Güncel Yazılar

Türkiye’nin Ortadoğu Devletleriyle İlişkilerinde Kürt Sorunu (1980-2003)

Giriş
Türk Dış Politikasında önemli bir yere sahip olan konulardan biri de Türkiye’nin Orta doğu devletleriyle ilişkileridir. Dönem içerisinde bu ilişkiler zaman zaman iyileşmiş zaman zaman da kötü bir seyir izlemiştir. Bu yazıda; 1980–2003 yılları arası dönemde Türkiye’nin Ortadoğu devletleriyle ilişkilerinde Kürt Sorunu ele alınmıştır. Özellikle bu dönemde Türkiye, iç ve dış politikasında Kürt sorununu PKK sorunu olarak algılamaktadır. Bu yüzden Ortadoğu devletleriyle ilişkilerinde ağırlıklı olarak PKK mevzusu ele alınmıştır.

Bu yazının hazırlanmasında ortaya konulan araştırma soruları şunlardır:

1) Kürt Sorununun, Türkiye’nin – Ortadoğu Devletleriyle ilişkilerine ne gibi bir etkisi vardır?
2) İran’ın, Irak’ın, Suriye’nin PKK’ya destek vermesinin nedenleri nelerdir?
3) PKK’nın süreç içerinde ( 1984 – 2003 ) güçlenmesinde Orta Doğu devletlerinin rolü nedir?
4) Türkiye ve İsrail’i bir araya getiren tehlike nedir?

Bu sorular çerçevesinde, bu konu 4 başlık altında incelenecektir.

Birinci bölümde; Türkiye-Suriye ilişkilerinde Kürt sorununu ele alınacaktır. Bu çerçevede Suriye’nin PKK’ya verdiğin desteğin nedenleri araştırılacaktır. Ayrıca Adana Mutabakatı öncesi ve Adana Mutabakatı sonrası ilişkiler incelenecektir.

İkinci bölümde, Türkiye-İran ilişkilerinde Kürt sorunu değerlendirilecektir. İran’ın PKK’ya verdiği destek ve bu desteğin sebepleri tartışılacaktır. Ayrıca 1980-2003 yılları arasında PKK bağlamında iki ülke arasında gelişen olaylara bakılacaktır.

Üçüncü bölümde, Türkiye-Irak ilişkilerinde Kürt sorunu ele alınacaktır. Bu ilişkiler özellikle I. Körfez Savaşı öncesi ve sonrası yaşanan gelişmeler olarak ele alınacaktır. Bu çerçevede, iki ülke arasında imzalanan Sınır Güvenliği anlaşmalarına, Türkiye’nin gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonlara ve Çekiç güce değinilecektir.

Dördüncü bölümde; Kürt sorunu bağlamında Türkiye-İsrail ilişkileri incelenecektir. İlişkiler özellikle bölgesel dengeler ve ortak tehdit açısından tartışılacaktır.

Sonuç bölümündeyse; Ortaya koyduğum araştırma sorularına bulduğum yanıtlar, yazının özeti şeklinde aktarılacaktır.

1. Türkiye – Suriye ilişkilerinde Kürt sorunu
Türkiye-Suriye ilişkilerinde 80’lerden sonra karşımıza çıkan önemli meselelerden biri de Kürt sorunudur. Yazımın başında belirttiğim gibi Kürt sorunu deyince bu bağlamda anlamamız gereken sorun PKK terör örgütüdür. Suriye’nin PKK’ya destek vermesinin 3 önemli nedeni vardır. [1] Bunlardan ilki; Suriye’nin, Türkiye’yi bölgesel rakip olarak algılaması ve bu yüzden Türkiye’nin ekonomik, politik ve askeri açıdan güçlenmesini istememesidir. İkinci olarak ise; Suriye’nin PKK’yı Türkiye’ye karşı “ Su ” sorununda koz olarak kullanmak istemesidir. Son olarak da; Hatay sorunundan dolayı Türkiye’ye karşı beslediği düşmanlıktır. Bu 3 sebepten dolayı, Suriye PKK’nın kuruluş sürecinde ve daha sonra süreç içerisinde güçlenmesinde önemli bir katkıya sahiptir. Aslında PKK-Suriye ilişkileri 1970’lerin sonlarında başlar.

Türkiye’de 1980 yılında gerçekleşen darbe öncesinde Abdullah Öcalan ve arkadaşları Suriye’ye geçerek, Lübnan’ın Bekaa Vadisinde Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi militanlarıyla birlikte eğitim görmüşlerdir. Bu kamplarda bir süre eğitilen militanlar 80’lerin başlarından itibaren Türkiye topraklarına girmişlerdir. Nitekim 1984 yılında PKK’nın gerçekleştirdiği ilk silahlı eylem olan Eruh ve Şemdinli baskınları da bu militanlarca yapılmıştır. [2] Türkiye, Suriye sınırının yeterince korunmadığı düşüncesiyle Suriye’ye bir antlaşma önermiştir. Bu çerçevede iki ülke arasında 1985 yılında Sınır Güvenliği Protokolü imzalanmıştır. Fakat bu anlaşma kağıt üzerinde kalmış ve Suriye PKK’ya desteğini sürdürmüştür. [3] 1987 yılında Turgut Özal’ın Şam’a yaptığı resmi ziyaret iki ülke açısından önemlidir. Bu ziyaret sonrasında iki ülke arasında iki protokol imzalanmıştır. Bunlardan biri Su konusuyla ilgili, diğeriyse Güvenlik ile ilgilidir. Bir anlamda Suriye’nin PKK’ya verdiği desteği kesmesine karşılık, Su konusunda Suriye’ye tavizler verilmiştir. [4] Fakat buna rağmen Suriye-PKK ilişkisi devam etmiştir.
1990’ların başlarından itibaren PKK güçlenmiş ve Türkiye içerisinde ki eylemlerini artırmıştır. Türk ordusunun ise PKK’ya yönelik yaptığı operasyonlar sonucunda başarılar elde edilmiş olsa da, sorunun çözümünde kalıcı bir çözüme ulaşılamamıştır. Türkiye bunda PKK’ya verilen dış desteğin rolünün de etkisi olduğunu söylemiş ve Suriye’yi de nu konuda suçlamıştır. [5]

Özellikle Türkiye, Suriye’nin PKK’ya lojistik destek vermesinin yanı sıra barınma imkanı, eğitim olanaklarının sağlanması gibi konularda yardım ettiğini iddia etmiştir. Fakat Suriye bu iddiaları hep yalanlamış ve PKK’ya hiçbir şekilde destek vermediğini söylemiştir.[6]

1996 yılına geldiğimizde Türkiye, Suriye’ye BM antlaşmasının 51.maddesini gerekirse kullanabileceğini söyleyerek bir memorandum vermiştir. Bu tarihten itibaren Türkiye, Suriye’ye karşı üslubunu sertleştirmiştir.[7] 1998 yılı iki ülke arasında bir dönüm noktasıdır. Öncelikle dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yaptığı açıklamada; Suriye’yi PKK’ya destek vermekle suçlamış ve Türkiye’nin sabrının tükenmekte olduğunu söylemiştir. Bu açıklamayla başlayan süreç, Demirel’in ve Mesut Yılmaz’ın Suriye’ye yönelik sert açıklamalarıyla devam etmiştir. Türkiye-Suriye sınırında Türk ordusu büyük bir tatbikat başlatarak Suriye’ye gözdağı vermiştir. İki ülke arasında ortaya çıkan gerilim, Mısır’ın ve İran’ın arabuluculuk faaliyetleriyle sona ermiştir.[8]

Sonuçta; Suriye, Türkiye’yle 1998 yılında Adana Mutabakatını imzalamıştır. Buna göre Abdullah Öcalan Suriye’den sınır dışı edilmiş ve Suriye PKK’ya yardım etmeyeceğinin garantisini vermiştir. Ayrıca PKK kamplarının kaldırılacağı, yakalanan teröristlerinde Türkiye’ye teslim edileceği söylenmiştir.[9]

2000 yılında Hafız Esad’ın ölümü ve yerine geçen Beşar Esad’ın işbirliğine yönelik politikaları sonucunda iki ülke arasında ki PKK sorunu bitme noktasına getirilmiştir. [10]

2. Türkiye-İran ilişkilerinde Kürt sorunu
1980-2003 yılları arasında Türkiye-İran ilişkilerinde PKK sorunu önemli bir yer tutmaktaydı. İran’ın PKK’ya verdiğin desteğin nedenlerinden biri; İran’a göre Türkiye’nin İran-Irak savaşında Irak yanlısı politikalar izlemesidir. Suriye, İran-Irak savaşında Irak’la olan petrol akışını durdurmuştur. Irak’ın içine düştüğü ekonomik bunalım, Türkiye’nin Kerkük-Yumurtalık boru hattının kapasitesini artırmak istemesiyle azalmıştır. Bu olay İran tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Ayrıca Türkiye-Irak arasında imzalan ve sınır ötesi operasyonu mümkün kılan Sınır güvenliği antlaşmaları da İran tarafından hoş karşılanmamıştır. Bu iki olay İran tarafından Türkiye’nin tarafsız olmadığı ve Irak yanlısı politikalar izlediği düşüncesine kapılmasına neden olmuştur. Bu yüzden İran, Suriye’yle yakınlaşmış ve PKK kartını Türkiye’ye karşı oynamaya başlamıştır.[11]

Buna karşılık Türkiye’de İran’ın Irak’lı Kürt gruplarla ilişkilerini eleştirmiştir İran, Kürt grupları Bağdat yönetimine karşı ayaklandırmaya çalıştırmış ve bu Kürt gurupların güçlenmesini istemiştir. Bu durumda Türkiye’yi rahatsız etmiştir. [12]

İran’ın PKK’ya verdiği desteklerden biri; İran’ın kendi topraklarını kullandırarak PKK’lı militanların Türkiye topraklarına saldırmalarına izin vermesidir. Özellikle Türkiye ve Irak arasında imzalan sınır ötesi antlaşmaları sonrası PKK’lıların Irak sınırından Türkiye’ye geçişleri zorlaşmıştır. İran’ın verdiği izinle, PKK, İran sınırından Türk topraklarına girme fırsatı bulmuştur. Ayrıca İran, PKK’ya lojistik destek vermiş, yaralılar için hastane kurmuş ve militanların haberleşme alt yapısını sağlamıştır. Bu dönemde; İran’da da birçok PKK kampı bulunmaktaydı. Türkiye’nin tüm uyarılarına rağmen, İran PKK’ya verdiği bu desteği sürekli inkâr etmiştir.[13]

İki devlet arasında bu konuda ilişkilerin gerginleşmesi yüzünden iki devlet 1992 yılında Sınır Güvenliği Anlaşması imzalanmıştır. [14] Fakat bu anlaşma maalesef kağıt üzerinde kalmıştır.

1997 yılına gelindiğinde iki ülke arasında ufak çağlı bir kriz yaşanıştır. Türkiye, Kuzey Irak’a yapacağı geniş çaplı bir sınır ötesi operasyondan İran’ı haberdar etmiş ve İran’dan bu teröristlere karşı sınırlarını tutmasını istemiştir. Buna rağmen, teröristlerin büyük bir çoğunluğu İran topraklarına kaçmıştır. Bu yüzden Türkiye, İran’ı uyarmıştır.[15]

Türkiye 1998 yılında İran’a, İran’da bulunan 16 PKK kampının yerini bildirmiş ve bunların boşaltılmasını istemiştir. Fakat İran bu talebi de, “ Bizim topraklarımızda PKK kampı yok” diyerek geri çevirmiştir. Daha sonra PKK’nın önemli isimlerinden biri olan Şemdin Sakık’ın yakalanması ve örgüte verilen dış destek hakkında yaptığı açıklamalarda İran’ın rolünü anlatması ve eldeki istihbarat verileri sonucunda Başbakan Bülent Ecevit “ İran’ın PKK’ya yardım etmekte Suriye’nin yerini almış olduğunu” söylemesine neden olmuştur.[16]

2000 yılından itibaren iki ülke bu konuda iş birliğine girmeye başlamıştır. 2000 yılında, Hatemi ve Sezer’in sınır sorunları hakkında iş birliği mesajları vermeleri ve 2001 yılında iki ülke arasında güvenlik ve sınır sorunları konusunda bir anlaşma imzalanması, iki ülke arasında PKK meselesinde önemli bir adım olarak nitelendirilmiştir.[17]

3. Türkiye – Irak ilişkilerinde Kürt sorunu
Türkiye-Irak ilişkilerinde PKK sorunu 80’lerde başlamıştır. İran-Irak savaşı esnasında, İran’ın Irak’ın kuzeyinde ki Kürtleri desteklediğini söylemiştik. Bölgeye 80’lerde PKK terör örgütü de yerleşmiştir. İşte bu durum Türkiye’yi ve Irak’ı birbirine yaklaştırmıştır.

İki devlet arasında yapılan ilk sınır güvenliği antlaşması 1979 yılında imzalandı. Daha sonra bu anlaşmayı, 1983 yılında imzalanan “ Sınır Güvenliği ve İş Birliği ” antlaşması izlemiştir. Bu antlaşmada iki devlet birbirine sıcak takip imkânı sağlamıştır. Bunun devamı olarak da 1984 yılında iki devlet, güvenlik protokolü imzalamıştır. 1983 yılında imzalan anlaşmaya ek olarak 1984 yılında iki devletin sıcak takip yapma mesafesi 5 km olarak belirlenmiş ayrıca sıcak takip esnasında karşı tarafın onayının gerekliliğini ortadan kaldırmıştır. Türkiye’nin 1990’larda Kuzey Irak’a düzenlediği sınır ötesi operasyonların hukuksal temellerini bu anlaşma oluşturmaktadır.[18]

İran-Irak savaşı bittikten sonraysa, Saddam savaş esnasında kendine karşı ayaklanan Kürt grupların üzerine yürümüştür. Ayrıca Saddam rejimi, bunların bölgede ki etkinliğini kırmak için de PKK ile yakınlaşmış ve PKK’yı bir anlamda bu Kürt gruplara karşı güçlendirmiştir.[19]

Ayrıca I. Körfez savaşında Türkiye’nin batı yanlısı politikalar izlemesi, Saddam’ı kızdırdı ve Saddam’da PKK’yı Türkiye’ye karşı kullanmaya başladı. Körfez savaşının bitmesiyle Bağdat yönetimi 32. ve 36. paraleller arasında sıkışmıştı. Bu yüzden 36. paralelin kuzeyinde bir güç boşluğu ortaya çıktı. Bu boşluk en fazla Kürt grupların ve PKK’nın işine yaradı. Irak ordusundan kalan silah ve mühimmat bu gruplarca paylaşıldı. PKK’nın yurt içinde artan eylemleri de, elde ettiği silahların fazlalığıyla paralellik göstermiştir.[20] Güç boşluğunun oluşmasıyla Kuzey Irak’ta karşımıza 2 etkili Kürt grup çıkıyor. Bunlardan ilki Celal Talabani’nin başında olduğu KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği), diğeriyse Barzani’nin liderliğini yaptığı KDP’dir. (Kürdistan Demokratk Partisi). Körfez savaşından sonra Türkiye’nin bu iki grupla ilişkiler kurduğunu görüyoruz. Özellikle Türkiye KDP ile daha iyi ilişkiler geliştirmiştir. Türkiye; iki grup arasında çıkan çatışmaların tamamıyla bitirilmesi taraftarı olmasa da bunları uzlaştırarak PKK’ya karşı kullanmak istemiştir.[21]

Körfez savaşından sonra Çekiç gücün Kürtleri Saddam’a karşı korumak için bölgeye gelmesi, Kürtlerin bölgedeki özerkliğinin artmasına sebep olmuştur. Özellikle Çekiç gücün bölgedeki varlığı Türk kamuoyunda da sıklıkla tartışılmıştır.[22]

TC’nin bu dönemde ki en belirgin politikası Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması üzerinedir. Bu Suriye ve İran tarafından da istenmektedir.[23]

4. Türkiye – İsrail ilişkilerinde Kürt sorunu
Türkiye ve İsrail arasında doğrudan kaynaklanan bir Kürt sorunu bulunmamaktadır. Fakat bu dönemde “ terör tehdidi ” iki ülkeyi birbirine yakınlaştıran bir unsur haline gelmiştir. İki ülke de çeşitli terör gruplarından tehdit algılamaktaydı. Özellikle Türkiye PKK’dan tehdit algılarken, İsrail Hizbullah ve Hamas’tan yoğun bir tehdit algılıyordu. Algılanan tehdit farklı terör örgütlerinden gelse bile, bu terör örgütlerine destek veren ülkeler aynıydı. İran ve Suriye Hamas’ın, Hizbullah’ın ve PKK’nın destekçiliğini yapıyordu. İşte bu durum terörden çok çekmiş iki ülkeyi birbirine yakınlaştırmıştı. 1990’ların ikinci yarısından itibaren ilişkiler yoğunlaştırıldı. Askeri ve silah antlaşmaları imzalandı. Bir anlamda Ortadoğu’da bir kutuplaşma başlamıştı. İsrail-Türkiye ortaklığına karşılık, İran-Suriye iş birliği doğmuştu. Özellikle bu durumdan Suriye hoşnut değildi. Çünkü güneyden İsrail, kuzeyden de Türkiye ile komşuydu. Bütün bunların yanı sıra Türkiye, İsrail’le yakınlaşarak Amerika’da ki Yahudi lobisinin desteğiyle, PKK konusunda ABD’nin desteğini almayı hedeflemişti.[24]

Sonuç
Bu yazıda amaç olarak giriş bölümünde verilen araştırma sorularına yanıt aranmıştır. Bu bağlamda ortaya çıkan sonuçlar şunlardır:

PKK bağlamında Kürt sorununun, Türkiye’nin – Ortadoğu Devletleriyle ilişkilerine önemli bir etkisi olmuştur. Türkiye komşularının PKK’ya verdiği destekten dolayı çok rahatsız olmuş bu da ilişkilere yansımıştır. Özellikle Suriye – Türkiye ilişkileri 1998 yılında iyice gerilmiş, iki ülke savaşın eşiğine gelmiştir. Türkiye – İran ilişkileri de, İran’ın PKK’ya verdiği desteklerden dolayı kötü bir düzeyde izlemiştir. Irak’ta I. Körfez savaşının bitmesiyle, kuzeyde bir güç boşluğu doğmuş bu durumda Türkiye, Kuzey Irak’ta daha rahat hareket etmeye başlamıştır.

İran’ın, Irak’ın ve Suriye’nin süreç içerisinde PKK’ya destek verdiği sonucuna da ulaşılmıştır. Suriye’nin PKK’ya destek vermesinin sebebi olarak 3 ana neden ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilki Suriye’nin bölgesel rakip olarak gördüğü Türkiye’nin ekonomik, politik ve askeri açıdan güçlenmesini istememesidir. İkicisi Suriye’nin PKK’yı Türkiye’ye karşı “ Su ” sorununda koz olarak kullanmak istemesidir. Son olarak da; Hatay sorunundan dolayı Türkiye’ye karşı beslediği düşmanlıktır. İran’ın PKK’ya destek vermesindeyse; İran’ın, İran-Irak savaşında Türkiye’nin Irak yanlısı olduğuna dair algılamaya sahip olması ve bölgesel rakip olarak gördüğü Türkiye’nin istikrarsızlaştırılmasını istemesinin etkisi vardır. Irak’ın PKK’ya destek vermesinin en önemli sebebiyse Türkiye’nin I. Körfez harekâtında Batı yanlısı politikalar izlemiş olmasıdır. İşte bu sebeplerden dolayı bu devletler PKK’yı desteklemişlerdir.

Yani PKK’nın süreç içerinde ( 1984 – 2003 ) güçlenmesinde Orta Doğu devletlerinin önemli bir rolü vardır. Özellikle bu devletler, Barınma ve Eğitim olanaklarının sağlanmasında, Para, silah, malzeme yardımında bulunulmasında, Militanların sınırdan geçmelerinin kolaylaştırılmasında, bu devletlerin içerisinde örgüt büroları ve evlerinin açılmasına izin verilmesinde PKK’ya yardımcı olmuşlardır..

Son olarak, Türkiye ve İsrail’i birlikte hareket etmeye iten sebepse “ terör” tehdidine maruz kalmalarıdır. Her iki devlette, terörden dolayı güvenlik sorunu yaşamaktadır. Ayrıca her iki devlet İran ve Suriye’yi terör örgütlerine destek verdiklerinden dolayı eleştirmektedir.

Yazar: Duhan KALKAN

Dipnotlar
[1] Erdem Erciyes. Ortadoğu Denkleminde Türkiye-Suriye İlişkileri ( İstanbul: IQ Yayıncılık,2004), 100.
[2] Emin Demirel. Terör ( İstanbul: IQ Yayıncılık, 2002), 653-654.
[3] Erciyes. 2004, s 106.
[4] Erciyes. 2004, s 107.
[5] Mehmet Ali Bal. Savaş Stratejilerinde Terör. ( İstanbul: IQ Yayıncılık, 2003), 188-197.
[6] Demirel. 2002, s 654.
[7] Erciyes. 2004, s 123.
[8] Kemal Kirişçi, “ The Kurdish Question and Turkish Foreign Policy ” in The Future Of Turkish Foreegin Policy , ed. Lenore Martin and Dimitris Kerides (London: The MIT Pres,2004), 295-6.
[9] Aziz Koluman ve Oytun Orhan, “ Türkiye-Suriye İlişkileri” Stratejik Analiz, Aralık 2003, 52.
[10] Ibid,53.
[11] Nihat Ali Özcan. “ İran’ın Türkiye Algılaması ve Politik Araç Olarak Terör ” Stratejik Analiz , Haziran 2002, 49-53.
[12] Bayram Sinkaya. “Turkey-Iran Relations in The 1990s and The Role of Ideology” Perceptions 10, Spring 2005, 8-11.
[13] Bal. 2003, s 192.
[14] Demirel. 2002, s 692.
[15] Sinkaya. 2005,10.
[16] Kemal Kirişçi, “ The Kurdish Question and Turkish Foreign Policy ” in The Future Of Turkish Foreegin Policy , ed. Lenore Martin and Dimitris Kerides (London: The MIT Pres,2004), 294-5.
[17] Ibid.
[18] Turan Silleli. “Büyük Oyunda Türkiye-Irak İlişkileri” (İstanbul: IQ Yayıncılık,2005), 166-170.
[19] Nihat Ali Özcan. “ İran’ın Türkiye Algılaması ve Politik Araç Olarak Terör ” Stratejik Analiz , Haziran 2002, 49-53.
[20] Zekai Başol. ABD’nin Ortadoğu’ya Yönelik Politikaları Çerçevesinde Kuzey Irak’taki Gelişmeler ve Türkiye’ye Etkileri ” PhD diss., Selçuk Üniversitesi, 2005. 90-98.
[21] Hasan Yılmaz. “Kuzey Irak’ta Ortak Yönetimin Geleceği” Stratejik Analiz , Haziran 2006, 79-88.
[22] Başol.2005, s 96.
[23] Robert Olson. Turkey-Iran Relations, 1979-2004: : Revolution, Ideology, War, Coups and Geopolitics. Costa Mesa, ( CA: Mazda Publishers, 2004) 63-64.
[24] Ibid, 59-61.

Print Friendly

Nedir uiportal

ULUSLARARASI İLİŞKİLER PORTALI, Uluslararası İlişkiler Araştırma ve Tartışma Platformu

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir