Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Suriye Üzerinden Yeniden Soğuk Savaş

4 Şubat 2012’de BM Güvenlik Konseyi’nde, Arap Birliği tarafından önerilen “Suriye’de Çözüm” başlıklı yeni bir yaptırım kararı Rusya ve Çin’in vetosuna takıldı. Suriye hakkında Güvenlik Konseyi’ne getirilen üçüncü tasarı da böylece iki ülkenin onayını alamadı. Daha önce Haziran ve Ekim 2011’de de aynı şekilde Rusya ve Çin, Suriye’ye karşı koruyucu zırhını ortaya koymuşlardı.[1]Bu yazıda, adeta Suriye üzerinden “Soğuk Savaş” estirilen konu irdelenmeye, Türkiye’nin yapması gerekenler için de öneriler getirilmeye çalışıldı.

Rusya’nın ‘Soğuk Savaş’ Gibi Hamleleri

4 Şubat 2012 tarihli “Çözüm” tasarısı Arap Birliği tarafından ilk hazırlandığında, “Beşşar Esad’ın görevi yardımcısına devretme” de yer almaktaydı. Ama bu kısım BM’de ülkelerin teknisyenlerin görüşmeleri sonunda çıkarıldı ve oldukça zayıflatılarak “Baskı-şiddetin durdurularak, reformların başlatılması” haline dönüştürüldü.[2]

Her ne kadar BM’nin iki daimi üyesi bu tasarıyı veto etse de, Batı ülkelerinin ve Arap Birliği’nin okları özellikle Rusya üzerine yöneltilmiş durumdadır. Belki de bu sebeple olacak ki, Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İstihbarat Şefi Mikhail Fradkov’la birlikte 7 Şubat 2012’de Şam’a ani bir ziyaret gerçekleştirdi.[3]

Rusya ve Çin’in “Suriye Çözüm” tasarısına vetosu üzerine ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Susan Rice, “Rusya ve Çin’in Suriye halkını satmak ve korkak bir tiranı korumadaki kararlılıkları sürüyor” şeklindeki ifadelerini daha sonra “ABD, kararın geçmesinin bazı üyelerce engellenmesinden tiksinti duyuyor!” şeklinde daha da sertleştirdi. Tasarının vetosundan memnun olan Suriye BM Daimi Temsilcisi Beşar Caferi ise, “Acaba kendisi Güvenlik Konseyi’nde ABD’nin Filistin aleyhine kullandığı 60 vetodan da aynı tiksintiyi duyuyor mu?” şeklinde bir karşılık verdi.[4]

Rusya, anlaşıldığı kadarıyla “Esad’lı, ya da Esad’sız” bir Suriye’ye ihtiyacının olduğunu bilmekle birlikte, Esad’sız Suriye’nin Rusya’ya yakın durması için gereken “pazarlık” konusunda ABD ile anlaşamamış gözükmektedir. Libya’dan sonra Akdeniz’de sığınacak tek limanı ve tutunacak tek dalı Suriye olan Rusya, Esad’a karşı muhalefetin artış hızını görmekte ve zamanın aleyhine çalıştığını fark etmektedir hiç kuşkusuz. Suriye’deki gelişmelerin Rusya aleyhine geliştiğini gören ABD de, potansiyel küresel güç Rusya’yı Akdeniz’den tamamen silebilmek maksadıyla, Rusya’nın olası pazarlığına yanaşmıyor gözükmektedir.[5]

Yani ne ABD, ne de Rusya, hatta ne de AB’nin ileri gelen ülkeleri nazarında Suriye’nin kan gölüne dönüp, dönüşmemesi pek önemli değildir. Bu durum bize Sovyetlerin ve Varşova Paktı’nın var olduğu “Soğuk savaş” dönemini hatırlatmaktadır. Sovyetlerin neredeyse tek mirasçısı Rusya, NATO’nun büyük “Abisi” ABD ile “Suriye üzerinden soğuk savaş” provası yapar gibidir…

Türkiye Nereye Koşuyor

Şubat 2012’de BM Güvenlik Konseyi’nin vetosu sonucunda, Suriye’de çatışma gene devam etti. Hatta 6 Şubat’ta Humus’ta top atışları dâhil, Esad kuvvetlerinin ağır silahlarla çatışmaya girdiği ve en az 50 kişinin öldüğü bildirildi.

ABD, 6 Şubat 2012’de Şam Büyükelçiliğini kapattı. Büyükelçi Robert Ford ve elçilik personeli “ABD Büyükelçiliği’nin çalışmalarını ülkede artan şiddet ve ciddi güvenlik endişesi nedeniyle” askıya aldığı belirtildi. İngiltere de Suriye Büyükelçisini “istişare” maksadıyla Londra’ya çağırdı.[6]

Ağustos ayından itibaren başta Suudi Arabistan olmak üzere, bölge ülkelerinin de büyükelçilerini çağırdıkları bu son ABD ve İngiltere’nin harekâtıyla birlikte dikkate alındığında, Suriye’ye yakında bir askeri müdahale olabileceği, ya da iç savaş çıkabileceği beklentisi verilmeye çalışılmaktadır.

Bu arada İngiltere ve ABD gibi Arap Birliği’nin bazı ülkeleri Türkiye’yi Suriye’ye müdahale konusunda yönlendirmeye çalışmaktadırlar. Ne yazık ki aynı yönlendirme, hatta doğrudan hedef gösteren ifadeler bazı Türk siyasileri tarafından basın yoluyla “ABD ve NATO’nun mutabakatı sağlanabilir. Ancak müdahale sadece Türkiye tarafından gerçekleştirilmelidir!”[7] şeklinde sarf edilmektedir.

Son gelişmeler üzerine ABD Başkanı Obama; “Beşar Esad’ın gitme zamanı geldi. Konu gidip gitmeyeceği değil ne zaman gideceği… Bence bu konuyu dışarıdan askeri bir müdahale olmadan çözmeye çalışmak çok mümkün. Her durum Libya’daki gibi askeri bir çözüme müsaade etmez!” şeklinde ve Suriye yönetimini doğrudan hedef almayan bir beyanda bulundu.

ABD Dışişleri Bakanı Clinton, “Artık çabalarımızı BM’nin dışında, müttefiklerimizle birlikte bir dostluk grubunda sürdüreceğiz. Suriye halkının verdiği mücadeleyi savunmak zorundayız!” şeklinde ve Obama’nın ifadesinden sadece bir gömlek daha şiddetli idi.

Bunlara karşılık Başbakan R. T. Erdoğan’ın “Komşu bir ülkede, Suriye’de, kardeş bir halka yönelik kanlı, menfur saldırıları da bir kez daha şiddetle kınıyorum, lanetliyorum!” şeklindeki ifadeleri son derece sert ve sanki Suriye’nin karşısında sadece Türkiye varmış gibi bir hava estirmektedir.

Türkiye Neler Yapabilir, Neler Yapmalıdır?

Suriye’de ne Esad rejiminin kan dökmesi, ne de bunlara karşı giderek artan ölçüde silahlanan ve sayısı artan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile takviyeli muhaliflerin katlettiği görevlileri hoş karşılamak mümkün değildir. İki taraf da bir iç savaşa doğru sürüklendiğinin farkında değil gibi davranmaktadır.

Esad yönetimi kendisini kurtarmak için şiddeti artırırken, muhaliflere yardım eden güçleri anlamak mümkün değildir. Bir taraftan “akan kan durdurulsun!” diyenler, öbür taraftan muhaliflere silah yardımı yaparak kanın daha çok akmasına çanak tutmaktadırlar.

Gelinen gün itibariyle Baas rejimi ve Beşşar Esad’ın kendiliklerinden çekilmeyecekleri anlaşılmaktadır. Keza muhalifler de artık reform değil, kesinlikle Esad’ın çekilmesini istemektedirler. Adeta iki inatçı keçinin dar bir köprüde birbirine yol vermek istemeyen tutumları sonucu, çok sayıda Suriyeli hayatını kaybetmektedir.

Bu inatçı keçiliğin iki tarafça devamı halinde, muhaliflere ve ÖSO’ya Suriye dışından kolaylıkla yapılacak silah-asker takviyesi sonucu, iç savaşa gidilebilecek riskler de büyümektedir.

Esad rejmini ve muhalifleri iknada başarılı olabilecek uluslararası bir uzlaşma heyetinin kan dökülmesini önlemede hala bir şansı olabilir. Bunun için heyette mutlaka Rusya, ABD, Körfez Ülkelerinden Katar dışındakiler ile Suriye konusunda pek fazla beyanda bulunmayan ülkeler, Türkiye-Lübnan-Irak ve Ürdün gibi komşu ülkelerin temsilcileri bulunabilir.

Türk devlet adamları, bundan sonra asla Suriye yönetimindeki isimleri ismen hedef almamalı, Dışişleri Bakanlığı “Savaş dâhil, her şey masada!” gibisinden ifadeler yerine, Esad ile muhalifler arasında bir uzlaşma sağlamayı hedef edinmelidir. Suriye’deki olaylar konusunda iktidar bakanlarından ve milletvekillerinden farklı ve bilgisizce ifadeler sarf edilmemelidir.

Dışişleri Bakanlığı, giderek nazikleşen Suriye konusunda “ortak akıl” ile hareket etmelidir. Ancak bunu uluslararası camianın yönlendirici görüşmeleri ile değil, Türkiye’nin “ortak aklı”ndan istifadeyle elde etmeyi düşünmelidir. Yani TBMM’den diğer siyasi partilerin görüşlerine de itibar ederek…

Her ne kadar yerli ve yabancı basında Suriye’deki muhaliflere Türkiye’den “silah transferi” yapıldığı ileri sürülse de, Türk devlet geleneğinde bu tür hareketin yer almadığı bilinmektedir. Bu sebeple bu tür söylentiler bizzat Başbakan tarafından ikna edici bir üslupla kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Aksi geçerli ise, “Çılgınlık” derecesindeki bu hareket derhal durdurulmalı, Meclis’ten “ortak aklı” bulduktan sonra devam edip etmemeye karar vermelidir.

Türkiye’nin tek başına, ya da Arap Birliği ülkeleri ile birlikte Suriye’ye askeri müdahalesi asla gerçekleştirilmemelidir. Türkiye; sadece BM Güvenlik Konseyi’nin alacağı askeri müdahale kararından sonra ve mutlaka işin içerisinde bulunacak şekilde müdahale edebilir. Yani “Uluslararası Hukuk” açısından meşruiyeti bulunacak şekilde müdahale etmelidir.

Türkiye’nin tek başına, ya da BM şemsiyesi altında olmaksızın yapacağı her türlü müdahale, başta bölge ülkeleri olmak üzere, Müslüman ülkelerin birçoğu tarafından bile hoş karşılanmayacaktır. Bu müdahale NATO bünyesinde dahi aynı sonucu doğurabilecektir.

Türkiye, BM şemsiyesi altında müdahalede bulunurken dahi, fiilen silahlı çatışmaya girmekten çok, içerisinde “sivil insanların savunmasına yardım için tampon bölge oluşturma da dahil) insani yardım amaçlı hareketleri seçmelidir.

Şayet BM kararı ile müdahale gerçekleşecekse, mutlaka bunun içerisinde yer alınmalı, masada kalmalı ve Irak’taki yanlışlık bir kez daha tekerrür etmemeli, Suriye’nin yeni anayasasında “Federal-Konfederal” sisteme geçit verilmemeli, ısrarla “Suriye’nin toprak bütünlüğü” tekrarlanmalıdır.

Sonuç

Suriye’de her geçen gün muhaliflerin çoğu dışarıdan destekli gücü ve direnişi artarken, çatışmalarda da daha ağır silahlar kullanılmaya başlanmıştır. Bunun sonucunda da günlük çatışmalarda her iki taraftan olsa da, büyük sayıda zayiatlar verilmektedir.

Suriye’deki dökülen kanı durdurabilecek iki ülke “ABD ve Rusya”, adeta Suriye üzerinden yeni bir “Soğuk savaş”ı oynamaktadırlar. Rusya’yı Akdeniz’den tamamen çıkarma niyeti gösteren ABD’ye karşı, Rusya da Suriye’den her ne pahasına olursa olsun, çıkmamaya çalışmaktadır. Zira Esad rejimi ile birlikte Rusya, Akdeniz’de Libya’dan sonra son sığınacak ülkeyi de kaybetmiş olacaktır. Soğuk savaş bunun üzerinedir. Her iki ülkenin de Suriye’de dökülen kan konusundaki üzüntüleri, aslında “Timsah gözyaşı”ndan öte değildir…

Henüz uzlaşma için tüm koşullar kullanılmamıştır. İçerisinde Rusya-ABD-Türkiye ve komşu ülkelerin bulunacağı ir “Uzlaşma Heyeti” kurulması önerilmeli, Esad ile muhalifler bu uzlaşma için ikna edilmelidir. Tabii ki Rusya’nın da yeni Suriye ile ilgili endişelerinin giderilmesi önemlidir..

Suriye’ye BM şemsiyesi dışında bir askeri müdahale ihtimali giderek güç kazanmaktadır. Burada müdahale için öne sürülmeye çalışılan ülkeler içerisinde Arap Birliği ve Türkiye vardır. Bir diğer ihtimal de NATO’yu kullanmaktır.

Türkiye her iki halde de askeri müdahaleden kaçınmalıdır. Her ikisi sonucunda yardım edilen insanlardan bile yakınları ölenler, beddua edecekleri zaman Atlantik’in ötesinden çok kuzeye dönüp Türkiye’yi hedef alacaklardır. NATO’nun olası müdahalesi ihtimaline karşılık da, NATO’da kararlar “oy birliği” ile alındığından, BM kararı olmayan bir NATO müdahale tasarısı veto edilmelidir.

Her ne olursa olsun, Türkiye’de Suriye’deki gelişmelerde “masada kalmalı” ve “Suriye’nin toprak bütünlüğünü” sürekli olarak canlı tutmalıdır. Türkiye, bir üst başlık altında önerilen hareket tarzlarını uygulamaya çalışmalıdır.


[1] Bu iki karar tasarısı ve ayrıntıları için bkz: Celalettin Yavuz, Serder Erdurmaz, Arap Baharı ve Türkiye – Orta Doğu’da Kırılan Fay Hatları, Berikan Yayınevi, Ankara, 2012, s. 183.

[2] “Neuer Resolutionsentwurf stark abgeschwächt”, 3.02.2012, http://derstandard.at/1328162480240/Neuer-Resolutionsentwurf-stark-abgeschwaecht

[3] “Bomba yağıyor”, Milliyet, 7.02.2012.

[4] “BM Güvenlik? Konseyi kararını Batı engelledi”, Milliyet, 6.02.2012.

[5] Rusya’nın Suriye konusundaki beklentilerinin ayrıntıları için bkz: Celalettin Yavuz, “Rusya’nın Suriye’de Esad Rejiminin Yanında Israrla Durmasının Sebebi”, 2.02.2012, http://www.turksam.org/tr/a2590.html

[6] “Bomba yağıyor”,  Milliyet, 7.02.2012.

[7] Hasan Celal Güzel, “Türkiye Suriye’ye müdahale etmelidir”, 7.02.2012, http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/guzel/2012/02/07/turkiye-suriyeye-mudahale-etmelidir

Yazar: Celalettin Yavuz

07 Şubat 2012

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Ortadoğu’nun Siyasal Sosyolojisi

Hamit Bozarslan, tarih ve siyasal bilimler alanında doktora yapmış olup, tarihçi, siyaset bilimci kimliği ile …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret