Güncel Yazılar

Türk dış Politikasında eksen kayması mı?

15 Temmuz öncesinden kalan sorunların yeniden gündeme gelmesi

Son günlerdeki Türkiye’nin dış politikasına göz attığımızda gerek kendi açımızdan gerekse muhataplarımız olan AB ve ABD açısından karşılıklı sorunlar yaşadığımız görülür. Bu sorunları sıralayacak olursak bunların başında; AB ile vize muafiyeti, mülteci anlaşmaları, tutuklu gazeteciler ile insan hakları ihlalleri konusundaki iddialar, yine ABD ile 15 Temmuz öncesinden kalan sorunlar örneğin; Suriye (özellikle PYD/YPG konusu), Fethullah Gülen’in iadesi, NATO ile füze savunma sistemi bir de ek olarak Türkiye için 15 Temmuz darbe girişimine karşı dostlarının kayıtsızlığı sayılabilir.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye’nin dış politikasındaki gerginliğin asıl sebebi açıkça dillendirilmese de ABD ile ilişkilendirilmesi ve Avrupa ülkelerinin bu konuda kayıtsız kalmalarıdır. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu net bir şekilde bunu dile getirmiş ve Batı’yı da kınamışlardır. Özellikle Mevlüt Çavuşoğlu’nun AB’nin darbe girişimine yeterli tepkiyi vermemesini “AB demokrasi konusunda sınıfta kaldı.” yorumu dikkat çekicidir. Amerika konusunda ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, demokrasi nöbetlerinin son gününde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde halka seslenirken, ABD için “Er ya da geç bir tercih yapacaktır, ya Türkiye, ya FETO” diyerek bu konudaki kararlılığını dile getirmiştir.

Mevlüt Çavuşoğlu’nun Açıklamalarının Önemi

24 Kasım uçak krizi ile bozulan Türk Rus ilişkileri, iki ülke liderlerinin 268 gün sonra tekrar bir araya gelmesi ile iyileşme sürecine girdi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Anadolu Ajansı’nın Editör Masası programında başta Rusya ile ilişkiler olmak üzere gündeme dair açıklamalarda bulundu(1). Açıklamayı üç başlıkta inceleyecek olursak:

-Türkiye ile Rusya’nın ilişkilerini Batı belirleyemez.

-Türkiye ve Rusya’nın savunma sanayi işbirliğini artırma kararı

-AB’de yükselen Erdoğan ve Türkiye karşıtlığı şeklinde sıralayabiliriz.

Türk Dış Politikasında Eksen Kayması mı?

Avrupa hukuku uyumunun ilk örneği 1808 Sened-i İttafak, 1839 Tanzimat fermanı, 1856 Islahat fermanı ile meşrutiyet idaresi, vatandaşlara eşit hak ve yükümlülükler getirmeyi, kısaca Avrupa uyumunu amaçlayan adımlardır. Osmanlı imparatorluğunda bu reformların amacı Avrupa siyasetine, politikasına ayak uydurma çabalarının sonucudur. Nitekim iç politika ile dış politika arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Türk dış politikasının Avrupa ile uyumlu hale gelmesi için atılmış bu adımlar 1923’te Cumhuriyetin kurulması ve kurucu kadronun her zaman Batı ile ilgili hemen bütün faaliyetlere katılması (uluslararası örgütler, uluslararası anlaşmalar) Türk Dış politikasının yüzyıllardır Batı ile entegre olduğunu gösterir.

İkinci dünya savaşı sonrası dünya iki kutup arasında şekillendi. Türkiye 1952 yılından bugüne NATO üyesi bir ülkedir. 1958 yılında kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu’na 1959 yılında ortaklık için başvurmuştur. Bu iki örgüt ile ilişkiler Türkiye’nin Batı dediğimiz ülkeler ile gönüllü bir biçimde ne kadar köklü ilişkiler içerisinde olduğunu gösteriyor. Bunun en önemli göstergesi soğuk savaş boyunca ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti devleti her zaman için Batı Dünyasının yanında durmasıdır.

-Türkiye ile Rusya’nın ilişkilerini Batı belirleyemez

Mevcut Rus Politikası

SSCB’nin yıkılması ile dünya, liberal ve çok kutuplu bir sisteme dönüştü. Sovyet döneminde doğu Avrupa ve Orta Asya’da etkili olan Rus gücü bu dönemden sonra etkisini yitirdi. Rusya önemli bir ekonomik buhran yaşadı. Ancak Putin’le ekonomisini düzelttikten sonra dış politikasında eski başarısını yakalamaya çalıştı. Zira Putin yönetiminde ki Rusya soğuk savaş sonrası kırılan Rus gücünden çok farklı bir vizyona oturdu. Putin’in Rusyası Gürcistan, Ukrayna ve Suriye olaylarında kendi gösterdi. Şu anda Soğuk savaş sonrasında pasifize edilmiş bir Rus gücünden çok daha farklı bir Rusya var dünyanın karşısında. Amerika’ya rağmen Gürcistan’a Avrupa ve yine ABD ye rağmen Ukrayna’ya müdahale etmekte çekinmedi Putin Rusyası, Suriye’de ise askeri gücünü bütün dünyaya gösterdi.

Rusya Federasyonu Gürcistan- Güney Osetya müdahalesi ile Kafkaslarda, Kırım Ukrayna müdahalesi ile bir nevi Avrupa’da ve Suriye ile Ortadoğu’da oparasyonel gücünü kanıtlamış oldu.

Yükselen Rus gücü, Batı dünyasında ve bilhassa Avrupa’da tekrar Soğuk Savaş dönemine benzer bir tehdit gibi görülmeye başlandı. İşte böyle bir dönemde Türk Dışişleri Bakanı’nın Rusya ile ilişkilerimizi Batı belirleyemez çıkışı hem anlamlı hem de çok önemlidir.

-Türkiye ve Rusya’nın savunma sanayi işbirliğini artırma kararı

‘T-LORAMIDS’ Projesini Hatırlayalım

“Projenin Amacı Türkiye, uzun menzilde ve alçak, orta ve yüksek irtifada hava savunmasını sağlayacak teknik özelliklere sahip, uzun menzilli bölge hava ve füze savunma sistemi tedarik etmek amacıyla bir proje ihalesine çıkmıştır.

“Yurt Dışı Hazır Alım’ yöntemiyle çıkılan T-LORAMIDS projesi ihalesine; ABD, Rusya, Çin firmaları ile İtalya & Fransa ortaklığına ait firmalar başvurmuştur.

2012 yılında, teknik puantaj sıralaması ortaya çıkmış ve Çin firması birinci sırada yer almıştır. Savunma Sanayii İcra Komitesi, İcra Kurulunun 26 Eylül 2013 tarihli toplantısının ardından Çin’in sıralamadaki yerini duyururken; füze ihalesinde görüşmeye kalan üç firmanın 31 Ekim’de dolacak olan teklif sürelerini 31 Ocak 2014 tarihine kadar uzatmalarını ve tekliflerini yenilemeleri istenmiştir. Mevzubahis süreçte firma yetkilileri ile görüşmelere devam edilmiş ve en son 2014 Aralık ayında yapılan Savunma Sanayii İcra Kurulu toplantısında Komite, firmalara hazır alımda mutlak suretle iş payı istendiğini bildirilmiştir. Türkiye, teknik sıralamaya rağmen NATO ve Batılı müttefikleri ile olan ilişkilerini göz önünde bulundurarak, ihaleye katılan taraflara yeni teklifler sunma opsiyonunu açık tutmuş ve Türkiye’nin bu çağrısına cevaben de yeni teklifler gelmiştir. Böylece ihale sürecinde Türkiye, bir taraftan konunun muhtemel siyasi sonuçlarını gözlemlerken, diğer taraftan da özellikle teknik ve mali boyutta pazarlık yapma avantajını elinde tutacak şekilde nihai kararını ertelemiştir. (2)”

Bu proje daha sonra millileştirildi bu sistemin Türkiye’nin savunması için sadece milli sisteme entegre edilip, NATO’ya entegre edilmeksizin kullanılacağı, dış finansman kredisi ile finanse edileceği ve TSK üst komuta kademeleri ile bağlantısına ve entegrasyonuna yönelik iş paketinin milli olarak yetkilendirilmiş firma tarafından yurt içinde yapılacağı kaydedilmiştir.

Görüldüğü gibi Türkiye’nin haklı olarak,  savunma sanayinde hava savunma sistemi ile ilgili ihtiyaçları vardır. Bu bağlamda dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun “NATO bölgesi dışından savunma sanayiyle ilgili füze dâhil işbirliği yapan ülkeler var. Dolayısıyla Türkiye bugüne kadar NATO üyesi ülkelerle bu konuda işbirliği yapmak istedi. Ama elde ettiği sonuçlarla tatmin olmadı. O nedenle Türkiye olarak bizim başka arayışlar içine girmemiz son derece normaldir. Bunun NATO’ya karşı bir duruş olarak algılanmaması gerekir”.

Nitekim Türkiye bahsi geçen projeyi millileştirmiştir çünkü “Yurt dışı hazır alım” yöntemi ile ihaleyi sonlandıramamıştır. İşte bu noktada Türkiye NATO ülkelerinden gerekli desteği bulamazken Rusya ile Savunma sanayi iş birliğini arttırma kararını almak mecburiyetinde bırakılmıştır.

AB’de yükselen Erdoğan ve Türkiye karşıtlığı

15 Temmuz Darbe girişimi olayında Türkiye’ye göre, AB’nin hükümete gerekli desteği vermemesi, Türk vatandaşlara vizesiz Avrupa seyahati olanağı getirecek anlaşma sürecinin sekteye uğraması ve buna karşılık mülteci geri kabul anlaşmasının tehlikeye düşmesi gibi konularda haklı olarak Erdoğan ve Türkiye karşıtlığı görüldü. Bunların yanı sıra darbe girişimini Almanya Köln’de protesto eden Türkler için Erdoğan’ın telekonferans ile mitinge katılma talebine, Almanya Anayasa mahkemesinin izin vermemesi, Türkiye’de idam cezasının getirilme olasılığı ve Türkiye’de insan hakları ihlallerine ilişkin AB’nin endişeli olması gibi durumlar da eklenince Türkiye-AB ilişkilerinde bir sorun doğurmuştur. Türkiye ile AB ilişkileri, AB ülkesi olan Avusturya ve Danimarka’nın Türkiye ile AB arasındaki üyelik müzakereleri askıya alınsın çağrısı bardağı taşıran damla olmuştur

15 Temmuz darbe girişiminden önce Türkiye ile AB arasında vize muafiyeti konusu zaten büyük bir problem teşkil ediyordu, Türkiye’ye karşı insan hakları ihlalleri konusunda ise AB’nin tutumu uzun yıllardır çok farklı değildi ki zaten Türkiye yıllardır gerekli yargı reformlarını uyum çerçevesinde yapmaya çalışıyordu. 15 Temmuz darbe girişimi ise en başta da belirtildiği gibi bu olayların üslubunun daha sert bir hal almasına neden oldu.

Sonuç

Türkiye jeopolitik ve jeostratejik konumu ile dünya üzerinde çok önemli bir konum işgal ediyor. Türk dış politikası iki yüz yılı aşkındır Batı odaklı politika üretiyor ve bugün geldiğimiz noktada Batı ile Türkiye ilişkilerinde bir şeyler değişiyor. Bu değişim ciddi bir ayrışma mı, yoksa karşılıklı taktiksel bir dış politika stratejisi mi? Bunu şimdiden söylemek erkendir. Zira madalyonun diğer yüzüne bakınca Batı karşısında yükselen Asya, değişen dünya düzeni ve Soğuk Savaş dönemine benzer revizyonist Rusya görülür.

Bütün bunlar göz önüne alındığında, şüphesiz dünya dengelerinde bazı şeylerin değiştiği açıkça görülmektedir. Bu değişimde Türkiye’nin geliştireceği ilişkiler hem kendi geleceğini hem de dünyanın geleceğini çok önemli ölçüde etkileyecektir.

Mehmet Ali YURTTAŞER

Notlar

(1) http://www.dw.com/tr/%C3%A7avu%C5%9Fo%C4%9Flu-ab-s%C4%B1n%C4%B1fta-kald%C4%B1/a-19462736

(2) http://setav.org/tr/turkiyenin-fuze-savunma-sistemi-ihale-sureci-temel-dinamikler-ve-aktorler/rapor/26974   sayfa 49-50 Erişim:12.08.2016

Nedir uiportal

ULUSLARARASI İLİŞKİLER PORTALI, Uluslararası İlişkiler Araştırma ve Tartışma Platformu

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir