istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Türk Kamu Diplomasisi ve Fransız Kamuoyu | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Türk Kamu Diplomasisi ve Fransız Kamuoyu

Fransa’da yeni sona eren başkanlık seçimleri Türkiye-Fransa ilişkilerinin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Tarih boyunca inişli çıkışlı bir seyir izleyen ilişkiler, seçim kampanyasına yönelik olarak Fransız hükümetinin yürürlüğe koymaya çalıştığı 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddinin suç sayılmasını öngören yasa nedeniyle yeniden gergin bir döneme girmiştir.

Söz konusu yasa tasarısı Anayasa Konseyi tarafından iptal edilmiş olmakla birlikte zaten Nicolas Sarkozy dönemi boyunca bir türlü rayına oturamayan ilişkilerin kısa vadede düzelmesi mümkün görünmemektedir. Bu yasa tasarısının ifade özgürlüğünü hiçe saydığı ve Fransız iç politika kaygılarının bir ürünü olduğu şüphe götürmemekle birlikte gerek bu konuda gerekse Fransa’yla olan ilişkilerin bütününde Türkiye’nin iğneyi kendisine batırması gereken nokta, Fransız toplumuna yönelik kamu diplomasisi faaliyetlerinin yetersizliğidir. Son seçimlerle Sarkozy döneminin sona ermesine rağmen yeni hükümetin izleyeceği politikalar ve Türkiye’ye yaklaşımı belirsizdir. Dolayısıyla Türkiye’nin bir kez daha aynı şekilde iç politika malzemesi yapılmasının önüne geçmek için kendini Fransız toplumuna doğru ve net biçimde anlatması gerekmektedir.

Türklere ve Türkiye’ye karşı olumsuz algılamaların temelinde dini (özellikle 11 Eylül sonrası yükselen islamofobia) ve tarihi (Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa aleyhine genişlemesi ve Türklerin 18. Yüzyılın sonuna kadar Avrupa’nın en önemli güçlerinden birisi olması) faktörler bulunmaktadır. Bu faktörler sebebiyle Türkiye’ye önyargılı yaklaşan Fransız toplumunun büyük bir kısmı, günümüz Türkiye’sini yeterince tanımamakta fakat tanıdığını düşünmektedir. Dolayısıyla Türkiye hakkındaki bilgi eksikliği ve bunun yol açtığı stereotip düşünceler güvensizliği, olumsuz imajı, yönlendirmelere ve dış etkilere açık olmayı da beraberinde getirmektedir. National Branding konusunda uzman Simon Anhalt’in Türkiye örneğinden yola çıkarak belirttiği gibi “eğer bir ülke kendi algısını ve itibarını yönetmezse, itibarı kendi doğal ritmiyle ilerlemekte, başkaları tarafından yönetilir hale gelmektedir.”(1) Bu durumun en belirgin örnekleri AB üyeliği ve Ermeni meselesi konusunda yaşanmaktadır. Bu bağlamda yabancı toplumlar nezdinde imajını yenilemek, kendini tanıtmak ve basmakalıp düşünceleri yıkmak amacıyla başvurulacak temel araç olarak kamu diplomasisi, Türkiye’nin hiçbir şekilde ihmal edemeyeceği bir alandır.

Bu çalışmanın amacı, iki ayrı makale konusu oluşturabilecek AB üyeliği ve Ermeni meselesi konularında gerçekleştirilmesi gereken faaliyetleri ortaya koymak değil, genel olarak Fransız toplumundaki Türkiye ve Türk algısının düzeltilmesi ve önyargıların giderilmesi amacıyla yürütülmesi gereken kamu diplomasisini tartışmaktır.

Kamu Diplomasisi Nedir?

Kamu diplomasisi en basit şekilde, bir hükümetin başka bir ulusun halkını ve aydınlarını, bu ulusun politikalarını kendi avantajına döndürmek amacıyla etkilemeye çalışması olarak tanımlanabilir.(2) Hans Tuch’ın tanımıyla “kamu diplomasisi, kendi ulusunun düşüncelerini ve ideallerini, kendi kurumlarını ve kültürünü aynı zamanda ulusal hedeflerini ve güncel politikalarını yabancı halklara anlatma amacı taşıyan bir hükümetin iletişim sürecidir.”(3) Kamu diplomasisi kavramı ilk olarak 1965 yılında Tuft Üniversitesi’ne bağlı olan Edward Murrow Merkezi’nin başkanı olan Edmund Gullion tarafından gündeme getirilmiştir. Gullion’a göre kamu diplomasisi, kamuoyu davranışlarının dış politika oluşumunda ve yürütülmesindeki etkisidir. Geleneksel diplomasinin ötesinde uluslararası ilişkilerin farklı boyutlarını (diğer ülkelerdeki kamuoyunun etkilenmesi, bilginin ve fikirlerin akışı, ülkelerdeki çıkar gruplarının etkileşimi gibi) kapsamaktadır.(4)

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası örgütlerin ve sivil toplum kuruluşlarının uluslararası ilişkilerin yeni aktörleri olarak ortaya çıkışı ve gelişen iletişim teknolojileri, geleneksel diplomasi kavramının da değişmesine sebep olmuştur. İletişim ve bilgi devrimleri ile yeniden yapılanan uluslararası sistemde, kamuoyları ve gündemi etkileme becerisinin önem kazanmasıyla kamu diplomasisi dış politikanın vazgeçilmez unsurlarından biri olmuştur.

Kamu diplomasisinin geleneksel diplomasiden en büyük farkı, sadece hükümetler tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri değil, aynı zamanda hükümet dışı kuruluşların ve toplumların da birbirleriyle olan etkileşimlerini kapsamasıdır. Dolayısıyla kamu diplomasisi hem devletten-halka hem de halktan-halka bir iletişim stratejisi izlemek demektir. Kamu diplomasisi, iki yönlü bir iletişim ve etkileşimi öngörmektedir. Öncelikle hedef kitlenin dinlenmesi ve önceliklerinin tespit edilmesi esastır. İkinci olarak da bilgilendirme, paylaşım, ikna ve etkileme amaçlanmaktadır. Bu çift yönlü, dinamik iletişim sürecinin önemine Gifford Malone, “eğer kendi toplumumuzu ve politikalarımızı anlatmak istiyorsak öncelikle iletişime geçmek istediğimiz halkın kültürünü, tarihini, psikolojisini ve özellikle dilini öğrenmeliyiz” şeklinde vurgu yapmaktadır.(5) Yine bu çift yönlü iletişim, kamu diplomasisi ile propaganda arasındaki temel ayrımdır. Propaganda dezenformasyon boyutuyla sadece tek yönlü bir iletişimi hedeflemektedir. Ayrıca propagandada bilginin kaynağı her zaman belli olmayabilir, doğruluğu kanıtlanamayan rivayetler ve dedikodular üretilebilir. Oysa kamu diplomasisinde bilginin kaynağı bellidir ve doğruluğu kesindir.

Kamu diplomasisi sürecindeki temel aktörler genellikle Dışişleri Bakanlıkları ve dış temsilcilikler olmakla birlikte  sivil toplum kuruluşları (STK), araştırma merkezleri, kamuoyu araştırma şirketleri, basın, üniversiteler, dernek ve vakıflar da bu sürece dâhil olan/olması gereken kurumlardır. Kamu diplomasisi çeşitli kanallar ve teknikler vasıtasıyla gerçekleştirilir. Uluslararası yayıncılık, bilimsel ve kültürel öğrenci değişim programları, burslar, sanatçıların ve entelektüellerin konferanslara, festivallere ya da sergilere katılımı, ticari işbirliği, ortak derneklerin kurulması, dilin öğretimi, kültürel merkezlerin kurulması…vs..

Joseph Nye, kamu diplomasisini bir yumuşak güç politikası olarak tanımlamaktadır. Kamu diplomasisi bir ülkenin sahip olduğu yumuşak güç kaynaklarından beslenmektedir: kültür, siyasi değerler, dış politika, ekonomi, eğitim düzeyi, medya, tanıtım faaliyetleri…vs. Bu bağlamda yumuşak güç kaynaklarına sahip ülkelerin etkin kamu diplomasisi yürütme hususunda avantajlı olacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki yumuşak güç sahibi olmadan kamu diplomasisi yürütmek (Kuzey Kore gibi) veya yumuşak güç sahibi olup da kamu diplomasisini asgari düzeyde tutmak da (İrlanda gibi) mümkündür.(6)

Günümüzde internet teknolojisinin yaygınlaşması ve uydu yayıncılığı, bilgilerin çok hızlı biçimde tüm dünyaya yayılmasına olanak sağlamıştır. Bu bakımdan kamu diplomasisinin yürütülmesi hem kolaylaşmış hem de kaçınılmaz hale gelmiştir. Zira pek çok farklı bilginin bu kadar hızlı paylaşıldığı, dolayısıyla manipülasyona açık bir ortamda kendini anlatabilmek ve algıları yönetmek zaruridir. Dolayısıyla internetin tüm olanaklarından yararlanmak (websiteleri, bloglar, Youtube ve MySpace gibi sosyal medya uygulamaları, Facebook ve Twitter gibi sosyal iletişim ağları… ) yabancı kamuoylarını mobilize etmede vazgeçilmez unsur haline gelmiştir. Bununla birlikte bir ülkenin algısı ve imajı toplumdan topluma değiştiğinden bir topluma yönelik olarak hangi kamu diplomasisi araçlarının daha etkili olacağını anlamak için öncelikle hedef kamuoyundaki algıyı ve hassas noktaları iyi analiz etmek gerekmektedir.

Fransa’daki Türkiye Algısı

Sıradan bir Fransız vatandaşının Türkiye algısının oluşmasında genel olarak etkili olan unsurlar ders kitaplarında Türkiye hakkında yazılanlar, medyada çıkan yazılar ve görsel ögeler, Fransa’da yaşayan Türk nüfusu, Fransız devlet adamlarının söylemleri ve Ermeni diasporasının işlediği konulardır. Tüm bu unsurlar dışında, seküler bir toplum olmasına karşın Katolikliğin önemli bir yere sahip olduğu Fransız toplumunda din faktörü de Türkiye’ye olan bakışı etkilemektedir. Özellikle 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de bulunan Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’a yönelik saldırılar, Müslümanlara yönelik kuşkuları beraberinde getirmiştir. Institut d’Etudes Politiques de Paris’den Prof. Dr. Anne-Marie Le Gloannec; Fransız kamuoyunun Türkiye hakkında fazla bilgi sahibi olmadığını ancak İslam kültürünün bir parçası olarak görüldüğünü ve tarihsel olarak Müslümanlık kimliğine karşı duyulan tedirginlik ve korkunun doğrudan Türkiye algısında da rol oynadığını belirtmektedir. (7)

Fransa’da temel eğitimde kullanılan tarih kitaplarında Türklerle olan ilişkilerde daha çok çatışmacı yönün ve savaş olgusunun ön plana çıkarıldığı görülmektedir. Strasbourg Üniversitesi Türkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Paul Dumont’a göre Fransızların genel Türkiye algısını daha iyi anlayabilmek için bugüne değil, tarihe bakmak gerekmektedir.(8) Dumont, Fransızların Türkiye algısını daha çok dini çatışma üzerine inşa edilmiş fikirlerin şekillendirdiğini ve Türkiye’nin hep Doğu’nun bir parçası olarak görüldüğünü ifade etmektedir.

Öte yandan Fransız kamuoyundaki Türkiye algısı ister istemez Fransa’da yaşayan Türk nüfusu ile ilişkilendirilmektedir. Göç ve entegrasyon sorununun olumsuz yansımaları Türkiye’ye olan bakışta kendini göstermektedir. AB’li Türklerden kentli, çağdaş, yaşadıkları topluma katkıda bulunan, kendi işini kuran, istihdam sağlayan, bilimde, sanatta, medyada ve diğer iş kollarında başarılı konumlarda olanlar ise “Türk” olarak görülmemekte, yalnızca zihinlerdeki imaja uygun olanlar Türk olarak algılanmaktadır.

Türkiye’nin kültürünün ve dininin bazı siyasi partiler ve devlet adamları tarafından oy gayesiyle “ötekileştirilmesi” gerçekten kaygı verici bir durumdur. Bu tür düşünce tarzı, Fransa’nın benimsediği çok kültürlülük anlayışına ters düşmekte ve tüm dünyaya ihraç etmiş olduğu “Aydınlanma” idealleri ile de açıkça çelişmektedir. Özellikle sağcı partilerin seçim dönemlerinde Türkiye’nin AB üyeliği üzerinden oy kazanmaya çalıştığı bilinen bir gerçektir. Bu çerçevede Fransız devlet adamı Dominique De Villepin, “Avrupa aslında bir dinsel alan değildir. Aksine, bir değerler bütünüdür ki bu değerlerden biri de dünyevi işlerle dinsel sorunların birbirinden ayrılması gereğidir. Özgürlüklerin savunusu, barışın korunması yolunda sarsılmaz irade, hak eşitliğinin tanınması; bütün bunlar farklı Avrupa halklarını birleştiren karakteristik göstergelerdir. Bir devlet bu bütüne katılmak istediğinde, bizim gözümüzde ölçü, onun dinsel kimliği değil, bu değerleri içselleştirme yetisi olmalıdır.(9)

Ermeni diasporasına gelindiğinde, Fransa’da yaklaşık 400-600 bin Ermeni yaşadığı ve önemli kısmının bu ülkeye tamamen entegre olup pek çok alanda önemli yerlere geldiği bilinmektedir. Hemen hemen aynı orana sahip olmakla beraber Türklerle kıyaslandığında Ermenilerin büyük kısmının Fransız vatandaşlığı kazandığı, entellektüalite ve siyasi etki bağlamında çok daha fazla güce sahip olduğu görülmektedir. Bu durumu lobi faaliyetleri ile destekleyen Ermeni nüfusu “sözde Ermeni soykırımı” tartışmaları üzerinden Fransız toplumunun Türklere bakışını da etkilemektedir. Fransa’daki Uluslararası İlişkiler Çalışmaları Merkezi (CERI) Başkanı Prof. Dr. Christian Lequesne’e göre sokakta yürüyen kadın veya erkek sıradan bir Fransız vatandaşı 1915’de neler olduğunu bilmez, anlamaz ve bir bilgisi de yoktur. Bununla birlikte beyinlerinde ve algılarından Türkiye’ye yönelik kesin, kuralcı bir yabancı kavramı bulunmaktadır.(10)

Fransız Toplumuna Yönelik Kamu Diplomasisi

Eğer gerek AB üyeliği gerekse Ermeni meselesi hususunda Türkiye’nin iç politika oyunlarına karıştırılması engellenmek isteniyorsa öncelikle Fransız toplumundaki basmakalıp düşünceler yıkılmalı ve önyargılar giderilmelidir. Zira Fransız hükümetinin Türkiye’yle ilgili karar alırken halkının düşüncelerini ve eğilimlerini göz önünde bulundurması doğaldır. Bu bakımdan günümüz Türkiye’si hakkında bilgili ve önyargılardan arınmış bir toplumda Türkiye üzerine oynayarak oy kazanmak da kolay olmayacaktır. Türkiye’nin AB üyeliğine açıkça destek veren Fransa eski Başbakanı ve Avrupa Parlamenteri Michel Rocard, bu durumu şöyle dile getirmektedir: “Avrupa kamuoyunun Türkiye’yi algılayışı değişmediği sürece, AB liderleri bu ülke hakkında gerekli cesur kararları alamazlar.”(11)

Şüphesiz Fransız toplumunun bilincinde yer etmiş Osmanlı-Türk imajını değiştirmek ve bugünün gerçekleriyle olan farkını anlatmaya çalışmak kolay değildir ve uzun bir süreç gerektirmektedir. Zira Hans-Georg Gadamer’in de belirttiği gibi tarih, kullandığımız dilde, kelimelerde, remizlerde, zihnimizdeki resimlerde ve anlattığımız hikâyelerde yaşamaya devam etmektedir.(12) Ancak kamu diplomasisi de doğası itibariyle uzun soluklu bir süreçtir.

Daha önce de belirtildiği gibi kamu diplomasisi ülkenin sahip olduğu kültür, siyasi değerler, dış politika, ekonomi, eğitim, medya, turizm, sportif başarılar gibi unsurlardan beslenmektedir. Bu açıdan Türkiye’nin etkin bir kamu diplomasisi yürütebilmek için yeterli araçlara sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Öncelikle Türkiye Doğu-Batı sentezinden oluşan köklü bir kültüre sahiptir. Tarihi yapıtları, sanat eserleri, müziği, mutfağı ve edebiyatı Türkiye’yi yabancı toplumlar nezdinde çekici kılan ögelerdir. Bu nedenle Fransız toplumunda Türk kültürünü tanıtıcı nitelikte etkinliklerin düzenlenmesi önem taşımaktadır. Örneğin Temmuz 2009-Mart 2010 arasında Fransa’da “Türkiye Mevsimi” çerçevesinde kültürel zenginlikleri tanıtan 400’den fazla etkinlik gerçekleştirilmiştir. Bu beş ay boyunca Fransa’nın Paris, Bordeaux, Lyon, Marsilya, Lille ve Strasbourg gibi önemli şehirlerinde birçok sergi, konser, sinema festivali, tiyatro, dans gösterisi ve konferans düzenlenmiştir. Kendi izlediği etkinliklerde salonların oldukça dolu olduğunu ve izleyicilerin büyük kısmının Fransız olduğunu vurgulayan Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu, “Mevsim”in amacına ulaştığını ifade etmiştir.(13) Dolayısıyla çeşitli vesilelerle toplumda ses getirecek, geniş kapsamlı ve halka açık bu tür etkinliklerin (uluslararası üne sahip Türk müzisyenlerin konserleri, Türk sanatçılarının sergileri, dans gösterileri…vs) gerçekleştirilmesi ve temasıyla ilgi çekecek, sanatsal değer taşıyan Türk veya ortak yapım filmlerin gösterilmesi Türk kültürünün tanıtımına ve Türkiye’nin imajına olumlu katkı sağlayabilir. Nitekim Prof. Dr. Paul Dumont, Fransa’daki Türkiye algısının değiştirilmesinde propaganda veya dinler arası işbirliği gibi unsurların etkisiz kaldığını, tarihten gelen ön yargıların ortadan kaldırılması için doğrudan sanatsal, kültürel ve toplumsal düzeyde bir işbirliği ve tanıtım çalışmasının gerçekleştirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.(14)

Kamu diplomasisinin diğer iki temel kaynağı dış politika ve siyasi değerlerdir. Son yıllarda Türkiye’nin ortaya koyduğu pro-aktif dış politika etkin bir kamu diplomasisinin yürütülmesini de kolaylaştırmaktadır. Öte yandan hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları gibi değerlerin uluslararası platformlarda savunulması ve hükümet icraatları ile bunlara önem verildiğinin gösterilmesi de söz konusu ülke için olumlu bir imaj teşkil etmektedir. Fransızlar Türkleri savaşçı bir millet olarak görmektedir ancak bu milletin silahlı kuvvetlerinin dünyanın farklı bölgelerindeki barış güçlerine ve yeniden yapılandırma faaliyetlerine destek verdiğini bilmemektedir. Komşularıyla iyi ilişkiler kuran, bölgesel istikrar ve barışı destekleyen,  anlaşmazlıklarda yumuşak güç unsurlarına öncelik verilmesini savunan, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına riayet eden, geçmişte tabu niteliğinde olan konuları tartışmaya açan Türkiye gerçeğinden bugün pek çok sıradan Fransız vatandaşı habersizdir. Bu sebeple Türkiye kendi hikâyesini Fransızlara kendisi anlatmak durumundadır.  Kendini yeterince iyi anlatamadığında veya anlatma gereği duymadığında doğan sonuçların en canlı örneği Ermeni meselesidir.

Kamu diplomasisi açısından önem taşıyan bir diğer unsur şüphesiz ülkenin ekonomik gücüdür. Avrupa ekonomisinin % 1,5 büyüdüğü 2011 yılında Türkiye ekonomisi % 8,5 oranında bir büyüme gerçekleştirmiştir.(15) Ekonomik krizle boğuşan AB ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye ekonomisi yükselen bir grafik çizmektedir. Türk firmaları yurtdışında büyük projeler gerçekleştirmekte ve bazı iş kollarında marka haline gelmektedir. Ekonomi alandaki bu gelişme günümüz Türkiye’sinin hikayesinin bir parçasıdır ve bunu Fransız toplumunda görsel-işitsel iletişim araçları ve sosyal medya aracılığıyla görünür hale getirmek gerekmektedir. Örneğin bugün kaç Fransız vatandaşı Vestel’in, otomatik çamaşır makineleri için motor üreten ancak kapısına kilit vurma noktasına gelen Fransız firması SELNI’ye yılda iki milyon motor siparişi vererek batmaktan kurtardığını bilmektedir?(16) Beko, Paşabahçe, Mavi Jeans, Merinos Halı gibi Türk firmaları Fransa’da bilinmekle birlikte, tanınır ve güvenilir firma sayının artırılması Türkiye’nin olumlu imajı açısından önem arz etmektedir. Türk firmalarının Fransız iş çevrelerinde varlığının hissedilmesi, Türk şirketlerinin Fransa’da yatırım yapması ve istihdam sağlaması hem Türkiye imajını olumlu etkileyecek hem de iş çevrelerinin baskısı Fransız hükümetinin ilişkileri bozacak adımlar atmadan önce tekrar düşünmesine yol açacaktır.

Türkiye’nin yükselen grafiği yabancı öğrencilerin eğitim için ülkemizi seçmesinde de etken teşkil etmektedir. Özellikle öğrenci değişim programları kapsamında Türkiye’ye gelen öğrenci sayısı son yıllarda ciddi artış kaydetmiştir. 2010-2011 öğretim yılı içerisinde Türkiye’de eğitim gören yabancı uyruklu öğrencilerin sayısı 25 bin 545’e yükselmiştir.(17) Türkiye’ye gelerek Türk kültürünü ve yaşam tarzını öğrenen öğrencilerin Türkiye’ye bakışının ciddi oranda değiştiği yadsınamaz bir gerçektir. Erasmus aracılığıyla yurtdışına en çok öğrenci gönderen (28.300 kişi) ülke olan Fransa’daki bu potansiyelden yararlanılmalı ve Fransız öğrenciler Türkiye’ye çekilmeye çalışılmalıdır.(18) Öte yandan Türkiye’deki Fransız okullarının Fransa’daki muadilleri ile gerçekleştirdiği değişim programlarının önemi de inkâr edilemez. Bu konuyla ilgili olarak Haziran 2008-Kasım 2009 tarihleri arasında Almanya, Fransa, İngiltere, İspanya ve Polonya’da Türkiye’nin AB üyeliği konusunda yapılan anketlere dayanan araştırmaya göre, 18-24 yaş aralığında bulunanların %52’si Türkiye’nin üyeliğini desteklerken, bu oran 65 yaş ve üzerinde %30’a düşmektedir. Gençlerin Türkiye’ye karşı açıklığını “Erasmus jenerasyonu” olmalarına bağlayan Prof. Dr. Hakan Yılmaz, Türkiye’yle kültürel alışveriş içinde olan bu yaş grubunun kültür unsurunu olumlu bir etken olarak değerlendirdiğini vurgulamıştır.(19) Dolayısıyla gelecekte kendi ülkelerinde önemli mevkilere gelmeleri muhtemel öğrenci ve gençlerin Türkiye’yi doğru tanıması ülkemiz için önemli bir artıdır. Bu sebeple gerek orta öğretim gerekse üniversite düzeyinde değişim programlarının yaygınlaştırılması, yabancı öğrenci ve araştırmacılara verilen burs imkânlarının artırılması önem taşımaktadır.

Gerginleşen ikili ilişkilere rağmen 2011 yılında 1 milyondan fazla Fransız turistin Türkiye’yi ziyaret etmesi umut verici bir gelişmedir. Türkiye’yi gezip gördükten ve Türklerle iletişim kurduktan sonra pek çok turistin ülkemize olan bakışının değiştiği göz önüne alınırsa Fransız turist sayısının artırılması amacıyla girişimlerde bulunmak gerekmektedir.  Bu amaçla Türk Hava Yolları (THY) yılın belli dönemlerinde Fransız turistler tarafından çok tercih edilen Bodrum, Kapadokya, İzmir ve İstanbul güzergâhlarına yönelik kampanyalar düzenleyebilir. Bilhassa Fransız hükümetinin iç politika kaygıları nedeniyle ilişkilerin gerildiği dönemlerde THY’nin “gör ve kararını ver” temasıyla cazip kampanyalar sunması yerinde bir strateji olacaktır.

Bir diğer önemli konu 7 gün 24 saat İngilizce yayın yapan televizyon kanalının kurulmasıdır. Zira bu kanal aracılığıyla hem Türk kültürü, tarihi ve turistik yerleri hakkında bilgi verilebilir, hem de Türkiye’nin tezleri, politikaları ve dünyayla olan ilişkileri doğru ve net şekilde aktarılabilir. Ayrıca Türk firmaları ve bu firmaların ürettikleri mallar tanıtılabilir, Türkiye veya Türk STK’lar aracılığı veya ortaklığıyla düzenlenen etkinlikler duyurulabilir.

Tüm bunların dışında geniş kapsamlı sportif organizasyonlara ev sahipliği yapmak, uluslararası üne sahip sporcular yetiştirmek, uluslararası kongre ve fuarlar düzenlemek, üniversiteler arası işbirliği geliştirmek ve akademisyenler için değişim programı düzenlemek gibi etkinlikler de önemli kamu diplomasisi araçlarıdır.

Türkiye’nin tanıtımı yapılırken dikkat çekici ve ayırıcı unsurlar özellikle vurgulanmalıdır. Türkiye’nin belli başlı karakteristiklerinin altını çizen, hedef kitle odaklı, etkin ve güvenilir mesajlar hazırlanmalıdır. Örneğin pek çok Fransız vatandaşı, Müslüman olup Arap olmamak konusunda çelişkiye düşmektedir. Bu bağlamda Fransa’da en iyi tanınan Türk devlet adamı olan Atatürk’e, cumhuriyet rejimine, laik düzene ve Latin harfli Türk alfabesine dikkat çekilebilir. Ayrıca Amerikalı yazar Katherine Branning’ın “Evet, bir bardak daha çay istiyorum” adlı kitabı için hazırladığı ve büyük ilgi uyandıran çay üzerinden Türk kültürünün tanıtıldığı video tarzında kısa belgesel veya tanıtım videoları hazırlanabilir. Buna ilaveten günümüzdeki önemi yadsınamaz olan sosyal medya araçları etkin olarak kullanılmalı, Türkiye’yi tanıtmaya yönelik Fransızca websiteleri, bloglar ve videolar yaygınlaştırılmalıdır.

Pek çok farklı alanı kapsayan tüm bu tanıtım faaliyetlerinin başarıya ulaşması, uzun ve titizlik isteyen bir süreç gerektirmektedir. Dolayısıyla hükümet kurumlarının yanı sıra STK’lar, yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları ile yurtiçi ve yurtdışındaki tüm diğer kurumlar bu sürece destek vermelidir.

Türk Kamu Diplomasisi Adına Gelişmeler ve STK’ların Önemi

Uzun yıllar kamu diplomasisine gereken önemi vermemenin sıkıntısını yaşayan Türkiye’de memnuniyet verici bir gelişme olarak son yıllarda, devlet bünyesinde kamu diplomasisi çalışmalarına verilen önem artmıştır. Türkiye’nin doğru ve etkin bir şekilde tanınması ve bilinmesi için kamu kurumları ile sivil örgütlenmeler arasında koordinasyonu sağlamak amacıyla 2010 yılında Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü kurulmuştur. Koordinatörlük; dünyada yaşanan gelişmelerin, ortaya çıkan sorunların ve çözüm yollarının, uluslararası kamuoyunu meşgul eden meselelerin yetkili ve uzman kişiler tarafından masaya yatırılmasını hedefleyen  Akil Adamlar Konferans Serisi, ülkemize duyulan bu ilgi ve merakı karşılamak üzere, yabancı basın mensuplarının ülkemize davet edilmesi için hazırlanan Gazeteci Heyetleri Programı,  yurtdışında Türkiye konusunda çalışan araştırmacılar ve uzmanları, Türkiye’den araştırmacı ve uzmanlarla bir araya getirmeyi hedefleyen Ülke Programları, kamu diplomasisi panelleri, toplantı ve çalıştaylar, yabancı basın bilgilendirme ve tanıtım faaliyetleri gibi çalışmalar yürütmektedir.(20) Ancak kamu diplomasisinin çok boyutlu ve uzun soluklu niteliği göz önüne alındığında Koordinatörlük’ten tüm kamu diplomasisi faaliyetlerini yürütmesini beklemek akılcı olmayacaktır. Zaten daha önce de ifade edildiği gibi kamu diplomasisinin sadece devlet kurumları tarafından yürütülmemesi gerekir. Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nün önceliği, STK’lar ve diğer kuruluşların gerçekleştireceği projelerin kontrol, koordinasyon ve finansman zeminini hazırlamak olmalıdır.

Uluslararası arenada devlet dışı aktörlerin rolünün gitgide artmasına bağlı olarak sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri ulusal sınırların ötesine geçmeye başlamıştır. Bu nedenle sivil toplum müesseseleri kamu diplomasisi çalışmalarında devletlerin en önemli ortakları haline gelmiştir. STK’ların, farklı ülkelerdeki muadilleri ile birlikte, ortak projeler üretme ve lobi çalışmaları yapma gibi roller üstlenmeleri, o ülkelerin halkına ulaşmak bağlamında son derece önemlidir. Fransa’daki STK’lar ile Türkiye’dekiler arasında somut işbirlikleri ve ağlar kurmak ve bunları aktif tutabilmek, uluslararası ağlara dâhil olmak ve ortaklıklar kurmak yürütülmeye çalışılan kamu diplomasisine ciddi katkı sağlayacaktır. Örneğin 2009’daki “Interact-AB, Fransa, Türkiye Üniversite Diyalogu” projesinin faaliyetlerinden biri olan “Fransa ve Türkiye Arasındaki STK Diyalogu: Sivil Toplum Diyalogu Atölye Serisi”, insan hakları, sosyal haklar, barınma hakları ve kadın hakları gibi haklara dayanan konularda çalışan Türk ve Fransız STK’ları bir araya getirerek, sivil toplum üzerine tartışmalar yapmak, çalışma konularına ilişkin deneyimlerini paylaşmak, birbirleriyle çalışma kapasitelerini artırmak, ağ yapıları kurmalarını ve/veya mevcut ilişkilerini güçlendirmelerini sağlamak adına memnuniyet verici bir gelişmedir.

Bir diğer kayda değer gelişme, TÜSİAD tarafından Türkiye ile Fransa arasındaki ilişkileri güçlendirmek amacıyla, bağımsız ve objektif bir düşünce platformu oluşturmak adına Fransa’da “Paris Boğaziçi Enstitüsü (Institut du Bosphore)” adlı düşünce kuruluşu tesis edilmesidir. Türk ve Fransız kamuoyları arasında müşterek bir düşünce zemini tesis etmeyi amaçlayan Enstitü bünyesinde, Türkiye ve Fransa’nın önde gelen siyasetçi, iş insanı, ekonomist ve kanaat önderlerinin bir araya geldiği bir bilim kurulu da yer almaktadır.

Şüphesiz Fransa merkezli Türk STK’lar da bu süreçte önemli rol oynayacaktır. Fransız kamuoyunu iyi tanımaları, Fransız kamuoyunun hassasiyetlerini ve görüşlerini iyi bilmeleri sayesinde öncelikli olarak yürütülmesi gereken kamu diplomasisi çalışmaları hakkında hükümetlere tavsiyelerde bulunabilecek, bu çalışmaların uygulanmasına katkı sağlayabilecek olanlar bu kuruluşlardır.

Örneğin, merkezi AB’nin en önemli şehirlerinden Strazburg’da bulunan Cojep International,  50 ülkeden sivil toplum kuruluşları ile işbirliği halinde olan; demokrasi, insan hakları, hukuk, adalet ve barış alanlarında çalışan, BM ECOSOC ve Avrupa Konseyi’ne katılımcı statüsü elde etmiş ve UNESCO üyesi bir Türk organizasyonudur.(21) Barış, çokkültürlülük, birlikte yaşama, kültürlerarası diyalog gibi alanlara yönelik faaliyetler düzenleyerek Türkiye’nin bu değerlere verdiği önemi bir anlamda temsil etmektedir. Siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler, yazarlar, öğrenciler ve genel olarak faaliyet alanındaki tüm Fransız ve Türk halkı kapsayan çalışmalarda bulunmaktadır. Her yıl düzenlediği “Birlikte Yaşama Buluşmaları”, “Yurttaşlık Kampanyaları” “Gençlik Buluşmaları” gibi uluslararası organizasyonlarla çeşitli ülke ve kültürlerden insanları bir araya getiren Cojep International’in, geçtiğimiz yıl Konya Belediyesi ile ortaklaşa gerçekleştirdiği Hz. Mevlana’yı tanıtım programı ve sema gösterisi büyük ilgi uyandırmıştır. Ayrıca son olarak Fransa’da bir ortaokulda ders dokümanı olarak kullanılan ve Türkleri “soykırımcı” olarak gösteren bir karikatürün müfredattan çıkarılması amacıyla Fransa Eğitim Bakanlığı nezdinde çalışma başlatmıştır.(22) Bu tür kuruluşların devlet tarafından desteklenmesi ve ortak projeler üretilmesi etkin bir kamu diplomasisi için gereklidir.

Ayrıca yine 2010 yılında kurulan Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı ile dünyanın dört bir yanında yaşayan soydaş ve akraba toplulukları ile değişik ülkelerdeki vatandaşlarımıza daha organize hizmet sunulması, hizmetlerin tek merkezden koordine edilmesi amaçlanmaktadır. Bu Başkanlık aracılığıyla yabancı öğrenci projelerinin hayata geçirilmesi, yurt dışında lobicilik çalışmalarının güçlendirilmesi, Türk vatandaşlarının bulunduğu ülkelerle ekonomik, sosyal, kültürel ve ticari bağlar geliştirilerek Türkiye’nin uluslararası düzeyde tanınması ve tanıtılması gibi kamu diplomasisi alanına giren faaliyetlerin yürütülmesi daha kolay ve organize şekilde gerçekleştirilebilir. Örneğin Yurtdışı Türkler Başkanlığı önderliğinde Fransa’daki yerleşik Türk imajının değiştirilebilmesi için “Fransa’daki başarılı Türkler” temasıyla Fransız toplumuna entegre olmuş ve belli bir alanda önemli başarılar elde etmiş Türklerin daha görünür olması desteklenebilir.

Son olarak belirtilmesi gereken, sıradan halkı hedef alan kamu diplomasisi çalışmaları yürütülürken kamuoyu üzerinde önemli etkisinin olduğu bilinen Fransız siyasi elitlerin (uzmanlar, gazeteciler, yazarlar…) ihmal edilmemesi gerektiğidir. Siyasi elitlerin Türkiye hakkındaki görüşleri, çalışmaları ve söylemlerinin halkı etkileyebileceği göz ardı edilmemelidir. Türkiye’ye bakış bağlamında siyasi elitin kendi içinde üç gruba ayrıldığı söylenebilir: Türkiye’yi yakından takip eden ve iyi tanıyan, dolayısıyla Türk tezlerini savunanlar; Türkiye’yi iyi tanımayan, din ve kültürü hakkında önyargıları bulunan ancak son dönemde Türkiye’nin uluslararası arenadaki yükselen rolü nedeniyle ılımlı yaklaşan solcu kesim; tamamen Türkiye karşıtı aşırı sağcı kesim.(23) Kamu diplomasisi kapsamında bu üç grubu da hedefleyen faaliyetler icra edilerek siyasi elitler kazanılmaya çalışılmalıdır. Türkiye’ye yakın olanlarla bağların kuvvetlendirilmesi şüphesiz önemlidir. Ancak yapılabilecek en büyük hatalardan biri Türkiye karşıtı görüşleri savunan kesimi görmezden gelmektir. Fikirler değişmek içindir ve Türkiye kendini doğru ifade ettiği takdirde ikinci ve üçüncü gruptaki elitlerin bir kısmının fikirlerinin değişmesini en azından yumuşamasını sağlayabilir. Paris Boğaziçi Enstitüsü ilk yıllık toplantısına Fransa’dan Türkiye’ye yakınlığı ile bilinen senatör Catherine Tasca, eski başbakan Michel Rocard, sosyalist milletvekilleri Pierre Moscovici ve Laurence Dumont, UMP milletvekil Thierry Mariani’nin yanı sıra Alexandre Adler, Bernard Guetta ve Ariane Bonzon gibi gazetecileri davet etmiştir.(24) Bu önemli organizasyonda Türkiye karşıtı isimlerin yokluğu gözden kaçmamaktadır ki eğer davet edilmemişlerse bu ciddi bir kayıptır. SOFRES eski başkanı Pierre Weil, Fransız toplumunun Türkiye hakkındaki görüşlerinin henüz olgunlaşmamış olduğunu dolayısıyla siyasi elitlerce yönlendirilebileceğini ifade etmektedir. Weil’e göre karizmatik bir devlet adamı veya elitin, etkin bir iletişim stratejisi izlenmesi durumunda Fransız toplumunun görüşlerini zaman içinde Türkiye lehine değiştirmesi muhtemeldir.(25)

Sonuç

Kamu diplomasisine uzun yıllar gereken önemi vermeyen Türkiye bugün bunun yol açtığı sonuçlarla karşı karşıyadır. Fransız toplumunun Türkiye’yi yeterince tanımaması, eksik veya yanlış bilgilere sahip olması ve önyargılı yaklaşımı değişmediği sürece AB üyeliği ve Ermeni meselesi gibi konularda Türkiye, Fransız iç politika oyunlarına alet edilecektir.

Şüphesiz zihinlerde yer etmiş bir algıyı değiştirmek ve yeni bir imaj inşa etmek kolay olmayacak ve zaman alacaktır. Ancak kamu diplomasisi de uzun vadeli bir yatırımdır. Belli bir olayın sonucunda ortaya çıkmaması gerektiği gibi, herhangi bir tepkiye bağlı olarak askıya da alınmamalıdır.

Türkiye’nin kültürü, dış politikası, siyasi değerleri, ekonomisi, uluslararası arenada yükselen profili göz önüne alındığında etkin bir kamu diplomasisi yürütebilmek için gerekli araçlara sahip olduğu görülecektir. Bu bakımdan Türkiye’nin Fransız kamuoyuna dönük etkin bir kamu diplomasisi stratejisi belirleyip tutarlı ve cesaretli şekilde bunu sürdürmesi gerekmektedir. Hükümet kurumlarının ve dış temsilcilerin yanı sıra yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları ve Türk sivil toplum kuruluşlarının da bu sürece katılımı büyük önem taşımaktadır.

Dipnotlar:

1. Özdem SANBERK, Hakan ALTINAY, « Kamu diplomasisi ve yumuşak güç », Sabah, 8 Ocak 2008, bkz. arsiv.sabah.com.tr/2008/01/08/haber (erişim 15 Nisan 2012)
2. Evan POTTER, «Canada and the New Public Diplomacy», Netherlands Institute of International Relations, s.3
3. Hans N. TUCH, Communicating With the World: U.S. Public Diplomacy Overseas, New York, St.Martin’s Press, 1990, s. 3
4. What is Public Diplomacy?, The Edward R. Morrow Center of Public Diplomacy, bkz. fletcher.tufts.edu/murrow/public-diplomacy.html  (erişim 16 Nisan 2012)
5. Gifford MALONE, Political Advocacy and Cultural Communications: Organising the Nation’s Public Diplomacy, Lanheim, University of America, 1988, s. 12
6. Nicholas J. Cull, Public Diplomacy: Lessons from the Past, Los Angeles, Figueroa Press, 2009, s.15
7. “Türkiye-Fransa Krizinde Algının Rolü: Fransızların Türkiye Algısı”, ORSAM, No.94, Aralık 2011, s.8
8. Ibid., s.7
9. Jorge Semprun ve Dominique De Villepin, Avrupa insanı, çev. Aydın Cıngı, İstanbul, Agora kitaplığı, 2006, s. 41
10. “Türkiye-Fransa Krizinde Algının Rolü: Fransızların Türkiye Algısı”, ORSAM, No.94, Aralık 2011, s.13
11. Bahadır KALEAĞASI, Avrupa Galaksisinde Türkiye Yıldızı, Istanbul, Doğan Kitap, 2006, s. 355
12. İbrahim Kalın, “Soft Power and Public Diplomacy in Turkey”, Perceptions, Vol. XVI, No.3, Autumn 2011, s.17
13. Fransa’da Türkiye Mevsimi, İKV Değerlendirme Notu, No.19, Temmuz 2010
14. “Türkiye-Fransa Krizinde Algının Rolü: Fransızların Türkiye Algısı”, ORSAM, No.94, Aralık 2011, s.8
15. “Türkiye’nin 2011 büyüme hızı %8,5”, BBC, 2 Nisan 2012, bkz.www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/04/120402_turkey_growth.shtml (erişim 18 Nisan 2012)
16. Bkz. www.sabah.com.tr/Ekonomi/2012/04/21/vestel-fransizi-ipten-aldi (erişim 18 Nisan 2012)
17. “Yabancı öğrencilerin yeni adresi”, Deutsche Welle, 01 Mart 2012, bkz. www.dw.de/dw/article/0,,15778032,00.html (erişim 18 Nisan 2012)
18. Bkz. global.mezun.com/egitim-haberleri/diger/erasmus-ta-sampiyon-fransa-turk-ogrenciler-ataga-gecti.html (erişim 18 Nisan 2012)
19. Bkz. www.turkiyeavrupavakfi.org/index.php/genel-haberler/1798-turkiye-imaji.html (erişim 20 Nisan 2012)
20. Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü, bkz. kdk.gov.tr/faaliyetler/15 (erişim 20 Nisan 2012)
21. COJEP International, bkz. http://www.cojep.com/ (erişim 23 Nisan 2012)
22. Bkz. haber.mynet.com/fransada-sozde-soykirim-karikaturu-rezaleti-626443-dunya/ (erişim 23 Nisan 2012)
23. Dorothée Schmid, “Les Elites Françaises et La Turquie”, EDAM,  Juin 2010, p.29
24. Ariane Bonzon, “Pourquoi la Turquie fait peur aux français”, bkz. www.slate.fr/story/12621/pourquoi-la-turquie-fait-peur-aux-francais (erişim 23 Nisan 2012)
25. Dorothée Schmid, op. cit., p.27

Yazar: Emine AKÇADAĞ

08 Mayıs 2012 Salı

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan