Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Terörle Mücadelede Yeni Güvenlikçi Anlayış

Hükümet yüksek sesle olmasa da terörle mücadele ve Kürt sorunu konusunda yeni adımlar atmaya hazırlanıyor. Yeni dönemin temel dinamikleri 2009-2011 döneminde atılan adımların olumsuz sonuçları üzerinden bir revizyon anlamına geliyor. Hatırlayalım o dönemde terörü bitirmek üzere, Öcalan ve PKK ile üst düzeyde görüşmeler yapılmış Öcalan’ın çizdiği yol haritası üzerinden çözüm ayarışları hız kazanmıştı. Öcalan ile görüşmelere fırsat tanınması adına Mart 2010-Temmuz 2011 arasından avukatlar tam 56 kez Öcalan ile görüşmüştü. Bu görüşmelerin yanında Devlet de hem Öcalan ile hem de Avrupa’daki uzantıları ile çok kez görüşme yaptı.

Sonuç ne oldu? Müzakere masası Başbakan’ın konvoyuna yapılan silahlı saldırı sonrasında ciddi yara aldı. Silvan saldırısı ile de PKK masayı yıktı ve görüşmeleri bitirdi.

2011 Eylül ayı ile birlikte yeni bir döneme girildi. Başbakan terörle mücadele siyasetle müzakere yapılacağını açıklayarak 2009-2011 döneminde teröre gösterilen müsamahanın sonlandığını ilan etti. Ardından Karayılan’ın tarihteki en büyük saldırılardan birisi olsun dediği Çukurca saldırısı gerçekleşti ve 24 askerimizi şehit oldu.

Ekim 2001 itibariyle de 2009’da Diyarbakır’da yapılan KCK tutuklamalarından sonra ara verilen KCK üzerindeki baskı yeniden başlatıldı. Bu süreçte KCK’nın şahdamarı dahil bir çok yapısına ciddi darbe vuruldu.

Kış koşullarına rağmen dağdaki teröristlere karşı mücadele başladı ve 5 ay içinde yaklaşık 800 terörist etkisiz hale getirildi.

Terörle mücadeledeki bu başarılar müzakereci aydınları ciddi rahatsız etti. Bir kısım liberal kalemler yeniden 90’lı yıllara dönüldüğünü hergün ekranlarda ve köşelerinde dile getirmeye başladılar. Öyle bir psikolojik harekat yapıldı ki, güvenlik güçlerinin silahlı mücadelesini gerekli görmek, ülkeye ihanet ile eş anlamlı hale geldi. “Güvenlikçi bakış açısı” tukaka yapılarak ekranlarda konuşmalarından bile rahatsızlık duyulmaya başlandı.

Güvenlikçi bakış açısını kıyasıya eleştirenlerin temel verisi 90’lı yılların kötü hatıraları oldu. Faili meçhuller, köy boşaltmalar, sivil vatandaşlarımızın öldürülmesi gibi kabul edilmesi mümkün olmayan hatalar üzerinden yapılan okumayla, güvenlikçi bakış 90’lı yıllara mahkum edilmeye çalışıldı. 90’ların güvenlikçi bakış açısı gündeme taşınarak eski stratejinin aynen devam ettiği ileri sürüldü.

Meselenin özü 90’lı yıllar ile 2010’lu yılların güvenlikçi bakışının aynı olup olmadığında yatıyor. Güvenlik güçleri hala faili meçhullere imza atıyor mu? Hala köy yakıyor ve köy boşaltıyor mu? Hala masum insanları sadece kürtçe konuştuğu için tutukluyor ve işkence yapıyor mu?

Gerçekler öyle mi? Gerçekten başta polis olmak üzere güvenlik güçleri 90’lı yıllar ne yapıyorsa aynı şeyleri mi yapıyor?

Yeni Güvenlikçi Anlayış

Liberallerin bakış açısı en başta ciddi bir haksızlıktır ve güvenlik güçlerinin dönüşümünü, Türkiye’nin dönüşümünü görememek, gelinen noktayı kavrayamamak demektir. 90’larda terörle mücadele deyince akla TSK geliyordu. TSK sadece güvenlik değil, Kürt meselesini de tekeline almıştı. Kürt meselesinin çözümüne yönelik atılacak adımlar da yine TSK’nın belirleyeceği şeylerdi. Bu konuda siviller hiçbir şekilde konuya müdahil değillerdi ve TSK söylemeden bir adım atmaları da mümkün değildi. Sivil hükümetler TSK’nın noterinden başka birşey değildi.

2000’li yıllarda başta polis olmak üzere güvenlik güçlerinde önemli değişimler yaşandı. AB sürecinde yapılan yasal değişikler ve kurumsal dönüşümler ile hesap veren, sorgulanan güvenlik birimleri ortaya çıktı. Bugün Silivri’deki yargılamalar bir dönemin bittiğinin açık işaretleridir. O nedenle 90’lı yılların gözlüğüyle bugüne bakmak bugünü anlamaya yeterli değildir.Gözünü kapatana dünyanın en güzel renk çümbüşünü de gösterseniz görmesi mümkün değildir.

Yeni güvenlikçi anlayışın temel parametreler şunlardır:

1. Sivil hükümetler hem terör konusunda hem de Kürt meselesinde iradesini ortaya koyan karar alıcıdır.

2. Terör bölgesinde sadece güvenlik birimleri değil, sivil yetkililer, valiler ve kaymakamlar söz sahibidir.

3. Terörle mücadelede maksimum ölçüde profesyonel birlikler kullanılıyor. Polis ve Jandarma Özel Harekatı arasında o dönemde ciddi bir işbirliği yoktu, Polis Özel Harekatı kırsala giremiyordu, sadece şehirlerdeydi, şu anda Polis ve Jandarma Özel Harekatı birlikte görev yapıyor. Hatta Polis Özel Harekatı sınır dışına geçip orada da operasyon yapabiliyor.

4. Terörle mücadele, temel hak ve özgürlüklere bir takım eksiklere rağmen 90’lı yıllarla mukayese edilmeyecek ölçüde saygılı bir şekilde devam ediyor.

5. Yapılan operasyonlar istihbarata dayalı nokta operasyonlar ile yapılmaktadır.

6. Sanıktan delile değil, teknik takip sonucu elde edilen deliller üzerinden sanıklara ulaşılıyor ve tutuklama yapılıyor.

Örneğin KCK’ya yapılan polis operasyonlarında 5 bin civarında gözaltı, 1500 civarında da tutuklama var. Şu ana kadar gözaltına alınanlardan işkence ve kötü muamele yapıldığına ilişkin herhangi bir şikayet var mı? Eğer bu kadar sayıda gözaltı 90’larda olsa idi, ne kadar işkence yapılacağını ve ne kadar şikayet olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Şimdi ben diyorum ki, örgüt işkence ve kötü muamele iddialarına bu kadar sahiplendiği halde bu kadar göz altıdan niçin bir tane bile işkence iddiası yok?

Dolayısıyla temel hak ve özgürlüklere saygılı yürütülen bir mücadelede elde edilecek başarının 90’lar ile bir olması mümkün değil. Çünkü bu süreçte sivil vatandaş ile terörist arasında bir ayrım yapılıyor.

Eğer itirazlar hiçbir şekilde polis, güvenlik güçleri devreye girmesin talebinden kaynaklanıyorsa o zaman terör eylemlerinden mağdur olan insanların güvenliğini nasıl korunacağına cevap verilmesi gerekmektedir. Dağda elinde silah olan, sivil vatandaşa, askere, polise silah sıkan, insanların dükkanlarının açılmamasına neden olan terör örgütünü nasıl durduracaksınız?

Şiddeti hangi araçla durduracaksınız? Müzakerelerle mi?

2009’dan başlayarak en üst düzeyde müzakere edilmedi mi, müzakereyi savunan, güvenlikçi politikayı devre dışı bırakan liberal aydınlara ben şunu soruyorum. Müzakere yapılmadı mı? Silvan’a kadar müzakere çok iyi gitmiyor muydu? İşte en üst düzeyde, tartışılması ciddi siyasi risk taşıyan hususlar bile bu süreçte Devlet ile Öcalan ve örgüt arasında müzakere edilmedi mi?

Görüşmeler sırasında hükümet aldatıldı. Önceki dönemde müzakereleri bitiren hükümet olmadı, müzakereleri bitiren Sn. Başbakan’a Kastamonu’da suikast girişimiyle ve Silvan’da on üç askerin şehit edilmesiyle masayı yıkan, masaya tekme atan PKK ve örgüt olmuştur. Hükümetin bu kadar siyasi risk aldığı bir durumda bile örgüt kendi gerçekliklerini dayatmak istedi. Yani bizim gerçekliklerimiz var biz tabanımıza bunu anlatamayız, şunu yapamayız. Dolayısıyla örgüt masada güçlü olabilmek için susmadı teröristlerini durdurmadı. Görüşmelere bir taraftan devam ederken, bir taraftan da “Diyarbakır’ı Mısır haline getirin ki benimle masaya oturmak zorunda kalsınlar” diyen Öcalan değil mi? Müzakereler devam ederken Devrimci Halk Savaşı’nı ilan ederek tüm halkın topyekün isyan etmesini ve “Batman’da Diyarbakır’da yüzbinler sokağa dökülsen gerekirse 10. 000 kişi ölsün” diyen Öcalan değil mi? Müzakereler devam ederken şehirleri bomba ile dolduranlar KCK ve PKK değil mi?

Ne oldu? Bu kadar yoğun müzakereye rağmen Öcalan ve örgüt ne yaptı? Örgüt Silvan’da, arkasından Çukurca’da saldırıları niçin gerçekleştirdi. Madem ki görüşmelerle ciddi, anlamlı bir sonuç çıkacaktı Öcalan 27 Temmuz 2011’de niye Devrimci Halk Savaşını başlatma kararı aldı.

Elindeki silahı tek araç olarak gören, şiddetten başka bir yöntemi olmayan örgüt ile müzakere ile alınabilecek yolun sonuna gelindi. Zaten başka bir şey beklemek te hayalden öte bir şey değildi.

Örgütle müzakere etmenin yanlışlığını Terörün Matruşkası KCK isimli kitabımın çözüm önerileri bölümünde yazdım. Terör örgütü ile müzakere edilecek konular sınırlıdır. Bu sınır ise silahın bırakılması ve şiddetin sonlandırılmasıdır. Bunun ötesinde özellikle, temel hak ve özgürlükleri, kimliği ve anadil gibi sorunları bir terör örgütü ile müzakere ederseniz kaç kez denerseniz deneyin ulaşacağınız sonuç değişmeyecektir.

Çözüm tüm yalınlığı ile karşımızda duruyor. Bir taraftan elinde silah tutan teröristi susturmak, diğer taraftan vatandaşın temel hak ve özgürlüklerini müzakere konusu bile yapmadan derhal vermektir. 

Müzakere edilecek husus Özerk bir Kürt devleti yani PKK devleti kurmak ise bu müzakerenin sonu ülkenin bölünmesidir. Bu hususu bir sonraki yazımıza bırakalım.

Yazar: Mehmet Özcan

27 Mart Salı, 2012

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle