istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Türk Dış Politikasının Olmazsa Olmazı Avrupa Birliği | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Türk Dış Politikasının Olmazsa Olmazı Avrupa Birliği (!)

Güneydoğu’da bombaların yeniden patlamaya başlaması, İsrail’in Lübnan’ı işgali ve akabinde Lübnan’a asker gönderilmesi tartışmaları, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçim, Başbakan’ın ABD gezisi, askerin yeniden mikrofonu eline alması… Ve yine özlenen, hasretle beklenen (!) “irtica” ve “rejim” tartışmaları… Türkiye yeniden ısınmaya başladı. Türk siyasi hayatının belki de en istikrarlı (!) sürecidir yukarıda kısaca bahsedilen kısırdöngü. Ancak bu kısırdöngü içerisinde şimdilik unutulmuş gibi görünen, ancak pek yakında (Kasım 2006) tekrar gündeme oturacak bir husus daha var: Avrupa Birliği.

Önce Avrupa Parlamentosu’nun hazırladığı rapor, ardından Barosso’nun AB’nin genişlemesinin durması gerektiğine ilişkin beyanatı ve son olarak Chirac’ın Ermenistan ziyareti esnasında sarf ettiği ‘soykırım’ ifadeleri bugünlerde iç politik konulara boğulmuş Türkiye’nin gündeminde Avrupa Birliği’nin tekrar ön plana çıkmasına neden olmuştur, olacaktır.

Avrupa Birliği’nin belirli periyotlarla Türk siyasi hayatını etkilediği aşikârdır. Peki, Avrupa Birliği’ni Türk siyasi hayatı için olmazsa olmaz kılan nedir? Neden Türkiye’de sağ ve sol hükümetlerin iktidarlarında dahi Avrupa Birliği her daim üye olunması gereken, asla uzaklaşılmaması gereken (birkaç istisna hariç) bir yapı olmuştur?

Avrupa Birliği Türk siyasi tarihinde geçmişiyle ve geleceğiyle en çok tartışılan, birçok parti için depresyon sebebi olan, kimilerine göre dertlerin yegâne dermanı, kimilerine göre ise çaresi olmayan humma hastalığı misali Türk siyasi hayatına sinmiş bir olgudur. Avrupa Birliği hem sevilen, hem nefret edilen; hem kurtarıcı, hem yok edici; hem bir Habil, hem de bir Kabil olmuştur. Bir türlü anlamını bulamayan, anlamlandırana göre anlam kazanan bir fenomendir. Bu nedenle Türkiye’de iktidarların ömrünü belirleyen temel dinamiklerden birisidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Batılılaşma politikası, yani dış politikasının Batı’ya dönük olması Türkiye’nin NATO, Avrupa Konseyi, Batı Avrupa Birliği gibi Avrupa menşeyli örgütlere üye olmasına neden olmuştur. Ancak Türkiye’nin en büyük Batılılaşma projesi olan Avrupa Birliği bir türlü nihayetlendirilememiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün iktidarları için 1959 yılından itibaren (tam olarak 1980 sonrası) Avrupa Birliği önemsenmesi gereken, hükümet programlarında genişçe yer ayrılan bir aktör olmuştur. Öyle ki; 31 Temmuz 1959’da Avrupa Birliği’ne (o zamanki ismiyle AET) başvuran Demokrat Parti (sağ) iken, başvuru ardından ilk üyelik antlaşmasını (12 Eylül 1963, Ankara Antlaşması) CHP hükümeti (sol) imzalamıştı. Dolayısıyla, AB üyeliği ideolojiler üstü, ideolojilerden ırak, tamamıyla bir devlet kimliği yansıması olarak, bir devlet politikası olarak görülmektedir, demek yanlış olmayacaktır. Özellikle 1980 sonrasında AB Türkiye’nin gündeminde daha fazla yer almaya başlamıştır.

Türk siyasi tarihinde siyasi partilerin iktidar olmamaları halinde, muhalefetteyken amansız bir Avrupa düşmanı oldukları, ancak iktidara geldiklerinde ise Avrupa ile entegrasyon faaliyetlerinde bulundukları aşikârdır. Bu gerçek, Türk siyasi hayatında faaliyet gösteren ve bir şekilde iktidara gelen, ideolojik yelpazenin en sağından en soluna kadar bütün partiler için söz konusu olmuştur.

Bunda öncelikli neden; AB’ye üyeliğin bir devlet politikası olduğu gerçeğidir. Türkiye’nin devlet politikasından bahsedilirken Türk dış politikasının ‘ulus kimlik’ ya da ‘devlet kimliği’ ile şekillenip şekillenmediği tartışmasına kısaca değinmek gerekmektedir. Türk dış politikasında sürekliliği sağlayan bir unsur olarak ‘devlet kimliği’ daha çok kabul görmektedir. Türk dış politikasının kimliğini belirleyen şey Türk ulusal kimliği değil, Türkiye Cumhuriyeti devlet kimliğidir… Sağcılar, liberaller, milliyetçiler, Türkçüler, İslamcılar iktidar olmuşlardır, ama Türk dış politikasının geleneksel vizyonu, mihveri, karakteri kısaca kimliği aynı kalmayı başarmıştır… Türk dış politikasının yönü ve kimliği kimi zaman stil değişikliği yaşasa da özünde aynı kalabilmiştir.* Türkiye Cumhuriyeti’nin Batı yönlü dış politika gayretinin bir ürünü olarak AB ile üyelik, Dışişleri Bakanlığı’nın öncelikli politik ve diplomatik manevra sahası olmuştur. Yarım asırlık bir flört göz ardı edilemezdi. **

Bütün iktidarların AB ile üyelikten yana politika izlemelerinin ikinci bir nedeni ise; iktidarların ekonomik gelişmişliği, işsizliğin çözümünü, ülkeye sermaye akışını AB ile çözebilme düşüncesidir. Dolayısıyla AB’ye üyelik ekonomik çıkmazdan kurtulmanın bir anahtarı olarak algılanmıştır.

Partilerin bulundukları duruma, mevcut status quo’ya ve seçmenlerin bakışına göre anlamlandırdıkları ve reflekste bulundukları Avrupa Birliği’ne üyelik (özellikle muhalefet partilerince) partilerin ve parti liderlerinin kimi zaman vatan haini, dinsiz, Türkiye düşmanı gibi sloganlarla anılmalarına neden olmuştur. Çünkü Avrupa Birliği yalnızca bir ekonomik birliktelik değil, siyasi entegrasyondur. Siyasi entegrasyonlarda bazı alanlarda üye ülkelerin bir takım egemenlik haklarından vazgeçmeleri gerekebildiği için, Türkiye’nin egemenlik haklarında olması muhtemel kısmi fedakârlıklar dahi Türk toplumunda infiale neden olmakta, bunun bilincinde olan muhalefet partileri iktidardaki partiyi bir anda vatan haini ilan edebilmekteydi.

Böylesine göreceli politikaların çoğunlukta olduğu bir sistemde AB üyeliğinin bir yere kadar savunulmasına izin verilmektedir. Sistem, AB üyeliğini Türkiye Cumhuriyeti’nin doğal dış politika ereği olarak görmekteydi, ancak bunun da bir sınırı vardı (egemenlik hakları). AB ile üyelik müzakerelerinde iktidarın mutlaklığı (iktidarın askeri ve sivil bürokrasi ile kısıtlanmaması) söz konusu olduğunda, bazı siyasi ve adli reformların Türkiye’nin hassas noktalarına uzanması ile Türkiye’de AB üyeliği şeytani bir olaymışçasına algılanmaya başlanmakta, bunu amaçlayan iktidar da vatan haini ilan edilmekteydi. Batılılaşmanın ve laikliğin en amansız savunucusu olmakla öğünen CHP dahi AB üyeliği sürecinde gelinen noktadan öylesine rahatsız olmuştur ki; CHP’nin sağ kulvarda yarışmaya başladığı dahi dile gelmiştir. Çünkü onlara göre AB, Atatürk’ün savunduğu Batılılaşmanın da ötesinde rol oynamaya başlamıştır (!). Kısacası, AB duruma göre kurtarıcı, duruma göre ise sömürücü olarak tanımlanmaktadır. Bunun da nedeni partiler arasındaki rekabet ve muhalefet-iktidar dikotomisidir.

AB olmazsa olmaz bir dış politika amacı mıdır, yoksa AB’ye yönelik devlet bakışında esneklikler yapılmalı mıdır? Kanımca, Avrupa Birliği’nin Türk dış politikasındaki yeri Dışişleri Bakanlığı başta olmak üzere dış politika yapıcıları tarafından yeniden tanımlanmalıdır.

Yazar: Metin ÇELİK

__________
* ‘kimlik’ konusu Uluslararası İlişkiler (Uİ) disiplininde oldukça önemli bir konudur. İdealizm ve Realizm tartışmalarından kurtulmaya çalışan günümüz Uİ disiplininde kimliğin ön planda tutulduğu birçok yeni teorik tartışmaya şahit olmaktayız (en önemlilerinden bir tanesi Konstrüktivizm-İnşacılık). Makalede bahsedilen devlet ve ulus kimliği için ise bkz. Saban Calis, ‘The Turkish State’ Identity and Foreign Policy Decision-Making Process, Mediterranean Quarterly, Vol. 6, No. 2, Spring 1995, pp. 135-155\
** Türkiye-AB ilişkilerinin Türkiye için vazgeçilmezliği, Türkiye’nin 1959’dan bu yana Avrupa Topluluklarına üyeliğine ilişkin hasreti için bkz. Şaban Çalış, Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri: Kimlik Arayışı, Politik Aktörler ve Değişim, Ankara: Nobel Yayınları, 2001, ss. 1-22

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği Düşüncesinin Kökenleri: Bir Bütünleşmenin Anatomisi

Avrupa Birliği (AB) bugün uluslararası politikada üzerine düşen sorumluluk payını üstlenmeye hazır, küresel bir oyuncudur. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan