istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Türk-Arap İlişkilerine Stratejik Bir Bakış | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Türk-Arap İlişkilerine Stratejik Bir Bakış

Dünyanın başka hiçbir yerinde olmadığı kadar çelişkili görüşleri besleyen tarihi derinliklere sahip olan Ortadoğu’da, Türkiye’nin izlediği politikalar, genel olarak Türk-Arap ilişkileri çerçevesinde şekillenmiştir. Türk-Arap ilişkilerinin tarihsel gelişimi stratejik anlamda ele alındığında tam anlamıyla bir ilişkinin değil, karşılıklı oluş(turul)muş tehdit algılamalarının ve gerginliklerin söz konusu olduğu görülüyor. Araplar, Türkleri, geri kalmışlıklarının tek sorumlusu olarak nitelendirdikleri “eski patron” Osmanlı’nın mirasçısı ve Arap “modernleşmesi”nin önündeki tek engel olarak görüyor. Türkler ise, Arapları, I. Dünya Savaşı’nda kendilerini arkadan vuran “hainler” olarak algılıyor. Karşılıklı olarak zihinlere ve toplumsal belleklere yerleşen bu tarihi-psikolojik imaj ve algılar, ilişkileri kaçınılmaz olarak “ötekileştirme” zeminine indirgemiştir. Bu ötekileştirme sürecinde Türkiye, yönünü tamamen Batı’ya dönerek, Ortadoğu’ya sırtını çevirmiş ve zamanla bölgeye yabancılaşmıştır. Bu yabancılaşma, hem ikili hem de bölgesel anlamda Türk-Arap ilişkilerinin diplomatik seyrini etkileyen en önemli faktörlerden biri olagelmiştir.

Ortadoğu’nun fay hattında Türk-Arap ilişkileri
Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü hızlandıran en önemli faktörlerden biri, hiç şüphe yok ki söz konusu dönem içerisinde Ortadoğu’da meydana gelen isyanlardır. Osmanlı’yı parçalanmaya sürükleyen bu isyanların temelinde de 19. yüzyıla kadar uzanan Arap milliyetçiliği akımı vardır. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra, daha geniş anlamda yirminci yüzyılın başlarından itibaren, Türk-Arap ilişkilerinin ötekileştirmenin ikinci aşaması olarak adlandırabileceğimiz bir kopuş sürecine girdiğini görüyoruz. Kronolojik olarak bu sürecin bir devamı olan iki dünya savaşı arası dönemde ise, bu kopuş ayrışmaya dönüşmüştür. Dünyanın kurgulanmış iki zıt kutba ayrıldığı Soğuk Savaş döneminde farklı bloklara olan yakınlıklar ile tamamen ayrılan yollar, Ortadoğu’nun fay hattında büyük depremlere yol açmıştır. Çift kutuplu sistemde adeta bir sağırlar diyaloğuna dönüşen ilişkiler, stratejik açılımlı bölgesel politikalardan çok blok eksenli politikalardan ibaret olmuştur. Türkiye’nin 14 Mayıs 1948’de kurulan İsrail’i tanıyan ilk ülkelerden biri olması başta olmak üzere, 1955’te Arap dünyasının şiddetli tepkilerine yol açan Bağdat Paktı’nın kurulması, 1956 Süveyş Bunalımı’nda alınan ABD yanlısı tavır ve 50’lerin sonunda Suriye ile savaşın eşiğine kadar tırmanan gerginlikler, zaten var olan negatif algılamaların siyasi bir yansıması olarak nitelendirildi. Bu çerçevede Arap ülkelerinin, Türkiye’yi, “Batı” olarak ifade ettikleri sömürgeci ülkelerin stratejik ortağı olarak görmeye başlaması, ilişkileri daha sert bir zemine taşıdı. Türkiye ise, “Doğusu” Ortadoğu ile derin bir kriz içerisindeyken, bir yandan da Batı ile de anlaşmazlıklar yaşadı ve bir anda hiç beklemediği bir şekilde önemli bir uluslararası yalnızlaşma sürecine girdi.

Zorunlu/Seçmeli yakınlaşma
Altmışlı yıllara gelindiğinde, Türk-Arap ilişkileri, beklenmedik gelişmelere sahne oldu. 1974 Kıbrıs Bunalımı ve akabinde ABD ile yaşanan gerginlikler, Türkiye’yi blok eksenli politikalardan uzaklaştırırken, aynı dönemde, 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda alınan ağır yenilgi sonrası Ortadoğu SSCB ekseninden uzaklaşmaya başladı. Hem Türkiye’nin, hem de Arap ülkelerinin kısmen de olsa yalnızlığa itilmeleri karşılıklı olarak diplomatik destek ihtiyacını ortaya çıkardı. Soğuk Savaş’ın dehşet dengeleri arasında meydana gelen bu zorunlu/seçmeli sistem, Türk-Arap ilişkilerinde gözle görülür bir değişimi beraberinde getirdi. Böylece, bölgesel bağlamdaki ilişkilerde göreli bir yumuşama sürecine girildi. Söz konusu göreli yumuşama (ve hatta iyileşme) sürecinde, Türkiye’nin Ortadoğu politikalarında keskin bir dönüşüm değil belki ama kesinlikle değişim yaşandığı söylenilebilir. Yüzünü Batı’ya dönmüş Türkiye’nin, 1976 yılında İslam Konferansı Teşkilatına (İKT) üye olması da, bu evrimin en somut örneğidir.

Tersine dönen kum saati
Dünya tarihinin yeniden yazılmaya başlandığı 1980’lere gelindiğinde “iyi” sıfatı ile betimlenen ilişkiler, yoğun ekonomik bağlar kurularak, oluşturulan ortak çıkar alanları ile pekiştirilmeye çalışıldı. Türk-Arap ilişkilerinin, Soğuk Savaş resmen bittiğinde mevcut “iyi” sıfatına dayanarak pozitif yönlü bir istikrara dönüşeceği öngörülüyordu. Ancak, yeni dünyayı bir satranç tahtası olarak tasarlayan ABD ve onun tek kutuplu yeni dünya düzen(eğ)inde, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, ilişkileri tam aksi yöne doğru sürükledi. Türkiye’nin, Ortadoğu Barış sürecine dahil edilmemesi üzerine İsrail ile stratejik bir yakınlaşma sürecine girmesi ve bu strateji çerçevesinde izlemeye başladığı politikalar bir süredir uykuda olan Türk-Arap gerginliğini yeniden uyandırdı. Aynı dönemde, bu gelişmelere paralel olarak yaşanan ikili gerginlikler ise, Türkiye’yi, Ortadoğu algılamalarını ve politikalarını yeniden gözden geçirmeye itti. İran’daki İslam Devrimi, Körfez Savaşları ve Türkiye-Suriye arasında ikinci kez savaşın eşiğine kadar tırmanan gerginlikler başta olmak üzere söz konusu olay ve olgular Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik yaklaşımlarını yeniden “tehdit” algılaması boyutuna taşıdı.

Sistemin hem içinde hem dışında
Amerika’nın dünya hakimiyetine giden yolda emin adımlarla yürüdüğü 90’larla birlikte tüm dünyada olduğu gibi Ortadoğu’da da ağırlığını hissettiren ABD politikaları şekillendirici bir faktör oldu. Bununla birlikte, Türkiye’nin İsrail ile olan askeri ve stratejik ortaklığı, Türk-Arap ilişkilerinde ilan edilmemiş yeni bir krizi su yüzüne çıkardı. Türkiye’nin özellikle askeri anlamda İsrail ile geliştirdiği sıkı ilişkiler nedeni ile gerilen ipler yine zamana ve zemine göre yer yer gevşedi yer yer tekrar gerildi. Bu bağlamda Türk-Arap ilişkileri her iki taraf için de, belirlenmiş uzun vadeli stratejik hedefler içeren, sınırları ve çerçevesi olan tanımlanmış ilişkiler olmadı. Tamamen durum değerlendirmesi olarak geliştirilen, kısa vadeli hatta günlük politikalardan ibaret olan adı konmamış ilişkiler, Türkiye’nin bölgeye yönelik strateji geliştirmesini engelledi. Türkiye’nin bölgeye yönelik strateji geliştirmesini engelleyen bir diğer önemli kırılma noktası da, Türkiye’nin kendisini hiçbir zaman Ortadoğu siyasal sisteminin bir parçası olarak görmemesi oldu. Ancak, hem coğrafi hem de tarihi perspektiflerden bakıldığında Türkiye kavramsal açıdan her ne kadar reddetse de bu sistemin bir parçası. Ve Türkiye’nin görmezden geldiği bu gerçek ABD’nin gözünden kaçmıyor. Aksine, ABD Türkiye’yi oluşturmakta olduğu yeni Ortadoğu sisteminin merkezine yerleştiriyor.

Türkiye Ortadoğu girdabına çekilmek isteniyor 
Ortadoğu merkezli bir sistem analizi yapıldığında, ABD’nin Irak’ı işgali ile güncellenen bölgesel sorunların, daha da girift bir hale geldiği ve bu iç içe geçmiş sorun yumaklarının Türkiye’nin zaten sağlam ve sabit temelleri olmayan Ortadoğu politikalarını daha da kararsız bir hale getirdiği söylenebilir. Türkiye, -haklı gerekçelerle- kendisi için son derece önemli jeopolitik unsurlara sahip olan Ortadoğu’nun, içinden çıkılması güç kaosuna çekilmek istemiyor. Ancak gerek konum gerekse siyasi ve ekonomik bağlantıları, Türkiye’yi istemese de bu girdaba çekiyor. Nitekim, ABD’nin Kuzey Afrika’yı da katarak genişlettiği Büyük Ortadoğu Projesi’ne bakıldığında, Türkiye’nin, içeriği ve tanımı son derece muğlak olan “Ilımlı İslam Modeli” adı altında bölgenin merkezine yerleştirilmek istendiği açıkça görülüyor. Türkiye, -yine haklı gerekçelerle- her ne kadar, bu projenin içerisinde yer almak istemese de küresel ve bölgesel konjonktür Türkiye’yi dışarıda bırakmayacak gibi görünüyor.

Model alan olmadıktan sonra model olmak neye yarar…
Tarihsel süreç içerisinde kısaca anlatılan Türk-Arap ilişkileri penceresinden bakıldığında açık bir şekilde görünen istikrarsız ilişki düzeyi bugün de varlığını koruyor. Arap düşünce sisteminde öteki olarak nitelendirilen ABD ve daha geniş anlamda Batı’nın uzantısı olarak görülen Türkiye Cumhuriyeti’nin, Arap dünyasına “model” olması ihtimal dahilinde bile değil. Türkiye Cumhuriyeti, devlet geleneği ve her ne kadar eleştirilse de “laik-demokratik” yapısı ile katı aşiret kültürünün hakimiyet sürdüğü Arap ülkeleri tarafından model olarak kabul görmeyecektir. ABD ve büyük projesi (!) bağlamında altı kalın çizgilerle çizilerek her defasında vurgulanan “Model Ülke Türkiye” sloganı da söylemden öteye gitmeyecektir. Daha açık bir ifade ile model alan olmadıktan sonra, model olmanın hiçbir anlamı olmayacaktır. Kaldı ki, her ne kadar hükümet politikaları bunun tersini işaret etse de Türkiye Cumhuriyeti böyle bir istek ve heves içerisinde değildir.

H.Miray VURMAY, TUSAM, Ortadoğu Araştırmaları Masası
Kaynak: tusam.net/makaleler.asp?id=122&sayfa=22

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan