Güncel Yazılar

Tarihte Bir Başka 15 Temmuz Darbesi ve Kıbrıs Barış Harekatı

Tüm dünyanın tartıştığı, “15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı, Türkiye neler kaybederdi?” sorusunun çok sayıdaki cevabından sadece bir tanesini açıklayabilmek için, Yunanistan’daki 1967 ve 73 darbelerin ardından Kıbrıs’ta tesadüfen yine 15 Temmuz’da yaşanmış bir başka darbe girişiminin Yunan ve Rumlara nelere mal olduğunu analiz etmek, faydalı olacaktır. Böylece, demokrasiye verilen zarara ilaveten, fazla tartışılmayan bir başka tehlikeyi de ortaya koyma imkanı olacaktır.

Yunan halkı, 21 Nisan 1967 sabahına, anti-komünist albay Yorgo Papadopulos liderliğindeki bir grup orta rütbeli askeri istihbarat subayının ülkesinde yönetimi ele geçirdiğini öğrenerek başlamıştı. Darbeciler öncesinde herhangi bir uyarı ya da bildiri yayınlamamış ve fazla dirençle karşılaşmadan başarılı olmuştu. Darbe, aslında komünistlerin yönetimi ele geçirmesi ihtimaline karşı Prometheus isimli bir NATO Acil Durum Planı’nın modifiye edilmiş haline dayanıyordu.[1] Amaçlarından en önemlisi, 28 Mayıs 1974’te yapılacak seçimlerde Merkez Birliği’nin kazanmasını ve dolayısıyla ülkeyi daha bağımsız bir yola sokmak isteyen George ve oğlu Andreas Papandreu’nun yönetime gelmesini engellemekti. Bu isimler Yunan Ordusunun yanında ABD tarafından şüphe ile karşılanıyor idi.[2]

Papadopulos, 25 Kasım 1973’te, daha önce Atina Teknik Üniversitesi’nde başlayan cunta karşıtı öğrenci ayaklanmasının da etkisiyle, darbe içerisinde darbe ile, Yunan Askeri Polisi’nin komutanı Tuğgeneral Dimitros İoannides tarafından devrildi. Böylece yaklaşık altı buçuk yıllık Papadopulos yönetimi yerini eskisinden de sert ve uzlaşmaz bir rejime bıraktı. ABD, beklendiği üzere, yaşananları bir iç mesele görüp, yeni yönetimi hızlıca tanımayı seçti. Cuntacıların yönetimde olduğu yaklaşık 7 yıllık karanlık ve kirli dönemde, her ne kadar görece istikrar ve ekonomik kalkınma sağlanmış olsa da; binlerce muhalif göz altına alındı, adil olmayan şekilde yargılandı, görevden uzaklaştırıldı ve işkence gördü. Yunan toplumundaki kutuplaşma her geçen gün daha fazla arttı.

Cunta, Kıbrıs kökenli eski savaş kahramanı Albay Grivas ve Adanın Yunanistan ile birleştirilmesi (Enosis) amacıyla kurulan EOKA’yı; Enosis’ten vazgeçtiği için hainlikle suçlanan Rum Cumhurbaşkanı Başpisikopos Makarios’u devirmek ve Enosis’i sağlamak için kullanmaya karar verdi. Makarios ise başlangıçtan itibaren, kendisine suikastlar da düzenleyen cuntaya güvenmiyordu. 3 Ocak 1974’te Makarios, açıkca cuntanın kendisini devirmeye çalıştığını ilan etti.[3] 5 Haziranda ise Yunan Cumhurbaşkanı Gizikis’e, sonunu getirecek kamuoyuna açık bir mektup yazdı ve Yunan askerlerin Kıbrıs’tan çekilmesini talep etti. Makarios kendine güvenen bir şekilde, “ben 13 Yunan Başbakanına karşı ayakta kaldım, 14’üncüyü de atlatırım”[4] demiş olsa da, sadece 2 hafta sonrasında askeri bir darbe sonucu koltuğunu kaybetti. Halbuki ABD, 7 yıl boyunca örtülü bir şekilde desteklediği ve tüm hatalarına göz yumduğu cuntayı, Kıbrıs’ta yapılacak bir darbenin etkilerinin ada ile sınırlı kalmayacağı ve Türkiye’nin de müdahil olduğu dev bir krize dönüşebileceği konusunda defaatle uyarmıştı.[5] Gerçeklikten tamamen kopan İoannides, kendisini uyaran ABD’li diplomat J. Sisco’ya Bizans, İstanbul’un fethi ve Osmanlı ile savaşlarından bahsediyordu.[6]

15 Temmuz 1974 sabahında; Kıbrıs’taki Yunan alayı, Rum Milli Muhafız Ordusu ve EOKA-B unsurları işbirliği içerisinde Makarios’un sarayına tank, zırhlı araç ve komandolar ile saldırıya geçti. İstihbarat bu konuda zayıf kaldığından, olacaklardan habersiz şekilde misafir çocuklarla ilgilenmekte olan Makarios, aynı Türkiye’deki gibi oldukça kötü bir şekilde planlanmış darbe girişiminden, kıyafetlerini değiştirerek arka kapıdan kaçmayı başardı. Taraftarları ve polisi, ordu karşısında direnç sağlayamadı. Başkanlık sarayı en az 10 tankın saldırısı sonucunda kısmen  yıkıldı. Zayıf durumdaki Türkler ise, Türkiye’nin organize ettiği TMT’nin önderliğinde çok zor koşullarda ve endişe içerisinde beklerken, tüm liman ve havaalanları tutulduğundan, yüzlerce turist de otellerinde mahsur kaldı.

Darbe’nin askeri yönü kadar siyasi yönü de olağanüstü beceriksiz bir şekilde hazırlanmış idi. Darbecilerin, Makarios’un yerine, daha önce müebbet hapis cezası almış, ünlü bir katil, EOKA-B üyesi, futbolcu kökenli bir gazeteci/siyasetçiyi Cumhurbaşkanı olarak getirmiş olması ise, yaptıkları en hayati hatalardan bir tanesiydi. İngilizler sayesinde Güvenlik Konseyi’nde konuşma şansı bulan Makarios, tüm bu olanlardan kesin bir şekilde Yunan cuntasını sorumlu tutmuş ve şaşırtıcı şekilde Yunanistan’dan gelen tehdidin Türkiye’den fazla olduğunu söylemişti.[7] Uluslararası toplumu müdahaleye çağıran Makarios’un bu talebini yerine getiren ise sadece Türkiye oldu. Müdahaleye olumsuz bakanlar, bu darbeyi Türkiye için Allah’ın bir lütfü olarak gördü.

Cuntacılar, yönetimleri boyunca ordu içerisinde işbirliği yapmayanları da görevden uzaklaştırıp, tek özelliği sadakat olan düşük nitelikli askerleri yüksek görevlere getirmişti. Ordunun nitelikli askerlerden arındırılıp, sadece cunta rejimine ve lidere bağlılık özelliğine sahip beceriksiz askerlerce doldurulmasının, bir başka deyişle orduda liyakat yerine sadakatin ve siyasetin öne çıkartılmasının Yunanlılar açısından beklenmedik önemli sonuçlarından bir tanesi, hayati önemde gördükleri Kıbrıs Adasını kaybı oldu. Türkiye, mantığını tamamen kaybetmiş olan cuntanın Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği askeri darbeyi, uluslararası antlaşmaların ihlali ve Türkiye ile Kıbrıslı Türklere yönelik çok ciddi bir tehdit olarak nitelendirip Ada’ya müdahale kararı aldı. 20 Temmuz 1974’te başlayan askeri harekatta, Yunanlılar ve Rumlar, darbeler nedeniyle birbirleri ile mücadele ederek tüm enerjilerini heba ettiklerinden ve niteliksiz bir ordu ile donatıldıklarından, Türkiye’ye karşı güçlü ve organize bir şekilde direnme gücünü kendisinde bulamadı. İoannides’in Türkiye’ye karşı top yekûn savaş açma emrine ise, şükür ki, bitik durumdaki ordunun başarılı olmasını imkansız gören diğer komutanlar tarafından uyulmadı.

Daha önce, Avrupa Medeniyetinin beşiği olarak kabul edilen Yunanistan, darbe süresince Avrupa’nın paryası haline geldi ve uluslararası prestijini çok büyük oranda kaybetti. Türkiye’nin Kıbrıs’a askeri müdahalesi de işte Yunanistan’ın uluslararası toplumdan en çok dışlandığı ve ayrıca kısmen silah ambargosu altında olduğu bu dönemde gerçekleşti. İlk harekatın uluslararası toplumdan büyük tepki görmeme nedenlerinden birisi de buydu. Nitekim Türkiye’nin müdahalesi neticesinde/sayesinde Yunanistan’ın cuntadan kurtulup demokrasiye dönmesinden sonra rüzgar çok hızlı bir şekilde Türkiye’nin aleyhine döndü.

Neticede bu darbeler, onun getirdiği iç kavgalar ve dış yansımaları nedeniyle Yunan/Rumlar kendileri için çok değerli olan adanın üçte birini, çok sayıda insanını ve malvarlıklarını kaybetti. Türkiye ise, bu darbelerin de yardımı ile, yok olma tehdidi altındaki Kıbrıslı Türklere yardım elini uzatma ve güvenliğini sağlama imkanı buldu. Şüphesiz ki Türkiye, bu müdahaleyi, darbeler olmasa da başarabilecek güce sahip idi, fakat darbe dönemi olmasaydı uluslararası tepki çok daha yüksek, ayrıca Rum ve Yunan direnişi daha kuvvetli olacağından Türkiye için bedeli çok daha fazla kayıp olacaktı.

Türkiye’nin topraklarının ne kadar değerli olduğu ve bu topraklar ile ilgili hayalleri olan milletlerin çokluğu düşünülürse; Kıbrıs’ta olduğu gibi Türkiye’deki 15 Temmuz darbesi de hedeflerine ulaşabilmiş olsaydı, kuvvetle muhtemel ordunun ve halkın bir başka kesimi tarafından uzun sürecek güçlü bir dirençle karşılaşacak, Türkiye oldukça karanlık ve kanlı bir iç çatışma sürecinin içerisine girecek ve aynı Yunanistan ve Kıbrıs gibi, hem iç hem de dış politikasında büyük bedeller ödeyecekti. Üstelik bu alanda çalışanlar bilir; bu tür krizlerin sonu ne yazık ki uluslararası toplumun bir kısmı ya da NATO tarafından yapılan “insani müdahale” (genel olarak iç çatışmalarda ortaya çıkan ağır insan hakları ihlallerini durdurma amacıyla -ya da bahanesiyle- yabancı ülkelerin başka bir ülkeye askeri müdahalede bulunması) ile sonuçlanır. Türkiye de, Kıbrıs’a müdahale ederken (bize göre kesinlikle haklı ama BM’ye göre haksız) insani gerekçeler öne sürmüştür. Bu tür durumlarda büyük güçlerin bir başka uygulaması ise, kendi vatandaşlarının güvenliğini sağlama gerekçesi ya da bazen bahanesi ile, karışıklık içerisindeki ülkenin topraklarına girmesidir. Nitekim darbe ile ilgili olarak Alman hükümetinin sözcüsü Steffen Seibert, “insan hayatını korumak için herşey yapılmalı” derken; yakın zamanda Kırım, Ukrayna, Güney Osetya vb sorunlara, Rus vatandaşlarını ve insaniliği öne sürerek askeri olarak dahil olmaktan hiç çekinmeyen Rus hükümetinin sözcüsü, önceliklerinin Türkiye’deki Rus kurum ve vatandaşlarının güvenliği olduğunu ilan etmiştir. (http://www.bbc.com/news/world-europe-36812863) Bu anlamda; Türk ordusunun büyük bir kısmı, polis teşkilatı ve en önemlisi de halk, darbeye ve darbecilere karşı hayatları pahasına direnerek, Türkiye’yi açıkça çok büyük bir felaketten kurtarmıştır.

Dr. Altuğ Günal, Academic Visitor, South East European Studies at Oxford, European Studies Centre, St Antony’s College University of Oxford
Ege Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü

Dipnotlar

[1] Constandinos, A. (2009). America, Britain and the Cyprus Crisis of 1974: Calculated Conspiracy or Foreign Policy Error. Keynes: Authorhouse, s. 53

[2] Foreign Relations of The United States, 1964–1968, Volume XVI, Cyprus; Greece; Turkey 204. Telegram From the Embassy in Greece to the Department of State. https://history.state.gov/historicaldocuments/frus1964-68v16/d204

[3] Mallinson, W. (2011). Britain and Cyprus: Key Themes and Document Since World War II. London: I. B. TAURIS, s. 52-53.

[4] Asmussen, J. (2008). Cyprus at War: Diplomacy and Conflict during the 1974 Crisis. New York: I.B. Tauris., s. 15

[5] Stern, L. (1975, Summer). Bitter Lessons: How We Failed in Cyprus. Foreign Policy(19), s. 46

[6] Constandinos, A. (2009). America, Britain and the Cyprus Crisis of 1974: Calculated Conspiracy or Foreign Policy Error. Keynes: Authorhouse., s. 241

[7] Excerpts From Makarios’s Statement to the U.N. Security Council, The NewYork Times, 20 July 1974.

Kaynakça

Asmussen, J. (2008). Cyprus at War: Diplomacy and Conflict during the 1974 Crisis. New York: I.B. Tauris.

Constandinos, A. (2009). America, Britain and the Cyprus Crisis of 1974: Calculated Conspiracy or Foreign Policy Error. Keynes: Authorhouse.

Glenny, M. (1999). The Balkans: Nationalism, War and the Great Powers, 1804-1999. New York: Penguin Books.

Lindsay, J. K. (2011). The Cyprus Problem: What Everyone Needs to Know . Oxford: Oxford University Press.

Mallinson, W. (2011). Britain and Cyprus: Key Themes and Document Since World War II. London: I. B. TAURIS.

Stern, L. (1975, Summer). Bitter Lessons: How We Failed in Cyprus. Foreign Policy(19), 34-78.

Print Friendly

Nedir uiportal

ULUSLARARASI İLİŞKİLER PORTALI, Uluslararası İlişkiler Araştırma ve Tartışma Platformu

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir