kaçak bahis guvenilir bahis siteleri antalya escort bayan antalya escort pendik escort kurtköy escort kartal escort maltepe escort tuzla escort ataşehir escort
Türkiye-Suriye İlişkilerinde Jeo-kültürel Boyut | UİPORTAL
Güncel Yazılar
ankara escort
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Türkiye-Suriye İlişkilerinde Jeo-kültürel Boyut

Türkiye’nin arayışı içerisinde bulunduğu yapılanmalardan birisi de, yakın çevre ülkeleri ile birlikte bir aile oluşturmaktır. Bu, bize göre götürülebildiği takdirde AB ve ABD ile ihtilafa düşmeden sürdürülebilecek en sağlıklı dış siyasi çizgilerden birisidir. Türkiye Türk Dünyası ile kültür ortaklığı noktasından hareketle bir dayanışma içerisinde olacak ise, Anadolu Türk kültürü taşıdığı ortak genler itibariyle Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya’da Türk Dünyası’nın diğer kesimlerinden daha zayıf değildir. Türkiye’de, kültür değerlerinin ortaklığı itibariyle din, bir faktör olarak düşünülmesi halinde günümüzde halkında tek dinin yaşadığı ulus-devlet yok iken Türkiye’nin komşu halkları ile dini ortaklığı da gözardı edilemez. Başka bir ifade ile, Türk dış politikasında din-dil ve tarih ortaklığı aranılacak ise, bu arayışa yakın çevresinden başlamış olması makul kabul edilmeli. Bu neviden bir arayış ne AB’ye yönelik arayışlardan vazgeçmek ve ne de ABD ile muhakkak ihtilafa düşmeyi gerektirmiş olmayabilir.

Biz bu yazımızda Türkiye’nin dış politikasındaki alternatiflerini tartışmayacağız üzerinde durmaya çalıştığımız husus, var olan ve varlığı bazen zamanın gerekleri icabı ve bazen de hatalı tercih ve uygulamalarla üzeri örtülmüş olan imkanlara varis olabilmektir. Türkiye merkezli bölgede geçmişi uzak maziye dayanan ciddi bir kültür ortaklığı yaratılıp yaşatılmıştır. Bu mirasa sahip çıkılarak dünya barışına bölgeden yardımcı olunabilir.

Bu kültürün adı halk kültürüdür. Ulus-devlet anlayışındaki hatalı halk kültürü algılayışları, halkların ulusal sınır farklılıklarına rağmen birlikte yaşayabilecekleri gerçeğinin yok sayılmasına yol açmıştır. Birlikte üretilmiş kültürel değerler parçalanılarak sahiplenilmiş veya dışlanılmıştır. Bu hal, başlangıçta siyasi sınırlar ile kültürel sınırlar büyük ölçüde örtüşürlerken giderek iki farklı sınır oluşturmuştur. Siyasi hudutlar ve kültürel hudutlar. Şüphesiz bu bölge dışı emperyalizmin bölgeye yönelik emelleri amaçlı bir uygulama idi. Bunu, yine doğurulmuş şartların adeta kaçınılmaz sonucu olarak uygulamaya konulan ulus-devletin çarpık örnekleri izleyebilmiştir. Uluslaşmanın ve ulusallaşmanın özünde olmayan bazı arayışlar ifrada kaçılarak uygulamaya geçirilebilmiştir.

Türkiye son birkaç yıl itibariyle bu hatalardan kaçınılması adına sağlıklı adımlar atıyormuş intibasını veriyor. Suriye ve Türkiye ulus-devlet karakterlerinden taviz vermeden geçmişin ortak mirasını bölge ve ötesi adına hizmete sokabileceği intibasını uyandırıyor. Bu arayışta bölge ülkelerinin süper güç karşısında birlikte hareket etme mecburiyetinin aranılmış olmasının da payı vardır. Bölge dışı güçler karşısında bir güç oluşturmak, bölge ülkeleri arasındaki dayanışmadan geçmektedir. Dayanışmaya girecek bölge ülkeleri, ilkin birlikte yaşadıkları halklarla barışık olmak durumundadırlar. Bize göre bunun oluru, ulusal sınırları ve ulus-devletin üniter yapısını ihlal etmeyen halkların demokratik hakları konusunda paylaşımcı olmaktan geçmektedir. Halklardan yana görünerek demokratik vaatlerle ulus-devletin içinde ve ulus-devletler arası ihtilafın giderilmesi ancak bu şekilde çözümlenmiş olabilir. Ancak bu anlayıştan hareketle bölge dışı güçlerin bölgeye müdahaleleri etkisiz kılınabilirler.

Üzerinde durduğumuz izah itibariyle Türkiye-Irak ilişkilerinin yakın geçmişi, Türkiye-Suriye ilişkilerinin geleceği bakımından önemli bir örnektir. Türkiye, Amerika’nın Irak’ı işgalinden evvel tavrını Irak halkının demokratik yaşamından yana koyuyordu. Barzani ve Talabani arasındaki ihtilaf bölge barışı için giderilmeye çalışılıyordu. Bölgeye Türkiye’den yapılan yardım, sadece Türkmenler’e değil veya Türkmen oldukları için değil aynı coğrafyanın komşu halkları oldukları için yapılıyordu. Türkiye’de PKK’ya karşı oluş, etnik kimliğinden değil uyguladığı mücadele yöntemi ve bölge dışı ülkelerden de yardım almış oluşundan kaynaklanıyordu. Nitekim, 1.5 milyonluk Iraklı göçmen kitleyi, Türkiye 1-1,5 yıllık etnik milliyetine bakmaksızın konuk etmişti. Türkiye Irak’ın bütünlüğünden yana tavır sergilerken herhangi bir halkın kaderini tayin hakkına karşı tutum belirlemiş olmuyordu. Türkiye etnik farklılıktan kaynaklanan ihtilafın esas alınarak siyasi yapılanma geliştirilmesi halinde, bölge istikrarının bozulacağına inanıyordu. Başlangıç için lokal olan sorun tüm Ortadoğu ve Kafkasya’ya yayılabileceğini düşünüyordu. Bütün bu bölgeyi emperyalist emelli yeni bölünmelerin bekleyebileceği ve kan gölü havzasının yayılabileceğini hesaba katıyordu. Türkiye’nin etnisite merkezli siyasi yapılanma arayışına karşı oluşu, özel olarak seçilmiş bir halka karşı sergilenmiş bir siyasi düşmanlık değildi. Irak’ın diğer halkları bu arada Türkmenler itibariyle de Türkiye için durum farklı değildi. Bu noktada Türkiye-Suriye ilişkileri itibariyle özel önem arzetmektedir. Zira, Irak’ta tasviri yapılan yapılanma aniden şekil değiştirerek Türkiye, Barzani-Talabani siyasi yapılanmasının karışında, iki taraflı provokasyonlarla muhalif bir noktaya getirilecekti. Böylece bölge etnisitesinden bir kesim siyasi geleceğini süper güce dayanarak bölge halkları ile savaşmakta bulacaktır. Emperyalizm bölgede Irak Kürt halkını müttefik edinmiştir. Irak Kürtlerinden bir bölümü ile dayanışma halindedir. Bu Kürtler ki, bölgenin ortak kültürünün yaratılıp yaşatılmasında İran’da, Türkiye’de, Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de katkıda bulunmuş, ortak mirasın müşterek varisleri arasındadırlar.

Türkiye, teskere olayından sonra Suriye’de büyük bir prestij kazanmıştır. Bu teşhisi biz, bizzat yaşayarak gözlemlerimizden hareketle koyuyoruz. Üniversitelerde gençlerin gösterileri halkın büyükelçiliğimiz ve başkonsolosluğumuza karşı gösterdiği sevgi selleri bu durumu yansıtıyordu. Ortadoğu ülkelerindeki dağınıklık ve istikrarsızlığa Türkiye bölge adına sahiplik, sözcülük mü edecekti? Bunu biz üniversite öğrenci ve öğretmenlerinin bizimle yaptıkları konuşmalarından izleyebiliyorduk. Bir zamanlar PKK’ya karargahlık yapmış olan Suriye’de otelciler, lokantacılar, taksiciler, esnaf, sade vatandaş Türkiye’den gelmiş insanlara farklı yakınlık gösteriyorlardı. PKK yanlı Suriyeliler’e karşı Türkiye’den yana olmak adına adeta teyakkuz halinde idiler. Hatta Suriyeli Ermenilerden gelebilecek bölücü hareket karşısında bile ilgisiz kalmayacaklarını bize çeşitli vesilelerle anlatabiliyorlardı.

Suriye’de, Türkiye Türklerine gösterilen bu yakınlığı, sadece ABD’nin tutumuna duyulan tepki ile izah etmek mümkün müdür? Bu durum sadece bir Arap ülkesi olan Irak’ta Kürtlerin Amerikan-İsrail ittifakı ile işbirliği yapmış olmalarıyla izah edilebilir mi? Yalnız kalmış Suriye’ye Türkiye yakınlık göstermiş olması ile mi durum izah edilebilmeli? Bunlar ve benzeri tespitlerde şüphesiz az çok gerçekler vardır. Ancak bizim kanaatimiz, 60-80 yıllık devletlerin siyasi yapılanmalarının ayrılıklarından doğan kültürel kimlik farklılıklarına rağmen, Suriye ve Türkiye’de ciddi ortaklıklar arzeden bir halk kültürü yaşamaktadır. Yakınlaşmanın altındaki gerçek bu kültürün su yüzüne çıkması fırsatı bulmasındadır. Çıkışın önünü kesmemeli hızını makul ölçülerle artırmalıdır.

Bayır-Bucak Türkmenleri kültürlerinin bir parçası olan Nevruz’u yaşarlarken Nurseyri inanç politikasının baskısından kurtulma adına Nevruz rütüelleri ile Muharremliği birleştirmek zorunda bırakılmıştı. Suriye Türkmenleri’de, Suriye’nin Arap halkı gibi müslümandırlar. Doğal olarak insan isimleri büyük ölçüde dinî isim oluşları itibariyle ortaktırlar. Ancak bir dönem Türkmen’in özelde Türk olan isimlerden birisini alması, resmi yönetimce sorun yapılabiliyordu. Eğitimde, iş edinmede, eş edinmede, iskânda ve benzeri alanlarda Suriye BAAZ partisi ciddi bir Araplaştırma uyguluyordu. Bu uygulama Suriye Türklüğünde mecburi vatandaşlık kavramını oluşturuyordu. Bir taraftan kimliğini ilkel Araplaştırma karşısında koruyamama sıkıntısı çekiyor, diğer tarafta hayatta kalmanın zorluklarını yenmeye çalışıyordu. Şimdilerde Iraklı Türkmen, açık ve kapalı yasal eşitlikler karşısında “gönüllü Suriyeli Türkmen” tiplemesini temsil etmekte ve bölgenin doğal kültürünü zorlamalara tabi olmadan yaşama imkanı bulmaktadır. Bu hal, Suriye’ye daha güçlü bir sosyal bünye kazandırmaktadır.

Suriye’de benzeri ülkelerde olduğu gibi, rejimi bu uygulamaya iten amillerin arasında azınlıkların sosyal güvenliği tehdit edebileceği endişesi vardı. Komşu ülkelerin etnisiteden hareketle muhtemel yayılmacı tutumları, Suriye ve benzeri ülkeleri bu tutumlarına sevk eden sebeplerdendi. Sorunun çözümü komşu ülkelerin etnisiteden hareketle yayılmacılığı güvenlikleri için bir avantaj olarak saymamalarındadır. Aynı zamanda ulus-devletlerin birlikte yaşadıkları halkların demokratik kültürel hayatlarına baskıcı davranmamaları önem taşımaktadır. Zira halklara yapılan baskılar ulus-devletlerin ve birlikte yaşayan halkların değil, bölge dışı emperyal yapılanmaların çıkarına olmaktadır.

2-3 yıl evvelin bir süre iktidar olan Türkiye’nin bir kısım yöneticileri Türkiye-Suriye ilişkileri itibariyle hatalı yorumlanabilecek bir Türklük ihraç etmek istemişler, ilkel ve kolay yolla yapılan uygulamalar Türklüğe’de maalesef zarar vermiş, Türkiye-Suriye ilişkilerine de. Halen Suriye’de hızla artan bir Türkiye, Türklük ve Türk kültürü sevgisi vardır. Türk dili kursları verilmektedir. Türkçe bilmek ve bu bilgiyi belgeleyebilmek bazı resmi kadrolar için şart koşulan dil durumuna gelmiştir. Dil okullarındaki Türkçe bölümlerinden sonra, üniversitelerde Türk dili bölümleri açılmak üzeredir. Osmanlı Türk sanat ve edebiyatı bir süreden beri zaten üniversitelerde okutulmakta idi. Türkiye’den sanatçıların müzik yapıtlarının takibi Suriye’de moda olmuştur. İki ülkenin üniversiteleri arasında organik bağ ve işbirliği protokolleri yapılmıştır. Eyyubilerle Selçuklular bölgenin fethe açılıp yurt olması itibariyle ortak amaca hizmet etmiş, geçmişin devlet adamları olarak algılanıyorlar. İş adamları, turist kafileleri giderek farklı ilgi görmektedirler. Bu gidişi yanlış anlatılan hatalı anlamlar yüklenen kimliklerin savaşı haline sokmamak gerektiğini düşünüyoruz. Türklük, bir ırkın, kavmin ismi olmadan evvel bir kültürün ismi idi. Bu kültür Türk milletini yaratmıştı. Bu kültür, yersiz kavgacı, inkarcı, imhacı değil, paylaşımcı, töröranslı ve sentezci bir kültür olup, Türk halkı arasında hamd olsun hala yaşamaktadır.

Türkiye-Suriye ilişkilerinde bu kültür anlayışını kültürel ilişkilerde dominant duruma getirmek gerektiğine inanıyoruz. Bu yapılabildiği takdirde, bu zemin üzerine iktisadî, teknik, siyasi vs. ilişkilerle oturtturulabilecektir. Türkiye ve Suriye geçmişlerinden gelmekte olan bu kültürel mirası bölgesel güç oluşturulmasında jeokültürel avantaj olarak kullanabilirler, kullanmalıdırlar.

Yazar: Yaşar KALAFAT

Kaynak: turksam.org/tr/yazilar.asp?kat=19&yazi=840

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle