istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Türkiye'nin Suriye'de Yapabileceklerinin Limiti | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Türkiye’nin Suriye’de Yapabileceklerinin Limiti

Suriye geriliminin tırmanması ile birlikte Ankara, yeni bir hareketliliğe tanık oluyor. Çeşitli resmi ve gayri resmi yabancı heyetler karşılanıyor ve Suriye krizi ile İran nükleer programı neredeyse konuşulan tek konular haline geliyor.

Gelen heyetler, Türkiye’nin Suriye’de oynayabileceği rolün boyutlarını öğrenmeye çalışıyor. Bu kapsamda heyetlerin, “Bölgesel gücünün arttığını dile getiren Türkiye, Suriye’deki durum için ne sunabilir? Olası seçenekler nelerdir? Suriye krizinde Türkiye’nin gidebildiği sınır nedir? Ankara’nın istediği garantilerin alt sınırı nedir? Koordine edilecek ve ortak hareket edilecek alanlar nelerdir?” gibi sorular daha anlaşılır hale geliyor.

Türkiye ise, tüm bu sorulara dış politikasının değişmez ilkelerini dile getirerek cevap veriyor ve bu prensiplerin çerçevesi dışında Suriye’deki duruma yönelik bir tutum içerisine girmeyeceğini ifade ediyor. Türkiye, Suriye’deki durumu sadece bölgesel bir mesele değil, ortak bölgesel ve uluslararası çaba gerektiren bir konu olarak görüyor. Buna göre, Suriye’deki durum ortak sorumluluk alanı içerisindedir ve hiçbir taraf bu sorumluluğu tek başına taşıyamaz.

Yaklaşık bir yıl önce krizin ilk dönemlerinde Ankara, Suriye rejimine defalarca ciddi, hızlı ve etkin reformlar yapmasını önerdi. Ancak bu diplomatik çabalar başarısız olunca Türkiye, Esed rejimine baskı yapanların önde gelenlerinden biri oldu ve diğerler ülkeler de Türkiye’nin tutumunu müteakiben benzer bir tavır tutundu. Ankara, uluslararası toplumun yeterli ve kesin garantiler vermesi şartıyla, bu tutumunu daha zor dönemlerde tekrarlamaya hazır. Sonuçta, Suriye meselesinin tüm yükünü Türkiye’nin omuzlarına yüklemek mantıklı değil.

Bu noktadan hareketle Türkiye, Arap Birliği ile Körfez İşbirliği Konseyi ile bölgesel gücü etkinleştirmeye ve aynı zamanda uluslararası toplumdan, özellikle de BM Güvenlik Konseyi’nden garantiler elde etmek için çabalıyor. Ancak Güvenlik Konseyi’nin Rusya ve Çin’in muhalefeti nedeniyle bu garantileri verememesi sonucu, en azından ABD ve AB’nin vereceği net ve güçlü destekle sağlanacak çözümler aranıyor.

Davutoğlu’nun Washington’a yaptığı son ziyaret, Suriye’deki durum üzerine yapılan fikir alışverişinin genel çerçevesini özetliyor. Davutoğlu’nun Washington’da verdiği demeçlerden şu sonuçlar çıkıyor: Türkiye, Güvenlik Konseyi’ndeki çabaların başarısızlık ile sonuçlanmasının ardından, Esed rejimine baskı yapmak amacıyla Konsey dışında farklı yollar arıyor.

Suriye’de gerçek bir insani dram yaşanırken uluslararası toplum ile bölgesel ortakların bekle-gör politikasını sürdürmemesi ve uluslararası toplumun mümkün olan tüm seçenekleri değerlendirmesi gerekiyor.

Son dönemde Arap Birliği ve Körfez ülkelerinin çabalarını bir kenara bırakırsak, tüm tarafların Suriye’deki durum karşısında tereddütlü bir tutum içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Tereddüdün nedeni, Şam’daki durumun giderek daha fazla masumu öldürmeye doğru evirildiğinin tespit edilememesi, durumun böyle kalması halinde olayların nereye varacağının görülememesi ya da Esed rejiminin arkasındaki gücün bilinmemesi değil. Temel sebep, zaman kazanılmaya çalışılması, tarafların sınırları ve uygulanacak ortak yöntemin ne olacağının bulunamamasından kaynaklanıyor.

Ankara, olayların gidişatının Esed rejiminin sürdürülmesine herhangi bir koşul altında izin verilmeyeceğinden neredeyse emin. Bunun kanıtı olarak ise, kitlesel iç hareketlenmenin öldürmelere rağmen devam etmesi gösteriliyor. Tüm bunlara rağmen Ankara, meselenin tamamını üstlenerek derhal bir girişimde bulunmasını sağlayacak yeterli garantiye sahip değil.

ABD ekonomik krizle boğuşuyor ve seçime hazırlık aşamasında. Ayrıca askeri, beşeri ve maddi kaynakların kullanımını gerektiren askeri müdahalelerden bahsetmekten çekiniyor. Zira Irak ve Afganistan derslerinden sonra, bu kaynakları sağlamaları pek mümkün görünmüyor.

Rasmussen’in Ankara’dan yaptığı açıklamadan sonra, NATO’nun da askeri bir operasyona hazır olmadığı anlaşılıyor. Ayrıca Rusya, Çin ve İran, Suriye rejimine açık ve net bir şekilde bölgesel, askeri, ekonomik ve siyasi destek veriyor. Dolayısıyla Ankara, hangi temele dayanarak, Suriye halkının öldürülmesine son vermek üzere harekete geçebilir?

Birçok analist, Suriye’de askeri bir seçeneğin söz konusu olmadığını dile getirse de olayların gidişatı bunun tam tersine işaret ediyor. Esed rejiminin, halk devrimini günlük katliamlarla sonuçlanan askeri operasyonlar ile bitirmeye çalışması, öz savunma ve yaşam hakkına dayanan artan halk talepleri ile karşılık bulacak. İşte o zaman Esed rejimine kaşı var olan devrimi askerileştirmeyi reddeden taraflar dâhil bu istekleri yerine getirmek zorunda kalacak ve gelişmeler askeri seçeneğe doğru evrilecek.

Ankara daha önce Güvenlik Konseyi kararlarına dayanarak hareket edilmesi gerektiğini defalarca vurguladı. Ancak bugün Suriye halkına olanların baskısı ve Rusya ve Çin vetosunun etkisi ile Türkiye, Konsey kararı olmadan hareket etmeye hazır görünüyor.

Öte yandan, Arap Birliği’nin önerisi ve insani koridor önerisi sivilleri korumak amacıyla daha sonra gerçekleştirilmesi gerekecek bir girişime yol açabilir. Ankara’nın çerçevesini çizmeye çalıştığı bu husus, daha sonra Esed rejimi ile yüzleşmeye önayak olacak.

Türkiye’nin tutumu her halükarda hassas ve belirleyici olacak. Ancak Türkiye’nin tek başına bir rol üstlenmesi amacı aşıyor ve Türkiye’nin bu rolü yerine getirmesini sağlayacak imkânların incelenmesini gerektiriyor. Bu imkânlar tek başına ele alındığı zaman sınırlı olmasa dâhi kullanılabilme kapasitesi bağlamında sınırlı görünüyor.

Uluslararası ve jeopolitik şartlar, Türkiye’nin tek başına bir girişimde bulunmasına izin vermiyor. Türkiye’nin tek başına üsteleneceği bir girişimi mümkün hale getirecek tüm imkânlara sahip olduğunu farz edersek, bu tür bir girişim Ankara’yı öncelikle İran ile yüz yüze bırakacaktır. Ancak Tahran’ın endişelerini azaltmaya çalışan Türkiye’nin böyle bir niyetinin olmadığı anlaşılıyor.

Eğer Rusya’nın ayak diretmesi nedeniyle BM aşılacaksa, bu durum aynen Kosova meselesinde olduğu gibi ABD’nin güçlü katılımını ve geniş çaplı bölgesel ve küresel desteği gerekli kılacaktır. Hâlihazırda Türkiye’nin yapabileceği tek şey ise Suriye halkını destekleyen uluslararası koalisyonun kurulmasını kolaylaştırmak ve yerel, bölgesel ve uluslararası çabaları birleştirmektir. Ankara ayrıca, ilerleyen süreçte Suriye halkına yönelik işlenen katliamlar ile insani müdahale ve bu müdahale sonrası izlenecek aşamaları birbirlerine bağlayabilir.

Yazar: Ali Hasan Bekir

28 Şubat 2012

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan