Güncel Yazılar

Türk Dış Politika Yapımında Görülen Sorunlar

Türkiye’nin dış politika anlayışının neden süreklilik arz etmediğini, dönemler bazında neden sınırlı kaldığını irdelemeye çalışarak sistemin noksan taraflarını dile getirmeye çalışalım. Öncelikle Türk dış politikasını belirlemeden önce Türkiye’nin coğrafi olarak ana yaşam alanının neresi veya hangi bölge, kıta veya coğrafyaya ait olduğunu, vatandaşların ortak paydalarını ve hâkim olan geleneksel zihniyetin hangi bakış açılarından hareketle oluştuğunu bilmemiz gerekir. Orta Asya’dan, Anadolu’ya, Anadolu’dan, Avrupa ve Ortadoğu’ya kadar uzun zamanlar hüküm sürmüş  bir millet, politikasını güçler dengesinde  nasıl belirlemeli? Ne tam Avrupalı ne tam Asyalı ne de tam Ortadoğulu olan bir ülke, dış politikasını ittifaklarını ve geleceğini  hangi yöne çevirmelidir?

Bu vizyona göre, siyasi irade ve devlet başkanlarının, politikalarının ve görüşlerinin hangi yönde olduğu da büyük önem arz etmektedir.  Buradaki en büyük eksiklik  dışişleri bakanlarının ve hükümetlerin genellikle şahsi görüşlerine göre yönlendirilmesi, Türkiye’nin en büyük sorunu olan sürekliliğin sağlanamamasına sebep olmaktadır. Bunlar dışında ikinci büyük eksiklik ise; kolektif kimlik düzeyinin batılılaşmaya uygunluğu veyahut geleneksel zihniyetin genel itibariyle yadsınamaz olduğunun da bu literatürde incelenip gözden geçirilmesi gereklidir. Türk dış politikasının diğer noksan yanı ise; iç politikanın çoğu zaman dış politikayı gölgede bırakıyor olması ve uluslararası ilişkiler düzeyinde daha büyük bir etkiye sahip olmasıdır.

Başka bir bakış açısına göre ise  jeostratejik politikaların  yeterli seviyede  kurum ve kuruluşlar  tarafından karşılanamıyor olmasıdır. Nitekim üniversiteler ve dış işleri bakanlığının nitelikli uzmanlara olan ihtiyacı yadsınamaz bir gerçektir. Türk dış politika yapım süreci açısından bakıldığında, dış işleri bakanlığı olmak üzere resmi kurum ve kuruluşların  stratejik araştırmalar yapabilmek için  yeterli maddi ve kurumsal  alt yapı ile donatılamadıkları da görülecektir.

Stratejik araştırmaların aynı anda birçok bölgesel olgu ile çoğu zamanda beklenmedik bir şekilde karşı karşıya kalabilen bir ülke için, gerek insan unsuru gerekse alt yapı açısından bu olgular  son derece sınırlı kalmaktadır. Stratejik teori ve analiz yetersizliğini aşabilmek  ve sağlıklı bir koordinasyonun kurulması şarttır. Yakın zamanın Türk dış politikasında süreklilik sorununu Ahmet Davutoğlu şöyle dile getirmektedir: Doksanlı yıllarda Türkiye’nin dış ilişkilerinde süreklilik arz eden tek unsur dışişleri bakanlarının sürekli değişimidir. Bunun sürekliliği stratejik planlamaları derinden etkilemektedir. Dış politika yapımı iç politika tutarlılığına göre yapılıyor olması  dolayısıyla  dış politikanın etkinliğini azaltmaktadır. Bunun da en büyük nedeni politikaların süreklilik arz edilmeyişine bağlayabiliriz.

Peki Türkiye gibi hem Avrupa hem de Asya ülkesi olan  bir devlet diğer devletlerin ittifak bloklarına  karşı kayıtsız kalabilir veyahut kendini soyutlayabilir mi? Tüm  bunlara rağmen Türkiye, dış politikada ağırlığını hangi bölgeye koymalıdır? Temel sorun bence burada yatmaktadır. Ne var ki Türkiye’nin kolektif yapısı ve yüzlerce yıllık tarihsel geçmişini  bir kenara atmak söz konusu olamaz. Ancak her bölgeye uygulamaya çalıştığımız denge politikası da globalleşen dünyada zamanla sonuç vermediğine de şahit olmaktayız.

Bu karşılıklı bağımlılık sürecinde devletlerin uluslararası arenada birbirlerine olan ihtiyaçları giderek artmakta ve aynı zamanda tehdit algılamalarına da  ittifak oluşturularak bu sorunlar giderilmeye  çalışılmaktadır. Komşularla olan denge politikasında taraflıktan uzak durulduğu için birçok sorunda çözüme ulaşamadığı ortadadır. Bir örnek vermek gerekirse; Sovyetler Birliği’nin dağılmasının hemen ardından Türk devlet adamları Adriyatik’ten Çin seddine Türk dünyası sloganını kullanmaya başlamışlardır. Bu söylem başta Çin olmak üzere birçok devletin tepkisini çekmiştir.

Sonuç olarak Türkiye’nin Ortadoğu, Avrupa ve Asya politikalarında ileriye dönük stratejik planlamaların  olmayışı ve  bu planlamaların  hükümet veya devlet adamlarının  siyasi iradesiyle  sınırlı kalması, uygulanmaya çalışılan politikaların sonuca bağlanamamasına neden olmuştur. Burada Türkiye’nin yapabileceği şey bence öncelikle Türkiye’nin kendi geleceğine “Türkiye” olarak karar vermesidir.

Cumali  ÖZBEK, Dumlupınar Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

Kaynakça:

Adıbelli, Barış.: Osmanlıdan Günümüze Türk Çin İlişkileri, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, s.197.

Davutoğlu, Ahmet.: Stratejik Derinlik, Küre, s.47-49.

Print Friendly, PDF & Email

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir