Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Türkiye’nin Jeopolitik-Jeostratejik Seçenekleri

11 Eylül ile birlikte öncelikle Avrasya enerji kaynaklarını ve enerji güzergâhlarını kontrol ederek küresel üstünlüğünü sürdürme gayretleri içerisine giren ve bu kapsamda kendisini engelleyebilecek ve dengeleyebilecek küresel ve bölgesel hegemon koalisyonların veya güçlerin oluşmasını engellemeyi amaçlayan ABD’nin, güç hesabı yapmadan, yeterli güç hazırlamadan, gücünü arttıracak koalisyonları ve stratejik ortaklıkları gerçekleştirmeden, gücünü savaşın değişen doğasına göre yeniden yapılandırmadan ve stratejik sahalara kolaylıkla giriş sağlayacak bölgelere konuşlandırmadan başlattığı jeostratejik hamleleri askeri gücünün Afganistan’da ve Irak’ta tıkanması ile yeni bir küresel süreç başladı. Soğuk Savaş döneminde büyük ölçüde örtüşen ABD’nin küresel çıkarları ile Türkiye’nin bölgesel güvenlik çıkarları, artık her zaman örtüşmemekte, zaman zaman ayrışmakta ve hatta çatışmakta (Irak’ta ve Karadeniz’de olduğu gibi).

Bazı çevrelerce bir çağdaşlaşma projesi olarak empoze edilen Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği ise son gelişmelerle yavaşladı ve belirsizliklerle dolu sürece girdi. Kendi geleceği ile ilgili olarak bir vizyon, küresel bir güç olma amacıyla jeopolitik hedefler ve yetenekler geliştiremeyen, nüfusu yaşlanan, yaşlanan nüfusunu nasıl ikame edeceğini kararlaştıramamış, ancak kıta içerisine yapılan göçleri önemli bir sorun olarak değerlendiren, enerji güvenliğini garanti edememiş, ekonomik büyümesi yavaşlayan, kafası karışık Avrupa Birliğinin hızla gelişen küresel jeopolitik ortamda Türkiye’nin ekonomik ve güvenlik çıkarlarına 2015’li yıllardan sonra nasıl katkılar sağlayabileceğini bu şartlarda düşünmek mümkün değil.

1991 Yılında, Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla bir gerileme dönemine giren Rusya ise, karizmatik lider Putin’in gayretleri ve enerji gelirlerindeki artış ile birlikte enerjiyi bir yumuşak güç veya bazı değerlendirmelere göre bir silah olarak kullanarak yeniden önemli bir Avrasya gücüne dönüştü ve silahlı kuvvetlerini modernize ederken yeniden küresel etkinliğe sahip oldu. 1997 Yılından bu yana yıllık %6-7’lik bir ekonomik büyümeyi sürdüren Rusya, Putin’in yönetimi ve ekonomiyi merkezileştirmesiyle ciddi bir Avrasya gücü olarak öncelikle Baltık’tan Karadeniz’e ve Karadeniz’den Kırgızistan’a kadar uzanan hatta ABD’nin, NATO’nun katkısı ile de kendisini çevreleme gayretlerine karşı duruyor ve Doğu Avrupa’da, Kafkasya’da ve Orta Asya’da ciddi inisiyatifler uyguluyor. Rusya hem enerji zengini bir ülke olarak hem de çevre ülkelerin enerjisini toplayarak ve bu enerjinin Avrupa’ya ve Uzak Doğu’ya gönderilmesinde regülatör rolü oynayarak, Avrasya coğrafyasında jeopolitik etkinlik sağlıyor.

Geleneksel kültürüne uygun olarak sabırla ve abartılı bir görüntü vermeden, ancak kararlı bir şekilde on yıldır %10’luk ekonomik kalkınma hızını sürdüren ve silahlı kuvvetlerini yeniden yapılandıran Çin’in, ekonomik açıdan yeni bir küresel güç ve güvenlik açısından da bir bölgesel güç olduğunu ifade etmek mümkün. Şangay İşbirliği Örgütü içerisinde Rusya ve enerji zengini Orta Asya ülkeleriyle işbirliği yapan Çin’in yükselmesini sürdürmesi enerji güvenliğine bağlı. Bu amaçla Çin Ortadoğu’da, Orta Asya’da, Afrika’da ve Latin Amerika’da hem enerji güvenliği için ciddi inisiyatifler uyguluyor hem de bu coğrafi bölgelerde ABD çıkarlarını şimdiden çevreliyor. ABD ve Çin ekonomilerinin karşılıklı bağımlılıkları ilk defa yaşanan bir ekonomik yenilik olarak dikkatleri çekerken, zaman içerisinde Çin’in bu ekonomik karşılıklı bağımlılıkta daha avantajlı olabileceği de değerlendiriliyor. Zira, halen Çin’in döviz rezervleri ABD’nin bütçe ve dış ticaret açığı toplamlarına ulaşıyor (yaklaşık 1 trilyon dolar).

Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle birlikte Kafkasya’da, Orta Asya’da ve Ortadoğu’da jeopolitik dengeler henüz oluşmadı ve ABD’nin jeostratejik hamlelerine rağmen güç boşlukları henüz doldurulamadı. Bu nedenle de gelecekte, artık yavaş yavaş tek kutuplu olma özelliğini kaybetmekte olan küresel jeopolitik mücadelede bu coğrafi bölgelerin ABD, Rusya ve Çin arasındaki güç mücadelesinin ağırlık merkezlerini oluşturmasını beklemek gerek.

Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte Adriyatik’ten Çin Seddi’ne sloganı ile kendisine jeopolitik bir hedef tasarlayan Türkiye, yeterli hazırlık yapmadan ve etkinlik sağlayacak ağırlıkta ekonomik, finansal, politik ve askeri yeteneklere sahip olmadan başlattığı inisiyatifinde başarılı olamamış, dünyada yersiz kaygılara neden olurken hüsrana da uğramıştı. İçinde bulunduğumuz jeopolitik ortam ise hem Soğuk Savaş dönemine benzemeyen yeni bir ortam oluşturmakta ve hem de Türkiye’nin Avrasya coğrafyasında büyük (stratejik) ve geniş (jeopolitik) düşünmesine imkanlar sağlayarak yeni fırsatlar ve jeostratejik seçenekler sunmakta. Bu seçenekleri aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür:

– Batı Jeopolitik Ekseni: 

* Türkiye’nin NATO üyeliğini de dikkate alarak ABD ve İsrail ile strateji ilişkilerini geliştirerek sürdürmek.

* Bütün olumsuzluklara rağmen Avrupa Birliği üyeliğini bir hedef olarak benimsemeye devam ettirmek ve Avrupa Birliği üyelik sürecini bir çağdaşlaşma projesi olarak sürdürmek.

* ABD ve İsrail ile stratejik ilişkileri geliştirirken Avrupa Birliği sürecini devam ettirmek.

– Güney Ekseni: (jeopolitik ilişkilerde İslam Dünyasını ve Ortadoğu’yu ön plana çıkarmak)

* Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesinde ABD ve İsrail ile işbirliği yapmak.

* Müstakilen Ortadoğu’da İslam Dünyası ile ilişkileri geliştirmek.

– Kuzey Ekseni:

* Rusya ile her alanda jeopolitik ilişkileri geliştirmek.

* Rusya ve İran ile jeopolitik ilişkileri geliştirmek.

– Doğu Ekseni: 

* Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk Devletleri ile ilişkileri müstakilen geliştirmek.

* Çin ile her alanda jeopolitik ilişkileri geliştirmek.

* Türk Dünyası ile ilişkileri geliştirirken Şangay İşbirliği Örgütü içerisinde Çin ve Rusya ile iş birliği yapmak.

– Batı, Güney, Kuzey ve Doğu jeopolitik eksenlerini eş zamanlı kullanarak dengeli ve çoklu jeopolitik-jeostratejik ilişkiler geliştirmek.

Görüleceği gibi Soğuk Savaş sonrası ortam Atlantik’ten Pasifik’e kadar uzanan Avrasya coğrafyasında, Türkiye’ye çoklu jeopolitik-jeostratejik seçenekler sunmaktadır. Artık, Türkiye’nin Soğuk Savaş dönemi kalıplarından kurtulma, büyük ve geniş düşünme, Avrasya jeopolitik vizyonu geliştirme zamanı gelmiştir. Bu amaçla Türkiye, Avrasya’daki jeopolitik-jeostratejik seçeneklerini tartışmalı ve bir Avrasya jeostratejisi geliştirmelidir; çünkü Türkiye’nin merkezi coğrafi konumu, ona çoklu jeopolitik açılımlar yapma imkânı vermektedir.

Yazar: E.Tuğg. Nejat ESLEN

Kaynak: turksam.org

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret