Güncel Yazılar
escort bursa-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-escort istanbul bayan-bodrum escort-denizli escort-marmaris escort bayan-kayseri escort-sakarya escort-samsun escort-mersin escort bayan-bursa escort-kocaeli escort-ataşehir escort-istanbul escort bayan-sikiş-bursa escort-bursa escort

Türkiye’nin Güvenlik Politikaları

Bu çalışmanın amacı, Türkiye’nin güvenlik politikaları ve Türk dış politikası kapsamında “strateji geliştirme” kavramının ne denli önemli olduğunu vurgulamaktır. Makalede, “strateji algılama” ve “strateji geliştirme kavramları açıklandıktan sonra Türk karar alıcılarının ulusal güvenlik politikaları ve Türk dış politikası nezdinde bu iki kavrama ilişkin olarak nasıl bir duruş aldıkları tartışılmaktadır. Bu türden bir analitik yaklaşım, bir taraftan Ulusal Kurtuluş Savaşı’ından günümüze dek Türkiye’nin güvenlik güncesini açıklamakta bir diğer taraftan ise Türkiye’nin coğrafi, jeopolitik, etnik ve kültürel özellikleri göz önünde bulundurularak Türk dış ve güvenlik politikalarında belirtilen kavramları dikkate alma gerekliliğinin önemini ifade etmektedir.

II. Dünya Savaşı’nı takiben oluşan iki kutuplu uluslararası sistem kapsamında tehlike, tehdit ve duyarlılık alanları net bir biçimde tespit edilebilecek basit özelliklere sahipti. ABD’nin öncülüğünde yapılandırılan Batı Bloku’nun algıladığı belli başlı tehditler; Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin komünist ideolojiyi yayma çabası ve olası nükleer gücünü geliştirme girişimleri idi. Sovyetlerin ise karşı koymaya çalıştığı; Amerika’nın öncülüğündeki Batı’nın emperyalist genişlemesini engellemekti. Tehdidin ne zaman, kimden, nasıl, hangi nedenlerle ve hangi boyutlarda gelebileceğini kestirmek her iki taraf için de zor değildi. ABD ve SSCB için yapılması gereken, tehdidin algılandığı ideolojik genişleme ve nükleer güç artırımı gibi belli alanlara ilişkin gerekli stratejiler geliştirmek ve tehdide duyarlı alanlara yönelik güvenlik politikaları tesis etmekti. II. Dünya Savaşı’ndan sonra tercihini Batı’dan yana yapan Türkiye Cumhuriyeti için de yerine getirilmesi gereken tek görev Batı’nın yani ABD’nin Sovyetler Birliği’ne karşı geliştirdiği politikaların, Türkiye’yi ilgilendiren yönüyle ilişkili olarak, sevk ve idaresinden sorumlu olmaktı. Diğer bir deyişle, Türkiye’nin Sovyetler karşısında kendi ulusal güvenliğini sağlayabilmek için özel güvenlik politikaları geliştirmesine gerek yoktu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasına dek düzen bu şekilde devam etti.

Ancak, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından şekillenen yeni uluslararası ortam tehdidi çeşitlendirerek, duyarlılık alanlarını genişletti. İki kutupluluktan (ABDSSCB) tek büyük gücün (ABD) hakim olduğu sisteme geçiş aşamasının ilk dönemlerinde, ABD, Avrupa ve bağımsızlıklarını yeni kazanan cumhuriyetler, Sovyetler Birliği gibi önemli bir tehdit unsurunun ortadan kalkmasıyla kısa süreli bir rahatlama yaşadılar ancak yeni sistemin yeni unsurlarının şekillenmesiyle birlikte bu rahatlama yerini güvenliğe ilişkin ciddi bir tedirginliğe bıraktı. Artık tehdit tek değil çok boyutluydu; etnik, dini ve kültürel çatışmalar, demokrasiye ve serbest piyasa ekonomisine geçişte yaşanan krizler, kaynağı belli olmayan terör, uyuşturucu ticareti, karapara aklama girişimleri gibi yeni unsurlar tehdidin kaynaklarını çeşitlendirerek, devletlerin duyarlılık alanlarının genişlemesine neden oldu.

Bu gelişmelerin odağında yer alan Türkiye, bir anda kendisini belirsizliklerle çevrili buldu. Soğuk Savaş dönemi boyunca ABD’nin Sovyetler Birliği karşısında geliştirmiş olduğu stratejiler vasıtasıyla Türkiye’yi bölgede güvenceye almayı başaran Türk karar alıcılar, yeni ortamda oluşan çok boyutlu tehdit algılamalarını azaltan ve duyarlılık alanlarını daraltan stratejiler geliştirmekten, stratejik öngörü planlamaktan ve gerekli güvenlik politikaları yapılandırmaktan uzak kaldılar.

Çalışma kapsamında; Soğuk Savaş sonrasında çeşitlenen tehdit algılamalarına ve genişleyen duyarlılık alanlarına paralel olarak ve Türkiye’nin sahip olduğu jeopolitik, kültürel ve etnik özellikler dikkate alınarak strateji geliştirme, stratejik öngörü planlama ve güvenlik politikaları yapılandırma gibi kavramların Türkiye özelinde ne ölçüde önemli olduğu irdelenecektir.

Yazar: Gamze Güngörmüş Kona, “Türkiye’nin Güvenlik Politikaları ve Stratejik Öngörü Düzeyi”, Uluslararası Güvenlik Sorunları, Dr. Kamer Kasım-Zerrin A. Bakan (Der.), 59-81, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayınları, ISBN 975-6362-02-2, Ankara, 2004.

Makaleyi indirmek için buraya tıklayın.

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Türkiye’nin AB Üyelik Müzakeresi ve Gelinen Nokta

AB Müktesebatı, AB Hukuk sistemine verilen addır. Yaklaşık 120 bin sayfadan oluşmaktadır. AB’yi kuran ve …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir