Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Türk Grup Davranışı

Türk Grup Davranışları kitabı Doç. Dr. Erol Göka tarafından kaleme alınmış bir tarihsel psikoloji çalışmasıdır. Türk tarihi boyunca değişmeden kalmış olan grup psikolojisi unsurlarının neler olduğu bu çalışmada tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu kitapta ‘Türk’ kavramının sosyolojik boyutu ele alınmış ve Türklerin bilinen tarihleri boyunca değişmeden kalan, kendilerine özgü davranış kalıpları açıklanmak istenmiştir. Hala büyük ölçüde göçebe, çoban, savaşçı bir toplum olma özelliklerini koruyan Türklerin kadın-erkek ilişkilerindeki tutumları, gösteriş ve şatafat kültürleri, toplum yapıları, toplumsal sorunların çözümünde savaşçı bir zihinle hareket etmeleri, uygarlıklara kolay uyum sağlama yetenekleri, tarihin en yüksek dinsel hoşgörüye sahip toplumu olmaları, İslamlaşma süreci de dahil olmak üzere her zaman eski Türk dinine bağlılık göstermeleri hep kendine özgü bir nitelik taşıyan ortak davranış kalıplarından bazıları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türk Grup Davranışı çalışması disiplinler arası bir çalışmadır ve en derindeki psikolojik unsuru saptamaya yöneliktir. Grup davranışında tarihsel boyut araştırması, değişim olarak tarihsel sürece karşı tarihin devamlılık boyutunun araştırılmasıdır. Türk Grup Davranışı, grup davranışında tarihsel boyut araştırması için tasarlanmış bir örneklemdir. Türk Grup Davranışı’nda ifade edilen Türk kavramında biyolojik-ırksal özellikler değil, ortak yaşantıya, yaşam kültürüne ve dile dayalı özellikler esastır. İnsan davranışlarını biçimlendirmek için ortaya koyduğu söylenen tüm projeler, karşılaştığı toplumun grup davranışına sinmiş özelliklere çarpmış ve biçim değiştirmiştir. Bu nedenle evrensel bir modernlikten söz etmek mümkün değildir. Örneğin Kızılay’daki insan manzaraları bir Avrupa kentinden çok farklıdır. Böyle farklılıkları kimileri kültürel farklılıklar, kimileri çarpık kentleşme gibi kavramlarla açıklamaya çalışmaktadır. İnsanların grup olarak yaşadığı her yerde insanların ortaklaşa ürettikleri bir davranış biçiminin ve sağlam bir grup psikolojisinin olduğu ileri sürülmektedir. Grup davranışı bir psikolojik temele sahip olduğundan değiştirilmesi çok zordur.

Köklü bir tasavvuf geleneğine sahip olmamıza rağmen rasyonel davranış kalıplarıyla asla uyuşmayan gösteriş ve şatafat düşkünlüğü, son model arabaların doldurduğu yollarımızdan ev döşeme tarzımıza, hanımların giyinme biçimlerinden kolejlere ödenen paralar gibi birçok alanda görüldüğü üzerinde durulmuştur. Osmanlı’nın feodal mirasını onarma düşüncesindeki cumhuriyet tarihimiz boyunca birçok alanda modernleşme girişimleri yapılmış olmasına rağmen gösteriş kültürü yönetici elitler katında bile kök salmıştır. Korumalarıyla trafik düzenini alt üst eden devlet görevlileri, evinin kaç para ettiğiyle övünen zengin yurttaşlar gösteriş kültürümüzün imalatıdır.

Ekonomik eşitsizliklerin yol açtığı ama egemen liberal paradigmanın işleyişi doğrultusunda hepimizin ‘normal’ görmeye alıştığımız gündelik hayattaki farklı yaşam tarzlarından ayrı olarak kemik iliklerimize kadar işlemiş kamu kuruluşlarının yemekhanelerini bile mevki ve makama göre bölen, apartmanlarda ‘kapıcı’ adı altında yepyeni, modern(!) bir istihdam yaratan kast sistemimiz, gösteriş kültürümüzün doğal bir sonucudur. Bu kültür, zaman zaman ulusal kalkınmacılık anlayışımız ve hatta uluslararası ilişkilerimizi bile belirleyebilmektedir. Örneğin yabancıya hayranlık Osmanlı’nın gerileme döneminden beri ortaya çıkmamıştır. Erken tarihimizdeki Orta Asya Türk Topluluklarının çevre devletlerle ilişkilerine kısaca bakılırsa bu durum görülecektir. İşte Türk toplumunun yaşadığı bu davranış sinerjisini yazar Türklerin uygarlıkla imtihanı ana başlığında masaya yatırılmıştır. Bu şatafat kültürü bir takım görgüsüz davranışları da beraberinde getirmiştir. Şehir içinde Land Rover marka cip kullanma, derme çatma otomobilin arkasına ‘Babam öyle diyor’ ya da ‘Nazar etme ne olur, çalış senin de olur’ gibi şeyler yazılmasının arkasında ciddi bir toplumsa travma mevcuttur.

Türk grup davranışında itaat ve hiyerarşi kültürü çok ciddi bir yer tutmaktadır. Bu sebepten dolayı devletin otoriter kimliği doğal ya da olması gereken bir şey gibi karşılanmaktadır. Dünyanın en disiplinli ordularını kurabilen Türkler, kendi yalnızlıklarıyla baş başa kaldıkları ve başkalarının haklarına saygı bekleyen trafik düzeninde beş araba bir şeritte düzgün bir biçimde ilerlemeyi bile başaramamaktadır. Türklerin kurduğu bütün devletleri kendi elleriyle yıkmaları bu duruma gösterilecek en somut örnektir. Türklerin askeri darbelere gösterdiği tutumdan karizmatik lider anlayışına kadar Türk siyasal yaşamında meydana gelen birçok olayda bu oldu etkisini göstermektedir.

Yazar, bu kitapta Türklerde görülen ilkel inançlar ve bugüne kadar süregelen etkilerine de uzunca değinmiştir. Bu bağlamda Türk grup davranışını etkileyen pek çok kült karşımıza çıkmaktadır. Gök Tanrı kültü, Atalar Kültü, Tabiat kültleri,(Gökyüzü cisimleri, yer kültü, su kültü, dağ-tepe kültü, toprak-taş ve kaya kültü, orman ve ağaç kültü, ateş kültü, su kültü) hayvanlar ve renkler Türk grup davranışında oldukça etkili öğeler olarak karşımıza çıkmaktadır. İnançların doğum, evlenme, ölüm ritüellerine yansıması, evin önemi, ocak ve ocağın tütmesi kavramları, ağıtlar, ölüler için verilen yemek ziyafetleri, doğum gerçekleştiğinde kurban kesilmesi, ad verme sırasında kulağa ezan okunması gibi davranışlar, tipik Türk grup davranışlarına örnek olarak verilebilir.

Şamanizm faktörü, tarikat geleneği, efsane ve menkıbeler, okuyup üflemek, ip bağlamak, muska yazmak gibi usullerle hasta tedavi etmeye çalışanların ve halk arasında ‘hoca’ diye bilinen kimseler aslında şaman kalıntısından başka bir şey değildir. Tekkeler, dergahlar, mistik karakterler, pir, şeyh, mürit ilişkileri, sihir, büyü, cin çağırma, fal bakma, nazara olan inanç, çaput bağlama, adak adama, bahçelere korkuluk dikme, ahır ve ambar kapılarının üzerine boynuz asma, evin eşiğine basmama, eşikte görüşmeme, bebeğin göbek bağını kurutup muska yapma, helva kavurma, saçı büyüde kullanma gibi uygulamalar Şamanizm döneminden günümüze kadar varlığını devam ettiren Türk grup davranışlarından bazılarıdır.

İslam dininde ruhban sınıfının olmaması dinin ayırt edici vasfı olarak nitelendirse de Türk halkının dinle kendilerinden daha yoğun ilgilendiği bilinen kimselere birçok tabiat üstü nitelikler atfedip onlar etrafından kümelenmesinde şaman inancının büyük etkisi vardır. Türklerde itaat ve ibadet özdeşimi, güç ilişkilerinin yer aldığı tüm diyalog biçimlerinde (şeyh-mürit, dede-topluluk, lider-grup, ebeveyn-çocuk, patron-işçi gibi) görülür. Bu nedenlerle Türk demokrasisinde bir türlü parti içi muhalefet gelişemez. Her yükselen eleştiri ihanet eden çatlak sesler olarak kabul edilir. Aile içi demokrasinin gelişmesi için daha bir arpa boyu bile yol alamamamızın, sağlıklı bir patron-işçi diyalogunun gelişememesinin ve sendika ağalığı denilen olgunun temel nedeni de Türklerin iktidar sahiplerine atfettiği büyüsel özelliklerden kaynaklanmaktadır.

Türklerde grup davranışı derinlemesine incelenirken mutlaka değinilmesi gereken bir başka konu ise Türklerde kadın-erkek ilişkileri konusudur. Yazar bu konuda İlber Ortaylı’nın düşüncelerine yer vermiştir. Ortaylı’ya göre kadın-erkek ilişkilerinde din olgusu önemli bir yere sahip değildir. Coğrafyadan kaynaklanan bir kültürel atmosfer Ortaylı için çok daha önemlidir. Mesela Ortaylı’ya göre kadın ve erkeğin ayrı yaşam mekanlarında bulunmasının nedeni coğrafyanın sağladığı olanaklar nedeniyle yerleşik hayata erken geçilmesidir. Ortaylı için Akdeniz kültür havzası kavramı bu topraklarda görülen birçok toplumsal ve tarihsel olguyu açıklamak için anahtar bir role sahiptir. Kadın-erkek ilişkilerini belirleyen ana etken doğrudan doğruya yerleşik hayata geçilip geçilmemesidir.

Savaşçı, göçebe, hayvancı topluluk olmanın bir sonucu olarak Türk yaşam kültürü bir itaat kültürüdür. Halk devlete ve Gök tanrının temsilcisi kağana, kadın erkeğe, büyük küçüğe saygı göstermek ve itaat etmek zorundadır. Yaratılış destanından Manas destanına, Osmanlı hanedanına, bozkırdaki çadırdan modern Türk evine kadın-erkek ilişkisinin içeriğindeki bu çizgiyi görmek mümkündür. Göçebe oldukları dönemde oldukça benzer görünümler gösteren Türk toplumundaki kadın-erkek ilişkisi, Akdeniz havzasındaki yerleşik hayata geçildiğinde, bu coğrafyanın karakteristiklerini almakta gecikmemiş, kadın ve erkek mekanları ayrışmıştır. Modern zamanlarla birlikte ağır aksakta olsa Türk toplumundaki kadın-erkek ilişkileri modern özelliklere doğru evirilmiş, kamusal alanda kadınlar ve erkekler yeniden birbirlerine karışmaya başlamışlardır.

16. yüzyılın sonunda Osmanlı’dan geçen Alman Protestan Papazı Salomen Schweigger’in şu sözleri kadının konumu hakkında oldukça önemli bir tespittir : ‘Türkler dünyaya, kadınlar onlara hükmeder. Türk kadını kadar gezeni, eğleneni yoktur. Çok eşlilik yoktur. Her halde bu işi denemiş, dert ve masrafa neden olduğunu anlayıp vazgeçmişler. Boşanma pek görülmüyor, çünkü boşanırken erkek para ve eşya veriyor ve kız çocuk anaya kalıyor’.

Yalnızca cumhuriyet dönemi topyekün bir uygarlaşma projesine sahipti ama o da uygarlığı geniş halk kitlelerinin bir yaşama tarzı haline getirmeyi çeşitli nedenlerle başaramadı. Geniş halk kitleleri barış zamanlarında bile savaşçı bir zihne mahkum kaldı. Türk halkının zihni cumhuriyet projesi tamamlanamadan kalmasına, gelir dağılımındaki adaletsizliklerin de eklemlenmesiyle yüksek estetik değerlere ilgilenmeye vakit bulamayarak büyük ölçüde savaşçı bir zihin olma özelliğini korudu. Elimizdeki kitapta cumhuriyet modernleşmesinin neden başarıya ulaşamadığına dair önemli ip uçları mevcuttur.

Geç kalmış olmak Türkler için yalnızca Batı kökenli modern uygarlığa değil tarih sahnesine çıktığımız zamanlardan beri karşılaştığımız uygarlıklara, Çin’e, Hint’e İran’a, Mısır’a ve Roma-Yunan’a geç kalmışız. Göçebe, hayvancı, savaşçı bir topluluk olarak bu uygarlıkların çevresindeki bozkırlarda at koşturduk. Liderlerinin Gök tanrının yeryüzündeki temsilcisi olduğuna inanmaları, ciddi bir yönetme arzusu barındırıyor ve çok sık olarak komşu uygarlıkların yerleşik devletlerini fethediyorduk. Allah vergisi yönetme arzuları, paralı asker olarak gittikleri uygarlık coğrafyalarında bile bir süre sonra iktidarı ele geçirmeye ve kendi devletlerini kurmalarına yol açıyordu. Ama her fetih yeni bir grup kimliği krizi demekti. İşte bu çeşitlilik sebebiyle Türk grup davranışları, anlaşılması oldukça zor ve karmaşık bir alandır.

Erol Göka tarafından kaleme alınan bu kitap, Türkiye’de bir sosyal bilimcinin karşılaşabileceği sorunları çok iyi tespit ve analiz etmiştir. Bu sebepten dolayı akademik kariyer yapmayı planlayan özellikle sosyolog ve siyaset bilimcilerin kütüphanesinde mutlaka bulunması gereken bir kitap olduğunu düşünmekteyim. İçinde bulunduğumuz politik süreç bu ihtiyacı en güzel şekilde açıklamaktadır. Şu an parlamentoda bulunan milletvekillerinin kaç tanesinin siyaset bilimci olduğu örneğinden hareket ederek, sosyal bilimlerde ilgili disipline ne kadar hakim olursak olalım Türk grup davranışları hakkında bir birikimimiz yoksa başarılı olmamız çok zor görünmektedir. Siyaset alanında kariyer yapmak isteyen herkese öncelikle bu kitabı tavsiye ediyorum. Sanırım bu kitabı okuyup anladıklarında işleri çok daha kolay olacaktır.

Hazırlayan: Çağdaş DUMAN

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Michael T. Klare: Kaynak Savaşları Kitabı Üzerine

Kitabın Adı: Kaynak Savaşları: Küresel Çatışmanın Yeni Alanları Kitabın Yazarı: Michael T. Klare Yayıncı Kuruluş: …

4 yorum

  1. kitap tanıtımı için teşekkürler, gerçekten güzel bir çalışmaymış. Bu tarz çalışmaların azlığı göz önüne alınırsa, bu ve sosyal antropolojiyi ilgilendiren çalışmaların artması yeni bakış açıları için önemli olacaktır.

  2. Çağdaş Duman

    Asıl ben teşekkür ederim ilgi ve alakanızdan dolayı. malesef bu alanlarda pek fazla çalışma bulunmuyor.Bir farkındalık yaratabildiysek ne mutlu bize.İyi çalışmalar dilerim.

  3. KAMİL DUMAN

    Oğlumcuğum; Eline, yüreğine, kalemine sağlık. Hoş bir yazı. Severek okudum. Başarılarının devamını dilerim.
    NOT:(Savaşçı, göçebe, hayvancı topluluk olmanın bir sonucu olarak Türk yaşam kültürü bir itaat kültürüdür. Halk devlete ve Gök tanrının temsilcisi kağana, kadın erkeğe, büyük küçüğe saygı göstermek ve itaat etmek zorundadır.) Cümleleri ile başlayan onuncu paragraftaki ikinci cümlede sanırım bir yazım hatası var. BÜYÜK KÜÇÜĞE değil KÜÇÜK BÜYÜĞE olsa gerek… Gözlerinden öpüyorum. Baban

  4. Eyvallah ya. Çok mutlu oldum, oğlunun yazısına yorum yapan bir baba ve bu güzel yorumu okumamızı sağlayan editör arkadaşımız. Bütün bu ciddi dünya meseleleri arasında bir dakika durup gülümsemek için çok iyi oldu. Saygılarımla Kamil bey…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret