istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Türk ve Amerikan Dış Politikalarında Benzerlikler | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Türk ve Amerikan Dış Politikalarında Benzerlikler

Türk dış politikasında önemli bir yeri olan ABD ile ilgili birbirinden oldukça farklı değerlendirmelere ve analizlere rastlamak mümkündür. Bu nedenle de denilebilir ki Türk-Amerikan ilişkilerinin niteliği ve içeriği çok tartışmalı bir konudur. ABD’nin süpergüç olduğuna ve Türkiye’nin de yönünün devamlı Batıya yönelik olduğunu savunanlara göre Türkiye ABD için, ABD de Türkiye için çok önemlidir; ki bunun da doğal sonucu iki ülke arasındaki ilişkilerin olumlu seyretmesi için çaba gösterilmesi gerektiğinin açık olduğudur. Buna karşılık ABD’nin hegemonik politikalar izlediğini ve Türkiye ile çıkar çatışması içinde olduğunu savunan diğer uca göre de Türkiye yönünü ABD’den çevirmeli ve başka arayışlara gitmeli veya bütünüyle bağımsız bir dış politika izlemelidir.

İki Ülke Politikalarında Benzerlikler:

İlginç bir şekilde gerek ABD’nin gerekse Türkiye’nin dış politikalarında bazı ortak noktaların var olduğu gözlenmektedir. Hiç şüphe yok ki genel olarak değerlendirildiklerinde iki ülke dış politikaları arasındaki nitelik ve amaç farkı çok belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Her şeyden önce genel olarak bakıldığında Amerikan dış politikası çok yönlü, küresel nitelikte ve çoğu kere de müdahalecidir; Türk dış politikası ise genel itibarı ile statükoyu korumaya odaklı olagelmiştir. Ancak aralarında yaklaşım farkı olsa da her iki politikanın da aslında ortak bir amaca hizmet ettiğini söylemek de mümkündür. Türkiye’nin statükoya özel bir önem atfetmesi tamamen pratik nedenlere dayanmaktadır ki bunların başında ülkenin içinde bulunduğu coğrafyadaki istikrarsızlık ve belirsizliklerin ülke bütünlüğü ve güvenliğini etkilemesinin önüne geçmektir. Küresel nitelikli Amerikan dış politikası temelde aslında Amerikan ülkesinin ve halkının güvenliğini garantiye alma hedefini gütmektedir. Bu çerçevede ortaya çıkan fırsatları değerlendirme Amerikan dış politikasının en belirgin özelliğidir.

Buradan hareketle gerek Amerikan gerekse Türk dış politikasının ulusal çıkara özel bir vurgu yapan realist yaklaşıma uygun düştüğü söylenebilir. Gerçi her ülkenin dış politikasına ulusal çıkar motifinin hâkim olduğu da söylenebilir; ancak gerek Türk dış politikasında gerekse de Amerikan dış politikasında bu daha çok güvenliği sağlama ve ülke bütünlüğünü koruma şeklinde ifadesini bulmaktadır.

Güvenlik konularına odaklanan Türk ve Amerikan dış politikaları bu nedenle olsa gerek uluslararası rejimlere genelde kayıtsız kalmayı tercih etmektedirler. Özellikle de uluslararası insan hakları rejimleri her iki ülkenin sistemli ve düzenli bir şekilde ilgisiz kaldıkları küresel düzenlemelerdir. Bu çerçevede verilebilecek çok sayıda örnek vardır. Bu örneklerden bazılarına biraz sonra değinilecektir.

Ancak ayrıca belirtmek gerekir ki insan hakları ile ilgili global düzenlemelere ilgi gösterdiklerinde dahi gerek ABD gerekse Türkiye bunu kendi çıkarları öyle gerektirdiği için yapmaktadırlar. Yoksa uluslararası insan hakları rejim ve düzenlemeleri her iki ülke dış politikası açısından da öncelikli konular değildir.

Bu çerçevede verilecek örneklere gelince. Her şeyden önce hem ABD hem de Türkiye, uluslararası insan hakları rejiminin en temel bağlayıcı belgeleri olan BM İkiz Sözleşmelerine taraf olmakta uzunca bir süre isteksiz davranmışlardır. Örneğin 1976’da yürürlüğe giren BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’ni ABD henüz onaylamış değildir; Türkiye ise Sözleşme yürürlüğe girdikten ancak 27 yıl sonra 2003’te sözleşmeye taraf olmuştur. Belirtmek gerekir ki Türkiye’nin bu sözleşmeye taraf olması büyük ölçüde AB’ye tam üyelik yolunda Kopenhag kriterlerini yerine getirmek amacına yönelikti. Yine 1976’da yürürlüğü giren BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’ne ABD 1992’de özellikle yasama organı Kongre’de yaşanan büyük tartışmalardan sonra taraf olmuştur. Ancak belirtmek gerekir ki, Başkan Clinton Kongreyi ikna etmek için Sözleşmenin ABD’ye önemli yükler getirmediği tezini ileri sürmüştür. Buna göre ABD’nin siyasi haklar alanında zaten yeterince ileride olduğunu, sözleşmeye taraf olmakla ABD’nin gerek idari gerekse hukuki ek yükümlülüklerin altına girmeyeceğini ileri sürmüştür. Türkiye ise Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nde olduğu gibi AB üyeliği hedefi çerçevesinde bu sözleşmeyi ancak 2003’te onaylamıştır. İşkenceyi ve kötü muameleyi yasaklayan uluslararası sözleşmeye ise ABD 1994’te çekince ile taraf olmuşken Türkiye 1987’de yapılan tam üyelik başvurusundan sonra AT’nin kararını etkilemek için 1988’de sözleşmeyi onaylamıştır. İnsan hakları alanında en temel belgelerden biri olan ve BM’nin benimsediği ilk sözleşmelerden biri olan ve soykırımı yasaklayan sözleşmeye Türkiye henüz 1950’de taraf olurken ABD 1988’e kadar beklemiştir. Bu bağlamda verilebilecek en çarpıcı örnek ise her iki ülkenin bölgesel insan hakları rejimlerine yönelik tutumlarıdır. ABD Amerikan Devletleri Örgütü’ne üye olmasına rağmen örgütün insan hakları mahkemesinin yargı yetkisini tanımamaktadır. Türkiye ise, 1949 yılında on iki kurucu üyeden biri olarak üye olduğu Avrupa Konseyi’nin insan hakları mahkemesinin zorunlu yargı yetkisini ancak 1987’de, yani AT’ye tam üyelik başvurusundan çok kısa bir süre önce kabul etmiştir.

Ama hiçbir örnek iki ülkenin Uluslararası Ceza Mahkemesi politikaları kadar çarpıcı ve açıklayıcı değildir. 1998’de Roma’da düzenlenen uluslararası bir konferansta kabul edilen Roma Anlaşması ile kurulan UCM’ye bugün her iki ülke de taraf değildir. İlginç olan nokta, UCM’ye taraf olmama gerekçeleri dikkate alındığında iki ülkenin de aynı yaklaşımı sergiledikleri göze çarpmaktadır.

Her iki ülkenin de anlaşma Mahkeme aleyhine ileri sürdükleri gerekçeler aşağı yukarı aynıdır. Hem ABD hem de Türkiye Mahkemenin soykırım suçu yanında insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları için de otomatik yargı yetkisine sahip olması seçeneğine karşı çıkmışlardır. Özellikle ABD insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları söz konusu olduğunda hakkında soruşturma açılacak kimsenin vatandaşı olduğu devletin onayı şartının anlaşma metninde yer almasında ısrar etmiştir. Yine her iki ülke Mahkeme savcısına tanınan yetkilere itiraz etmişler, bu yetkilere sahip savcının siyallaşması ihtimalinin yüksek olduğunu ileri sürmüşlerdir. Aslında itiraz noktaları biraz daha yakından incelendiğinde bunların daha çok egemenlik endişesine indirgenebileceğini söylemek mümkündür. Şöyle ki; her iki ülke de Roma Anlaşması’nın ulus-devlet egemenliği için bir tehdit olacağı ihtimaline binaen anlaşmaya taraf olmama yolunu seçmişlerdir.

Amerikan Dış Politikasından Alınacak Ders(ler)

Türkiye’de sıklıkla gündeme gelen ve ABD’de uygulanan Başkanlık Sistemi tartışmaları ile ilgili olarak doğru dürüst tartışılmadan sırf görünürde siyasal istikrarı sağlama ihtimali taşıyor diye bu sistemin Türk siyasi sistemine adapte edilmek istenmesinin sağlıklı bir yaklaşım olmadığı iddia edilebilir. Ancak durum dış politika konusunda oldukça farklıdır. Bir bütün olarak Amerikan siyasi sistemi önemli eksiklikler barındırıyorsa da Amerikan dış politikası neredeyse kusursuz denilecek derecede mükemmeldir. Hatta denilebilir ki ABD’yi her bakımdan üstün kılan, sahip olduğu dış politika geleneği ve bu geleneği uygulamada belirlediği pratik ilkelerdir. Bu nedenle de Amerikan dış politikasının başarıyı getiren unsurları dikkatle takip edildiği takdirde bunların oldukça faydalı olacağı muhakkaktır.

Gerçi Türkiye ile ABD’nin dış politika yaklaşımlarında önemli farklılıklar olduğu da bir gerçektir. Her şeyden önce ABD küresel bir güçtür ve küresel plan ve ihtirasları vardır. Buna karşılık Türkiye en iyi ihtimalle kendi bölgesinde etkin olan bölgesel bir güçtür. Dış politika geleneğinde hâkim ilkeler çerçevesinde statükodan yana bir tavır içinde olan ve daha çok bölgesel politikalar geliştiren Türkiye bu açıdan ABD’den farklı bir görünüm sergilemektedir. Türkiye’nin, demokrasi ile yönetilmemelerine rağmen Ortadoğu ülkelerinde siyasal değişimden yana olmaması ve örneğin ABD’nin Irak’a askeri müdahalesine destek vermemesi ancak statükoyu koruma refleksiyle açıklanabilir. Kısacası, ABD dönemsel bazı istisnalar hariç proaktif bir dış politika izlerken Türkiye yine belki birkaç istisna hariç yayılmacı olmayan ve anti-revizyonist bir dış politik tutum benimsemiştir.

Fakat Türkiye’nin bu geleneksel sayılabilecek tutumunda son dönemde önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu hiç şüphesiz Türkiye’nin Amerikanvari bir dış politika yönelimi benimsediği anlamına gelmemektedir. Ancak özellikle Ortadoğu’da değişime vurgu yapması, İslam dünyasındaki sorunları gündeme getirmesi ve komşuları ile iyi ilişkiler geliştirme girişimlerinde bulunması Türkiye’nin çok yönlü bir dış politika izlemeye başladığının ilk işaretleridir. Bu açıdan bakıldığında da Türkiye’nin dışa dönük bir tutum geliştirdiği sonucuna varmak mümkündür. Bu da bir anlamda dış politikada ABD’nin Türkiye tarafından daha fazla taklit edilmesi gerektiği sonucuna götürebilir.

Ayrıca iki ülke dış politikaları arasında benzerlikler olmasa da Amerikan dış politikasına hâkim olan ilkeler Türk dış politikasına uygulanabilir. Bu ilkelerden daha da önemlisi Amerikan dış politikasının nasıl yapıldığı, kararların nasıl alındığı da dikkat çekici olabilecektir.

Amerikan dış politikasında karar vermede en yetkili figür bilindiği gibi Amerikan başkanıdır. Yasama organı Kongre de bazı kurumsal yetkilere sahip ise de Başkanın dış politika konularında Kongreyi bile devreden çıkaracak yetkileri vardır. Amerikan başkanlarının Kongrenin muhalefet etmesinden çekindikleri bazı durumlarda bu yetkilerini kullandıkları sıkça rastlanan bir durumdur. Sadece finansal ve bütçe ile ilgili konularda Kongrenin başkana göre belirgin bir üstünlüğü vardır.

Ancak belirtmek gerekir ki başkanın bu açık üstünlüğüne rağmen dış politika ile ilgili kararların sadece başkanın görüşüne göre şekillendiğini söylemek mümkün değildir. Elbette ki başkan karar verme sürecindeki en son ve belirleyici basamaktır. Ancak ilgili kararın şekillenmesinde dış politika konularında çok iyi yetişmiş figürlerin çalışma, araştırma ve analizleri bulunmaktadır.

Bu çerçevede belirtmek gerekir ki ABD’de hemen hemen hiçbir dış politika kararı, ilgili konuda yapılmış çok sayıda araştırma, analiz vb. incelenmeden ve değerlendirilmeden alınmamaktadır. Hemen hemen her olay, her bölge ve her gelişme için yapılmış çok sayıda çalışma olduğu için de dış politika konularında muazzam bir bilgi altyapısı oluşmuş durumdadır. Bunda hiç şüphe yok ki Amerikan düşünce kuruluşlarının çok önemli payları vardır. Dünyanın geri kalan bölgelerinde, ama özellikle de Türkiye’de çok oluşturmaktadır. Bu çerçevede dikkat çeken bir önemli nokta da niteliği itibarı ile gizli kalması gereken bilgiler dışında Amerikan dış politika konularının genel anlamda herkese açık olduğudur. Bu nedenle de Amerikan dış politika yapısı ‘sivil’ unsurlardan faydalanmakta hiçbir sakınca görmemektedir.

İki ülke Dışişleri Bakanlıklarının internet sitelerinin karşılaştırılması bile bu konuda çok açık bir kanaatin oluşması için yeterli olabilecektir. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinden Türk dış politikası ile ilgili somut ve detaylı bilgi elde etmek mümkün değildir. Buna karşılık Amerikan dışişleri bakanlığı internet sitesinden sadece Amerikan dış politikası ile ilgili değil bütün küresel olaylar ile ilgili çok detaylı ve faydalı bilgi elde etmek mümkündür. Bu Amerikan dış politikasında görece olarak şeffaflığın hâkim olduğunu gösterdiği gibi bu politikanın müthiş bir bilgi altyapısına da sahip olduğu anlamını taşımaktadır.

Amerikan dış politikasının şekillenmesinde etkili olan ilkeler ile ilgili söylenebilecek çok fazla şey vardır. Aynı şekilde, bu dış politikanın nasıl oluyor da bu kadar başarılı olduğu sorusuna da verilebilecek çok kapsamlı cevaplar vermek de mümkündür. Burada sadece ikisinden söz etmek yeterli olacaktır. Birincisi, Amerikan dış politikasının son derece esnek olmasıdır. Bu esneklik, uluslararası politikadaki değişikliklerin kolayca algılanmasını ve bunlara göre uygun pozisyonun belirlenmesini kolaylaştırmaktadır. İkinci önemli nokta ise Amerikan dış politikasının Amerikan halkının görüşlerine duyarlı olmasıdır. Bir başka ifadeyle Amerikan dış politikası Amerikan halkına karşı sorumluluk ilkesi üzerine bina edilmiştir. Bu da hemen hemen bütün dış politika kararlarında Amerikan halkının onayının alınması anlamına gelmektedir.

Hatta Amerikan dış politikasında başarı ya da başarısızlık genelde halkın ilgili politikaya verdiği ya da vermediği destek ile belirlenmektedir. Örneğin Vietnam’da askeri olarak başarısız olmayan ABD, Vietnam politikasına Amerikan halkının verdiği desteğin düşmesinin ardından Vietnam’dan çekilmiştir. Amerikan halkına karşı sorumlu olan Amerikan dış politikası Vietnam’da halk desteğini kaybedince başarısız olmuştur.

Bu da Amerikan dış politikasını yapanların Amerikan halkının çıkarları ekseninde hareket etmeleri sonucunu doğurmaktadır. Her ulus-devlet zaten çıkar motifli bir dış politika izlemektedir. Ancak bazen ulusal çıkar gerekçesi ile atılan bir dış politika adımı aslında halkın çıkarlarına hizmet etmeyebilir. İşte bu ihtimal Amerikan dış politikasında en alt seviyededir; zira ABD’de dış politika Amerikan halkına hesap verebilir durumdadır. Bu nedenle de Amerikan dış politikasında çıkar algısı halk eksenli olmakta ve ulusal çıkarların korunması en üst düzeyde sağlanabilmektedir.

Amerikan dış politikasını yapanların Amerikan halkını müşteri olarak tanımlamaları bu çerçevede verilebilecek çok çarpıcı bir örnektir. ABD Dışişleri Bakanlığı zaman zaman hazırladığı broşürlerde müşterileri için neler yaptığını izah etmekte ve yine müşterilerinden tavsiyeler istemektedir. Bu örnek de Amerikan dış politikasının merkezinde Amerikan halkının olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Ancak bu demek değildir ki Amerikan dış politikasını şekillendirenler dış politika ile ilgili kararlarının alınmasında Amerikan halkını devreye sokmaktadırlar. Tam tersine, Amerikan dış politika elitine göre dış politika kararları halkın alamayacağı kararlardır. Fakat dış politika elitleri bir taraftan halkı karar verme sürecinden uzak tutarken, bir taraftan da kendileri tarafından alınan kararlara halkın desteğini sağlama konusunda oldukça başarılıdırlar. Dolayısıyla Amerikan dış politika adımlarının hemen hemen tümünde halk desteğini bulmak mümkündür. Bu destek çoğu kere özellikle basın yayın organları aracılığı ile şekillendirilmektedir.

Bu konu ile ilgili çok çarpıcı bir örnek Irak Savaşı’dır. Amerikan dış politika yapıcıları Irak’a müdahale kararı vermişler ve bu karara da halkın destek vermesini sağlamışlardır. Irak’ın kitle imha silahlarından, terörle ilgisinden haberi olmayan Amerikan halkı Irak savaşının meşru gerekçeleri olarak Amerikan yönetimi tarafından ileri sürülen kitle imha silahları ve Irak yönetiminin El-Kaide ile bağlantısını kabul etmiştir. Bu süreçte Amerikan medyası önemli bir rol oynamıştır. Hemen hemen hiçbir büyük ve etkili basın yayın organı yönetim aleyhine bir tutum takınmamıştır. Kısa bir süre içinde de Amerikan kamuoyu yönetimin Irak Savaşı için ilan ettiği gerekçelere inandığını göstermiş ve yönetimin savaş kararına ezici bir destek vermiştir.

Buna bir açıdan kamuoyunun manipülasyonu denilebilir. Ancak durum ne olursa olsun, Amerikan dış politika kişi ve kurumları Amerikan halkının ve medyasının desteğini sağlamada çok başarılıdır. Bir diğer ifade ile izlenecek dış politikanın temellerini sağlam kurmaktadırlar. Meşruiyet temeli halk desteği ve talebi olan bir dış politika adımı hem anlamlı, hem meşru ve hem de verimli olmaktadır, ki ABD’de dış politikada genel olarak yaşanan budur.

Yazar: Cenap ÇAKMAK

Pazartesi, 16 Haziran 2008

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Fırat Kalkanı Harekâtı küresel güçlere karşı mı yapılıyor?

Hükûmet, “FIRAT KALKANI OPERASYONU NEDİR? EL-BAB NEDEN ÖNEMLİDİR?” başlığı altında bir açıklama yayınladı. (1) Açıklama, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle