ankara escort
Güncel Yazılar

Suriye Problemi Nasıl Çözülecek?

Esad’ın sert tutumu devam ettikçe, bugünkünün kat be kat üstünde bir mülteci akınının yaşanabileceğinden endişe ediliyor. Ancak Türkiye bu duruma hazırlıklı. Çadırkentler oluşturuluyor; depolar misafirhanelere dönüştürülüyor; seyyar mutfaklar, dispanserler kuruluyor…

Baas rejiminin bir askerî operasyonla devrilmesinden söz edildiğinde akla ilk gelen soru, bu operasyonu kimin yapacağı. Türkiye’nin tek başına böyle bir eyleme girişmesi mümkün değil. Dışarıdan bir müdahale ihtimali gerçekçi değil.

Rusya’nın Suriye’deki beklentileri tatmin edilmeden Esad’a çözüm için baskı yapmasının çok da mümkün olmadığı apaçık ortaya çıkıyor. Mesele ancak Rusya’nın ikna edilmesi ve Esad’a baskı uygulanmasıyla çözüm yoluna sokulabilir.

Türkiye’nin yapması gereken, hem mevcut trajedinin sona erdirilmesi hem de Suriye’nin gelecekteki istikrarının güvence altına alınabilmesi için Rusya’yla daha yakın bir iş birliğine gitmek…

Sınırı aşarak Türkiye’ye sığınan Suriye vatandaşlarının sayısı her geçen gün artıyor. Suriye güvenlik güçlerinin baskısından kaçarak ülkemize gelenlerin kısa süre içinde 50.000’e ulaşabileceği tahminleri yapılıyor. Bu tahmini çok daha yukarıya çıkaranlar da var. Benzer bir durumu 1990’larda Saddam Hüseyin’in zulmünden ancak kaçarak kurtulabilen Irak Kürtlerinin göçü sırasında yaşayan Türkiye bu defa daha hazırlıklı. Çadırkentler oluşturuluyor; depolar misafirhanelere dönüştürülüyor; seyyar mutfaklar, dispanserler kuruluyor; çok sayıda kamu personeli bölgede görevlendiriliyor. Esad’ın sert tutumu devam ettikçe, bugünkünün kat be kat üstünde bir mülteci akınının yaşanabileceğinden endişe ediliyor. Bundan birkaç ay önce Hükümetin gündeminde olmayan “sınırda tampon bölge oluşturulması” bizzat Başbakan tarafından alternatifler arasında sayılıyor.

Diğer taraftan Suriye olayları Türkiye’nin dış ticaretini son derece olumsuz etkiliyor. Suriye ile imzalanan ve sıfır sorun politikasının önemli başarılarından biri kabul edilen Serbest Ticaret Alanı Anlaşması anlamını ve işlevini kaybetmiş durumda. 2011 ve 2012 yıllarının ocak ayı verileri karşılaştırıldığında Türkiye’nin Suriye’ye ihracatında %38’lik bir azalma söz konusu. İhracattaki düşüşün hızlanarak devam edeceğini tahmin etmek zor değil. Hem Suriye’ye hem de Suriye üzerinden diğer bölge ülkelerine mal taşıyan Türk nakliye firmaları da yaşananlardan ciddi biçimde etkilenmiş durumda. Her ay ortalama 7500 TIR Suriye sınırını geçerken, bu rakam Ocak 2012 itibariyle 1200’e düştü. Bugün ise hem Suriye tarafının Türk nakliyecilerine muamelesi hem de ülkedeki ağırlaşan güvenlik şartları sebebiyle taşımacılık faaliyetleri durma noktasına geldi. Dışişleri Bakanlığı’nın Türk vatandaşlarının Suriye’yi en kısa sürede terk etmelerini istemesi ve Şam Büyükelçiliğinin konsolosluk işlemlerini durduracağını açıklaması bu ülkede yatırımları olan Türk işadamlarının Suriye’yi terk etme sürecini hızlandırdı.

Suriye’de bugüne kadar 9.000’den fazla insanın hayatını kaybetmesine yol açan karışıklığa acil çözüm bulunmadığı takdirde, Türkiye’nin bu durumdan en olumsuz biçimde etkilenen bölge ülkesi olacağı kesin. Yaşanmakta olan insanlık faciasını Türkiye kadar önemseyen bir ülke daha yok. Suriye meselesine bölgesel ve küresel çıkarları açısından yaklaşan ABD, AB ülkeleri, Rusya ve Çin ülkede katledilen insanların sayısıyla pek ilgilenmiyorlar. Uluslararası ilişkilerin -maalesef- hâlâ çıkarlar çerçevesinde şekillendiğinin, ideallerin ise ancak çıkarlarla ilişkili oldukları müddetçe ön plana geçtiğinin acı ama gerçek bir tablosunu Suriye olayında görüyoruz. Bu çerçevede, 2 Nisan’da İstanbul’da yapılacak Suriye toplantısının somut bir çözüm planı üretebilmesinin yolu toplantıya öncülük eden Türkiye’nin tüm tarafların önceliklerini göz önünde bulundurarak, soğukkanlı hareket etmesinden geçiyor.

Bu noktada meselinin çözümü için bugüne kadar ağırlıklı olarak ABD ve Arap Ligi ülkeleriyle iş birliği yapmaya çalışan, Suriye muhalefetinin liderleriyle resmî ilişki kuran Türkiye’nin artık Esad yönetimi üzerinde en fazla etkiye sahip olan Rusya‘yı da devreye sokmaya çalışması gerekiyor. Tunus’ta yapılan Suriye Halkının Dostları toplantısında havanda su dövmekten öteye geçilememesinin sebebi Rusya’nın toplantı masasında olmamasıydı. Rusya İstanbul toplantısını boykot ederse, bu toplantıdan da bir çözüm çıkması zor görünüyor. Özgür Suriye Ordusu olarak adlandırılan Kalaşnikoflu muhalif güçlerin, tanklar ve uçaklara sahip Baas rejimini kısa sürede yıkmasının mümkün olmadığı, çatışmanın devam etmesinden en fazla sivillerin zarar gördüğü dikkate alınırsa, akan kanın ancak Baas’ın ateşkes ilan etmesiyle durdurulabileceği, bunun da Moskova’nın Şam üzerinde baskı uygulamasıyla sağlanabileceği unutulmamalı.

Peki, Rusya Suriye konusunda nasıl ikna edilebilir? Bu soruya cevap verebilmek için Rusya’nın bölgedeki etkisini artırmak istediği gerçeği akıldan çıkartılmamalıdır. Putin İran rejimine neden destek veriyorsa, Suriye rejimine de o sebeple arka çıkıyor. En basit anlatımıyla, “Orta Doğu’da ben de varım” diyor. Böyle olunca da, Rusya’nın Suriye’deki beklentileri tatmin edilmeden Esad’a çözüm için baskı yapmasının çok da mümkün olmadığı apaçık ortaya çıkıyor. Unutmayalım ki, Rusya’nın desteği olmadan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Suriye hakkında herhangi bir karar alınması da söz konusu değil. Elbette Rusya’nın ikna edilmesinde, bu ülkeyle ABD arasında yapılacak pazarlıklar etkili olacak. ABD’nin Suriye’de yaşanan dramın sona erdirilmesi için Rusya’ya ne kadar taviz vereceğini ise bilemiyoruz. İsrail’in güvenliğinin sağlanmasını her zaman Orta Doğu politikasının öncelikleri arasında sayan Washington yönetimi, İsrail için tehdit oluşturabilecek bir yönetim değişikliğini acaba gerçekten destekliyor mu? Yaşanmakta olan insanlık dramı gerçekten ABD’nin umurunda mı? Yoksa zannedilenin aksine, ne kadar insan ölürse ölsün, İsrail için tercih edilebilir bir Suriye yönetiminin oluşturulması garanti altına alınana kadar, bugünkü gibi hareketsiz kalmayı mı yeğleyecek?

Libya’da olduğu gibi Baas rejiminin bir askerî operasyonla devrilmesinden söz edildiğinde akla ilk gelen soru, bu operasyonu kimin yapacağı. Türkiye’nin tek başına böyle bir eyleme girişmesi mümkün değil. Mevcut anayasa savaşın, ancak meşru müdafaa ya da uluslararası ittifaklarımızın gerektirdiği ve uluslararası hukuka uygun durumlarda mümkün olabileceğini düzenlemiş. NATO Genel Sekreteri Suriye’ye askerî müdahalenin söz konusu olmayacağını zaten açıkladı. Arap Ligi ülkelerinin ise bu türden bir operasyon için bütünleşik komuta yapısı ve askerî kapasitesi mevcut değil. Dolayısıyla dışarıdan bir müdahale ihtimali gerçekçi değil. Mesele ancak Rusya’nın ikna edilmesi ve Esad’a baskı uygulanmasıyla çözüm yoluna sokulabilir.

Yine de diyelim ki, bir müdahaleyle Esad devrildi ve Baas yönetimi sona erdi. Suriye’de sular durulacak mı? Yıllardır baskı altında tutulan kitleler rövanş almaya kalkmayacaklar mı? Baas’ın generalleri, polisleri, muhaberat elemanları yeni duruma kolayca uyum sağlayacaklar mı? Yoksa ülkenin bölünmesine yol açabilecek mezhep ayırımına dayalı ve kanlı bir iç savaş mı başlayacak? Suriye’ye çözüm arayanların bu soruları kendilerine sormadan adım atmaları, durumu bugünkünden daha da içinden çıkılmaz bir hale sürükleyebilir. Bosna ve Kosova’da sürecin nasıl işlediği akıldan çıkarılmamalıdır. Her iki bölgede de, uzun yıllar boyunca varlık gösteren çok uluslu barış güçleri sayesinde yeni çatışmaların yaşanmasının önüne geçilmiştir. Baas sonrası Suriye’nin böyle bir istikrar gücünün denetimine sokulması söz konusu olabilir. Ama bu durumda da, Kosova’nın Sırbistan’dan bağımsızlığını kazanması gibi, Suriye’nin bölünmesinin önüne geçilemeyebilir.

Suriye meselesi her geçen gün içinden çıkılması daha güç bir mahiyet alıyor. Baas’la bir çözüm olmayacağı açık. Ama Baas sonrası için yazılan senaryolar da karanlık bir tabloya işaret ediyor. Türkiye’nin yapması gereken, hem mevcut trajedinin sona erdirilmesi hem de Suriye’nin gelecekteki istikrarının güvence altına alınabilmesi için Rusya’yla daha yakın bir iş birliğine gitmek. Türkiye’yi sert bir tutum takınmaya teşvik eden ve ardından da yüzüstü bırakan Batılı müttefiklerimizin Suriye konusunda yakın zamanda çok aktif olacakları beklentisi içinde olmamalıyız.

Yazar: Çağrı Erhan

23 Mart 2012

Bu yazı ilk olarak 20 Mart 2012 tarihinde Türkiye Gazetesi’nde Diplomatik Muhakeme köşesinde yayınlanmıştır.

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir