracılığıyla vazgeçmesi olayına verilen addır. Devir işleminin tam olarak gerçekleşmesi 2 öğenin bir araya gelmesini gerektirmektedir. i)Bir devir andlaşmasının yapılması, ii)İlgili ülkenin fiilen öteki devletin egemenliğine girmesi. Devir işlemi herhangi bir koşula ya da karşılığa bağlı olmayacağı gibi, bağış koşullu ya da bir karşılıksız elde etme sonucunda da olabilir.

b) Tek-taraflı işlemler aracılığıyla ülke kazanılması

Bir devletin tek-taraflı bir işlem ile başka bir devletin bir ülke parçasına sahip olması olayına, tarih içinde, iki durumda rastlanmaktadır. i)Fetih, ii)Kazandırıcı zamanaşımı. 20. yy.’da fetih yoluyla ülke kazanılması hakkının giderek reddedildiği gözlenmektedir. Kazandırcı zamanaşımı ise iç hukuktan uluslararası hukuka aktarılan bir kavram olup, başlangıçta bu hakka dayanmamakla birlikte bir ülke parçası üzerinde sürekli etkin bir biçimde egemenlik haklarını kullanan devletin belirli bir süre sonucunda ülkeye sahip olmasını hukuksal açıdan kabul etmektedir. Kazandırıcı zamanaşımı için 2 öğenin oluşması şarttır. 1)Bir ülkenin fiili işgal altında tutulması, 2)Belirli bir sürenin geçmesi.

Ülke masası-Country desk

Devletlerin, dışişleri bakanlıları bünyesinde, diğer ülkelere ilişkin politikalarının oluşturulmasıyla görevli alt birim. Söz konusu masalar, görevli oldukları ülkeler hakkında her türlü bilgiyi tasnif ederek, politika oluşturma sürecine katkıda bulunur.

Ülke takımı-Country team

Büyükelçilik kabinesi de denebilecek bu niteleme, hethangi bir ülkede görevli olan büyükelçi ile beraberindeki çalışma arkadaşlarının oluşturduğu ekibi ifade eder. Genellikle Amerikan diplomasisinde yaygın olarak kullanılır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir