Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Türkiye ve Arap Birliği

Bir ebedi güneşle burada doğdu Gazi,
Yaprak yığını gibi burada yandı mazi.

Burada erdi Musa;
Buradan uçtu İsa.
Bülbül burada varsa
Hürriyet için öter.

Ne örümcek, ne yosun,
Ne mucize, ne füsun;
Kabe Arabın olsun,
Çankaya bize yeter!

Bu sözler Cumhuriyetin ilk döneminin önemli edebiyatçılarından Kemalettin Kamu’ya ait. Aynı dönemdeki Birinci Dünya Savaşı’nda yaşanan olumsuz olayların da etkisi ile Araplara karşı alabildiğine soğuk, hatta nefrete varan bir bakış açısını yansıtıyor. Yeni rejimin Araplarla paylaşılan ortak tarihe radikal bir sırt çevirişi. Öyle ki; 1923-1946 yılları arasında Türk dışişlerinin yaptığı açıklamaların hiçbirinde “Arap” sözcüğü bile geçmedi. Bu süreç sadece resmi ideolojiyi değil, halkın bakış açısını da derinden etkiledi ve halkın zihninde öylesine derin izler bıraktı ki; “Arap” sözcüğü Anadolu’nun birçok yerindeki köylünün köpeğine isim oldu. İnsanların birisini yada onun davranışını aşağılamak için “Arap gibi” sözünü kullanması da aynı olumsuz sürecin tortullarından…

Bu olumsuz bakış açısını destekleyen nedenler şunlardır:

-Birinci Dünya Savaşı sırasında Arap halklarının İtilaf devletleri ile işbirliği yaparak isyan etmelerine duyulan öfke

-Türkiye Cumhuriyeti’nin İslami mirası simgeleyen Arap dünyasından kendisini ayırma çabası

-Arap dünyasının, Türkiye’ye yönelik başlıca jeostratejik tehdit olan Sovyetler Birliği’nin çekim alanı içinde olması

-Arapların yaşam tarzına ilişkin yerleşmiş önyargılar

Bu olumsuzluklara rağmen Türkiye ile Arap dünyası arasında her iki tarafın da asla reddedemeyeceği, büyük kısmı dini referanslara dayanan ortak bir tarih de mevcuttur. Ayrıca enerjinin olağan üstü önemli olduğu günümüz dünyasında enerji zengini bir Arap dünyası ile enerjiye aç bir Batı dünyası arasında bulunmanın avantajını da kullanabilmemiz açısından Arap dünyası ile iyi ilişkiler içinde olmak muhakkak ki ülkemizin lehine. Zaten son zamanlarda iki kesim arasındaki soğukluk yerini daha olumlu bir havaya bırakmaya başladı. Bunda Arap dünyasının kendini dünyaya daha iyi anlatabilme ihtiyacı da etkili oldu.

Arap Birliği zirvesinin yapıldığı Sudan’ın başkenti Hartum’da, Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın yoğun ilgi görmesi de bu soğukluğun ortadan kalkmaya başladığının bir işareti. Başbakan bu geziye resmi davetli olarak gitti. Ama bu sıfatı kazanması hiçte kolay olmadı. Başbakanlığı zamanında Abdullah Gül, 4-6 Ocak 2003’te Kahire’ye yaptığı gezi sırasında Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa’ya Türkiye’nin örgüte katılma talebini iletti.Tamamı Arap 22 üyeli kuruluşta bu talep Türkiye’nin laik olması,İsrail ile iyi ilişkiler içinde olması gibi sebeplerle çok tartışıldı.Sonunda Abdullah Gül’ün 22 Eylül 2004’te New York’ta Amr Musa ile imzaladığı ‘Mutabakat muhtırası’ ile onay süreci tamamlandı ve Türkiye Arap Birliği’nin bir üyesi oldu.Türkiye ile Arap dünyası arasındaki ilişkilerdeki bu olumlu gelişim esasında 11 Eylül sonrası dönemde başladı. Dünyada yalnızlaşan ve top yekun terörist muamelesi gören Arap dünyası artık kendini Türkiye’ye her zamankinden daha yakın hissediyor. 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir Arap ülkesinin işgal edilmesine ortak olmayacağını ilan etmesi bu süreci daha da hızlandırdı. Aynı dönemde başlayan ve hala devam eden Arap sermayesinin ülkemize gelmesi de bu sürecin bir sonucu.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu dönemden beri yüzü batıya dönük bir ülke oldu ve kendisini Batılı güvenlik kurumları ile özdeşleştirdi. Kendisini çoğu Arap ülkesinin Batı karşıtı politikalarından kesin bir şekilde ayırdı; ama bu Arap dünyası ile ilgili tüm geçmişimizin reddedilmesi anlamına gelmemeli. Başbakan’ın Sudan gezisinde,11 Şubat 1914’te Osmanlı’nın cihat çağrısına hemen olumlu yanıt veren ve ‘Osmanlı bizi nereye çağırırsa hemen gideriz’ diyen Darfur’u da ziyaret etmesi, bu bakımdan bize bırakılan mirası sahiplenmek adına oldukça doğru bir davranış.

Daha güçlü bir Türkiye dileğiyle…

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret