istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Suriye'ye Müdahale Tartışmaları ve Büyük Planı Görebilmek | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Suriye’ye Müdahale Tartışmaları ve Büyük Planı Görebilmek

Son günlerde yoğun bir şekilde Türkiye, Suriye’de devam eden insanlık dramına müdahale etmeli mi, etmemeli mi sorusu tartışılmaktadır.. İnsan olarak ölen ya da yaralanan her Suriyeli için üzülmemek  elbette ki mümkün değildir. Hatta  “Ordumuz sabah Suriye’ye girse, öğlene Şam’da olur” gibi düşüncelere kapılıp Türkiye’nin vicdanın gereğini yerine getirerek bir an önce müdahale edip bu acıyı durdurması da temenni edilebilir. Vicdan ve duygularımız böyle dese bile, akıl başka türlü konuşmaktadır.. Farkında olalım ya da olmayalım Suriye etrafında gelişen olaylar  bir süreden beri Türkiye’yi bu ülkeye  müdahale etme zeminine doğru planlı bir şekilde çekmeye çalışmaktadır.  Eğer Türkiye böyle bir yanlışa düşer ve müdahale ederse, tarihi bir hata yaparak bölgede  güçlenmesini istemeyen bir kısım küresel ve bölgesel güçlerin hazırladığı büyük bir tuzağın içine düşmüş olacaktır.

Türkiye son yıllarda izlediği “sıfır sorun politikası” ile komşu ülkelere yönelik başarılı ilişkiler geliştirdi. Suriye, Lübnan, Ürdün, Irak ve İran’la yaşanan pek çok gelişme buna örnek gösterilebilir. Oysa bu bölgede 1945 sonrası İngiltere tarafından oluşturulan bir “sistem” vardır. Bu “sistem” İsrail’in güvenliği ve genişlemesi üzerine kuruludur.. Türkiye; Suriye, Lübnan ve Ürdün ile kurduğu yeni ilişkiler ağı ile bu “sistemi” kökünden sarsacak değişikliklere sebep olmuştur. Bir başka deyişle Türkiye, İngiltere’nin 1945 sonrası kurduğu ve zaman zaman ince ayarlarla yeniden inşa ederek  devam ettirdiği bu “sistemi”  etkisiz kılmışve kendi sistemini kurma yolunda önemli başarılar elde etmiştir..  karşılıklı vize muafiyet anlaşmaları ve  üst düzey siyasi istişarelerin gerçekleştirilmesi gibi adımlar  bunun birer göstergesidir. . Eğer bu üç ülke ile ilişkiler aynı seyirde devam etmiş olsaydı, yakın bir gelecekte bu yeni sisteme Mısır, İran ve diğer Arap ülkelerinin dâhil olması da mümkün olacaktı.  Böyle bir  sistemin teşekkül etmesinin en büyük sonucu ise İsrail’in güvenliği konusunda endişeye düşmesi olmuştur.  . Türkiye bölge ülkeleri üzerindeki etkisini de kullanarak  rahatlıkla İsrail’in başta Filistin olmak üzere bölge nezdinde uyguladığı politikaları sorgular  hale gelmiştir. Mavi Marmara sonrası yaşanan gelişmeler Türkiye’nin bu yeni pozisyonunun bir sonucudur. Hegamon güçler açısından bu durum kabul edilemezdir. Türkiye’nin eski “sistem” için yaptığını, Türkiye’nin yeni sistemi için yapmak, yani bu sistemi bozmak ve Türkiye’yi “sıfır sorun”dan, “çok sorunlu” politikaya döndürmek gerekiyordu. Peki bu nasıl mümkün olabilirdi? Tunus ve Mısır’da çıkan halk ayaklanmaları gerekli enstrümanı sağladı. Suriye’de halk provoke edilerek rejime karşı ayaklandırıldı. Bu şekilde, hem Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad izinsiz olarak “sistem”den çıktığı için cezalandırılmış olacaktı, hem de çok önceden “ilkeli dış politika” izleyeceğini deklare etmiş olan Türkiye’de bir açmaza sokulmuş oldu. Filistin’de masum insanlara şiddet uygulayan İsrail’e itiraz eden Türkiye “ilkeli dış politika” prensibi gereği, dostu da olsa halkına zulüm eden Suriye yönetimine de itiraz edecekti. Planın birinci aşaması başarılı oldu ve artık Suriye ile son 10 yıldır elde ettiğimiz bütün kazanımlarımız yok oldu. Ayrıca, Türkiye’nin kurduğu yeni sistemin en önemli halkası olan Suriye, zincirden koparılmış oldu.

İkinci aşama, Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmesini sağlamaktı. Ankara’da bazı kesimler 2011 yazından itibaren Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmesi gerektiğini  dile getirmektedir. Bu çerçevede  Türk ordusunun Suriye’ye girebileceği başkentte yüksek sesle konuşulur hale gelmişti. Bu kesimlerin Türkiye’nin Suriye’ye saldırması için bir gerekçe bulunmadığına dair yükselen itirazlara da cevabı hazırdı: “Gerekçe, gerektiğinde çabucak üretilir”

Aslında gerekçenin alt yapısı çoktandır hazırlanmaya başlanmıştı. Kandil’deki PKK’lılar sessizce Suriye’ye yerleştiler. Terör tehdidinin komşu ülkeden gelmesi, sınır ötesi müdahale için gerekli hukuksal zemini de hazırlamaktadır. Türkiye’de yapılan bazı PKK eylemlerinin emrini Suriye’de yaşayan Fehman Hüseyin’ın verdiği, bu sebeple uzunca bir süre gündeme getirildi. Oluşturulmaya çalışılan bir diğer gerekçe ise hacdan dönen Türk hacıların otobüsüne ateş açılması ve Şam’daki Türk Büyükelçiliğine saldırılmasıdır. Suriye ordusu Türkmenlerin yaşadığı bölgelere operasyon düzenlemektedir. Son olarak, geçtiğimiz günlerde bir sınır köyümüze Suriye tarafından atılan mermiler isabet etti. Bunlardan herhangi biri veya ikisi, üzerinde çalışılıp müdahale gerekçesi haline rahatlıkla getirilebilecek konulardır. Bir yerlerde savaş kararı alınmışsa, bu bir şekilde uygulanır. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na bir oldubitti ile girmesinin hatırlanması gerekmektedir. İttihat ve Terakki liderleri Alman savaş gemilerine Rusya kıyılarını bombalatmışlar ve Osmanlı Devleti kendisini savaşın içinde bulmuştur.

Son günlerde  Türk siyasiler Suriye karşıtı söylemlerini giderek artırmaktadır. Köşe yazarları müdahaleyi kamuoyuna haklı ve mantıklı göstermeyi amaçlayan yazılar kaleme  almaktadır. Devlet içinde ise müdahale taraftarları kadar, karşıtları da olduğundan, henüz bir karara varılmış değil. Ama yakın bir zamanda terör ya da insani sebepler gösterilerek bir müdahale olursa hiç sürpriz olmaz.

Türkiye Suriye’ye Müdahale Ederse Ne Olur

Peki Türkiye müdahale ederse ne olur? Her şeyden önce, “Kardeş” ve “Müslüman” Suriye ile savaşıyor olmak Türkiye’ye İslam dünyasında itibar kaybettirir. Bu durumda “Suriye’deki insani dramı önlemek” gerekçesi de Türkiye’yi  kurtaramaz. Üstelik daha önce Türkiye tam da bu sebepten, kardeşe ve Müslüman’a karşı savaşmak istemediğinden  Libya’da  sıcak çatışmaya girmeyi reddetmiştir.

Savaş Türkiye’nin var olan ekonomik istikrarını da bozar. Giderek güçlenmekte olan, ama hala kırılganlığı bulunan Türk ekonomisi bir savaşı ne kadar kaldırabilir. Suriye, bizim Afrika ülkelerine en kısa kara ticaret yolumuz üzerindedir. Bu yol hâlihazırda sekteye uğramıştır. Savaş ortamında ihracat ve istihdamda düşüş kaçınılmaz olacak, enflasyon yükselecektir. Bu ise mevcut iktidarı  zor durumda bırakacak ve siyasi istikrarsızlığı getirecektir. Böyle bir netice ise ülkemizde zaten çok yavaş ilerleyen demokratikleşme süreçlerini sekteye uğratacaktır. Türkiye demokratikleşme süreçlerini hızlandırıp tam anlamıyla demokratik, sosyal bir hukuk devleti olmadan ve bu böyle bir maceraya asla girmemelidir.

Suriye’ye bir müdahale gerçekleşirse eğer,, bu müdahale diğer ülkeler tarafından  nasıl karşılanacaktır? Hiç kuşkusuz İran’la ilişkilerimiz gerilecek ve İran bize karşı terör kartını kullanmak isteyecektir.  Irak ve Lübnan da böyle bir müdahaleden  rahatsızlık duyacaklardır. Nitekim son dönemde Irak başbakanı Maliki’nin açıklamaları böyle bir rahatsızlığın hali hazırda  var olduğunu göstermektedir.  Üstelik böyle bir adımla Türkiye söz konusu ülkelerdeki  Şii grupları da doğrudan karşısına  almış olacaktır. Öte yandan, Rusya ile 2002 sonrası güçlükle oluşturulan  güven ortamı sarsılacaktır. Rusya bütün uluslararası ortamlarda Suriye’ye müdahaleye karşı çıkmaktadır. Rusya ile bozulacak ilişkilerin tamiri ise uzun zaman ve emek gerektirecektir. Özellikle enerji alanında Türkiye bütünüyle olmasa bile büyük oranda Rusya’ya bağımlı  durumdadır. Bu da Türkiye’yi  Rusya’ya karşı son derece kırılgan bir politika izlemeye mecbur bırakmaktadır.  Kaldı ki böyle bir gelişmeden Rusya’ya devam eden  ihracatın da  zarar görme riski ortaya çıkacaktır. Rus gümrüklerinde günlerce bekletilen Türk tırları, geri çevrilen tarım ürünleri haberlerini gazete manşetlerinde görmemiz sürpriz olmayacaktır. Böylece “sıfır sorunlu” ilişkilerimiz, “tam sorunlu” ilişkilere dönüşecek ve Türkiye kendi eliyle yaptığını, kendi eliyle yıkmış olacaktır.

Türkiye’nin yakın tarihi, ülke kalkınmasının önüne geçmek için çeşitli odaklarca hazırlanıp sahneye konmuş krizlerle örülüdür.  2000’li yılların başından bu yana içte ve dışta, siyasi ve ekonomik alanlarda kaydedilen  görece başarı grafiği, Türkiye’nin oyun kurucu bölgesel bir aktör olarak varlığını hazmedemeyenler tarafından oluşturulmaya çalışılan suni krizlerle  sekteye uğratılmaya çalışılmış ancak başarılı olunamamıştır. Suriye’ye yapılacak bir müdahale ile ülke içi ekonomik ve siyasi istikrarın bozulma riski kendi elimizle oluşturulmuş olacaktır. Türkiye’nin bölgedeki inisiyatif alıcı aktif rolünden rahatsız olan bir kısım çevreler  ellerini ovuşturarak böyle bir durumu sabırsızlıkla beklemektedirler.

Bu durumu tarihten bir örnekle açıklamaya çalışalım. 1871 yılında Alman birliğini sağlayarak Prusya’yı kurduktan  sonra, Başbakan Bismarck “en az bir nesil Almanya’yı savaşa sokmayarak, istikrar ve büyümeyi sağlama” politikası izlemiştir. Bismarck, Fransa ve Rusya ile savaşa girmemek için çok ince politikalar yürütmüş ve Başbakanlığı zamanında Almanya çok güçlenmiştir.  Ancak, 2. Wilhelm 1888’de tahta çıktığında Bismarck’ı görevden almış ve  onun oluşturduğu denge politikalarını terk etmiştir.  2. Wilhelm Almanya’nın o güne kadar elde ettiği kazanımları hoyratça riske atarak Rusya ile ilişkileri bozmuştur.  Almanya’nın bu tercihi ise  1. Dünya Savaşı’na giden yolu kısaltmaktan başka bir sonuç doğurmamıştır. 1800’lü yılların sonunda  Bismarck’ın Almanya için yazdığı reçete bugün Türkiye için de geçerli. Bu dönemde Türkiye’nin en çok istikrara ihtiyacı vardır, savaşa değil.

Yazar: İhsan ÇOMAK

Cuma, 10 Şubat 2012

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Saddam Hüseyin Sonrası Irak’taki Türkiye İran Mücadelesi

Türkiye ve İran; Ortadoğu’da devlet geleneğine sahip, birbirlerine komşu, rekabet halinde olan, farklı etnik yapıya …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan