istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Türkiye-Almanya İlişkileri ve Türkiye'nin AB Üyelik Süreci | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Türkiye-Almanya İlişkileri ve Türkiye’nin Avrupa Birliği Üyelik Süreci

Türkiye-Almanya arasındaki ikili siyasi ve ekonomik ilişkiler oldukça yoğundur. Siyasi ve ekonomik münasebetlerdeki bu yoğunluğun yanında, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olma hedefine Almanya’nın muhalefet etmesi ilişkileri olumsuz etkilemektedir.

Son yıllardaki diplomatik aktivizmiyle siyasi açıdan da AB’nin en güçlü ülkesi haline gelen Almanya’nın, Türkiye’nin Birliğe üyelik sürecine yönelik tutumu oldukça önemlidir. Özellikle 1998’den bu yana Almanya’daki hükümet değişimlerine paralel değişen Türkiye algıları, Türkiye’nin AB üyelik sürecini önemli ölçüde etkilemiştir.ğunluğun yanında, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olma hedefine Almanya’nın muhalefet etmesi ilişkileri olumsuz etkilemektedir.

Almanya’nın Son Dönem Dış Politikası

Almanya, dış politikasını, birleşmeden bu yana çok yönlü vizyon temelinde yürütmektedir. Alman dış politikasındaki temel esas sadece bir bölgeye, bir kuruma veya bir konuya eğilmek değil, tüm bölgelerde, üyesi olduğu her oluşumda ve her konunun üzerinde durmaktır. Almanya, dış politikasında ve güvenlik politikalarında ağırlığı NATO’ya vermiş,  AB bütünleşmesinde büyük ve öncü bir rol üstlenmiştir. Almanya’nın son dönem dış politikasında Rusya’ya da yakınlaştığı gözlemlenmektedir. Moskova’nın tehdit algılayabileceği oluşumlardan kaçınan Almanya, NATO ve AB ile Rusya’yı yakınlaştırma çabası içerisindedir. Almanya-Rusya ilişkilerinin ekonomik işbirliğinden siyasi işbirliğine doğru genişlemesi Avrasya’nın geleceğinde belirleyici olabilecek yeni bir faktör doğurmaktadır.

Son dönem Alman dış politikasında öne çıkan diğer bir özellik Merkel iktidarının Ortadoğu siyasetinde gözlemlenmektedir. Şansölye Merkel, seleflerinin İsrail yanlısı çizgisini daha da ileri bir seviyede sürdürerek adeta İsrail’e endeksli bir Orta Doğu politikası izlemektedir. İki ülke arasında İsrail’in kuruluşunun 60. yıldönümü şerefine başlatılan ortak kabine toplantıları ile eğitim, bilimsel araştırmalar ve savunma alanında ortaklaşa yürütülecek pek çok projenin planlanması bunu göstermektedir. 2008 yılında Almanya ve İsrail’in nükleer başlıklı füzeleri sahte füzelerden ayırt edebilecek Project Bluebird kod adlı bir savunma sistemi geliştirdiği ortaya çıkmıştı. Almanya bu dönemde ayrıca İsrail’e sattığı (nükleer başlıklı Popeye seyir füzelerini atabilen) Dolphin sınıfı iki denizaltının maliyetinin önemli bir kısmını kendisi karşılamıştır.

Türkiye-Almanya Siyasi, Ekonomik ve Kültürel ilişkileri

Türkiye-Almanya arasındaki siyasi ilişkiler Prusya Krallığı ve Osmanlı İmparatorluğu arasında 1790’da imzalanan barış ve dostluk antlaşmasıyla başlamış, II. Abdülhamit döneminde iki ülke askeri işbirliğine girmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda, Türkiye’nin Almanya’ya savaş açmasıyla yaşanan diplomatik problemler dışında, siyasi ilişkiler karşılıklı güvene dayalı, barışçıl ve istikrarlı bir şekilde devam etmektedir. Türkiye ve Almanya NATO ittifakında yer almaktadır ve iki ülke Avrupa Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gibi kuruluşlar bünyesinde yakın ilişkilerini sürdürmektedir.

Türkiye-Almanya arasındaki ekonomik ilişkiler de ileri düzeydedir. Almanya, Türkiye’nin en büyük ticaret ortaklarından biridir. İki ülke arasında 2008 yılında 23 milyar Euro ticaret hacmi varken, 2009’da ekonomik krizden etkilenerek 18 milyar Euro civarlarına düşmüştür. Buna rağmen Almanya, Türkiye’nin en çok ticaret yaptığı ülkeler sırasında ikinci sırayı korumuştur. 2010’da tekrar birinci sırayı alan Almanya, Türkiye’ye en çok otomobil, demir-çelik, tekstil ürünleri, elektrikli aletler ve organik gıda maddeleri satarken, Türkiye’den tekstil maddeleri, elektrikli eşyalar ve gıda maddeleri satın almaktadır.

Ordusunun yeniden oluşturmasıyla kendi silahlarını ve askeri teçhizatını üretebilecek kabiliyeti edinen Alman savunma sanayi dünya sıralamasında hızla yükselmiştir. Almanya, son yıllarda kaydettiği ilerlemeler neticesinde küresel savunma sanayi pazarında elde ettiği %11’lik payla dünyada en çok silah ihraç eden üçüncü ülke olmuştur.(1) Bugün Alman menşeli yaklaşık 300 firma savunma sanayi alanında üretim ve ticaret gerçekleştirmektedir. Alman savunma sanayinin son yıllardaki en büyük müşterisi Türkiye’dir. Almanya’nın savunma sanayinde Türkiye’ye yaptığı ihracat ikili ticaret hacminin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

Türkiye-Almanya arasındaki turizm potansiyeli oldukça yüksektir. Almanya’dan Türkiye’ye 2009 yılında dört milyon kişi turistik amaçla gelmiştir. Tatile çıkan Almanların her yıl ortalama %18’i Türkiye’yi tercih etmektedir. Türkiye’de en çok Antalya, İstanbul, İzmir ve Muğla illerini tercih eden Almanlar, Türkiye’nin turizm gelirine büyük katkıda bulunmaktadır. İki ülke arasındaki kültürel alanda da köklü ilişkiler vardır. Almanya-Türkiye kültürel ilişkileri, sanıldığının aksine ilk olarak Türk işçilerinin Almanya’ya gitmesiyle değil, Nazi yönetiminden kaçan Alman profesörlerin Türkiye’ye sığınmasıyla başlamıştır. Alman profesör ve akademisyenlerin Türkiye’ye kaçıp, yerleşmeleri Türk üniversitelerinin gelişmesine yardımcı olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılan Almanya,  erkek nüfusunun önemli bir bölümünü kaybettiğinden 1960’larda işçi açığı yaşamaktaydı. Yurtdışından işçi almak istedi ve Türkiye’de bu ülkelerden biriydi. Almanya bu kişileri ‘Gastarbeiter’ (misafir işçi) olarak çağırırken amacı gerekli açık kapandığı zaman bu kişileri ülkelerine geri yollamaktı.  1960’lı ve 1970’li yıllarda Türkiye’nin daha çok doğu bölgelerinden, eğitim ve ekonomik seviyesi düşük 20’li yaşlardaki erkekler Almanya’ya gitmiştir. Bugün Almanya’da 3 milyona yakın Türk yaşamaktadır ve Türkler, ülkenin en kalabalık göçmen grubunu oluşturmaktadır. Almanya’daki Türkler denince akla ilk olarak bütünleşme sorunları gelmektedir.

Almanya’da yaşayan Türklerin çocuklarını okula göndermemesi, çocukların doğru Türkçe öğrenemeden Almanca öğrenmeyi çalışmaları, okula giden Türklerin de Almanca öğrenemedikleri için diğer derslerden de başarısız olmaları kaçınılmaz olmuştur. Bunun sonucu olarak, Türklerin kalifiye işlerde çalışamamaları, hayatlarını idam ettirebilmek için ise kendilerinin kurdukları işletmelerde çalıştıkları ve genelde küçük esnaf oldukları bilinmektedir. Ekonomik ve eğitimsel sorunlar Türkleri birbirleriyle daha çok yakınlaştırmış aynı ölçüde Türklerin Almanlara göre farkları ortaya çıktıkça Almanlardan uzaklaştırmıştır.

Bununla birlikte Almanya’da yaşayan Türklerin, Almanya kan esasına dayalı vatandaşlık kanununu benimsediğinden ve çifte vatandaşlık mümkün olmadığından, bu konuda zor durumda kalmışlardır. Türkiye’yle bağlarını hiçbir zaman tamamen koparmamış bu insanlar, Alman vatandaşlığını almadıkları sürece yaşadığı yerin yerel seçimlerinde dahi hak sahibi olamamaktadırlar. Yaşadıkları yerin vatandaşı olmak için ise Türk pasaportlarından vazgeçmek durumunda kalan Türkler zor durumda kalmaktadırlar. Almanya’da yaşayan 3 milyona yakın Türk’ten sadece 700 bin kadarının Alman vatandaşı olduğu bilinmektedir.

Din konusu da, Türklerin bütünleşememeleri konusunda önemli bir paya sahiptir. Türklerin Müslüman olması,  Almanların Türkleri kültürel açıdan dışlamasına veya ötekileştirmelerine sebep olmuştur. Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra tüm dünyada olduğu gibi Almanya’da da Müslümanlara bakış iyice olumsuzlaşmıştır. Müslümanlara potansiyel terörist gözüyle bakılması korku ve dışlamaya neden olmuştur. Berlin Nüfus ve Gelişim Araştırmaları Enstitüsü’nün yaptığı bir araştırma sonucu Almanya’da yaşayan azınlıkların bütünleşme derecesi verileri ortaya çıkmıştır. Buna göre Türkler 8 üzerinden 2,4 puanla bütünleşmeyi en az gerçekleştiren azınlık olmuştur.(2) Türklerin nüfusunun fazla olmasının,  kendi aralarında bir topluluk kurmalarına, kültürlerini korumalarına,  dolayısıyla paralel bir toplum oluşturmalarına kolaylık sağladığı söylenebilir.

Aslında, Türklerin bütünleşemediklerini söyleyen Almanya’nın da bu konudaki sorumluluklarını yerine getirdiği söylenemez. Sorun sadece Almanya’da yaşayan Türklerde mi yoksa Alman hükümetinin de bunda etkisi var mı? Hollanda, son on senedir ülkesindeki yabancılar için uyum kursları düzenlerken, Almanya 2000 yılında bir göçmen ülkesi olduğu kabul ettiği ve vatandaşlık kanunu değiştirdiği halde uyum kurslarına ancak günümüzden dört sene önce, yani 2006’da başlamıştır. 2010 yılının Kasım ayında dördüncüsü gerçekleştirilen  ‘Uyum Zirvesi’nde, Alman Şansölyesi Merkel’in 2013’e kadar tüm yabancıların Almanca öğrenmiş şekilde uyum kurslarını tamamlayacağını açıklamıştır. Buna rağmen şu anda bu kurslara katılmak isteyip sıra bekleyen on binlerce Türkün mevcut olduğu bilinmektedir. (3)

Türkiye’nin AB’ye Üyelik Süreci ve Almanya

Almanya, Avrupa Birliği’nin kurucu ve güçlü üyelerinden biri olarak her zaman AB’nin genişlemesi, özellikle doğu Avrupa ülkelerinin üyelikleri için büyük adımlar atmış ve bu ülkelerin birliğe alınmalarına öncülük etmiştir. Ancak Türkiye için aynı çabanın söz konusu olduğunu söylemek mümkün değildir. AB ile müzakere sürecinin beşinci yılında olan Türkiye, AB yolunda son yıllarda belirgin bir durgunluk yaşamaktadır. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy;  Türkiye’nin Avrupa değil Küçük Asya olduğunu ve AB’de yeri olmadığını belirtmiş ve diğer devletlerin ise Türkiye’ye karşı dürüst olmadıklarını eklemiştir. (4) Almanya ise imtiyazlı ortaklık teklifinde halen ısrarcı davranmaktadır.

1998’den önce, Kohl başkanlığındaki CDU/CSU-FDP hükümeti AB üyesi bir Türkiye yanlısı olmadığı aşikârdı. Kohl, hemen her demecinde Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini sağlayamayacağını ve AB’ye kültürel, siyasi ve ekonomik açıdan uyumsuz olduğunu belirtiyordu. 1998 yılında hükümetin değişmesiyle birlikte Türkiye’ye karşı görüşte değişti. SPD-Yeşiller hükümetinin kurulmasıyla, şansölye olan Schröder’in, Almanya’nın 1999’daki konsey başkanlığı süresince Yunanistan’ın Türkiye muhalefeti azaltmak adına göz ardı edilemeyecek çalışmalarda bulundu. AB üyesi bir Türkiye resmi parti politikalarında dahi yer alıyordu. 1999 Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin tam üyelik adaylığının kabul edilmesi ve açıklanmasında yine Schröder’in büyük etkisinin olduğu bilinmektedir.

2005 yılında iktidara gelen Angela Merkel, daha göreve gelmeden önce 2004 yılında Schröder’e Türkiye için ‘imtiyazlı ortaklık’ önerisini götürmüş ve bunun için parti içinde lobi çalışmalarına başlamıştı. Merkel’in hükümet kurmadan Türkiye hakkındaki görüşleri belliydi. Şansölye Merkel 2010 yılının Mart ayında Türkiye’yi ziyaret etmiş Erdoğan’la görüşmesinde imtiyazlı ortaklık konusu üzerinde durmuştu. İmtiyazlı ortaklık Merkel için ‘Türkiye’nin AB’den fazla bir şey isteyemeyeceği ama AB ile yakın ilişkiler içinde bulunabileceği bir statü” idi. Bu açıklama Başbakan Erdoğan tarafından neredeyse bir hakaret olarak algılanmıştı. Müzakere süreci için “ucu açık” ifadesini kullanan Merkel, Almanya’da Türk liselerinin açılmasının ancak Almanca eğitimin zorunlu olması halinde kabul edilebilir olduğunu belirtmişti.

2010 yılı içinde Almanya Cumhurbaşkanı Wulf’un gerçekleştirdiği ziyaret, on sene sonra Almanya’nın Türkiye’ye yaptığı cumhurbaşkanlığı seviyesindeki ilk ziyaret olmuştur. Wulf,  Almanya’da yaşayan Türkleri sevdiklerini,  onlara bütünleşme sürecinde destek olduklarını, Alman eğitim sisteminin Türk gençlerine açık olduğunu ancak Almanca öğrenmelerinin başarıyı yakalamaları için gerekli olduğunu söyledi. (5) İslam’ın Almanya’nın, Hıristiyanlığın ise Türkiye’nin birer parçaları olduğunu söyleyen Wulf, Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu ile görüşerek ve Tarsus’ta ekümenik kilisesini ziyaret ederek, din konusuna vurgu yapmıştır.

Alman Dışişleri Bakanı Westerwelle, 2010 yılı içindeki ikinci Türkiye ziyaretinde, Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile görüşmüş, Türkiye’nin anlaşmaya uyarak Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne limanlarını ve hava sahasını açmadığı sürece, AB üyeliğinin imkânsız olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte Türkiye’nin AB yolundaki çabalarını göz ardı edemeyeceklerini, belirli bir tarih olmasa da, gerekli ekonomik, siyasi ve sosyal şartların yerine getirildiği sürece AB üyeliğinin önünde bir engel olmadığını ifade etmiştir. Alman Cumhurbaşkanı Türk-Alman Üniversitesi’nin kurulması çalışmalarının da önemini vurgulamıştır.(6)

Meclis Dış İlişkiler Başkanı Ruprecht Polenz, bu sene yayınladığı ‘Besser für Beide, Die Türkei Gehört in die EU’ (İki Taraf İçin Daha İyi: Türkiye, Avrupa Birliği’ne Aittir) kitabında, Türkiye’nin AB’ye uyum sağlayamayacağı görüşünde İslam’ın çok etkili olduğunu ancak Türkiye’nin özellikle ‘komşularla iyi ilişkiler politikası’nın takdir gördüğünü, belirtmektedir. Polenz, Almanya’daki Türklerin bütünleşmesinin AB’ye üyelikten ayrı ele alınması gerektiğini belirtmiş (7), Almanya’da Türkiye yanlısı görüşlerin de olduğunu ortaya koymuştur.

Özetle, Türkiye ve Almanya’nın yakın ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkileri bir yana, Almanya’nın Türk septizmi, özellikle Müslüman olmalarının etkisiyle daha da güçlenmiş, Şansölye Merkel’in etkisiyle belki de en üst seviyeye ulaşmıştır. Almanya’nın Türklerin bütünleşmesi adına yaptığı geç kalmış çalışmalar ve son olarak Merkel’in ‘çok kültürlülük Almanya’da başarısız olmuştur’ açıklaması da Türklerin durumunu açıklamaktadır.

Almanya, birleşmeden bu yana ekonomik alanda gösterdiği küresel başarısını siyasi alanda gerçekleştirememiş bir devlet olmasına rağmen, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde oldukça etkili olmaktadır. Önümüzdeki yıllarda siyasi gelişmeleri daha fazla etkileyebilecek bir potansiyele sahip olduğu düşünülen Almanya, Türkiye için önemini daha uzun yıllar koruyacaktır.

Dipnotlar:

(1) http://www.handelsblatt.com/unternehmen/industrie/ruestungsindustrie-deutschland-verdoppelt-waffenexporte;2545630

(2) Moritz Orendt,   The Integration of the Turks into the German Society Turks on their Way to Parallel Societies or to True Integration, Wise Strategy Journal, 2009,  p.149

(3) http://www.news-eu.com/haber/605-merkel39li-uyum-zirvesi39ne-tepkiler.html

(4) http://www.euractiv.com.tr/yazici-sayfasi/article/turkiye-avrupada-degil-kucuk-asyada

(5) http://www.sueddeutsche.de/politik/praesident-wulff-in-der-tuerkei-die-reifepruefung-am-bosporus-1.1013473

(6) http://www.news.de/politik/855066877/westerwelle-gegen-raschen-tuerkei-beitritt/1/

(7) http://www.qantara.de/webcom/show_article.php/_c-476/_nr-1366/i.html

Yazar: Bihter ANIL

Perşembe, 25 Kasım 2010

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği Düşüncesinin Kökenleri: Bir Bütünleşmenin Anatomisi

Avrupa Birliği (AB) bugün uluslararası politikada üzerine düşen sorumluluk payını üstlenmeye hazır, küresel bir oyuncudur. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan