Güncel Yazılar

Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri

Genel Giriş
Türkiye İslam dünyasındaki tek laik demokrasi olarak Avrupa ülkeleriyle olan ilişkilerine büyük önem vermiştir. Tarihsel olarak, Türk kültürünün Doğu ve Güney Avrupa üzerinde önemli etkileri olmuştur.

Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve sosyal yapıları “Batılılaşmaya” daha 19. yüzyılda başlamıştır. Birinci dünya savaşı sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından, yeni laik yapı için model olarak Batı Avrupa benimsenmiştir.

Türkiye o tarihten bugüne Batı ile yakın ittifak ilişkileri kurmuş, Birleşmiş Milletlerin kurucu üyesi olmuş, NATO, Avrupa Konseyi ve OECD’ye üye olmuş ve Batı Avrupa Birliği ile ortaklık ilişkisi tesis etmiştir. Soğuk Savaş boyunca Türkiye Batı dünyasının bir parçası olarak özgürlük, demokrasi ve insan haklarını savunmuştur. Türkiye Avrupa kıtasının savunması için hayati bir rol oynamış ve oynamaktadır. Bu çerçevede, dış politikasının ana unsurları Avrupalı ortaklarıyla örtüşmektedir.

Türkiye’nin ekonomik alanda Avrupa ile yakın bir işbirliğine girmesi Batı Avrupa ile siyasi alandaki işbirliğinin doğal bir uzantısıdır. Bundan dolayı, Türkiye gelişen Avrupa Topluluğu ile 1959 yılında yakın ilişkiler tesis etmeye başlamıştır.

Türkiye’nin AB ile ilişkileri, Avrupa Ekonomik Topluluğu ile 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşmasının temelini oluşturduğu ortaklık rejimi çerçevesinde başlamıştır.

1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması, Türkiye ile AB’nin bütünleşmesi için kademeli bir süreç öngörmüştür. Önce ilk adımı teşkil eden ikili ticaretin serbestleştirilmesi sağlanmış ve bilahare Gümrük Birliği 31 Aralık 1995 itibariyle tamamlanmıştır.

Taraflar arasındaki entegrasyon seviyesi bu suretle ileri bir noktaya ulaşmış ve ülkemizin bundan sonraki çabası, Ankara Anlaşması’nda bir sonraki hedef olarak yer alan tam üyeliğe yönelik olmuştur.

Aralık 1999 Helsinki Zirvesi: Katılım Ortaklığı Belgesi ve Ulusal Program
10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki’de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde tam üyeliğe adaylığımızın tesciliyle birlikte Avrupa Birliği ile uzun bir geçmişi bulunan ilişkilerimizde yeni bir dönem başlamıştır.

Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin diğer aday ülkeler ile eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir. Zirve Sonuç Bildirisi ayrıca, Türkiye’nin diğer aday ülkeler gibi katılım öncesi stratejisinden yararlanmasını ve Türkiye için de bir Katılım Ortaklığı Belgesinin hazırlanmasını öngörmüştür.

Ülkemiz için ilk Katılım Ortaklığı Belgesi 8 Mart 2001 tarihinde AB Konseyi tarafından onaylanmıştır. Katılım Ortaklığı Belgesinde yeralan önceliklerin hayata geçirilmesine yönelik program ve takvimimizi içeren Ulusal Program 19 Mart 2001 tarihinde Hükümetimiz tarafından onaylanmış ve Komisyona 26 Mart 2001 tarihinde tevdi edilmiştir.

Katılım Ortaklığı Belgesi ile Ulusal Program 2003 ve 2008 yıllarında gözden geçirilmiştir.

Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi
Zirve’de, Aralık 2004’te AB Komisyonunun rapor ve tavsiyesine dayanarak Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini yerine getirdiğine karar verildiği takdirde, katılım müzakerelerinin gecikmeksizin başlatılacağı kararlaştırılmıştır.

1993 yılında AB Devlet ve Hükümet Başkanları Kopenhag Zirvesinde kabul edilen Kopenhag kriterleriyle ilgili metin aşağıda sunulmuştur:

“Üyelik, aday ülkenin demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlıkların korunması ve saygı görmesini teminat altına alan kurumların istikrara kavuşturulmuş olmasını, işleyen bir piyasa ekonomisinin mevcudiyetini, AB içindeki rekabet ve piyasa güçleriyle başetme kapasitesini gerektirmektedir. Üyelik, adayın, siyasi, ekonomik ve parasal birliğe katılım da dahil olmak üzere, üyeliğin getirdiği yükümlülükleri üstlenebileceğini varsayar.”

Bu bağlamda, 2002 Kopenhag Zirvesinde ayrıca, Türkiye’yi AB üyeliği yolunda desteklemek amacıyla Türkiye için mevcut Katılım Stratejisinin güçlendirileceği belirtilmiş, Komisyon, mevzuatın incelenmesi sürecini yoğunlaştırmaya davet edilmiş, buna paralel olarak, AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliğinin genişletileceği ve derinleştirileceği, Türkiye’ye yönelik katılım öncesi mali yardımın kayda değer ölçüde artırılacağı belirtilmiştir.

1999-2004 döneminde reform süreci
Türkiye’nin adaylığının tescil edildiği 1999 Helsinki Zirvesi’nden itibaren, ülkemizde önemli siyasi reformlar gerçekleştirilmiş, insan hakları ve temel özgürlükler alanlarında hukuki ve idari reformlar yapılmış, düşünce ve ifade özgürlüğünün alanlarının genişletilmesi, gayrımüslim cemaat vakıflarının mal edinmeleri ve malları üzerinde tasarrufta bulunmalarının kolaylaştırılması, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde yayın ve öğrenilmesi yönünde önemli adımlar atılmıştır.

Bu reformlarla ayrıca, hukuk sistemimiz güçlendirilmiş, uluslararası anlaşmaların hukuk sistemimizdeki yeri kuvvetlendirilmiş, işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans prensibi çerçevesinde işkence ve kötü muamelenin önlenmesi, kadın-erkek eşitliğinin geliştirilmesi gibi konularda düzenlemeler yapılmış, daha katılımcı bir demokrasi adına, dernek ve vakıfların faaliyetleri kolaylaştırılmıştır. Ayrıca, Anayasamızın 90ncı maddesinde yapılan değişiklik sonucunda temel hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası andlaşmaların ulusal mevzuatın üzerinde olduğu hükme bağlanmıştır. Bunun yanında, idam cezasına ilişkin hükümler Anayasamızdan ve tüm Kanunlarımızdan kaldırılmıştır.

AB’ye katılım süreci çerçevesinde düşünce ve ifade özgürlüğüyle ilgili önemli düzenlemeler de gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede, başta Türk Ceza Kanunu olmak üzere ilgili tüm yasal düzenlemeler yenilenmiş ve düşünce-ifade özgürlüğünün sınırları AB standartlarına yakınlaştırılmıştır.

1999 Helsinki Zirvesi sonrasında ilk kaydadeğer adım 2001 Ekim’inde gerçekleşen Anayasa değişiklikleridir. Bu çerçevede Mart 2001’de Komisyona tevdi edilen ulusal programa uygun olarak, düşünce ve ifade özgürlüğü, işkencenin önlenmesi, demokrasi, kişi hürriyeti ve güvenliği, haberleşme, yerleşme ve seyahat özgürlüğü, dernek kurma özgürlüğü ve kadın-erkek eşitliği alanlarında yeni hükümler gündeme gelmiştir. 1 Ocak 2002’de yürürlüğe giren Yeni Türk Medeni kanununda da bu doğrultuda önemli hükümlere yer verilmiştir.

19 Şubat 2002 – 14 Temmuz 2004 tarihleri arasında AB siyasi kriterlerini karşılama amacına yönelik olarak sekiz uyum paketi hayata geçirilmiştir.

Birinci Uyum Paketi – 19 Şubat 2002

İkinci Uyum Paketi – 9 Nisan 2002

Üçüncü Uyum Paketi – 9 Ağustos 2002

Dördüncü Uyum Paketi – 11 Ocak 2003

Beşinci Uyum Paketi – 4 Şubat 2003

Altıncı Uyum Paketi – 19 Temmuz 2003

Yedinci Uyum Paketi – 7 Ağustos 2003

Sekizinci Uyum Paketi – 14 Temmuz 2004

Bu çerçevede, Şubat 2002-Temmuz 2004 döneminde çıkarılan sekiz uyum paketiyle 53 yasanın 218 maddesinde değişiklik yapılmıştır.

Dışişleri Bakanı, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci ile Adalet ve İçişleri Bakanlarının katılımlarıyla toplanan ve demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler konularındaki düzenlemelere ilişkin kapsamlı mevzuat çalışmalarının sürdürülmesini ve etkin olarak uygulanmasını üst düzeyde takip etmekle ve yönlendirmekle görevli Reform İzleme Grubu (RİG) 2003 yılı Eylül ayında kurulmuştur.

Öte yandan 2004 Mayıs’ında yürürlüğe giren anayasa değişiklik paketi ile kadın-erkek eşitliği, basın özgürlüğü, uluslararası sözleşmelerin statüsü, yargının işlevselliği alanlarında yeni düzenlemeler yapılmıştır.

AB Komisyonunun 2004 Yılı İlerleme Raporu, Tavsiye Belgesi ve Etki Değerlendirmesi Çalışması
AB Komisyonu, Aralık 2002 Kopenhag Zirve sonuçları uyarınca hazırladığı rapor ve tavsiyeyi 6 Ekim 2004 tarihinde açıklamıştır. Komisyon ayrıca, ülkemizin AB’ye üyeliğinin Birlik açısından yaratacağı olumlu ve olumsuz tesirleri içeren bir “Etki Değerlendirmesi Çalışması” da yayınlamıştır.

2004 yılı İlerleme Raporunda Komisyon, Türkiye’nin AB’ye uyum yönünde attığı adımları kapsamlı biçimde değerlendirmiştir. Tavsiye metninde ise, siyasi kriterlerin yeterli ölçüde karşılandığını tespitle, üye ülkelere Türkiye’yle müzakerelerin başlatılması yönünde tavsiyede bulunulmuştur. Komisyon tavsiyesinde, Aralık 1999 Helsinki Zirvesi’nde, ülkemizin “AB’ye katılması mukadder bir aday ülke” olarak ilan ve tescil edilmiş olduğu da vurgulanmıştır.

“Etki Değerlendirmesi Çalışması”nda ise, Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin AB’nin adalet ve içişleri, ekonomi, bütçe, iç pazar, tarım, ve balıkçılık alanlarında olası etkileri değerlendirilmiş; katılımımızın genel olarak Birliğe olumlu katkılarda bulunacağı sonucuna varılmıştır.

17 Aralık 2004 Brüksel Zirvesi
17 Aralık 2004 tarihinde Brüksel’de gerçekleştirilen AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde, 1999 Helsinki ve 2002 Kopenhag Zirvelerinde alınan kararlar teyit edilmiş, Türkiye’nin reform sürecinde atmış olduğu kararlı adımların memnuniyetle karşılandığı belirtilerek, ülkemizle üyelik müzakerelerinin -Zirve Sonuç Metninin 23. maddesinde öngörülen çerçeve dahilinde- 3 Ekim 2005 tarihinde başlatılması kararlaştırılmıştır. 17 Aralık 2004 Zirve Sonuçları önemli ve tarihi bir karar niteliğindedir.

17 Aralık tarihli AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi Bildirisi uyarınca Komisyon’a iki ana belge hazırlanması görevi verilmiştir. Müzakerelerin Çerçeve Belgesi (MÇB) Siyasi ve Kültürel Diyalog (Sivil Toplum Diyalogu) hakkında bildirim olarak sıralamak mümkündür.

MÇB AB Komisyonu tarafından 29 Haziran 2005 tarihinde kamuoyuna açıklanmış ve onaylanması için Konseye gönderilmiştir. AB Dışişleri Bakanları 3 Ekim 2005 tarihinde MÇB’yi onaylayarak Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlatılması kararını almıştır.

29 Haziran 2005 tarihinde Komisyon, MÇB’nin yanısıra Türkiye ile AB üyesi ülkelerde karşılıklı önyargı ve bilgi eksikliğini gidermek amacıyla (“Aday Ülkelerle AB arasında Sivil Toplum Diyaloğu”) Bildirimi’ni yayınlamıştır. Sivil Toplum Diyaloğu ile, Türkiye ile AB üyesi ülkelerde daha ziyade hükümet dışı örgütler, üniversiteler ve medya kuruluşları aracılığıyla işbirliği imkanlarının geliştirilmesi ve Türkiye’nin topluluk programlarından artan ölçüde yararlanması hedeflenmektedir.

Ankara Anlaşmasını 16 üyeye teşmil eden Uyum Protokolü ülkemiz ile AB Dönem Başkanlığı ve Komisyon arasında 29 Temmuz 2005 tarihinde mektup teatisi aracılığıyla imzalanmıştır. Bu imza vesilesiyle tarafımızdan, mektubumuz ve imzamızla hukuken bir bütün oluşturan resmi bir deklarasyon da yapılmıştır. Deklarasyonda Uyum Protokolü’nün imzalanmasının “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni hiçbir şekilde tanıma anlamına gelmeyeceği sarih bir şekilde belirtilmiştir. AB, ülkemizin Uyum Protokolü’ne ilişkin yapmış olduğu deklarasyona karşılık 21 Eylül 2005 tarihinde bir karşı deklarasyon yayınlamıştır.

2006 – 2008 Yıllarındaki Gelişmeler
12 Haziran 2006 tarihinde Türkiye ile AB arasındaki kurumsal anlamda en yüksek karar alma organı olan Ortaklık Konseyinin 45. toplantısı ve akabinde ilk müzakere faslı olan “Bilim ve Araştırma” başlığında fiili müzakerelerin açılıp kapandığı Hükümetlerarası Konferans gerçekleştirilmiştir.

Komisyon 29 Kasım 2006 tarihinde ülkemizle müzakerelere ilişkin tavsiye kararını açıklamıştır. Bu kararda ülkemizin Ankara Anlaşmasına Ek Protokolü tam olarak uygulamaya koymadığı belirtilerek, Türkiye’nin Katılımı Konusundaki Hükümetlerarası Konferansın Komisyonun Türkiye’nin yükümlülükleri yerine getirdiğini teyit etmesine kadar, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyetine yönelik kısıtlamalarıyla ilgili politika alanlarını kapsayan fasıllarda (toplam sekiz fasıl- “Malların Serbest Dolaşımı”, “İş Kurma Hakkı ve Hizmet Sunumu Serbestisi”, “Mali Hizmetler”, “Tarım ve Kırsal Kalkınma”, “Balıkçılık”, “Ulaştırma Politikası”, “Gümrük Birliği” ve “Dış İlişkiler” ) müzakereleri açmaması ve Türkiye’nin Ek Protokolle ilgili yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdiğini teyit etmeden hiçbir faslın geçici olarak kapatılmaması önerilmektedir.

Komisyon önerisi 11 Aralık 2006 tarihinde yapılan Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi’nde (GİDİK) ele alınmış ve karara bağlanmış; ardından 14-15 Aralık 2006’da yapılan AB Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesi’nde onaylanmıştır.

Diğer taraftan, AB Dışişleri Bakanları Toplantısının sonuç bildirisine ek teşkil eden ve üzerinde siyasi mutabakat sağlanmış ancak onaylanmamış olan “Kıbrıs Türk Toplumunun Ekonomik Kalkınmasının Desteklenmesine İlişkin Nisan 2004 Konsey Sonuçlarının Uygulanması” başlıklı belgede, KKTC’ye yönelik Doğrudan Ticaret Tüzüğü taslağına yönelik çalışmaların gecikmeden başlatılması gerektiği kaydedilmektedir. Üzerinde siyasi mutabakat sağlanan sözkonusu karar Alman Dönem Başkanlığı sırasında 22 Ocak 2007’de GİDİK’te onaylanmıştır.

11 Aralık 2006’daki GİDİK toplantısının akabinde, Finlandiya Dönem Başkanlığı tarafından bir Başkanlık Açıklaması yapılmış ve “Konsey’deki tartışmaların ardından ilgili BM Güvenlik Konseyi Kararları ve AB’yi oluşturan ilkeler doğrultusunda Kıbrıs sorununda kapsamlı bir çözüme ulaşılması için müzakerelere başlanması amacıyla BM Genel Sekreteri’nin yürütmekte olduğu çabalara tam destek” ifade edilmiştir.

11 Aralık 2006 tarihli GİDİK Kararlarının ardından Almanya’nın Dönem Başkanlığını üstlenmesiyle birlikte katılım müzakereleri yeniden ivme kazanmıştır. Bu çerçevede, 29 Mart 2007 tarihinde Brüksel’de gerçekleştirilen Başmüzakereciler düzeyindeki Hükümetlerarası Konferans’ta “Sanayi ve İşletme Politikası” faslında müzakereler açılmıştır.

Öte yandan, Reform süreci çerçevesinde, 12 Nisan 2006 tarihinde 9. Reform Paketi açıklanmıştır. Pakette yer alan aşağıdaki kanun tasarıları onaylanarak yürürlüğe girmiştir:

-Özel Öğretim Kurumları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun,

-İskan Kanunu,

-Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun,

Paket kapsamında ayrıca aşağıda kayıtlı uluslararası sözleşmelere de taraf olunmuştur:

– Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi,

– Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Oluşturduğu Denetim Mekanizmasının Değiştirilmesine İlişkin 14 No’lu Ek Protokol,

– Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı

– Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokol

Ayrıca, 17 Nisan 2007 tarihinde “Türkiye’nin AB Müktesebatına Uyum Programı” kamuoyuna açıklanmıştır. Katılım müzakerelerine konu teşkil eden 33 fasılda 2007-2013 yılları arasında gerçekleştirilmesi öngörülen mevzuat uyum çalışmalarını içeren sözkonusu Programın hazırlık çalışmalarına ilgili kamu kuruluşlarının yanı sıra sivil toplum örgütleri de katılmıştır. AB Komisyonu, Türkiye’nin kabul ettiği AB Müktesebatına Uyum Programı’nı olumlu bir adım olarak nitelemiş ve memnuniyetle karşılamıştır.

Portekiz’in 2007 yılının ikinci yarısındaki Dönem Başkanlığı sırasında, 19 Aralık 2007 tarihinde düzenlenen Hükümetlerarası Konferansla iki fasılda (Trans-Avrupa Ağları, Tüketici ve Sağlığın Korunması) daha müzakerelere başlanmıştır. Ayrıca, 10 Aralık tarihinde AB üyesi ülke Dışişleri Bakanları tarafından alınan ve Devlet-Hükümet Başkanları tarafından onaylanan kararlarda 2006 ve 2007 Genişleme Strateji Belgelerine atıf yapılmak suretiyle ülkemizin de içerisinde bulunduğu genişleme sürecinin devamına AB’nin bağlılığı teyit edilmiştir.

Bilahare, 2008 yılında Şirketler Hukuku ve Fikri Mülkiyet Hukuku başlıkları Slovenya Dönem Başkanlığı sırasında, Sermayenin Serbest Dolaşımı, Bilgi Toplumu ve Medya başlıkları Fransa Dönem Başkanlığı sırasında açılmıştır.

2009 Yılından Günümüze Olan Gelişmeler
2009 yılının ilk dönemindeki Çek Dönem Başkanlığı sırasında Vergilendirme faslı, ikinci dönemdeki İsveç Dönem Başkanlığı sırasında ise Çevre faslı açılmıştır.

Öte yandan, AB Komisyonu, ülkemize ilişkin 2009 İlerleme Raporu ile Genişleme Stratejisi Belgesi’ni 14 Ekim 2009 tarihinde açıklamıştır. 2009 İlerleme Raporunun yapısı geçtiğimiz yılki raporla aynıdır. Raporda her yıl olduğu gibi daha fazla ilerleme kaydedilmesi beklenen alanlar vurgulanmaktadır. Raporda yer verilen ve olumsuz olarak değerlendirilebilecek hususlar üzerinde durulması gereken ve çalışmaların odaklanması beklenen alanlar olarak yorumlanmaktadır. AB’nin 2009 Genişleme Stratejisi Belgesinde ise genişleme sürecinin ivmesinin korunmasının AB’nin çıkarına olduğu teyit edilmiş, tarafımızdan da paylaşılan, ikili konuların katılım sürecini duraklatmaması ve bu konuların iyi komşuluk ilkesi çerçevesinde ilgili taraflarca çözümlenmesi gerektiği görüşlerine yer verilmiştir.

AB’nin kurumsal yapılanmasında son halkayı teşkil eden Lizbon Antlaşması 1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye-AB ilişkilerine de etkisi olacak bu gelişme neticesinde, AB içinde genişleme karşıtlarının savunageldikleri kurumsal yeniden yapılanma ihtiyacına da karşılanmış olmaktadır.

Reform İzleme Grubu (RİG) çalışmaları 2009 yılında hız kazanmıştır. RİG, 2003-2009 döneminde 13 kez toplanmış iken 2009’da 5 toplantı gerçekleştirmiştir.

Son dönemde gerçekleştirilen ilerlemeler çerçevesinde, örneğin, 1 Ocak 2009 tarihi itibariyle Kürtçe TRT 6 kanalı yayına başlamıştır. 2009 yılı Nisan ayında Kürtçe ve Ermenice radyo yayınları başlamıştır. Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nin (ABGS) kuvvetlendirilmesi amacıyla yeni ABGS kanunu onaylanmıştır. Temel hak ve özgürlüklerin daha da geliştirilmesi amacıyla Reform İzleme Grubu tarafından alınan kararların uygulanması yolunda çalışmalar devam etmektedir.

14 Aralık 2007 tarihinde gerçekleştirilen AB Zirvesi’nde Avrupa’nın geleceği hakkında çalışmalarda bulunmak üzere kurulması kararlaştırılan “Düşünce Grubu”nun AB Konseyi Başkanı Herman van Rompuy’a sunulmak üzere hazırladığı “Future of the EU 2030-Challenges and Opportunities” başlıklı rapor 8 Mayıs 2010 tarihinde açıklanmıştır.

Başkanlığını İspanya eski Başbakanı Felipe Gonzalez’in yaptığı Düşünce Grubu’nun raporunun “Europe in the world: Becoming an assertive player” başlıklı bölümünde özetle, AB’nin Avrupa’dan potansiyel yeni üyelere açık kalması gerektiği, her adaylığın kendi koşulları içinde ve üyelik kriterlerine uyuma göre değerlendirilmesi lazım geldiği ve bunların aslında Avrupa’nın gerçek sınırları olduğu vurgulanmıştır. Bu çerçevede, AB’nin Türkiye dahil mevcut resmi adaylara yönelik taahhütlerine saygı göstermesi ve müzakere sürecinin devam etmesi gerektiğinin altı çizilmiştir.

“Gıda Güvenliği, Hayvan ve Bitki Sağlığı” faslı, İspanya Dönem Başkanlığı sırasında 30 Haziran 2010 tarihinde Brüksel’de düzenlenen Hükümetlerarası Katılım Konferansı’yla açılmıştır. Müzakere sürecimizde, gerek bazı üye ülkelerin muhalefetleri, gerek Ek Protokol nedeniyle, toplam 18 fasıl bloke edilmiş durumdadır. Bu nedenle, Belçika Dönem Başkanlığı sırasında açılış kriterleri karşılandığı takdirde açılabilecek üç fasıl bulunmaktadır. Kalan fasılların önümüzdeki dönemde açılması için çalışmalar sürdürülmektedir.

Anayasamızın 20’den fazla maddesinde değişiklik öngören Anayasa Değişikliği Paketi, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandum sonucunda kabul edilmiştir. AB Kopenhag siyasi kriterleri çerçevesinde hazırlanan paket, Katılım Ortaklığı Belgeleri ve İlerleme Raporları’nda yer alan, Kamu Denetçiliği Kurumu kurulması ve kişisel verilerin korunmasının anayasal güvence altına alınması gibi alanlarda mevzuatımızın AB mevzuatıyla uyum sağlamasını öngörmektedir.

Kaynak: Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği Düşüncesinin Kökenleri: Bir Bütünleşmenin Anatomisi

Avrupa Birliği (AB) bugün uluslararası politikada üzerine düşen sorumluluk payını üstlenmeye hazır, küresel bir oyuncudur. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir