Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Suriye İçeriden Değişmeli

Suriye çalkantılı bir sürecin içinden geçiyor. Esed rejimi gittikçe daralan bir kapana kısılmış görünüyor. En son Arap Birliği’nin açıklaması ve Esed’e 16 Kasım tarihine kadar süre vermesiyle birlikte uluslararası baskının da şiddeti artırıldı. Esed’in yaşananlar karşısındaki tavrı ülkedeki yaşanacaklara ışık tutması bakımından büyük önem taşıyor.

Artan uluslararası baskı ile Türkiye’nin de tepkisini sertleştirdiği göze çarpıyor. İki gün önce Suriye’deki Türk diplomatik misyonlarına gerçekleştirilen saldırılar da bu duruşu daha da pekiştirdi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Suriyeli muhaliflerle bir kez daha bir araya gelmesi de Türkiye’nin Esed rejiminin sona ermesi gerektiği yönündeki tutumunun en açık göstergesiydi.

Ancak bu noktada Türkiye bundan sonraki adımlarında tek başına hareket etmemeli. Arap Ligi’nin de Esed rejimine karşı bir tavır takındığı böylesi bir dönemde Türkiye de hem Arap dünyasının hem de diğer uluslararası aktörlerin içinde olduğu bir bütünün parçalarından biri olarak manevralarda bulunmalı. Bu anlamda önce 16 Kasım’da yapılacak olan Türk-Arap Forumu Dışişleri Bakanları Dördüncü Toplantısı’nda Arap ülkeleriyle, daha sonra da çeşitli uluslararası platformlarda diğer uluslararası aktörlerle bu mesele üzerine ortak kararlar alınması daha etkili sonuçları beraberinde getirebilir. Bununla birlikte, şu ana kadar olaylara müdahil olmaktan ve ses çıkarmaktan imtina eden uluslararası aktörlerin de Suriye’de olup bitenlerin büyük bir problem teşkil ettiğine ikna edilmesi gerekiyor ki bu tür adımların şimdiye kadar çoktan atılmış olması gerekiyordu.

Bilinen bir şey var ki Esed artık elindeki tüm alternatifleri tüketti. Bundan sonra geri çekilmek dışında atacağı hiçbir adımla bir yere varması mümkün görünmüyor. Ortak bir zeminde buluşmakta zorlanan Suriyeli muhalifler arasındaki işbirliği de biraz daha kolay sağlanır bir hale geliyor. Türkiye’nin Suriyeli muhaliflerle direkt temas halinde olması da bu minvalde umut vadeden adımlar atıldığının bir işareti. Suriyeli muhaliflerin tam anlamıyla birlik halinde hareket edebilmesi de rejim karşıtı hareketlerin daha da etkin bir hale gelebilmesini sağlayacak.

Suriyeli muhaliflerin tek bilek haline gelmesinin yanı sıra rejimi destekleyen elitler arasındaki ittifakın dağılması da halkın taleplerinin karşılığını bulması bağlamında büyük önem taşıyor. Bugüne kadar Baas’ın yanında duran ve rejimin gücüne bir anlamda kaynaklık eden siyasi, ekonomik ve askeri elit arasındaki bağlılığın çözülmesi rejimin şiddet kullanımını artırabileceği gibi ömrünün kısalmasını ve hatta sonunun da gelmesini sağlayacak olan yegane unsur. Zira, bu ittifakın sona ermesi, Baas içinde farklı düşünen unsurların da sesini yükseltebilmesinin yolunu açacaktır. Dışarıdan yapılacak herhangi bir müdahalenin büyük handikapları olduğu akılda tutulacak olursa değişimin içeriden gelmesinin gerektiği ve bunun da ancak ve ancak ülke içindeki bu elit ittifakının çözülmesi ve halkın tek ses olabilmesi ile mümkün olduğu söylenebilir.

Değişimin kesinlikle iç dinamikler yoluyla sağlanmasının gerektiği açık. Suriye’ye herhangi bir uluslararası müdahalenin yapılması sıkıntılar doğurabilir. Henüz sistemin oturmadığı Libya’ya yapılan NATO müdahalesiyle Suriye’ye yapılması muhtemel bir uluslararası müdahaleyi karşılaştırmak da her iki ülkenin farklı özellikleri düşünüldüğünde çok doğru olmayabilir. Görece daha kapalı ve uluslararası aktörlerden soyutlanmış olan Libya ile karşılaştırıldığında Suriye’nin farklı ittifak ilişkileri içinde olduğu göz ardı edilmemeli. Bu anlamda öne çıkan müttefik ise İran. İran’ın Suriye’deki ayaklanmaların başlamasından itibaren rejime siyasi, teknik ve askeri anlamda destek verdiği biliniyor. Ayrıca diğer ülkelerde takındığı tutumun aksine İran, Suriye meselesinde eylemlere şiddeti direkt destekleyen bir tutum içerisinde. Yani İran hesaba katılmaksızın Suriye meselesini anlamlandırmak ve analiz edebilmek oldukça zor.

Dolayısıyla bu durumda uluslararası bir müdahalenin felaket getirebileceğini söylemek mümkün. Böylesi bir sürecin başlaması durumunda İran, İsrail, Lübnan, Hizbullah ve Hamas gibi farklı aktörlerin provokasyonlarla işin içine girmesi de kuvvetle muhtemel. Bu da askeri bir müdahaleyi hem halk nezdinde hem de diğer bölgesel aktörler nezdinde çok istenmeyen bir seçenek haline getiriyor.

Kısacası, Suriye meselesinin iç dinamiklerle çözülmesi gerekiyor. Uluslararası bir müdahalenin aleyhte işleyebileceği ülkede tek çözüm, bazı siyasi, askeri, ekonomik elitlerin ve kimi kurumların durumun böyle gitmeyeceğine kani olmasından geçiyor.

Yazar: Osman Bahadır Dinçer

14.11.2011

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Saddam Hüseyin Sonrası Irak’taki Türkiye İran Mücadelesi

Türkiye ve İran; Ortadoğu’da devlet geleneğine sahip, birbirlerine komşu, rekabet halinde olan, farklı etnik yapıya …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret