Güncel Yazılar
https://www.paykasabozdurmaa.com/
bodrum escort
kuşadası escort
alanya escort

Türkler ve Avrasya

Türklerin jeopolitiği ve Tarihi

Türklerin resmi tarihi M.Ö 318 Hun İmparatorluğunun Kuruluşu ile başlar. Arkeolojik çalışmalara göre ise Türkçe’nin tarihi M.Ö. 15.000’lere kadar gitmektedir. Asya bozkırlarını dolduran ve anadilleri Türkçe olan yüzlerce boydan yalnızca bir tanesinin adı ‘Türk’ idi. Göktürk İmparatorluğu zamanında tüm Türk Boyları Türk adı altında birleşti. Türklerin ana vatanı Altay dağları ve çevresi idi. Kıtlık, kabileler arası çatışmalar ve Çin tehlikesi yüzünden batıya doğru ilerlediler. Türkler bunu yaparken 3 büyük olgu ile aynı zamanda baş etmek zorundaydı: Kitle halinde göç, Göç yapılan bölgede devlet kurmak ve bunu içi savaşmak.

Çin İmparatorluğu karşısında kesin bir yenilgiye uğrayarak Göktürkler dönemi sonuna batıya doğru itilen Türkler, Karahanlı ve Gazneliler ile Türkistan-Hindistan-İran üçgeninde hâkimiyet kurdular. Talas Savaşı’yla Türklerin İslamiyet’e geçişi hızlandı. M.S 900 yıllarından sonra İslamiyet Türkler arasında tamamen yaygınlaştı.

Orta Asya’da hâkimiyetini kaybeden Hun boyları Kazakistan bozkırlarında toplandıktan sonra 350 yılından başlayarak 357 yılında Avrupa’ya inmişlerdir. Bu göç Kavimler Göç’ünü tetiklemiş bu kavimler Avrupa dengelerini değiştirmiş ve etnik kaynaşmalar sonucu bugünkü Avrupa milletlerinin temeli atılmıştır.

Atilla döneminde (MS 434-453) Avrupa Hun İmparatorluğu (bugünkü) Kafkaslardan Fransa ve Danimarka’ya kadar geniş bir alanı kapsamakla beraber, nüfus olarak bağlı yabancı kavimler çoğunluktadır.

Hunları; 6. yy ortalarında Avarlar, 7. yy da Bulgarlar, 7. yy son yarısında da Peçenekler, 9-11. yy arasında Oğuzlar, Kıpçaklar izleyerek Orta Avrupa ve Balkanlarda Türk hâkimiyetini devam ettirmiştir. 558 yılında kurulan Hazar Devleti, dönemin en gelişmiş ve medeni devleti olarak iç karışıklıklar nedeni ile 882 yılında ortadan kalkarken Macarlara ve bölgedeki diğer halklara karışarak erimişler geriye onların uzantılarından Astrahan Hanlığı ile bugünkü Çuvaş Özerk Cumhuriyeti ve az sayıda Kırım Türkleri kalmıştır. 1040’lardan itibaren Oğuzların baskısı ile yurtlarını terk ederek Edirne’ye ulaşan Peçenekler burada diğer bir Türk boyu olan Kıpçaklar ile ittifak yapan Doğu Roma/Bizans’a yeniliyorlar  ve bağımsızlıklarını kaybettikten sonra Bulgarlar ve Macarlar içinde erimişlerdir. 1240’larda Moğollardan kaçan Kıpçak Türkleri Macaristan’a yerleşmişler ve burada erimişlerdir. İkinci bin yıla girerken yaşanan gelişmeler Türklerin 1000 ile 2000 yılları arasındaki jeopolitik çerçevelerini belirlemiştir. Oğuz Türklerinin önemli bir bölümü için hedef Batıya Avrupa’ya ilerleyerek Avrupa kıtası üzerinde hâkimiyet kurmak olmuştur. Öte yandan Asya’da kalan Türkler için doğudan Çin, batıdan Osmanlı güneyde Hint ve Kuzeyde Sibirya Tundraların çevirdiği ve tıkadığı ölü bir jeopolitiğin hâkim olduğu dönem başlamıştır. Türklüğün Anadolu’daki tarihi Sümerler ile başladı ancak Dandanakan Savaşı (1040) Selçuklulara Anadolu’nun yolunu açtı. 1071 deki  Malazgirt Zaferi ise Türklerin Anadolu’ya kitlesel olarak girişini temsil etmektedir. Avrupa’nın Anadolu’nun fethine ilk tepkisi, Malazgirt’den 24 sene sonra olmuş, 1095’de ilk Haçlı Seferi gerçekleşmiş ve 1270’e kadar yedi haçlı seferi yapılmıştır. Türk ilerleyişi ise bazı kısmi gerilemelere rağmen kesintisiz bir şekilde devam etmiştir. Moğollardan kaçan Türkler Anadolu’yu doldurmaya devam ettiler. Orta Asya ve İran üzerine yoğun şekilde gelen göçebeler İran Selçukluları tarafından daima bir uç kuvveti olarak ülke içlerine sevk edilmiş parçalanarak dört bucağa yerleştirilmiş, böylece aşiretlerin siyasi etkinliği azaltılmak istenmiştir. Anadolu’nun kuzey taraflarına Bozok, güney taraflarına Üçok boyları yerleştirilmiştir.

Selçukluların 1176’da Miryakefalon’da Bizans’a karşı elde ettiği zaferden sonra artık Gediz, Menderes, Sakarya civarındaki tüm topraklar göçebelerin yaylakları ve kışlakları olmuştur. 1300 yılına kadar Akdeniz, Karadeniz ve Ege kıyıları dâhil tüm batı eyaletleri, İzmir ve Trabzon dışında Türkmenler tarafından tamamen alınacaktı. Ancak isyanlarla yorulan Selçuklu yönetim 1243’de Kösedağ’da Moğollara yenildi ve Anadolu’da Selçuklu egemenliği sonra erdi. 13yy da Cengiz Han’ın ortaya çıkması Orta Asya’dan Avrupa’ya bütün dengeleri altüst etti. Orta Asya’daki Türk topluluklarının üzerine Cengiz Han’ın ordularının saldırmasıyla ani bir göç hareketi ile Oğuzların büyük kısmı  Orta Doğu ve Anadolu’ya göç etmişlerdir. 1308’e kadar süren Türk-Moğol devri içinde göç dalgası devam etti. Göçebeler her yerde başına buyruk yaşıyor ve kendi egemenliklerini kurmaya çalışıyordu. 14 yy sonlarında bu devletçiklerin tümü Osmanlı Hanedanı’nın şemsiyesi altında birleşti.

Cengiz Devleti Doğu Avrupa’yı özellikle prensliklerini  ezmiştir. Cengiz devletinin varisi olan Altın Ordu’nun Doğu Avrupa’yı baskı altında tutması Anadolu  Türklerine toparlanma imkânı verdi. Ancak 1936 yılında Timur Altın Ordu devletini yıktı ve Aşağı Volga nehri bölgesinde yaşayan Türklerin bir kısmı kuzeye çekilerek Kazan şehrini kurdu. Nüfusun geri kalanı ise Orta Asya’ya geri döndü. İstanbul alındığı dönemde Kuzey Türkleri Altın Ordu’nun varisi olan hanlıklar  etrafında toplandılar. Bunlardan en güçlüleri Kırım ve Kazan Hanlıkları idi. Osmanlı devletine tabi olan Kırım Hanlığının ömrü uzun oldu. Astrahan ve Kazan gibi hanlıklar ise mesafe uzaklığı nedeni ile yardım alamadıklarından Ruslar tarafından  zamanla tecrit edildiler.

Gerilemeye yol açan bir diğer sebep Şii Safevi Devleti’nin ortaya çıkması ile Anadolu ile Orta Asya arasındaki hattın kesilmesi, böylece doğudan batıya Türk nüfus hareketlerinin önlenmesidir. Safevi Devleti Anadolu-Türkistan ilişkilerini zayıflatmış Türk Coğrafyasının dini ve kültürel birliğini bozarak Türk gruplarının farklılaşmasına neden olmuştur. Günümüzde ise Türk Dünyası’nın sınır birliğine engel olan devlet Ermenistan’dır. Küçük bir kara parçası Azerbaycan toprakları ile Türkiye topraklarının arasına girmiştir. Bu sınır Stalin zamanında bilinçli bir şekilde yapılmıştır. Biraz önce değindiğimiz Türk Birliğine engel olan Safevi Devletinin yerini günümüzde İran almıştır.

Küçük bir ayrıntı vermek gerekirse Yavuz Sultan Selim-Şah  İsmail çekişmesi zamanlarında Güney Doğu Anadolu bölgesinde Türkmenler ve Kürtler vardı. Oradaki Türkmenler inanç bakımından İslamiyet’in Maturidi koluna mensup olduklarından  Şah İsmail’e daha yakınlardır. Yavuz Sultan Selim savaşta Şah İsmail’i yenince ülkesindeki Türkmenler ile Şah İsmail arasındaki ilişkiyi koparmak için sınır boylarına Kürtleri yerleştirmiştir. Günümüzdeki mevcut sınır boylarına baktığımızda bu olayın sonuçlarını çerçevesel olarak görmek mümkündür.

16 yy ‘da Osmanlı yayılmasının Mısır, Suriye ve Hicazı’da içine alması Osmanlıdaki Türk unsurun ağırlığı azaldı. Geniş bir Coğrafyada yapılan savaşlar, sayısız hareketler Türk nesillerini eritmiş ve Osmanlı bürokrasisini çökertmişti.

19 yy Kafkasya’sına baktığımızda, Rusların bu bölgeye tamamen hâkim olduğunu görüyoruz. Kafkasya’ya hâkim olan Rusya 1-1.5 milyon Kafkasyalıyı Osmanlı topraklarına sürmüş  yerlerine Rusları yerleştirmişlerdir. Ayrıca 19.yy da Rus bölgesindeki Kazan, Orenburg, Ufa ve Kuzey Kuban ile Kazan Türkleri ve Başkurt Türklerinin yaşamış olduğu Ural-İdil bölgesindeki Türk-Müslüman Topluluklar Osman topraklarına göçe zorlanmışlardır. Rus ve Kazaklar oluşturulan boşluğa yerleşmişlerdir. Bu yerleşimlere rağmen Kafkasya’nın nüfusu eskiye göre yarı yarıya azalmıştır

Şark Sorunu – Türklüğün Asya’ya Gönderilme Çabaları

1912-1913 Balkan Savaşı ile Türklük Bakanlardan tasfiye edildi. Anadolu’ya yönelik olan bu geri çekiliş üç kıtadan, Avrupa’dan, Afrika’dan ve  sadece ordunun değil halkın da geri çekilişidir. Türklerin geri çekilişi özellikle 1878’den sonrası, çok acılı dönemi temsil etmektedir.

1.Dünya Savaşı’nın, Batı Anadolu Türklüğüne yönelik siyasi hedefi, Balkan Türklüğünün başına gelenin Anadolu Türklüğünün de başına getirilmesi esasına dayanır. Etnik olarak, işgallerle, soykırımlarıyla, sürgünlerle Türklerin yok edilmesi hedeflenmiştir. 1. Dünya Savaşı sonrası Batı Anadolu’nun  Yunanlıların Doğu ve Güney Doğu Anadolu’nun Ermenilerin olduğunun öne sürülmesi ve onların hakları olduğu propagandalarının yapılması, işgal kuvvetlerince desteklenen Yunan askerlerinin ve Ermeni çetelerinin bölgede kalıcı hareketler yapması ve Yerel Türk Halklarını katletmesi bu olgunun en büyük örneğidir. Ayrıca İngiliz, Fransız ve İtalyan işgal birliklerinin ülkenin çeşitli ve büyük bölümünü işgal etmesi Türkler için zorlu bir dönemin başlangıcı olmuştur.

1917’de Kudüs’e giren İngiliz ordusu, son haçlı seferini başarıyla bitirmiş, bir sene sonra İngiliz Başbakan’ın sözleri bir hayli ilginçtir. ‘Türkler geldikleri yere Asya’nın derinliklerine gideceklerdir.’ Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması ve milletçe düşman kuvvetlerinin ülkeden çıkarılmasıyla gerek işgalci kuvvetlere gerekse ülke içindeki fırsat bekleyen etnik gruplara Türk Milleti, bu düşüncelerin hayalden öteye gidemeyeceğini göstermiştir.

Türkiye jeopolitiğinin Önemi

R. Kjellen jeopolitik için şu tanımı yapıyor: ‘Jeopolitik, devletin coğrafyası ile ilişkisini inceleyen bir disiplindir.’ Jeopolitik politika üretmez; politika üretecek olanlara veri hazırlar.

Türkiye bölgesel bir güç odağıdır. Ancak, Türk Dünyası ile evrensel nitelik kazanır. Türkiye’nin jeostratejik ufku ve stratejik ilgi alanı ise Balkanlar, Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya’dır. Bu bölgelerde – sadece politik değil – stratejik düzeydeki ve kapsamdaki (ekonomik, sosyal, askeri, kültürel, siyasi) her olay ve konu Türkiye’yi etkiler, ilgilendirir.

Türkiye; kuzeyi güneye, güneyi kuzeye; doğuyu batıya, batıyı doğuya açar ve kapatır. Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu’nun birleştiricisi ve ayırıcısıdır. Bu coğrafi konum dünyada ve bölgede oluşabilecek her türlü güç yapısına göre – başka bir ifade ile her jeopolitik ortama göre – büyük bir değer taşımaktadır.

-Anadolu Asya’nın Avrupa sınırını, Trakya ise Avrupa’nın Asya sınırını oluşturur.

-İslamiyet ve Hristiyanlığın sınırındadır.

-Çok partili sistemlerle tek partili sistemlerin sınırındadır.

-Doğu kültürü ile batı kültürünün sınırındadır.

-Liberal ekonomik sistemle müdahaleci sistemlerin arasındadır.

Türkiye jeopolitik konumunun bütün özellikleri bütün özellikleri ile bir sınırlar ülkesidir. Türkiye Avrupa’dan ve Rusya’dan Orta Doğuya; Orta Doğu’dan Avrupa’ya ve Rusya’ya geçiş yolu üzerindedir. Türkiye kıtalar arası bir yol kavşağıdır. Dünya Adası (Asya, Avrupa, Afrika) ortasındaki iki önemli iç deniz (Akdeniz, Karadeniz) birbirine Türkiye üzerinden bağlanıyor. Bu iki denize uzun kıyısı olan tek ülkeyiz. Çok kıymetli bir arsa üzerinde yaşıyoruz. Bu coğrafyada zayıf uluslara, mozaikleşmiş toplumlara yaşama şansı yoktur.

Türkiye’nin Olası AB’ye Katılımı

Türkiye AB’ye üye olursa artık bir Türk jeopolitiğinden söz edilemez. Türkiye jeopolitiği AB jeopolitiğinin içinde, Avrupa jeopolitiğinin bir bölümü, bir parçası olarak var olabilecektir. Sebebine gelirsek AB’ye katılan Türkiye kendi karar ve politikalarını değil öncelikle Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu, Avrupa Konseyi ve Avrupa Adalet Divanı karar ve politikalarını uygulayacaktır.

Avrupa Birliği yalnız ekonomik bir olay değildir. AB’ye jeopolitik açıdan bakmak gerekir. AB’nin öngördüğü (entegrasyonun) bütünleşmenin siyasi, sosyal, hatta askeri sonuçları görülmeye başlanmıştır. NATO da jeopolitik bir olaydır. Askeri bütünleşmenin gerçekleşmesi ancak ekonomik, sosyal ve siyasi entegrasyondan sonra mümkün olabilir. AB’ye katıldıktan sonra çıkmak o kadar kolay olmayacaktır. AB’de bütünleşmenin kalıcı sonuçları olacaktır. AB’den ayrılmak ona katılmaktan daha zordur, yığınla çözümsüz sorun yaratır. AB’ye katıldıktan sonra yaratacağı sakıncaların büyüklüğü sebebiyle ayrılmak bir seçenek olarak düşünülmemeli. Çünkü düşünülmemesini gerektirecek kadar sorun yaratır. Ayrıca AB’ye katılan Türkiye, AB jeopolitiğinin bir unsuru olarak AB jeopolitiği içinde yer alacak; AB üyesi olmayan bağımsız Türkiye ise, bütün güç odakları ile ikili ilişkiler kurabilecektir. Türk Dünyası ile İslam Dünyası ile kendi ihtiyaç ve çıkarlarına uygun politik seçeneklere sahip olabilecektir.

Ayrıca Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile ilgili kararlarının bir kısmına baktığımızda 36 karardan 7 adedi Kıbrıs, 2’si sözde Ermeni Soykırımı, 20’i etnik ve dini azınlık oluşturulması, 3’ü Ege sorunları, 4’ü Patrikhane ve Ruhban Okulu hakkında. Kararların tamamı düşmanca. Avrupa, Türk yetkililerinin ve Türk dış ilişki sorumlularının Avrupa bağımlılığından faydalanarak bu kararların tamamını uygulatmaya çalışıyor. Türkiye Avrupa Birliğine girse bile bu düşünce ve yaklaşımlar devam edecektir.

Türkiye’nin Komşularıyla İlişkileri ve Sorunları

-Yunanistan: Yunan niyet ve amaçları tamamen Türkiye aleyhine yöneliktir. Bu niyetler Megali İdea şeklinde biçimlendirilmiştir. Megali İdea; ‘Bizans İmparatorluğu’nu ve Fatih’ten önceki büyük Hristiyan Ortodoks devletini, Karadeniz kıyılarında Pontus devletini yeniden kurmak’ ,’ Ege’deki bütün adaları ele geçirmek, Anadolu’nun Ege kıyılarına yerleşmek ‘,’Girit ve Kıbrıs adalarını Yunanistan’a katmak ‘,’Ayasofya’yı yeniden büyük kilise yapmak, devletin başkentini İstanbul’a taşımak.’ Türkiye’nin nerede ve hangi konuda bir sorunu varsa Yunanistan aynı konuda, karşı güçleri Türkiye aleyhine desteklemektedir. Verdikleri eğitimin sonucu, nerede bir Yunanlı varsa orada görünür veya görünmez Türk düşmanlığı kaynağı vardır. Yakın zamana kadar Yunan ilkokul kitaplarında Mora’da uyguladıkları Türk katliamında kullandıkları slogan yazılıydı : ‘ Mora’da ve dünyada Türk kalmayıncaya kadar ölüm!’ Yunanistan’ın Güney Kıbrısla birlikte oluşturdukları kara, deniz, hava askeri tehdidi; caydıracak güçte bir askeri varlığa sahip olmamızı zorunlu kılıyor. Yunanistan’ın Suriye, Irak, İran, Ermenistan ile yaptığı işbirliği tehdit değerlendirmesinde dikkate alınmalıdır. Ayrıca Yunanistan Türkiye’nin çevresinde oluşan ateş çemberini güçlendirmeye ve daraltmaya çalışmaktadır. Bu eylemi PKK terörü döneminde gizlemeye gerek görmeden uygulamıştır. Eğitim ve lojistik destek vermiştir, PKK’nın başını büyükelçiliğinde saklamıştır. İran, Irak, Suriye ve Ermenistan ile Türkiye karşıtı ilişkiler kurmuştur.

-Suriye ve Irak: Su sorunları başlıca sorunlardır. Bölge Nil, Fırat ve Dicle dışında önemli kaynağa sahip bulunmuyor. Bu yüzden 3 ülke arasında su kaynakları açısından hep bir kötü ilişkiler yumağı vardır. Irak ile 1964 yılında yapılan ‘Dostluk ve İyi Komşuluk Anlaşması’nda ‘Türkiye’nin bu suyolları üzerindeki korunma araçlarına dair tasarılarını, olabildiğince her iki ülke yararına uygun kılmak amacıyla, ‘Irak’a haber vermesi’ ilkesi kabul edilmiştir.

17 Temmuz 1987 tarihinde Suriye ile yapılan anlaşmada ‘Fırat sularının üç ülke (Türkiye, Suriye, Irak) arasında kesin bir düzenlemeye kavuşturulmasına kadar Suriye sınırından yıllık ortalama saniyede 500 metreküp bir miktar suyu bırakmayı taahhüt etmektedir’. Suriye yakın tarihe kadar su sorununu bahane ederek Türkiye’ye yönelik terörün en büyük destekçisi olmuştur. Şuan ise terör belasıyla Suriye’nin hali ortadadır.

-İran: Mezhep veya daha uygun deyimi ile köktendinci akımlarla, terör şeklinde ülkemizin istikrarını bozma amaçlıdır. İran gerçekte ülkesindeki %50 oranında olduğu belirtilen Türk nüfusunun getirmesi muhtemel sorunlardan rahatsızdır. Hatta korkmaktadır. İran’da 30 milyon Türk yaşamaktadır. Yaşadıkları bölgeye Güney Azerbaycan demektedirler. İran vatandaşı olan Türklerin bazı haklar isteyeceği endişesi taşıyor. Bu rahatsızlık ve endişesinin; Türkiye’nin her alanda zayıf düşürülmesi ve Türkiye ile İran arasında tampon bir başka devlet yaratılması suretiyle azalacağını  düşündüğü değerlendirilebilir.

-Rusya: Rusya’nın – coğrafyasının da yönlendirilmesi ile – ‘ Sıcak denizlere çıkmak, Karadeniz boğazlarına egemen olmak, Orta Asya ve çevresine egemen olmak, petrol kaynakları ve petrol yollarına egemen olmak’ şeklinde özetlenebilecek bir niyet ve amaç güttüğü görülüyor. Rus niyet ve amaçları Çarlık döneminde, SSCB döneminde, bugünkü Rusya Federasyonu döneminde değişmemiştir.

Türkiye ile Türk Cumhuriyetlerinin aralarındaki İlişki

Türkiye ile Türkiye Cumhuriyetleri’nin ilişkileri Osmanlı döneminde daha çok Balkanlar ve Orta Doğuyla ilgilenildiğinden dolayı Orta Asya’daki Türk toplulukları arka planda kalmıştır. O dönemin Rusya ve İran devletlerinin bu etkileşimi olumsuz yönde etkilemelerinde payı büyüktür. Osmanlı’nın son dönemlerinde artan Pan Türkçülük hareketleri Orta Asya Türk topluluklarıyla bir araya gelme niteliğindedir. Enver Paşa’nın önemli bir Türkçü olduğunu biliyoruz. Kafkas İslam Ordusu da bu ideolojinin hayata geçirilme düşüncesi içinde önemli bir yeri olduğunu bilmemiz gerekir. Kafkasya bölgesinde önemli başarılara imza atılsa da 1.Dünya Savaşı’nın kaybedilmesiyle bu ordu tasfiye edilmiştir. 1917 Bolşevik Devrimiyle Orta Asya Türki topluluklarının durumu yeniden şekillenmiştir. 30 Aralık 1922’de SSCB kurulması ideolojik bakımdan Rus devletini değiştirse de amaç bakımından işgalci politikalarında radikal bir değişiklik olmamıştır. SSCB’nin kurulduğu zamanlarda Türkler(Anadolu) de emperyalist batı devletlerine karşı Kurtuluş mücadelesi vermekteydi. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Orta Asya Türki toplulukları SSCB yönetimine çoktan girmiş bulunmaktaydı. Türkiye ile Türki Cumhuriyetleri arasındaki bu kopukluk 1991 SSCB’nin dağılmasına kadar devam etmişti. Türkiye bu dağılmaya hazırlıksız yakalandığından etkili bir politika yürütemedi. Karşılıklı bir araya gelmeler, ortak bir alfabe oluşturma. TRT izlenimini Orta Asya Türki Cumhuriyetlerinde arttırma gibi çeşitli politika üretilmeye çalışıldıysa da bu başarılı olamadı. Günümüze baktığımızda Türkiye’nin Orta Asya Türki Cumhuriyetlerinde çok etkin bir politik rol oynadığı söylenemez. 2010 ‘a kadar geçen sürede ilişkiler önemli bir yere getirilememiştir. Buna Türkiye açısından baktığımızda Orta Doğu, Akdeniz, Ege ve AB politikalarıyla fazla ilgilenmekten Orta Asya Türki Cumhuriyetlerinin ihmal edildiğini görebiliriz. Fakat s on 5 yılda Türkiye’nin tek taraflı AB ve Batı yanlısı politikalarından vazgeçerek İslam ve Türk Dünyasına 2. bir yoldan yönelmesi ikili oynamaya başladığının göstergesidir. Bu yönelmede Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı olduğu zamanlardaki rolü büyüktür.

Moskova’daki merkezi Sovyet yönetiminin Kazakistan Komünist Partisi genel sekreterliğine bir Rus’un atanmasının ardından başlayan milliyetçi yönelimli öğrencilerin protesto gösterileri ve Azerbaycan Birlik Cumhuriyeti’ndeki Ermenilerle aralarında mevcut Karabağ sorunu ekseninde gelişen ve Azadlık’çı milliyetçi hareket Türk kamuoyunu SSCB’deki Türkler konusunda duyarlaştırmıştı. 1991’de Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın SSCB ziyaretinde yalnızca başkent Moskova’yı değil, aynı zamanda Kazakistan ve Azerbaycan Birlik Cumhuriyetlerini de gezi programına alması, bu bağlamda Türkiye’nin dış politikasındaki bir ilk değişim sinyali olarak yorumlanabilir.

1991 Ağustos’unda SSCB’de Gorbaçov öncesi eski düzeni yeniden sağlama amacını taşıyan ancak başarısızlığa uğrayan darbe girişimi, SSCB’nin çözülme sürecini hızlandırdı ve ‘Türk’ birlik cumhuriyetleri birbiri ardına bağımsızlıklarını ilan ettiler. Türkiye yeni bağımsız ‘Türk’ cumhuriyetlerini diplomatik olarak tanıyan ilk devlet oldu. Yine aynı şekilde bu cumhuriyetlerde dış temsilcilikler açan ilk devlet de Türkiye’ydi.

1992 tarihinde Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) kurularak Türkiye’nin bölgedeki çıkar algılamalarında ve politik yöneliminin alt yapısını oluşturacak, kurumsallaşma açısından da önem taşıyan önemli bir adım atılmış oldu. TİKA’nın başta gelen görev alanları ekonomi, eğitim-öğretim, kültür, sanat, tarih ve tarihsel araştırmalar, dil ve alfabe, etnografya, turizm, idare, adalet, güvenlik, iletişim ve iletişim teknolojisi, çevre, bilim ve teknoloji konularında işbirliğinin koordinasyonunu kapsamaktadır

ABD’li devlet adamı Kissinger Avrasya coğrafyasında geniş bir bölgeyi kapsayan bir Türk nüfuz alanı ortaya çıktığını ifade ederken, Demirel de bu görüşe yakın düşünüyordu. Özal daha da ileri giderek 21. asrın bir Türk yüzyılı olacağı tahmininde bulunuyordu. ‘Türk’ Cumhuriyetlerinin liderleri de ortaya çıkan yeni ‘Türk’ coğrafyasında sıkı işbirliğine atıfta bulunuyorlardı. Özbekistan lideri Kerimov Türk Cumhuriyetleri arasında bir ‘commmonwealth’ vizyonundan bahsediyordu. Dahası Türkiye’nin politik sistem özellikleri açısından da bu cumhuriyetlere örnek olabileceği savı gene güçlü bir biçimde öne sürülmekteydi. Ayrıca Kırgızistan lideri Akayev bu bağlamda Türkiye’yi resmi ziyareti sırasında seküler ve demokratik Türk politik sisteminin ülkesi için model oluşturduğunu ifade etmişti. Özbekistan başkanı Kerimov da aynı kontekste ülkesinin Türkiye’nin yolundan gideceğini ilan etti.

Dahası ‘Türk’ Cumhuriyetlerinin karar alıcıları, batılı ülkelerle kooperasyon kurabilmek ve batılı devletler ile organizasyonlarla ilişkiye girebilmek için Türkiye’nin Batıya entegre konumundan yararlanabileceklerine inanıyorlardı. Bağımsızlığın başlangıç yıllarında yeni elde etmiş bulundukları egemenliklerini çeşitli ülkeler ile gerçekleştirdikleri ekonomik ve jeopolitik ortaklıklarla pekiştirmek ve özellikle de Rusya’ya tek taraflı bağımlılıklarını bu yolla en azından görecelileştirmek amacını güdüyorlardı.

‘Türk’ cumhuriyetleri Avrupa Konseyi, OECD, IMF, AB ve NATO’da Türkiye aracılığı ile seslerini duyurma olanağına sahip oldular. 1922 yılında Kazakistan hariç diğer tüm ‘Türk’ Cumhuriyetleri Türk diplomasisinin desteği ile ECO’ya üye  oldular.

Türkiye’nin diğer bir projesi de ‘Türk’ Cumhuriyetleri arasında kurumlaşmış düzenli ilişkilere olanak sağlayan bir  örgütsel platformu hayata geçirmekti. Bu konudaki en iddialı ve prestijli diplomatik proje, yılda e n az bir kere toplanması öngörülen ‘Türk Cumhuriyetleri Zirvesi’dir. Bu zirvelerden Türk karar alıcılarının beklentilerinin başlangıçta uluslar üstü entegrasyon nihai hedefini öngören bir yapılanmayı gerçekleştirmek olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ancak bu bağlamda Türk karar alıcılar ile ‘Türk’ cumhuriyetleri liderlerinin algı ve beklentilerine değinmek gerekiyor. Türk karar alıcıları bu platformu ortak sorunlara karşı ortak pozisyon alma, var olan dilsel ve kültürel işbirliği alanları yaratarak bu işbirliğini artan biçimde geliştirme, dahası dış politik alanda hassas konularda -örneğin Kıbrıs ve Karabağ sorunları- ortak politikalar üretme gibi iddialı konularda işlevselleştirmek düşüncesindeyken, Kafkasyalı ve Orta Asyalı ‘Türk’ liderlerde yalnızca yukarda değinilen uluslararası alandaki yalnızlıklarını çeşitli uluslararası platformlarda diplomatik işbirliği ile dengelemek amacı ağır basmaktaydı. Elbette beklentiler farklı olduğundan, Türkiye’nin kendi vizyonlarını tam olarak gerçekleştirmesi beklenemezdi. Örneğin zirvelerde Türk tarafınca gündeme getirilen Türkiye’nin geliştirdiği petrol boru hattı projelerine destek olmak, Türkiye ve ‘Türk’ Cumhuriyetleri arasında bir ortak pazar kurmak, ya da yeni cumhuriyetlerini Türk para birimini kabul etmelerini önermek gibi gerçekçilikten fazlasıyla uzak teklifler ‘Türk’ Cumhuriyetleri liderlerince reddedildi. Bu tekliflerin yol açtığı bir reaksiyon da Rus karar alıcıların ‘Türk Cumhuriyetleri Zirvesi’ne giderek daha fazla şüpheyle yaklaşmaya başlaması ve Türk-Rus çekişmesinin Soğuk Savaş sonrasında giderek daha fazla hissedilir hale gelmesiydi. Bu durum ‘Türk’ Cumhuriyetlerinin karar alıcılarını da ürkütüyordu. Örneğin ülkesinde nüfusun yaklaşık yarısı Rus kökenli olduğu ve Rusya Federasyonu ile uzun bir sınıra sahip Kazakistan’ın lideri Nursultan Nayarbayev, etnik ve dinsel bazda her türlü organizasyonun kuruluşuna ülkesinin karşı olduğunu yanlış anlamalara mahal vermeyecek bir şekilde vurgulama gereksinimin hissetmişti. Özbek lider İslam Kerimov da diplomatik bir dil kullanmaksızın ülkesinin yalnızca Türkiye ile ilişki kurmak istemediğinin ifade etmekteydi. Orta Asyalı liderler Türkiye’yi Kıbrıs konusunda ve Azerbaycan’ı Karabağ konusunda desteklemediler.

Türkiye’nin rasyonellikten uzak beklentileri, gerek ‘Türk’ devletlerinin bu konuda Türk karar alıcılarından oldukça farklı karar alıcılara sahip olmaları, gerekse Türkiye’de mevcut ekonomik kaynakların, acil destek bekleyen ‘Türk’ Cumhuriyetlerinin beklentilerini karşılamaktan uzak olması, öte yandan Türk siyasal elitlerinin uluslararası bölgesel kontelasyonda Türkiye’nin dış politik güç projekte etme kapasitesini olduğundan daha fazla algılamaları ve belki de başta gelen belirleyici faktör olarak Rus faktörünü küçümsemeleri, yapılmak istenilenler ile yapılabilecekeler arasında bir dengesizliğe neden oldu. Bu noktada ABD Türkiye’yi sağlam bir şekilde desteklemeliydi. Bu destek ABD’ye Kafkasya ve Orta Asya’da Türkiye üzerinden söz sahibi olma ihtimali verebilirdi. Kesin destek alamayan Türkiye ise imkânları doğrultusunda hareket etmekten başka bir şey yapamadı.

Uygarlıklar Çatışması mı?

S.P. Huntington’un ‘Uygarlıklar Çatışması mı?’ makalesi Jeopolitik bilimi için önemli bir makaledir. 1993’te Sovyetlerin dağılmasından sonra bu makaleyi yazmıştır ve dünyada da pek çok kişi tarafından okunmuş ve takip edilmiştir. Şimdi genel ve bizle alakalı söylediği önemli sözlere bakalım.

‘Benim faraziyem şudur ki, bu yeni dünyada mücadelenin esas kaynağı öncelikle ideolojik ve ekonomik olmayacak. Beşeriyet arasında ki büyük bölünmeler ve hâkim mücadele kaynağı kültürel olacak. Milli devletler dünyadaki hadiselerin yine en güçlü aktörleri olacak fakat global politikanın asıl mücadeleleri farklı medeniyetlere mensup grup ve milletler arasında meydana gelecek. Medeniyetlerin çatışması global politikaya hakim olacak. Medeniyetler arasındaki fay hatları geleceğin muharebe hatlarını teşkil edecek’

‘Batı ve İslam arasında, asırlardan beri devam eden bu askeri etkileşimin yok olma ihtimali pek yoktur’

İslam ve Batı arasındaki etkileşim, her iki tarafta da bir medeniyet çatışması olarak görülüyor. Batının bundan sonra karşılaşacağı meydan okuma kesinlikle Müslüman âleminden gelecektir’

Türkiye AB’nin bir üyesi olmayacaktır; gerçek sebebi Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın dediği gibidir; ‘Biz Müslümanız onlar Hristiyan’dır ve bunu dile getirmiyorlar.’ Mekke’yi reddettikten ve ardından Brüksel tarafından reddedildikten sonra, nereye kadar Türkiye? Cevap, Taşkent olabilir. Sovyetler Birliğinin dağılması, Türkiye’ye Yunanistan sınırlarından Çin’e kadar yedi ülkeyi kapsayan ve yeniden hayat bulan bir Türk medeniyetinin lideri olma fırsatı veriyor.’

Ayrıca Huntington şunları söylüyor: ‘Rusya Ortodoks dünyasının, Meksika Latin Amerika’nın Türkiye Müslüman Dünyasının çekirdek devleti olabilir.’

Dış Politikaları Yönlendiren Faktör ‘PETROL’

Türkiye jeopolitiğinde de, Türk Dünyası’nı içeren Türk Jeopolitiğinde de en etkili verilerden birisidir Petrol. 1997 verilerine göre, dünya enerji tüketiminde petrolün payı % 39’dur. Bu payın 2020  yılına kadar fazla değişmeyeceği, % 38’lerde kalacağı değerlendiriliyor. 1970’lerde bu pay % 50’ye yaklaşıyordu, bu tarihte doğalgazın payı % 20 idi. 2020’lerde doğalgazın payının % 30’lara yükselmesi bekleniyor. 2000’li yılların başında ülkelerin petrole bağımlılık oranları: ABD % 63, Japonya % 62, İtalya % 45, Almanya % 60, İngiltere % 75 idi. Ayrıca Son araştırmalara göre Türkiye Petrolde yüzde 92, doğalgazda ise yüzde 98 dışa bağımlıdır. Bu sonuç Türkiye’nin dış politikasında özgür hareket etmesini engellemekte ve elini kolunu bağlamaktadır. Rakipler çok olsa da petrol ithalatçı ülkelerle olası uzun süreli anlaşmazlık Türkiye’yi zor duruma sokacaktır.

Sovyet Dönemine Çerçevesel Bakış

Sovyetler Birliği döneminde hem İslam hem de Türk kimliği etrafında bütünleşmeyi önlemek amacıyla daha alt kimlik olan yerel milliyetçikler desteklenmiş, 1924-1936 yılları arasında Kuzey Kafkasya yedi ayrı özerk cumhuriyet ve bölgeye ayrılmıştır. Kafkas halkları ve Türk kavimleri karma milletlere (Kabarday – Balkar ve Karaçay – Çerkes) ayrılmıştır. Stalin’in iskân politikasıyla hiçbir Kafkas halkı tamamen kendi topraklarında tutulmamış bir bölümü Sovyet Rusya’nın çeşitli bölgelerine iskân edilmiştir. Böylece coğrafyanın eski sahipleri ile yeni sahipler arasında çatışmalar başlamıştır. Sonuç olarak kuzey yolu izleyen Türklerin bir kısmı Müslüman bir kısmı Hristiyan olarak Kafkas Dağları ve kuzeyinde yaşamaktadırlar. Bu olaylar zincirinde Türklerin neden dağınık bir şekilde Rusya ve Kafkasya bölgelerinde yaşadıklarını göstermektedir.

Türk Sürgünleri

Ahıska Türklerinin Sürgünü

Ahıska Türkleri 1944 yılında Stalin tarafından 2 saat içinde tren vagonlarına doldurularak gidecekleri yere kadar aşağı inmemek koşulu ile Orta Asya’ya sürülerek Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan gönderilmişlerdir. Ahıska Türkleri sürgün olmadan önce Gürcistan’ın güneybatı bölgesinde yaşamış yerli Türk Halkıdır. Ahıska Sürgünü Stalin’in Karadeniz kıyılarını Türklerden temizleme operasyonunun bir parçası olmuştur. 120 Binden fazla Ahıska Türkü vatanlarından koparılıp zorla ölüm yolculuğuna çıkartılmıştır. Ahıska Türkleri bu yolculuk sırasında Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ a yerleştirilir. Sürgüne gittikleri üç ülkede sıkıyönetim rejimi altında köyden köye bile gidemeden 12 yıl yaşarlar. Nereye kondularsa orada kalırlar. Bu yasaklara uymayanlar ağır şekilde cezalandırılır. Stalin’in ölümünden sonra 1956 yılında Komünist Parti Kongresinde Ahıska Türklerine artık köyden çıkabilecekleri kadar hürriyet tanınır. Bu tarihten itibaren Ahıskalılar, o üç ülkede koloni halinde yaşarlar ve birbirine tutunurlar. 1957 de diğer sürgün toplulukların vatanlarına dönmeleri izin verilir ancak Ahıskalılara sadece sürgün bölgelerinde seyahat serbestliği tanınır. Anayurtları olan Ahıska bölgesine seyahat ve yerleşmelerine izin verilmez. 1958 den itibaren Ahıskalıların birçoğu vatana yakın olması ve ilk fırsatta Ahıska’ya geri dönme umuduyla Azerbaycan’a gelir

1989 yılı 1—5 Haziran tarihleri arasında çıkan ve yaklaşık 100 Bin Ahıska Türkünün Özbekistan’dan göç etmesiyle sonuçlanan ‘Fergana Olayları’ olmuştur. Zorunlu göç sonrası çoğunluğu Özbekistan’ın Fergana Vadisi bölgesinde yaşayan Ahıska Türkleri burada 1-5 Haziran 1989 tarihleri arasında yaşanan olaylar sonrasında ikinci bir darbe yemiş ve sürgün edildikleri topraklardan da çevre ülkelere gitmek zorunda kalmışlardır. Olayların çıkış nedeni günümüzde halen tartışılmaktadır. Ancak kimliği belirlenemeyen kişiler tarafından Ahıska Türkleri hakkında başlatılan karalama kampanyasının bölgenin yerli halkını ve özelliklede gençlerini oldukça etkilediği bilinmektedir. Ayrıca Ahıska Türklerinin Özbek Türklerine eziyet ettikleri, Özbek Türkleriyle alay ettikleri, Özbek Türkü kadınlarına tecavüz ettikleri dedikodularının bilinçli bir şekilde yayılması Ahıska Türklerini hedef haline getirmiştir. Bu olaylar sonucu Ahıska Türkleri tekrar çevre ülkelere göç etmek zorunda kalmışlardır.

Kırım-Tatar Türklerinin Sürgünü

Kırım Tatar Trüklerinin 1944 yılında Özbekistan ve SSCB’nin diğer bölgelerine devletin aldığı kararla organize bir şekilde sürgün edilmesidir.

İkinci Dünya Savaşının 1941-1944 yılları arasında Alman işgali altında olan Kırımda Kırım Tatar Türklerinin bu zaman içerisinde Almanlar ile işbirliği içinde olduğu gerekçe gösterilerek 1944 yılında Sovyet hükümeti tarafından toplu sürgün kararı çıkarıldı. 18 Mayıs 1944 gecesi Kırım Tatar Türkleri tarihi yurtları Kırımdan insanlık dışı bir muamele ile hayvan vagonlarına istif edilerek Sibirya ve Orta Asya çöllerine sürgün gönderildi. Uğruna canlarını verdikleri ülkenin idarecileri eli silah tutan erkekleri Sovyetler Birliği cephesinde Almanlar’ a karşı savaşırken, Almanlarla işbirliği yaptığı gerekçesiyle savunmasız yaşlıları, kadınları ve çocukları bir gece içerisinde yanlarına hiçbir şey almalarına izin vermeksizin vatanlarından binlerce km uzağa trenlerle günlerce aç susuz zorunlu bir yolculuğa tabi tutmuştu. Bu sürgün yolcuğunda 200 bine yakın Kırım Tatar Türkü öldü. Sürgün edildikleri yerde 10 yıl birkaç km dahi uzaklaşmalarına izin verilmemiş, aileler parçalanmış birbirlerine kavuşamamış ve sürekli insanlık dışı muameleye tabi tutulmuş, bir millet tüm varlığı ile yok edilmeye çalışılmıştı.

Vatana dönüş mücadelesini demokrasi, hukuk, insan hakları çerçevesinde sürdüren ve hiçbir zaman şiddete başvurmayan bu halk yolbaşçıları Mustafa  Abdulmecit Kırımoğlu önderliğinde 90’lı yılların başından itibaren kitleler halinde Kırım’a tamamen kendi imkânları ile dönebilmişlerdir. Fakat her türlü olumsuzluğa rağmen Kırım Tatar Türkleri Kırım’ı yeniden vatan yapma içerisindeyken, 27 Şubat 2014 de Kırım bir kez daha Rusya tarafından işgal edilmiştir.

Karaçay ve Balkar Türklerinin Sürgünü

2 Kasım 1943 yılında Karaçaylar, 8 Mart 1944 yılında Balkarlar, topraklarından çıkarıp topyekûn sürgüne maruz bırakıldılar. Sözde sebebi Alman ordularıyla işbirliğiydi. Oysa Karaçay-Balkarlardan binlerce kişi Alman işgali sırasında Sovyet ordusu saflarında bulunuyordu. Bu sürgün sırasında toplam nüfusun yarısı yok oldu. Sürgün sırasında ve sonrasında yaşanan sorunlar ise etkisini hala sürdürüyor. Sürgün sonrası Gürcistan’a bağlanan eski Karaçay topraklarına da Gürcistan’ dan getirilen Svanlar yerleştirildi. Sürgünde 14 yıl kadar kalan Karaçay-Balkar Halkları 1956’da saygınlıkları geri verildi. 1957’de, 1926 öncesinde olduğu gibi Karaçay – Çerkes Özerk Oblastı yeniden kuruldu. Balkarlar gibi Karaçaylar da geri getirilmeye başlandı. Oblast 3 Temmuz 1991 de RFSC’ ne bağlı birr özerk cumhuriyet oldu, ardından  Aralık 1991 sonunda oluşan Rusya Federasyonu içinde kaldı

SSCB Sonrası Orta Asya Güç Mücadelesine Genel Bakış

SSCB’nin yıkılacağına dair ilk işaret SSCB askerinin Afganistan’da geri çekilmesiyle ortaya çıkmıştır.

SSCB’nin dağılmasına sebep olan faktörler ABD ile girilen askeri ve siyasi rekabetin yanında iç sosyal, ekonomik ve siyasi hayatta yaşanılan sıkıntılardır.

Gorbaçov’un reformları SSCB’yi çökmekten kurtarmanın aksine SSCB’yi hızlandırdı.

SSCB askeriyesi millet olarak karışık yapıdaydı. Orta Asya Sovyet ülke vatandaşları Avrupa ülke vatandaşları tarafından sık sık aşağılanmışlardı. Bu da gruplaşmayı beraberinde getirdi.

Sadece Kazakistan SSCB’nin tarım üretiminin yüzde 35’ine sahipti. Orta Asya ülkeleri ile yüzde 50’sine sahipti. Aynı zamanda kömür üretiminde Kazakistan önemliydi. Altın hem Kazakistan hem Kırgızistan’da çıkartılıyordu.

Petrol

Kazakistan: 26 milyon ton petrol

Özbekistan: 2,8 milyon ton petrol

Türkmenistan: 5,4 milyon ton petrol

Doğalgaz

Kazakistan: 8,8 milyar metreküp

Özbekistan: 41 milyar metreküp

Türkmenistan: 80,4 milyar metreküp

SSCB dağıldıktan sonra ABD yönetimi bölge devletlerine ve Orta Asya Türk Devletlerine mali yardımda bulunmuştur. Kazakistan’a 311,Kırgızistan 460 milyon $ mali yardımda bulunmuştur.

ABD’nin buradaki temel politikaları bölge devletlerinin Rusya’da bağımsız bir şekilde biraz da kendine bağımlı şekilde varlıklarını sürdürmek amacına hizmet etmiştir. 2002 yılında ABD Kırgızistan’a 92 milyon $ Özbekistan’a da 8 milyar $ mali yardımda bulundu.

ABD’nin yardımlarına rağmen demokratik devrimle iktidara gelen Bakiyev Rus yanlısı politikalar izledi. Ülkedeki Rus askerlerinin sayısını arttırdı. ABD üslerinin kira bedelini arttırdı. Aynı şekilde Özbekistan da ülkesindeki ABD üslerinin kapatılmasını istedi, Şanghay İşbirliği Örgütü ve Rusya’yla ilişkilerini geliştirdi.

SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya yakın çevre politikasını uygulayabilmek için Bağımsız Devletler Topluluğu bünyesinde barış gücünün kurulması görüşünü savundu. Bu gücün yardımıyla Rusya eski Sovyet cumhuriyetlerinde jeopolitik etkisini devam ettirebilecekti. Ancak diğer ülkelerin tepkisinden dolayı hayata geçirilemedi.

1993’te BDT üyeleri Moskova’da bir araya gelerek Ortak Silahlı Kuvvetler Yüksek Komutanlığı kurdular.

1995 yılında Rusya’nın teklifi şuydu: Gümrük Birliği’nin kurulması ve sınırların ortak korunması. Daha sonra BDT üyesi devletler, Ortak Güvenlik Anlaşması’nı imzaladı.

Orta Asya devletlerine Avrasya Gaz Birliği’nin kurulmasını önerdi. Çeçenistan müdahalesinin arkasında Kafkasya’daki petrol akışını güvence altına almak vardı.

Rusya, Sovyet sonrası Asya Türk Devletlerini ve Türk olmayan Avrasya ülkelerini kendine toplamak için elinde hep koz bulmuştur. Örneğin, Tacikistan’a karşı,(ABD üssüne karşı)Moskova’da Tacik işçileri koz olarak kullanmıştır. Kırgızistan’ın ABD ile ilişkilerini geliştirmesiyle, Rusya, Kırgızistan’ın borcunu yeniden yapılandırmama ile tehdit etmiştir.

Rusya sonunda Ortak Savunma Antlaşması Örgütü’nün kurulmasını başardı. Kırgızistan, Kazakistan ve Azerbaycan ile ikili anlaşmalar kuran Rusya ayrıca Hazar Denizi filosunu da kurmuştur.

Kırgızistan ve Özbekistan’da yaşayan gelişmelerle, Rusya bölgeye tekrar yerleşti. Rusya Özbek yönetimiyle ilişkilerini yeniden geliştirdi. Askeri iş birliği antlaşması imzaladı. Askeri personellerini de Özbekistan’a yerleştirdi. Gazprom ve Lukoil firmaları da Özbekistan ile petrol ve doğalgaz anlaşması imzaladı. Ayrıca Kırgızistan’da askeri personel sayısı iki katına çıkartıldı.

Rusya’nın bu bölgede rahat bir şekilde ilerlemesinin sebebi ABD’nin Irak ve Afganistan ile uğraşmasıydı.

Avrasya’daki bir diğer önemli güç Çin’di. Çin bölge devletleriyle işbirliğine iten bölgedeki etnik milliyetçiliğin yükselmesiydi. Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur, Kazak, Özbek gibi Türk boylarını etkisi altına almasından korkan Çin sınır güvenliği vb. konular hakkında bölge devletleriyle ikili anlaşmalar imzalamıştır.(1992>Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan)

Çin Doğu Türkistan’da 7 serbest ticaret bölgesi kurmuştu.

Çin Milli Petrol Şirketi Kazakistan’daki Aktyubirsk ve Novi Uzan sahalarında yüzde 60 oranında hisse satın aldı.

Türkmenistan ile boru hatlarının inşası anlaşmalar imzaladı.

Özbekistan’ın enerji sektörüne 210 milyon $ yatırım yaptı.

Çin zaten bazı Türk Cumhuriyetleri’ni içine alan Şanghay İşbirliği örgütünü oluşturmuştu.

Kırgız subayları Çin’de eğitilmektedir.

2000 yılında Çin Kazakistan’a 11 milyon yuan askeri yardım sağladı. Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan gibi Türk Cumhuriyeti ile iyi ilişkiler kurdu.

Kazakistan’da hidroloji santrali kurmaya talip oldu Çin.

Özbek yönetimine 50 milyon $ kredi verdi Çin Sulama sisteminin modernleşmesi için

Ayrıca Çin Türkmenistan’da 2009 yılında başlamak üzere 30 milyar metreküp doğalgaz taşıyacak olan boru hattının inşası için söz almıştır.

AB 2001 yılından itibaren enerji kaynaklarına duyduğu ihtiyaçtan Orta Asya ve Kafkasya Cumhuriyetleri ile ilişkilerini radikal bir şekilde değiştirdi.

AB Bakü girişimiyle birbirine bağlı Orta Asya enerji pazarı oluşturmayı planlamaktadır.

AB’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve diğer ülkeleri stratejisi, planları:

-İnsan Hakları konusunda desteğini sürdürmek

-Bağımsız yargı kurumlarının kurulmasına ve geliştirilmesine yardımcı olmak

-Hukuk reformları desteklemek

-Eğitim alanında işbirliğini sürdürmek

-Avrupa Çalışmaları Enstitüsü’nü Orta Asya ülkelerinde açmak

-Dünya Ticaret Örgütü’ne üyelik

-Bakü girişimini desteklemek

2007-2013 AB Orta Asya Hedefleri:

-Orta Asya bölgesinde istikrarı ve güvenliliği temin etmek

-Yoksulluğun azaltılmasına ve yaşam koşullarının yükseltilmesine yardımcı olmak

-Enerji, taşımacılık, yükseköğrenim ve çevre sorunları konularında bölgesel işbirliğini geliştirmek

Büyük devletlerle eşit mesafe kurmaya çalışan Türk cumhuriyetleri yine de bölgede ve dünyada  Rusya’yı  geleneksel müttefikleri olarak görüyorlardı. Rusya’nın bölgedeki etkisini sınırlamak isteseler de diğer güçlere karşı Rusya’yla hareket edebileceklerini düşünüyorlardı ve politikalarını ona göre belirliyorlardı.

Çerçevesel baktığımızda Orta Asya Türk Cumhuriyetleri (Hepsi Değil) BDT ve ŞiÖ’ye üye olmalarının yanında NATO barış için ortaklık, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü ve BM gibi Batı kurumlarına da üye oldular. Şuan ki Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin yapmaya çalıştıkları Rusya eksenli denge politikasını uygulamak ve buna göre hareket etmektir. Örnek olarak Türkmenistan Rusya ile ilişkilerini muhafaza ederken Rusya dışında Çin ve Hazar Denizi üzerinden dünya piyasalarına doğalgaz ve petrol kaynaklarını satmayı arzu etmektedir. Ayrıca yakın zaman politikalarına baktığımızda Azerbaycan ile Türkmenistan Hazar geçişli doğalgaz; Kazakistan’da Bakü-Tiflis – Ceyhan petrol boru hattına kaynak sağlamayı kabul ettiler.

Son zamanlara baktığımızda Şu iki olay hem Rusya hem Batı için önemlidir.

-Azerbaycan’ın ABD ile birlikte iki radar sistemini kendi ülkesinde kurması

-Türkmen liderin Romanya’daki NATO zirvesine katılması ayrıca NATO uçaklarının Afganistan’a girerken Türkmenistan’a inmesine izin verilmesi

Bölge Türk Cumhuriyetleri de kendi aralarında işbirliği içerisine girdiler. Kazakistan ile Azerbaycan enerji ihracat anlaşması imzaladılar. Kazakistan ve Türkmenistan yeni bir otobanın için anlaşma imzalarken Türkmen mallarının Avrupa’ya Kazakistan ve Rusya üzerinden sevkiyatını kolaylaştıracak yeni bir demiryolunun inşası için görüş birliğine vardılar.

‘Büyük devletlerin; reel politik anlayışa uygun politikalar gütmelerine rağmen Orta Asya ve Kafkas ülkeleri bir devletin veya grubun bölgeye yeniden hâkim olmasına karşı çıkmaktadır. Bu bağlamda, dış politika hedeflerini hayata geçirmek için, büyük devletler arasındaki stratejik rekabeti kendi çıkarlarına uygun olarak kullanmaktadırlar. Böylece daha fazla hareket serbestliğine sahip olmak isteyen bu ülkeler bağımsız jeopolitik aktör olmayı arzu etmektedirler.’ İşte burada Türkiye’nin o bölgeye geniş kapsamlı politikalarıyla girmesi gerekiyor. Stratejik işbirliklerin  kurumsal anlaşmaların  ve kültürel kaynaşmanın arttırılması Türkiye için bölgede söz sahibi olmasa da söz söyleyebilmesinin önünü açar. Türkiye’nin ABD ve Rusya gibi tamamen hâkim olma amacıyla politikalar kesinlikle politikalar üretmemesi gerekmektedir. Kardeş ülkeler statüsüyle işbirliği yapılmalı, duygusal bir altyapı oluşturulmalıdır.

Türk Cumhuriyetleri Genel Değerlendirme – Bölge Değerlendirmesi

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri dört kültür çevresinin ortasında bulunuyor. Rus, Çin, Hint ve İslam, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri için ilk iki temel amaç: Bağımsızlık ve güvenliktir.

Açıklanan gelişmelere rağmen bölgede henüz bir oturmuşluktan, durulmuşluktan, sakinlikten söz edilemez. Yeni değişiklikleri sürpriz olarak görmemeli. Çok taraflı ortaklıklar kurulmasının gereği, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri tarafından da kabul edilmeye başlanmıştır.

Çarlık Rusya’sı 19.yy sonlarında bölgeyi işgal etmişti. Cumhuriyetler bağımsızlıklarını kazanıncaya kadar, yetmiş yıl komünizm yönetiminde yaşadılar. Sınırlar Rusya tarafından, kendi ayrım yaratma ve eritme politikalarına göre yapay dayanaklarla çizildi.

Çevreleri büyük askeri güç ve nükleer silahlara sahip güçlerle çevrili bulunuyor: Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan, potansiyel olarak İran. Bölgeye yerleşmeye çalışan ABD’de nükleer güce sahip. Bu olgu Orta Asya için büyük bir tehdit unsurudur. Çıkması muhtemel bir savaşın ve nükleer çatışmanın tam ortasında kalacaklar. Kazakistan ve Özbekistan uranyum üretebiliyor.

Orta Asya’nın hudutlarında İslami radikalizmi barındıran ülkeler bulunuyor. Orta Asya Türk Cumhuryetleri’nin komünist sistem içinde dini açıdan büyük bir boşluk yaşamaları sorunu ağırlaştırmaktadır. SSCB döneminin açlığı ile köktendinci akımların etkisine açık bulunuyorlar. Bölgedeki radikal gruplar; Taliban terör örgütünden destek alıyorlar

Petrol ve doğalgaz kaynaklarının pasifik Okyanusu’na, Akdeniz’e Rusya üzerinden Avrupa’ya veya Hint Okyanusu’na akıtılması bölge ülkelerini de içeren geniş bir çevrede sıcak tartışma yaratmıştır; uzun sürede devam edeceğe benziyor.

Bütün olarak Orta Asya’nın da, tek tek Türk Cumhuriyetleri’nin de sınırları güvenli engebelere dayanmaz. Bu özelliği, Orta Asya coğrafyasının olumsuz yönüdür. Sınırları güvensiz olduğu için Orta Asya’nın da, buradaki cumhuriyetlerin de coğrafi bütünlükleri yoktur.

Orta Asya coğrafyası bugün Rusya Federasyonu ve Çin gibi iki büyük güç odağının arasında; ayrıca, dünya egemenliği niyet ve amacındaki ABD’nin gereksinmesi olan petrol kaynaklarına sahip bulunuyor.

Orta Asya, coğrafi konumu ile, ABD’nin Rusya Federasyonu ve Çin politikaları için de önemli coğrafi üs durumundadır. Açıklanan özellikler Orta Asya’nın coğrafi ve jeopolitik duyarlılığını arttırıyor; durumunu zorlaştırıyor.

Orta Asya’yı Bağlayan Anlaşmalara baktığımızda; SSCB’nin dağılmasından sonra orta Asya’ya yönelik ilk ortaklık kurma girişiminin Türkiye’den geldiğini söylemek yanlış olmaz. Türkiye’nin teşebbüsü ile ‘Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’ kuruldu.

İkinci büyük girişim, Rusya Federasyonu’nun SSCB’den ayrılan cumhuriyetleri ‘Bağımsız Devletler Topluluğu’ ismi altında toplaması oldu.

Üçüncü önemli girişim, ‘Şanghay Beşlisi’ ismi altında Rusya Federasyonu, Çin, Kazakistan, Özbekistan, ve Kırgızistan’ın anlaşmalarıdır. Daha sonra bu girişim diğer cumhuriyetlerin katılımı ile Şanghay Altılısı Yedilisi şeklinde gelişti.

Dördüncü girişim, ABD’nin Afganistan harekâtıdır. Böylece ABD sadece Afganistan’a değil, diğer Cumhuriyetlere de yerleşme olanağına kavuştu.

Beşinci girişim, bölgede imzalanan bazı anlaşmalardır: 2 Aralık g2002 tarihinde Rusya Federasyonu-Çin; 3 Aralık 2002 tarihinde, RF-Hindistan, RF-Kırgızistan; Çin-Kırgızistan anlaşmaları.

Anlaşmalarda bulunan işbirliği konuları

-Bölücü teröre karşı işbirliği

-İnsan Hakları bahanesi ile içişlerine müdahale edilmemesi

-Siyasi konularda işbirliği

-Çin-Rus-Hint-Kırgız silahlı kuvvetlerinin ortak tatbikat yapabilecekleri.

-Silah teknolojisinin Avrasyalı üçüncü ülkelere verilebileceği

Altıncı girişim, ABD’nin Türkistan’daki bazı cumhuriyetlerle yaptıkları anlaşmalar sonucu kurdukları üslerdir. Daha sonra bunlar Şanghay etkisiyle kaldırılacaktır.

Bu gelişmeler Türkiye’nin Orta Asya politikalarında tek olmadığı eğer bir atak yapacaksa karşısında veya yanında bu güçleri göreceğinin ve olası tek taraflı Türk Birliğinin zora girdiğinin göstergesidir.

Avrasya doğusunda Çin, Rusya Federasyonu, Hindistan ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasında gelişmekte  olan işbirliği yakın zamana dayanıyor. Geçmişteki başarısız girişimler sebebiyle henüz katılımcı ülkeler şüphe ve tereddütlerden kurtulmuş değiller. ABD’nin Avrasya üzerinde, petrol havzalarında gerçekleştirmeye çalıştığı egemenliğe karşı koymaya dayanan, çıkar birliği etrafında oluşan bir birlik görüntüsü veriyorlar.

ABD ve Avrasya

ABD; 1992 yılında bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetleri ile başlangıçta fazla ilgilenmedi. 11 Eylül 2002 terör olayından sonra ABD’nin bölgeye ilgisi politikasını değiştirecek kadar artmıştır. Bu durum ABD’nin bütün evrensel ve bölgesel politikalarını etkileyecek derecededir.

Kazakistan’da bulunan nükleer silahlar ve atma vasıtalarının boşaltılması ABD’nin ilgilendiği bir konuydu. 1994 yılında bütün roketler, 1995 yılında ise 1.040 savaş başlığı Rusya’ya geri verildi. 1998’de Madelene Albright (ABD Dışişleri Bakanı) uyuşturucu, silah ve terörist geçişini engellemek için Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’a 3 milyon dolar verilmesini sağladı. Ayrıca bölge iç güvenlik ihtiyacı için malzeme yardımları yapıldı. NATO ile barış için işbirliği programları düzenlendi.

ABD senatörü Joseph Liberman ‘ Orta Asya’ya yeterince önem vermemenin bedelini ağır bir şekilde ödedik ve bir daha böyle bir şeye izin vermeyeceğiz’ diyordu.

ABD’nin Orta Asya’ya yaklaşmasına Rusya’dan ilk tepki Gennadi Selezmiyov’dan gelmiştir. ABD’nin Orta Asya politikalarına karşı olduklarını belirtmiştir.

ABD günümüzde ve bölgemizde özellikle Türkiye ve Türk Dünyası için vazgeçilmez bir denge unsurudur. Stratejik politik hataları insanlığın yeni ıstıraplar çekmesine yol açabilir. Türkiye ABD’yi Türk Dünyası için yanında görme ihtimali yüksek ihtimalliydi. Fakat ABD’nin Türkiye faktörünü göz ardı ettiği ve ikili ilişkilere direk kendisinin girdiğini görüyoruz. Türkiye’nin aktif bir şekilde Orta Asya’da politikalara katılması gerekiyor.

Orta Asya Rusya için aşağıdaki sebeplerden dolayı çok önemlidir:

-Orta Asya üzerinde etkinlik Rusya’nın dış politikası için bir jeopolitik ihtiyaçtır.

-Başka güçlerin Orta Asya üzerinde etkin olması Rusya’ya tehdit yaratır: Rusya’ya etnik sızmalar, göç ve terör olasılıklarını arttırır.

-Orta Asya ülkelerinde özellikle Kazakistan’da Rus yatırımları, Rus malları ve Rus halkları bulunuyor.

-Bölgedeki Rus  azınlıklar ilgiyi canlı tutuyor.

-Bölgede bulunan petrol ve doğalgaz kaynakları ve bunların Rusya üzerinden, Rusya’nın kontrolünde bölge dışına taşınması Rusya için çok önemli.

Gerçekte Avrupa; Rusya’yı Türklere, Türkleri Ruslara karşı tarih boyu kullanmıştır. Böylece Avrupa’ya yönelik Rus tehdidini de Türk tehdidini de bertaraf etme olanağı bulmuştur. Rusya zayıfken Türkler (Osmanlı İmparatorluğu) Avrupa ortalarına kadar gitmiş; Türkler zayıfken Ruslar – İkinci Dünya Savaşı sonunda olduğu gibi Avrupa ortalarına kadar egemen  olmuştur. Ruslara Avrupalıların bu oyunu anlatmak gerekir. Avrupa için Türkiye’de, Rusya’da dışlanan ötekidir.

Ayrıca Türkiye Orta Asya politikalarında Rusya’nın olmazsa olmazlarını çok dikkate almak mecburiyetindedir.

Çin ve Avrasya

Çin’in Orta Asya’dan beklentileri şunlardır:

-Dış güçlerin Orta Asya’ya egemen olmamaları, bölgede istikrarlı durum yaşanması.

-Bölgedeki enerji kaynaklarının dış güçlerin kontrolünde olmaması, petrol ve doğalgazın Çin’in kontrolünde Pasifik Okyanusu’na akıtılması

-Orta Asya ile yakın ekonomik işbirliği tesisi

-Bölgesel anlaşmalarla amaçlarını güvenceye almak

-Sincan (Uygur bölgesi – Doğu Türkistan) bölgesindeki sorununu dış müdahale olmadan yaptığı büyük göçlerle çözmek

Türkiye Orta Asya politikalarında Rusya gibi Çin’i de önemle dikkate almak zorundadır.

Çin-Türkmenistan –İran-Türkiye Demiryolunun Amaçları

Çin  yönetimi Doğu Türkistan (Sincan – Uygur Özerk Bölgesi)’dan Türkiye’ye uzanacak hızlı tren hattı için 150 milyar $’ı göden çıkarmıştı. Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Zhao Şiayang Sincan’dan başlayarak 6 Bin km uzunluğundaki hızlı tren hattının Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, İran ve Türkiye’ye uzanacağını söylemişti. Bu hattın 2020 ‘de  büyük ölçüde hizmete girebileceği 2030’da bitirilebileceği öngörülüyor. Söz konusu bu hat ‘Yeni İpek Yolu’ şeklinde Çin Başkanı tarafından adlandırılmıştı. Seyir hızının yolcu trenleri için 200 km yük trenleri için ise saatte 160 km olacağı ayrıca ifade edilen nokta.

Çin’in bu proje üstünde ciddi bir şekilde durmasının temel amacı Çin’in ticaret ve ulaşım amacıyla kullandığı denizlerde, deniz komşuları olan Japonya, Filipinler ve Vietnam arasında sıcak çatışma riski içeren sorunları bulunması ve bu sorunların gün geçtikçe ciddileşmesidir. Bu bağlamda Pekin yönetimi ABD’nin de dahil olduğu deniz ihtilafların yarattığı potansiyel risk nedeniyle demiryolu projesine birinci derecede stratejik önem veriyor. Türkiye bu stratejik faktörü önemli bir şekilde kullanmalı, kendi politikalarına uygun şekilde hareket ettirmelidir.

Dugin Avrasyacılığı ve Türk Cumhuriyetlerine Etkileri

Dugin Avrasyacılığı temel olarak ‘Rusya ne doğudur, ne de batıdır, bağımsız özel bir üçüncü yöndür. Rusya Avrasya ile özdeştir’ açıklamasıdır. Ayrıca Dugin’e göre ‘Rusya’nın yüksek menfaatleri her ne pahasına olursa olsun kendi yegâneliğini korumayı, Doğu ve Batı kültürlerinin meydana çıkması karşısında kendi özgünlüğünü savunmayı gerektirir.’ ‘Hem Doğunun, hem de Batının kültürel planda reddi, Rusya’nın bağımsızlığı için tarihi bir zarurettir.’

Aleksandır Dugin bu düşünceleriyle birçok alanda görüşlerine açıklık kazandırıyor: 1) SSCB’nin dağılması sonucu kaybedilen yakın çevrenin (Orta Asya, Kafkasya, Orta Doğu Avrupa)  yeniden kazanılması. 2) Kıtasal Batı (Fransız-Alman Bloku) ve Kıtasal Doğunun (İran, Hindistan, Japonya) Avrasya stratejik blokuna (Rusya’ya) bağlanması

Bu açıdan Bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıkları tehdit altındadır. Eski Sovyet alanının inşası Orta Asya ve diğer eski Sovyet ülkeler için  bir tehdittir.

A.Dugin Rusya’nın güneyinde bulunan ‘İslam ülkelerine, Hindistan’a, Çin ve Hindi Çin’e’ mevsimsel manevralar sahnesi olarak bakıyor: ‘Anadolu’dan Kore’ye kadar Avrasya’nın tüm kıyılarını ‘Rus Güneyi’ olarak telakki etmek gerekir’ Kuzey Balkanları, Moldova ve Güney, doğu Ukrayna’yı, Kafkasya’yı, Orta Asya’yı, Moğolistan’ı ‘Rusya’nın ebedi sınırları olarak değil, güneye doğru müteakip yayılmanın üsleri olarak’ görüyor. ‘Stratejik olarak Ukrayna, güneyde  ve batıda Moskova’nın ciddi uzantısı olmalıdır.’ Dugin’in bu düşüncelerini baz alarak günümüze baktığımızda Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesi ve Doğu Ukrayna’yı Rus yanlılarıyla elde tutmaya çalışması bu düşüncenin hayata geçirilmeye çalışıldığının göstergesidir.

Ayrıca A.Dugin Rusya’nın ancak bir imparatorluk olarak varlığını koruyabileceğine inanıyordu. Ayrıca imparatorlukların genişleme ile kendilerini koruyabileceği doğal ilkesini hatırlatıyordu. Bu düşünce de Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve halkları için tehditsel bir durumdur.

A.Dugin Berlin-Moskova-Tokyo eksenini savunuyordu. Günümüz Alman-Rus ilişkisine baktığımızda Almanya’nın enerjiye Rusya’nın da teknolojiye ihtiyacı var. Bu yüzden ikili ilişkilerin değişik bir yol izleme olasılığının olduğunu görüyoruz.

Orta Asya Türk Jeopolitiğinde Gelişmeler

Orta Asya coğrafyasının coğrafi bütünlükten yoksunluğu, tarih boyu bölgede kurulan Türk devletleri için olduğu gibi, bugün bağımsızlıklarını güçlendirmeye çalışan Türk Cumhuriyetleri için de bir zayıflıktır. Coğrafi bütünlükten yoksunlar ve birer kıta içi devleti olarak birçok komşuları bulunuyor. Sadece komşularının değil, Coğrafi konumları ve sahip oldukları stratejik kaynaklar sebebiyle bütün dünyanın ilgisini. Etki altına alınıp yönlendirilmeye, istismara çalışılmaktadır. Bağımsızlıklarını kazanmaya çalışan Tük Cumhuriyetlerinde bulunan Rus azınlıklar ve SSCB tarafından kurulan birçok kurumun varlığını ve etkinliğini devam ettirmesi, yeni bir Rus egemenlik tehdidini de daima canlı tutmaktadır. Bölgede bulunan zengin kaynakları Rusların elden kaçırmak istemeyecekleri, dış güçlerin ise pay peşinde olacakları çetin bir mücadelenin işaretleri görülmeye başlamıştır. Bu durum bölge için en büyük tehlikeyi ve tehdidi aşama aşama oluşturmakta, ister istemez Türkiye’yi de içine çekmektedir.

Sahip olunan stratejik kaynaklardan ayrı olarak Rusya Federasyonu’nun tarihi ve jeopolitik niyet ve amaçları, Çin’in evrensel güç olma yolunda gelişmesi, ABD’nin bölgeye ilgisini arttırmıştır. Bütün bu gelişmeler Türkistan’ın (Orta Asya) duyarlılığını güçlendiriyor. Buradaki Türk Cumhuriyetleri coğrafi özellikleri ile ayrı ayrı ve toplu olarak birer kıta içi devletleridir. Kuracakları ortaklıklar coğrafi güçlerini; coğrafi konum, coğrafi bütünlük, saha, coğrafi özellik  bakımlarından güçlendirecektir. Varlıklarını korumaları büyük ölçüde, geniş bir yelpazede birleşmelerine bağlı bulunmaktadır.

Kafkasya ve Azerbaycan Türk Dünyasının en önemli halkası; ortak kültür, sosyal ekonomi ve politikalarının köprüsü durumundadır. Bu yüzden ortak bir zemin oluşturmak Azerbaycan üzerinden geçer. Azerbaycan’ın sevinçleri sevincimiz sorunları sorunlarımız olmalı.

Türk Kültürü olası yakınlaşma için önemlidir. İnsanları zorla bir araya getiremezsin. Getirsen de olası istikrarı sağlayamazsın. Bu yüzden politik anlamda ortak bir kültür, anlayış, ortak bir dil ve ortak bir alfabe için çalışılması bir ayrı öneridir.

Son durumlara baktığımızda Türkiye Türklerinin ve Orta Asya Türk Cumhuriyet Türklerinin kaderleri birleşmiştir: Müttefikleri tarafından zorla ve şeklen benimsenen  – gerçekte dışlanan- bir Türkiye Türklüğü ile evrensel dengelerin dışında, daha doğrusu arasında, oluşan boşluktaki, Orta Asya Türklüğünün kaderlerini sadece tarih, din, dil, jeopolitik ve jeostratejik şatları da bir araya getiriyor, olabildiğince yakınlaşmayı zorunlu kılıyor. Türk Jeopolitiği ABD ve Rusya’nın hamle yapabileceği bir jeopolitik alandan daha fazlasını hak ediyor. ABD Türkiye’yi, Rusya’da diğer Türk Cumhuriyetleri yanında tutarak ona göre hareket etmek istiyor. Türk Milletinin biran önce ülkelerinin bağımsız bir çerçevede gelişmesine katkı sağlaması gerekiyor. Bu gelişmeyi yaparken de ortak ilişkiler ve ortak örgütler en önemli sıçrama taşıdır.

Güçlü komşularla çevrili Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, dış dünyaya, denizlere Çin veya Rusya üzerinden ulaşamaz. Denizlere bölge ülkeleri ile kuracağı iyi ilişkilerle ancak güneyden Hint Okyanusu’na, Basra Körfezi’ne ve güneybatıdan Akdeniz’e ulaşabilir. Bu da Afganistan, İran, Pakistan ve Türkiye ortaklığını zorunlu kılar. Bu özelliklerde sayılan ülkelerin üyesi bulunduğu Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın önemini arttırır. Şüphesiz en büyük güvence, her alanda ve anlamda güçlü olmaktan geçer.

Türk Kültürü ve Ortak Kültür Sorunu

Bağımsız Türk Cumhuriyetlerinden (Türkiye, Azerbaycan, KKTC, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ı dışlamamak lazım) ve bu ülkenin vatandaşı olup başka ülkelerdeki azınlık Türklerden oluşan Türk  Dünyası çekirdek kültür unsurlarından hemen  hepsine (dil, din, tarih, sanat, folklor) ortak olarak sahip bulunuyorlar. Bu sebeple, Türk Dünyası en güçlü kültür çevrelerinden birisidir.

Beşeri gücün altyapısını kültür oluşturur. Kültür, coğrafi gücün dışında kalan bütün diğer güçlere ruh ve şekil veren ortamı hazırlar. Coğrafi güç beşeri güç ile anlam kazanır ve coğrafi güç beşeri güçle birlikte ulusal gücü oluşturur.

Türk Cumhuriyetlerinin, kendi birikimleri olan büyük değerlere sahip kültür çevreleri ile Türkiye Türklerinin kültür çevresi ve çağdaş dünya kültürleri arasındaki uyumu gerçekleştirmek gerekiyor. Küçük farklılıkların  sebebi ise coğrafi konumun getirdiği bir sonuç olarak Türkiye’nin Batı, Türki Cumhuriyetlerinin ve topluluklarının Doğu bloğu ekseninde kalmasıdır. Bu farklılık kurulması gereken ve mevcut kuruluşlarla ortak noktada buluşturabilme imkânı yaratabilir.

Türk Cumhuriyetleri ile Kafkaslar, Balkanlar ve Orta Doğu üzerinde doğrudan etkili bir bölge devleti olan Türkiye arasında kurulacak birlik, bütün dünyayı ilgilendiren bir gelişme olarak görülmeli. Azerbaycan, bu birliğin odak noktalarının en önemlilerinden birisi olma değerindedir. Türkiye ve Orta Asya coğrafyalarının jeopolitik erginliğe, bütünlüğe kavuşmasında Afganistan, İran ve Pakistan’la kurulacak yakın ilgi öncelikle etkili olacaktır. Fakat İran bu yakınlaşmaya mezhepçi politikası nedeniyle ve çıkarlarının Türkiye ile örtüşmediği  gerekçesiyle yakın olmayacaktır.

Tarihe dönüp bir baktığımızda Türk olmak hep zor olmuştur. Ancak bazı kuşakların işi gerçekten daha çarpıcı ve zordur. Örnek olarak: Anadolu’yu yurt edinmeye karar veren ve bunun için mücadele edenler (Dandanakan Muharebesinden Haçlı Seferlerine kadar 1040-1096); daha sonra Haçlı Seferlerini karşılayan Türk kuşakları (1096-1270); Balkanlar’a ve Avrupa’ya yönelik kuşaklar (1299-1402): Ankara Muharebesinde Timur yenilgisinden sonra dağılmaya yüz tutan devleti yeniden toparlayanlar (1402-1413) Balkanlar’da ilerleyen ve İstanbul’u fethedenler; İmparatorluğu yıkılmaktan kurtarmak için bütün ömürleri cephelerde geçen ve sonra Kurtuluş Savaşlarında Bağımsızlığını kazanmak için kalan ömürlerini tüketen babalarımız dedelerimiz.

Orta Asya’da kalan Türk kuşakları da bütün ömürleri boyunca bağımsızlıkları için savaşmışlar ve Türk kültür unsurlarını her şeye rağmen korumuşlardır.

Bugünkü dünyada yaşayan bütün Türk kuşaklarının önünde büyük ve tarihi bir onur, aynı zamanda sorumluluk kapısı açılmıştır. Bugünkü Türk kuşakları da; büyük bir tarihi olayda söz ve etki sahibi olmak, geleceği yönlendirmek, 250 milyon Türkün kaderine yön vermek durumu ve bir defa daha evrensel değerlere ulaşma şansı ile karşı karşıyadır

Dünyadaki Türkler

Türk Cumhuriyetleri

-Türkiye: 77 Milyon 695 Bin 904 (2015)

-Azerbaycan: 9 Milyon 593 Bin (2015)

-Özbekistan : 30 Milyon (1 Şubat – 2013)

-Kazakistan: 16 Milyon 760 Bin (1 Haziran – 2012)

-Türkmenistan: 6 Milyon 200 Bin

-Kırgızistan: 5 Milyon 663 Bin (Eylül – 2013)

-KKTC: 294 Bin 906 (2011)

Özerk Türk  Cumhuriyetleri

-Kırım Özerk Cumhuriyeti: 300 Bin (%12)

-Altay Cumhuriyeti: 300 Bin

-Başkortistan: 5 Milyon 300 Bin

-Kabarday – Balkarya Cumhuriyeti: 1 Milyon 200 Bin

-Çuvaşistan Cumhuriyeti: 1 Milyon 800 Bin

-Dağıstan Cumhuriyeti: 3 Milyon 500 Bin

-Doğu Türkistan (Uygur-Sincan Özerk Bölgesi): 30 Milyon

-Gagavuzya: 200 Bin

-Hakasya: 600 Bin

-Karaçay – Çerkes Cumhuriyeti: 700 Bin

-Karakalpakistan: 1 Milyon 400 Bin

-Tataristan: 4 Milyon 500 Bin

-Tuva Cumhuriyeti: 388 Bin

-Yakutistan: 1 Milyon 200 Bin

Türk Azınlıklar

-İran Azeri Türkleri: 30 Milyon

-Kaşkay Türkleri : 2 Milyon 500 Bin (İran)

-Nogay Türkleri: 400 Bin (Rusya)

-Ahsıka Türkleri: 500 Bin (RF,Türki Cumh,Avr. Abd)

– Balkan Türkleri: 1 Milyon (Yun,Bulg,Eski Yugosl.)

-Irak Türkmenleri: 3 Milyon 500 Bin

-Kaçar Türkleri: 25 Bin (İran)

-Karay Türkleri: 100 Bin (RF,İsrail)

-Kırımçak Türkleri: 10 Bin (Kırım)

-Kamuk Türkleri: 500 Bin (RF,Kafkasya,Dağıstan)

-Salar Türkleri: 200 Bin (Çin)

-Dolgan Türkleri: 10 Bin (RF’nin en Kuzeyi)

-Şorlar: 20 Bin (Sibirya)

-Suriye Türkmenleri: 1 Milyon 500 Bin

-Yugur Türkleri: 20 Bin (Çin)

-Terekemeler: 1 Milyon (Rusya)

-Halaç(Kalaç) Türkleri: 200 Bin (İran,Afg.)

-Şahseven Türkleri: 300 Bin (İran)

-Nayman Türkleri: 3 Milyon (Moğ,Kazak,RF,TR)

-Avrupa Türkleri: 9 Milyon (Alm, dğr Avr. Ülk.)

Günümüz jeopolitik ortamını dört büyük güç odağı şekillendiriyor. ABD, AB, RF ve Çin dizisi. Aynı güç odaklarının, görünen geleceğin jeopolitik ortamını da yapılandıracağını söylemek mümkün. Bu yapı, daha sık ve daha kolay değişiklikler gösterecek bölge devletleri ile renklenebilir ve ağırlık şu veya bu odağa kayabilir. Günümüzde bölge gücü olarak; Türkiye, İran, Hindistan, Japonya, Güneydoğu Asya, Güney Amerika, İsrail, Araplar sayılabilir. Sayılan dört küresel güç odağını en fazla etkileyecek olan ise Türk Dünyası, Arap Dünyası, Güney Amerika, Müslüman Dünya, Güney ve Güneydoğu Asya gibi birlikler olacaktır. Bu sebeple küresel güç odaklarının bu tür birliklerin oluşmaya önlemeye çalışmaları beklenmelidir.

Coğrafi ve jeopolitik konumumuz sebebiyle gelişmeleri en yakından hisseden, yeni duruma göre tavır alması gereken ülke Türkiye oluyor. Türkiye gün geliyor yeni fırsatlar yakalıyor; gün geliyor zorluklarla, çözümsüz sorunlarla karşılaşıyor, şaşkınlıklar yaşıyor. Çünkü Türkiye ihtiyacı olan geniş ufuklu jeopolitik araştırmalar yapamıyor; geniş ufuklu uzun dönemli politikalar üretemiyor. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey de geniş ufuklu ve uzun soluklu bir politika belirlemek. Örnek olarak Rusya’nın eski Sovyet alanına dönmesi, İsrail’in Arap politikaları gibi. Türk Dünyası Türkiye’nin bu uzun süreli politika ihtiyacını giderecek nitelikte.

Türk Dünyasını bir bütün onlara karşısında görmek istemeyen ABD, bu topluluğunun en etkili gücü olan Türkiye’yi ayırmak için, Avrupa Birliği’ne katılımını İsrail lobisiyle ortaklaşa destekliyor.

Türk Dünyası Orta Asya, Kafkaslar ve Anadolu üzerindedir. Orta Asya Cumhuriyetleri tek tek ve bir bütün halinde, sınırları büyük engellere dayanmayan ülkeler olarak coğrafi bütünlükten yoksunlar. Azerbaycan da aynı durumdadır. Orta Asya’nın bir diğer büyük zaafı deniz sınırlarının olmamasıdır. Türkiye’nin katılması ile Türk Dünyası açık denizlere kapı bulur. Ayrıca Kafkasya’da nüfusun % 36.6’sı Türk, toprağın % 56’sı Türklere aittir. Stratejik bakımdan önemli olan Kafkasya’da Türk toprağının ve halklarının mevcudiyeti Türk Dünyası’nın birbiri ile bağlantısının kopmaması için son derece önemli bir noktadır.

Avrasya’da Çin’in ve Rusya’nın gelişip yayılmasına; ayrıca oluşması muhtemel Çin-Hint-Rus ortaklığına karşı ABD’nin denge unsuru olması, Türkiye’nin uzun dönemli çıkarları ile örtüşmektedir. Burada ABD Türkiye ile ortak bir şekilde hareket edebilir. ABD’nin yaptığı stratejik yanlışlar; Türkiye’nin de güvenliğine ve çıkarlarına uygun olan amacı ve politikaları çıkmaza sokuyor.

Türk Devletleri Arasında Olması Gereken İlişkiler

Ordu ile ilgili alt yapı ve geleneklerini, Rus işgali sebebiyle kaybeden Türkistan Türk Cumhuriyetlerinde ve Azerbaycan’da askeri gücün yeniden oluşturulması kolay olmayacak ve çok iyi, planlı bir çalışma ve zaman gerekecektir. Türk ordusuna bu konuda, iyi planlama ile sorunlara yaklaşmasını gerektiren yükümlülük, hatta sorumluluk düşüyor. Türk dünyasına verilecek askeri eğitim Türkiye için kaybedilmiş zaman değil kazanılmış değerler olacaktır.

Türkiye’nin ve Türklerin niyet ve amaçları nedir? Her ülkenin ve her toplumun kişilere kadar bilinen ve benimsenmiş bir amacı olmalıdır. Bugünün ve görülebilen geleceğin niyet ve amacı, Türk Dünyasının kültürel ve siyasal birliği-bütünlüğü olmalıdır.

Türk Dünyası nüfusu 250 milyon civarındadır. 7 Bağımsız Türk Cumhuriyetinin aralarındaki ilişki günümüzde olması gereken ilişkinin altındadır. Sadece bağımsız Türk Cumhuriyetlerindeki Türkler arasındaki ilişki değil, bağımsız olmayan ve diğer ülkelerde azınlık durumunda olan Türklerin Türk Dünyasıyla ilişkileri, mevcut durumları ve sorunları da Türk Dünyasının dikkate alması gereken önemli faktördür. Ne yazık ki tüm Türk Dünyası kendi sorunlarıyla boğuşmaktadır. Türkiye Orta Doğu meseleleri Arap Baharı ve AB ile uğraşmaktadır ve Türk Dünyası ile çok yakından ilgilenememektedir. Aynı şekilde Orta Asya Türk Dünyası da kendi sorunlarıyla uğraşmaktadırlar. Bağımsızlıklarını koruma ve sürdürebilme olgusu ABD-Rusya—Çin çekişmesinde öz çıkarlarını koruma iç güdüleri ve Rusya’yı tamponlama istekleri Türk Dünyası algısını bir türlü önemli aşamaya getirememektedir. Aynı şekilde azınlık durumundaki Türklerin sorunları çözümünde güç ve mevcut durum sebebiyle başarılı olunamayacağı düşünülebilir. Bu da belli bakıma doğrudur. Güç olayların çözümünde, belli aşamaya gelmesinde önemli faktördür. En azından Türk Dünyası sorunları kendi çıkarlarına göre çözemeseler de  bir arada olduklarının sinyalini vermelidir. ‘Birlikte Rahmet  Ayrılıkta Azap Vardır.’ Güçlü olmanın yolu güçlü ekonomiden geçer. Güçlü ekonomi yolunda gidişat aşaması, planlama yatırım yapılan alanlar da önemlidir. Boş yatırımlar gelecek için anlamsızdır. Türk Dünyası ile kurulan birlik, teşkilat, örgüt sayılarının kapsamlı bir şekilde arttırılması temel dayanak olarak Türk Dünyasını birbirine yakınlaştıracaktır. Kurulan bu teşkilatlarla yakınlaşma sağlanacak; sağlanacak yakınlaşmayla da ortak bir nüktede uzlaşma sağlanacaktır

Kurulan Teşkilatlar

Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) 

Üyeler: Türkiye, İran, Afganistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Tacikistan

Gözlemci Üyeler: KKTC

İlk başta Türkiye, İran ve Pakistan tarafından kurulan EİT 10 üye ve 1 gözlemci üyesiyle bölgesel ekonomik anlamda önemli bir kuruluştur. EİT’e üye olan devletler ayrıca kültürel ve ekonomik anlamda sıkı işbirliğini hedefliyor. EİT’in işbirliği ayrıca şunlardır: 1) Ulaştırma ve Haberleşme 2) Ticaret ve Yatırım 3) Enerji, Maden ve Çevre 4) Tarım, Sanayi ve Sağlık 5)Ekonomik Araştırma ve İstatistik, Proje Araştırma 6) Eğitim, Bilim, Kültür ve Uyuşturucu Kontrolü

Rusya’nın başvurusu isabetli bir şekilde reddedilmiştir. 1996 yılında EİT Ekonomik İşbirliği Stratejisi ile tiaret, ulaştırma, haberleşme ve sanayi öncelikli işbirliği alanları olarak belirlenmiştir.

EİT teşkilatı Türk Dünyası ile ekonomik anlamda yakınlaşmanın vazgeçilmez örgütüdür. İran ve Afganistan’daki Türk nüfusuyla da yakınlaşma imkânı vermektedir.

Avrasya Askeri Statülü Kollu Kuvvetler Teşkilatı (TAKM)

Bu örgütün temel amacı üye devletler arasında askeri statülü kolluk kuvvetleri bağlamında işbirliği ve dayanışmayı geliştirmektir. Merkezi Ankara’dır. Üye devletler: Türkiye, Azerbaycan, Kırgızistan ve Moğolistan’dır. 25 Ocak 2013 tarihinde Bakü de kurulmuş uluslararası resmi bir örgüttür. Teşkilatın temelleri  2011 yılında Ankara’da atılmıştır. Örgütün ana karargâhı Ankara’dır. Diğer Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin bu örgüte üye olmaları sağlanmalı ve askeri anlamda kapsamlı bir şekilde işbirliği geliştirilmelidir.

Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi

Bu zirve Türk dil ve lehçelerini konuşan altı Türk ülkesinin devlet başkanlarının  ve üst düzey yetkililerin katıldığı bir zirvedir. Bir diğerinin egemen eşitliğine karşılıklı saygı temeline dayanan bu zirve, ortak tarih ve kültürel yapıya sahip ülke cumhurbaşkanlarını bir araya getirmektedir. 1992 yılından beri belirli aralıklarla gerçekleştirilen zirvede Türk Dünyasının sorunları gündeme getirilmektedir. 3 Ekim 2009 Nahçıvan Anlaşmasıyla daimi sekretaryası kurulmuş ve adı Türk Konseyi olmuştur. Türk Konseyi’nin kurumsal merkezi İstanbul, akademik merkezi Kazakistan, Parlamenterler Asamblesi TÜRKPA’nın merkezi Bakü olmuştur.

Türk Keneşi

3 Ekim 2009’da  Nahçıvan’da imzalanan Nahçıvan anlaşması ile Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye arasında kurulmuş olan uluslararası örgüttür. Türkmenistan ve Özbekistan tarafsızlık politikaları nedeniyle Keneşe üye değildirler. Ancak bu iki ülke potansiyel üye adaylarıdır. Bu işbirliği konseyinin kurulması fikri ilk olarak 2006 yılında Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev tarafından ileri atılmıştır. İşleyiş tarzıyla İslam işbirliği Teşkilatı, Avrupa Konseyi gibi teşkilatları andırmaktadır. Temelleri Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesine dayanmaktadır.

TÜRKSOY – (Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı)

Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkiye ve Türkmenistan’ın Kültür Bakanları, 1992 yılında İstanbul ve Bakü’de bir araya gelerek kültürel işbirliği yapmayı kararlaştırdılar. 12 Temmuz 1993 tarihinde Almatı’da yaptıkları toplantıda da “TÜRKSOY’ un Kuruluşu ve Faaliyet İlkeleri Hakkında Anlaşma’yı imzalamak suretiyle Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi’ni* (TÜRKSOY) kurdular.

Bu anlaşmayla oluşturulan TÜRKSOY teşkilatına daha sonra gözlemci üye ülke statüsüyle Rusya Federasyonu’na bağlı Altay Cumhuriyeti, Başkurdistan Cumhuriyeti, Hakas Cumhuriyeti, Saha (Yakut) Cumhuriyeti, Tataristan Cumhuriyeti, Tuva Cumhuriyeti ile Moldova Cumhuriyetine bağlı Gagavuz Yeri Özerk Bölgesi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti katıldı.

TÜRKSOY, Türk dili konuşan ülkelerin kültür ve sanat alanlarında işbirliğini sağlayan, üye ülkelerin yönetimine, iç ve dış politikalarına karışmayan uluslararası bir teşkilattır.

TÜRKSOY teşkilatının ev sahibi ülkesi Türkiye Cumhuriyeti’dir. Resmi dili Türkçe, yönetim merkezi Ankara’da yerleşiktir.

Üye ve gözlemci üyeler çalışmalarda eşit haklara sahiptir. Teşkilatın uluslararası ilişkileri sadece Türk dilinin konuşulduğu coğrafyayla sınırlı değildir. TÜRKSOY, faaliyetlerinde ve uluslararası ilişkilerinde temel insan hak ve özgürlüklerinin korunmasını esas alan bütün resmi ve gayri resmi kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmaktadır. Amaçları, görevleri ve çalışma alanları itibarıyla UNESCO ile örtüşen TÜRKSOY, kendi coğrafi alanında UNESCO işlevini yürütmektedir. Bu durum Türk dili konuşan ülkelerin milli dirilişine, devlet yapılanmasına ve demokratikleşme sürecine olanak vermektedir. Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de 16-17 Ekim 2009 tarihlerinde düzenlenen 26. Dönem Toplantısında TÜRKSOY’ un açılımı “Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı” olarak değiştirilmiştir.

Turan Kurultayı

Eski Macar ve Hun Türk kavimlerini birbirlerine yakınlaştırmak amacıyla 2007’den bu yana düzenlenen Turan Kurultayı 2008’den beri her iki yılda bir düzenlenmeye başlandı.  İlki Kazakistan’da yapılan daha sonra 2008’den itibaren Macaristan’da düzenlenmeye başlanan etkinliğe, Türkiye dâhil 21 ülkeden gelen misafirler katılıyor. Macaristan’ın Bugac kentinde 10-12 Ağustos’ta düzenlenen kurultay ilk 2012 yılında resmiyet kazandı. Gelinen noktada ise dünyanın en büyük gelenek yaşatıcı kutlaması olarak kabul ediliyor. Kurultayın ilk filizleri 2006’da, Macar Antropolog Andras Zsolt Biro tarafından atıldı. Biro, Kazakistan’dayken genetik örnekler toplayarak analiz edip Kazakistan sınırları içinde varlığını devam ettiren Madjar kabilesi ve Karpat Havzası Macarları arasında genetik bağ olduğunu kanıtlayınca kurultay etkinlikleri doğdu. Macar Turan Vakfı yetkilileri, “Artık birçok araştırmacı, Macarların antropolojik niteliklerinin ve kültürlerinin de daha çok İran ve İskit geleneklerini yaşatan Orta Asyalı ‘Türk’ nüfuslarıyla benzerlik gösterdiğini kabul etmektedir” diyor. Turan Kurultayı’na katılan milletler ile boylar ise şöyle: Azeri, Avar (Dağıstan), Başkurt, Bulgar, Buriat, Japon, Karakalpak, Kazak, Kazakistan Madyar boyu, Kırgız, Moğol, Özbek, Özbekistan Madyar boyu, Tatar, Türkiye Türkleri, Türkmen, Uygur, Yakut (Saha), Macar.

Bu Kurultay Türk Dünyası nezdinde daha fazla resmiyet kazanmalı, daha geniş kapsamlı olmalı ve Bütün Türk Dünyasını içine alacak derecede devam ettirilmelidir. Hatta bu oluşum sadece Macaristan’da sınırlı kalmamalı diğer Türk Devletlerine kadar uzamalıdır.

Sonuç

Adriyatikten Çin Seddine kadar dağılmış, Avrasya’nın uçsuz bucaksız köşelerini yurt edinmiş, kimi zaman sürgünlerle, soykırımlarla anavatanlarından ya sürülmüş ya asimile edilmeye çalışılmış ya da öldürülmüş bir milletin bizzat kendileri, çocukları, torunları olarak ‘BİZ’  birbirimize sahip çıkmamız, gönül birliğini sağlamamız gerekiyor. Tarihe baktığımızda hep bir parçalanmışlığın getirdiği sürgünleri, ölümleri ve soykırımları görüyoruz. Aramızdaki mesafeler, bazılarımızın bağımsız olması bazılarımızın azınlık olarak başka devletlerde yaşamlarını sürdürmesi, aralara başka devletlerin girmesi bu yakınlaşmaları hep engellemiştir. Bizim için Uygur Türkünün sorunu, bir Ahıska Türkünün ızdırabı; Bir Kıbrıs Türkünün üzüntüsü bir Azerbaycan Türkünün hüznü olmalıdır. Aramızda ayrı gayrı olmamalıdır. Yıllarca Özbek, Tatar, Azeri diye bizi köklerimizden ayırmak isteyen güçlerin karşısında Kırgız Türküyle, Türkiye Türküyle, Özbek Türküyle demirden bir vücut gibi durduğumuz an her şey değişecektir. Bunun için Türk Devletleri her anlamda kendilerini geliştirmeli Türk Milletinin çocukları ise sağlıklı, başkalarının zorladığını değil kendi köklerine bağlı bir şekilde eğitimini almalıdır. Mesafeler uzak olsa da gönüllerimiz bir olsun, bayraklarımız farklı olsa da değerlerimiz, sevinçlerimiz, hüzünlerimiz bir olsun.

Avrasya’da Güçlü bir Türk Dünyası umuduyla…

Mehmet Emin KILIÇ – Gazi Üniversitesi – Uluslararası İlişkiler Bölümü

KAYNAKÇA

-Mehmet Seyfettin Erol – Avrasyanın Değişen Jeopolitiği Yeni Büyük Oyun (Efe Çaman – Kafkasya ve Orta Asyada Alternatif ile Uyum Arası Türk Bölgesel Politikası: Kafkasya ve Orta Asyada Türkiye)

– Suat İlhan – Türklerin Jeopolitiği ve Avrasyacılık

– Sait Yılmaz – Jeopolitik ve Türkiye

– S.P. Huntigton – Uygarlıklar Çatışması mı ?

– Yunus Evedenci – Türk Dış Politikasında Türki Cumhuriyetlerin Yeri

– Sadi Kaymaz – Çinden Dev Türkiye Projesi Sincandan İstanbula Hızlı Tren –  http://www.hurriyet.com.tr/dunya/26746735.asp

– www.tuik.gov.tr – Adrese Dayalı Nufus Kayıt Sistemi Sonuçları

– Azerbaycan’ın Nüfusu – http://president.gov.az/azerbaijan/population/

– Özbekistan’ın Nüfusu –  http://www.mfa.uz/ru/uzbekistan/100/

– Kazakistan’ın Nüfusu –  http://www.mfa.kz/index.php/ru/informatsiya-o-kazakhstane

– Türkmenistan’ın Nüfusu –  http://www.mfa.gov.tm/ru/turkmenistan-ru/genral

– Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Nüfusu – http://kktcbe.org.tr/www/http://www.turksoy.org.tr/tr/turksoy/hakkimizdatr/Icerik.ASP?ID=763

– Kırgızistan’ın Nüfusu – http://www.mfa.gov.kg/contents/view/id/89

– Özerk Türk Cumhuriyetlerindeki ve Diğer Ülkelerdeki Türklerin Nüfusları –  https://tarihturklerdebaslar.wordpress.com/2011/12/18/turk-milleti-turk-topluluklari-ve-dunyada-turkler/

– Fergana olayları – http://www.hurriyet.com.tr/dunya/11804779.asp

– Kırım Tatar Sürgününün 70. Yılı – http://www.surgun.org/?cat=4

– Crimean Tatars – http://www.unpo.org/members/7871

– Karaçay-Balkar Sürgünleri Anıldı – http://www.jinepsgazetesi.com/-11608.html

-Türkiye’nin enerji bağımlılığı – http://www.milliyet.com.tr/enerjide-korkutan-bagimlilik/ekonomi/ekonomidetay/17.10.2012/1613310/default.htm

– Türk Soy – http://www.turksoy.org.tr/tr/turksoy/hakkimizda

–  Hun-Türk Turan Kurultayı Macaristan’da başladı –  http://www.iha.com.tr/haber-4-hun-turk-turan-kurultayi-macaristanda-basladi-380970/

-Macar Ovasında Turan Şöleni –  http://www.sabah.com.tr/yasam/2012/08/26/avrupanin-gobeginde-turan-kurultayi

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

2 yorum

  1. İsmail Hakkı Cengiz

    Emeğinize sağlık. Derli toplu, güncel bir başvuru kaynağı. Sık sık yararlanacağım. Selâmlar…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

https://www.paykasabozdurmaa.com/