Ortadoğu siyasetinde büyük etkisi olan Arap milliyetçisi sosyalist parti. Özellikle soğuk savaş yılları döneminde, Batı karşıtı çizgisi ile Ortadoğu’daki siyasal gelişmelere damgasını vuran parti ilk defa Sureye deki Fransız işgali sırasında, 1943 yılında Mişel Eflak ve Salah Biter tarafından kurulmuş ve Arap ülkelerindeki bağımsızlık söyleminde ciddi rol oynamıştır. Nasırizm'den önemli ölçüde etkilenen Baas Partisi, 1953 yılında Suriye’de iktidarı ele geçirmiş, 1958 yılında Nasır ile –Birleşik Arap Cumhuriyeti- denemesini gerçekleştirmiştir. 1961 yılındaki Mısır-Suriye bölünmesinden sonra Baas Partisi de 1963 yılında bölündü. Birçok Arap ülkesinde aynı adla ama farklı örgütlenmelerle varlığını sürdüren Baas Partisi, sadece Irak ve Suriye’de iktidar olmuştur.
1955 yılında İngiltere, Türkiye ve Irak arasında kurulan savunma paktı. Daha sonra ABD, İran ve Pakistan’ın katıldığı askeri pakt, 1958 yılında Bağdat'taki askeri darbeden sonra dağılmış ve yerine Merkezi Anlaşma Örgütü/Central Treaty Organisation kurulmuştur.
Bir devletin ihtiyaç maddelerini -özelikle de savunma araçlarını- yabancı ülkelerden temin etme zorunluluğunun getirdiği ilişki biçimi. Bu kavrama uluslar arası siyaset literatüründe iki farklı yaklaşım vardır:
a- Bir devletin (i)tutum ve davranışlarının başka bir devletin (ii)tutum ve davranışları ile açıklanabilmesini, (i) nin (ii) ye bağımlılığı olarak izah eden Anglo Sakson yaklaşım, ve
b- uluslararası sistemi merkez-çevre ikilemi içinde gören neo-marksist yaklaşım.
İki veya daha fazla sayıdaki uluslararası politika biriminin arasında simetrik olmayan bir etki ilişkisi. Günümüzde iki anlamda kullanılmaktadır. İlki, özellikle Anglo-sakson yazarlar kavramı, bir (A)devletin tutum ve davranışlarının bir başka devletin (B)tutum ve davranışları ile açıklanabilmesini, (A)'nın (B)'ye bağımlılığı olarak tanımlamaktadırlar. Bu türden bir bağımlılık terimi en azından derecelendirme yolu ile ölçülmeye nisbeten uygun bir görünümdedir. İkinci olarak uluslararası sistemi merkez/çevre ikilemi içerisinde gören ve Andre GundenFrank başta olmak üzere Latin Amerika üzerinde uzmanlaşmış bazı yazarlar ise, kavrama devletlerarası bir ilişkinin ötesinde bir anlam yüklemektedirler. Bu bağlamdan bağımlılık olgusu, metropol ülkenin karar alma mekanizması, merkez/çevre bağlantısında önemli bir role sahip olan çok uluslu ve uluslarüstü şirketler, çevredeki yerel karar oldakları, gibi birimler arasındaki bir ilişki ve bu ilişkinin içerisinde oluştuğu yapı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu türden bir bağımlılık ilişkisinin derecelendirme yolu ileölçülebilmesi oldukça zor görünmektedir.
Gerek uluslar arası ekonomiyi ve gerekse uluslar arası ilişkileri, tek tek ülkelerin üzerinde global bir sistem olarak ele alan, az gelişmiş ülkeleri, söz konusu kapitalist dünya sisteminin gelişmesi sürecinde aldıkları roller çerçevesinde inceleyen ve tüm bu devletlerin rolünü bağımlılık ilişkisi ile açıklayan kuramlar. Bu kuramlara göre, uluslar arası bir aktörün davranışı hangi yönden analiz edilirse edilsin, öncelikle bu davranışın yer aldığı global sistemin bütününün araştırılması gerekmektedir. En dikkat çeken nokta, uluslar arası sistemin dinamiklerini incelerken, ekonomik faktörlere ağırlık, vermeleridir. Bu bağımlılık teorilerini üç kategoriye indirmek mümkün:
a- dependencia ekolü (Paul Prebish),
b- neo-marksist merkez-çevre analistleri (Andre Gunder Frank),
c- dünya sistemi analistleri (Immanuel Wallerstein).
Uluslararası politika ve uluslararası hukuk alanında farklı sayılabilecek anlamlarda kullanılan kavram. Uluslararası politikada bağımsızlık, bir ülkenin başka bir ülke ya da ülkelerin yönetim ya da denetimi anlamındadır. Bununla beraber tam bağımsızlıktan söz etmek güçtür. Devletlerin birbirinden etkilendiği kabul edilir. Bağımsızlık uluslararası hukukta devletin kurucu öğelerinden biridir. Devletin kurucu öğelerinden egemenlik ilkesinin uluslararası hukukun alanını sınırlaması, dolayısıyla bazı hukukçular bunun yerine bağımsızlık kavramını kullanmaktadırlar. Klasik devletler hukukuna göre bağımsızlık bir devletin dışa karşı egemenliği anlamına gelir ve tüm egemen devletlerin eşitliği ilkesine dayanır. Bu çerçevedeki bağımsızlık, uluslararası hukukun sujeleri konumunda bulunan devletlerin yetki limitlerinin uluslararası hukuk kurallarınca belirlenmesi ve garanti altına alınması anlamını taşımaktadır.
Bir devletin, işgali ya da sömürgesi altında bulundurduğu başka bir devlet ya da halka bağımsızlık verdiğini açıklaması.
Sovyetler Birliğinin 1991 yılından dağılmasından sonra, Rusya öncülüğünde 8 Aralık 1991 tarihinde kurulan, siyasal, ekonomik ve bölgesel işbirliği örgütü. Onbeş eski Sovyet cumhuriyetinden on ikisinin üye olduğu topluluğun merkezi, Beyaz Rusya’nın başkenti Minsk’tedir. Topluluğun amacı, üye devletler arasında ekonomik, sosyal, mali ve kültürel alanlarda işbirliğini geliştirmek ve nihai olarak Bağımsız Devletler Birliğini oluşturmaktır. 1992 yılında askeri işbirliği, 1993 yılında ortak Pazar anlaşmaları imzalanmıştır. 2001 yılında teşkilat içinde dört farklı siyasal oluşum meydana gelmiş olması, topluluğun entegrasyonunu zayıflatmıştır. Bunlar:
a-Rusya/Beyaz Rusya birliği,
b-Kazakistanın girişimleri ile kurulan Orta Asya Ekonomik Topluluğu/ Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan,
c-Gürcistan, Ukrayna, Özbekistan, Azerbaycan, Moldova arasındaki ileri düzeyde işbirliği /GUUAM,
d-Avrasya Ekonomik Topluluğu /Kazakistan, Rusya, Beyaz Rusya, Kırgızistan, Tacikistan
Bloksuzluk olarak da bilinir. Uluslararası politika, belli başlı bloklarla siyasal ya da ideolojik yakınlaşmalardan kaçınma politikası. Bağlantısızlık politikası, II. Dünya savaşı sonrasında Hindistan, Kenya, Yugoslavya gibi ülkeler ile Asya ve Afrika'da yeni kurulan devletlerin çoğu tarafından uygulandı. Bu ülkeler, çoğunlukla ne SSCB'nin önderliğindeki sosyalist blokla ne de ABD'nin önderliğindeki batı blokuyla ittifak kurmaya yanaştılar. Bununla beraber, kendilerini soyutlayacak bir yansızlık politikası da izlemediler. Bir yandan uluslararası ilişkilere etkin biçimde katılırken öbür yandan uluslararası sorun ve çatışmalarda açık tutum takındılar. Bağlantısız ülkeler arasında en geniş grubu oluşturan genç Asya ve Afrika ülkeleri, çoğunlukla batılı devletlerin eski sömürgeleridir. Bu ülkeler, hem batı bloku içindeki eski sömürgeci devletlerle sürekli ve yakın ilişki kurmanın yeni bir bağımlılık biçimi oluşturabileceğinden kaygılanmakta, hem de sosyalist düzenlerin hızlı ekonomik gelişmesi genellikle çekici gelmekle birlikte, SSCB ile çok yakından bağlar kurmanın da onları uydulaştırarak bağımsızlıklarına zarar vereceğinden korkmaktadır. Bağlantısızlık politikası, bu ülkelerin büyük gereksinme duyduğu ekonomik yardımları da çoğu kez her iki bloktan da sağlamalarına olanak vermektedir.
İlk kez 1955 Bandung Konferansı'nda adlarını duyuran bağlantısız ülkeler, 1960'lar ve 1970'lerde, uluslararası ilişkilerde ortak politika izleyerek yeni bir blok oluşturmaya çalıştılar, ama belirli konularda kendi aralarında çıkan ulusal çıkar ayrılıkları yüzünden bu girişimler, başarısız kaldı. Bandung'tan sonra "Bağlantısızlık Hareketi Konferansı adı altında sekiz konferans toplantısı 1961'de Balgrad'da 25 ülkenin katılmasıyla düzenlenen ilk konferansta, bağlantısız sayılmak için 5 ilke belirlendi. Bunlar; 1)Barış içinde bir arada yaşamayı temel alan bir bağımsızlık politikası izleme, 2)NATO, Varşova paktı, SEATO veya CENTO gibi çok farklı askeri ittifaklara katılmama, 3)Kendi topraklarında üs vermeme, 4)Büyük güçlerle ikili askeri ittifaklara katılmama, 5)Ulusal kurtuluş savaşlarını destekleme.
1960'lı yıllarda çok sayıda eski sömürgenin bağımsızlığa kavuşarak uluslararası sistem ve BM içerisinde yer alması ile hareket giderek güç kazandı. 1970'lerden itibaren, kısmen iki kutuplu sistemin gevşemesi, kısmen hareketin ortak paydasını oluşturan sömürge durumundan kurtulmak için verilen ulusal kurtuluş mücadelelerinin azalması, kısmen de grubun üye sayısının artması dolayısı ile ortaya çıkan dağınıklık, hareketin eski prestijini yitirmesine sebep oldu. 1986'da Harare'de yapılan son konferans 101 bağlantısız ülke temsilci yolladı. Günümüzde grubun faaliyetlerinin en belirgin biçimde ortaya çıktığı yer BM Genel Kurulu'dur.
Biyolojik silahlar da denilen ve atıldığında değişik mikroplar yayan bombalardır. Özellikle soğuk savaş döneminde gelişen bakteriyolojik silah teknolojisinin önünü kesmek için 1971 yılında BM tarafından bu tür silahların üretilmesi yasaklanmıştır.
Orta Asya ve Kafkasya’daki yeraltı kaynaklarını dünya pazarlarına ulaştırmak amacıyla inşa edilen stratejik petrol boru hattı. 1990'lı yılların başından itibaren büyük siyasi tartışmalara yol aşan hattın anlaşması, Nisan 1999 tarihinde Azerbaycan ile Türkiye arasında İstanbul Protokolü adıyla imzalandı. Anlaşmaya göre, 2002 yılında inşaatına başlanan hattın 2005 yılında tamamlanması ve en geç 2006 da petrol pompalamaya başlaması planlanıyor. Toplam uzunluğu 1730 km olan hat, Bakü-Tiflis-Erzurum-Erzincan-Kayseri-Ceyhan güzergâhını izlemektedir.
1917 yılında İngiliz Dışişleri Bakanı Lord James Balfour tarafından yayınlanan ve İngilizlerin Filistin’de Yahudiler için bir yurt oluşturulmasını desteklediğini bildiren mektup. Birinci Dünya Savaşında ekonomik açıdan sarsılan İngilizler, bu bildiri ile bir yandan Amerika'daki Yahudi sermayesinin desteğini almayı, öte yandan da rakibi Almanya'daki siyonistleri yanına çekmeyi hesaplıyorlardı. Söz konusu mektup, bugünkü Filistin sorunun oluşumu açısından en önemli dönüm ve hatta başlangıç noktasıdır. Nitekim savaştan sonra, 1920 yılında Filistin bölgesini işgal eden İngiliz manda yönetimi, Yahudi göçü önündeki engelleri kaldırmış ve bölgede bugünkü Orta Doğu sorunu ile devam eden kargaşa dönemi başlamıştır.
Balıkçılık amaçlı olarak belirlenmiş, karasuların dış sınırının ötesindeki deniz bölgesidir. Kıyı devletlerin istemiyle oluşturulan bu bölgeye "balıkçılık bitişik bölgesi" adı da verilir. Ancak, balıkçılık bölgesi kavramının varlığı günümüzde sözkonusu olmaktan çıkmıştır. Türkiye 15 Mayıs 1964 tarihli Karasuları Kanunu ile 6 millik karasularına 6 millik bir balıkçılık bölgesi kurmuştur.
1934 yılında Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan anlaşma. Yaklaşmakta olan II. Dünya Savaşı tehlikesine karşı, zikredilen ülkelerin karşılıklı olarak sınır güvenliklerini garanti etmeyi amaçlıyordu.
1953 yılında Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında imzalanan dostluk ve işbirliği analaşmasının, 1954 yılında askeri bir pakta dönüştürülmesiyle oluşan bölgesel analaşma. Anlaşmanın amacı, Sovyetler Birliği ile arası soğuk olan Yugoslavya’yı Batı Bloğuna yakınlaştırmaktı. Ama sonraki yıllarda etkinliğini tamamen yitirdi.
Balkanlar bölgesindeki çatışmaları önlemek ve gerilim ortamını yumuşatmak amacıyla Avrupa Birliğinin girişimleri ile 10 Haziran 1999 tarihinde kurulan bölgesel pakt. Kosova Savaşının harareti yükselttiği 1998 yılında gündeme gelen pakt, bölgeyi Atlantik eksenine bağlamak ve demokrasi, insan hakları gibi değerleri yerleştirmek amacıyla 40 devletin imzasıyla kuruldu. O sıralarda çıkardığı gerilimler sebebiyle paktın kurulmasında önemli rol oynayan Yugoslavya pakta katılmadı. Pakt, askeri bir birlikten ziyade, gevşek bir bölgesel istikrar forumu mahiyeti taşımaktadır.
1992 yılında Baltık Denizine komşu olan tüm ülkelerin katılımı ile kurulan bölgesel ekonomik örgütlenme. Amacı, öncelikle eski Doğu Bloku'na üye olan Baltık ülkelerini ekonomik anlamda Batı ya entegre etmek, Baltık Denizi'nden ortak şekilde yararlanmak, ulaşım ve çevre konularında işbirliği yapmaktır. Üye ülke dışişleri bakanları her ay düzenli olarak toplanmaktadır. Üye ülkeler: Danimarka, Finlandiya, Estonya, Almanya, Letonya, Litvanya, Norveç, Polonya, Rusya ve İsveç.
Eskiden sömürge altında olan Asyalı ve Afrikalı 29 ülkenin, o tarihte hala sömürge olan ülkelerin bağımsızlıklarını kazanabilmeleri için gerekli olan eylemleri planlamak üzere topladıkları konferans. Soğuk Savaşın tüm şiddetini hissettirdiği 1955 yılında, iki blok arasındaki çatışma dışında kalmak isteyen ülkelerin başını çektiği konferansta, milletlerin kendi kaderini kendilerinin belirlemesi hakkı benimsenirken, kolonyalizm kınanmış ve uluslararası çekişmede tarafsızlar bloğunun kurulması kararlaştırılmıştır.
Avrupa Birliğine üye ülkeler ile Akdeniz ülkelerini bir araya getiren 1995 tarihli Barcelona Konferansı ardından yayınlanan ve iki taraf arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ile serbest ticaret bölgesi kurulmasını öngören bildiri.
Avrupa Birliği ile Akdeniz’e kıyısı olan 12 Afrika ve Orta Doğu ülkesi arasında 1995 yılında yayınlanan Barselona Deklarasyonun ardından başlayan geliştirilmiş bölgesel işbirliği süreci. Başta siyasi ve ekonomik işbirliği olmak üzere, insan ahlakları, demokrasi ve güvenlik konularında yakınlaşma öngörülmüştür. Sürecin Afrika ve Orta Doğulu tarafları: Fas, Cezayir, Tunus, Mısır, İsrail, Ürdün, Filistin Özerk Yönetimi, Lübnan, Suriye, Türkiye, Kıbrıs ve Malta’dan oluşmaktadır. Libya gözlemci üye statüsündedir.
Güce başvurmadan devletler arasındaki uyuşmazlıkların giderilmesidir. Barışçı çözüm devletlerin önemli hakları ve görevleri konusundaki uyuşmazlıkların çözümlenebileceği süreçleri içerir. Uluslararası uyuşmazlıkların barışçı çözümü için iki tür teknik vardır. Hukuki ve siyasal, hukuki olan uluslararası hukuki uyuşmazlığın gerçeklerine (öğelerine) uygulamayı içerir. Bunun başlıca iki yöntemi sözkonusudur. Hakemlik ve uluslararası yargı. Siyasi olan ise diplomatik müzakere, dostça girişim, arabuluculuk, soruşturma komisyonları, uzlaştırma komisyonları ve BM örgütü aracılığıyla çözüm yöntemleridir. 1899 ve 1907 Hague Barış Konferansları zorunlu barışçı çözüm sürecini kurma çabalarının oluşmasına neden oldu. Bu tür çabalar ve metodlar Briand-Kellog Paktı'nda, BM anlaşmasında yer aldı. Barışçı çözüm alanındaki gelişmeler (ilerlemeler) silahsızlandırma, uluslararası örgütsel etkinlikler, ekonomik gelişme ve eğitimsel ve kültürel değişiklikler gibi ilgili alanlardaki çalışmalarla daha da büyümektedir.
Birleşmiş Milletler'in bazı bunalımların üzerine ve Güvenlik Konseyi'nin kararı ile üye ülkeler askerlerinden oluşan ve kritik bölgelere gönderilen kuvvetlerdir.
İlk defa Kore Savaşı çıktığında buraya Birleşmiş Milletler kuvvetleri sevkedilmiştir. Ancak, doğu bloku ülkeleri bunu arzulamadığındn bu konudaki karar Güvenlik Konseyi yerine, Genel Kurulu'nca alınmış ve uygulanmıştır. Esasen bu operasyona daha ziyade ABD kuvvetleri önemli ölçüde katılmıştır. Daha sonraları ise, başka durumlarda da Birleşmiş Milletler üyelerinden bazılarının askerlerinden oluşan kuvvetler kullanılmış ve bunlara doğu bloku ile batı bloku ve tarafsız (bloksuz) ülkeler askerlerinin de katıldığı görülmüştür. Bu da, Birleşmiş Milletler Anayasası'nda öngörülen bu örgütün askeri kuvvetlerinin olmayışının herkesçe bir boşluk olarak kabul edildiğine bir işarettir. Nitekim, Birleşmiş Milletler bazı olaylarda (Ortadoğu, Kongo, Kıbrıs) silahlı kuvvetler göndermiş bazı yerlerde de askeri gözlemciler bulundurmuştur.
Örneğin Kıbrıs'taki B.M. Barış Gücü (UNFICYE) adıyla anılan ve bir ara toplam 6 bin kişi civarına kadar çıkan Avusturya, Kanada, Danimarka, Finlandiya, İrlanda, İsveç ve İngiliz askerlerinden oluşan bir askeri kuvvet görevlendirilmiştir. Ayrıca, bu kuvvetlerin masraflarının karşılanmasına çok daha fazla sayıda BM üyesi ülkeler katılmaktadırlar ve hepsi kendi arzusuna göre bir miktar para vermektedir. 1964'te Kıbrıs'a gönderilen bu kuvvetlerin finansmanına 55 ülke katılmış bulunmaktadır. Bu kuvvetin süresi de her 6 ayda bir Güvenlik Konseyince görüşülmekte ve yeniden uzatılmaktadır. 1974 yazında Türkiye'nin yaptığı Kıbrıs Barış Harekatı ile B.M. Barış Gücünün yeterli ve yararlı olmadığı ortaya çıkmıştır. Halen Adada 2500 kadar Barış gücü askeri vardır.
Son olarak, Ortadoğu'daki Altı Ekim Arap-İsrail Savaşı'ndansonra, Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin bir kısmı Sina Yarımadası'nda gönderilerek, Mısır-İsrail kuvvetleri arasında bir bölgede görev almışlardır. Ortadoğuda UNTSO, UNEF, UNDOF Mısır-İsrail arasında ve UNIFIL Lübnan'da görev alan kuvvetlerin isimleridir. B.M. Barış Gücü askerlerine politika lisanında ayrıca "Mavi Bereliler" (casque blues) denmekte olup, bunun nedeni, sözü geçen askerlerin Birleşmiş Milletler bayrağındaki mavi renkte bere giymeleridir. 1978'de Afrikalılar da bir Barışgücü oluşturup Zaire'ye yollamışlardır.
II. Dünya Savaşı'nı izleyen soğuk savaş yıllarından sonra SSCB tarafından ortaya atılan, kapitalist, sosyalist sistemler arasındaki ilişkilerin savaşa yol açmadan sürdürülebileceği belirtilen doktrin.
1920'lerin başında V.İ. Lenin tarafından ilk söz edilerek çerçevesi çizilen terim, farklı toplumsal sistemleri olan ülkeler arasında barışçı ilişkiler kurulmasını öngörüyordu.
Sovyetler birliği Komünist Partisi (SBKP) birinci sekreteri Nikita Kruşçev, 21 Haziran 1960'ta yaptığı bir konuşmada kapitalizm koşullarında savaşın kaçınılmaz olduğu yolundaki kuramın artık geçerli olmadığı görüşünü yineledi. Kruşçev, daha sonra da sosyalizmin başarısının anahtarının barış içinde bir arada yaşama olduğunu vurguladı. Bu kural ulusal kurtuluş savaşlarını geçersiz kılmıyordu. SSCB, sömürgesi aktif bir biçimde destekleyecekti. Gene Kruşçev'e göre barış için mücadele sloganı ile, komünizm için mücadele sloganı çatışmıyordu. Bu doktrinin ana çizgileri Ekim 1964'te Kruşçev'in yerine geçen Leonid Brejnev tarafından izlendi.
Bu yorum esas itibariyle nükleer bir savaşta her iki tarafın da yok olacağının anlaşılmaya başlanmasıyla ilgilidir. Kruşçev'e göre barış içinde birarada yaşama ilkesi, sosyalist ülkelerin kapitalist ülkelerle olan mücadelesinin daha çok ekonomik ve teknolojik alanlara kayması sonucunu doğuracaktı.
George Modelski tarafından geliştirilen bu kurama göre, XV. yüzyılla birlikte dünya tarihi, belirli devletlerin belirli bir süreyle yeryüzünde üstün duruma yükselmeleri ve sonra bu statülerin düşmeleri zinciri içinde bugüne doğru çıkmaktadır. Bu üstün duruma geçen devlet başat güç adını almaktadır. Bu başat güç durumuna yükselme ve bu durumdan düşüş kabaca yüzer yıllık sürelerle olmaktadır. Belirli bir devlet yükselerek dünya denizlerinde egemen duruma geçmekte-başat gücün tanımında okyanuslara egemen olmak önemli ve belirleyici bir özellik olarak gösteriliyor- ve bu egemenliğini hemen hemen yüz yıl sürdürmektedi. Bu süre içinde, başat güce meydan okuyan başka bir güç (challenger) çıkmakta ve ikisi arasında belki sistemin öteki üyelerinden bir kısmının da katıldığı büyük bir savaş, yeni başat gücün belirmesini sağlamaktadır. Bu büyük savaştan ise genellikle başat güç ve meydan okuyan güç değil, üçüncü bir devlet kazançlı çıkarak, dünya egemenliğini o kurmaktadır.
Dünya siyasetinde, XVI. Yüzyıldan bu yana, her yüzyılda belirli bir gücün dünyada üstün duruma yükseldiğini ve böylece zincirleme bir güç değişimi yaşandığını savunan görüş. Buna göre XVI. Yüzyılda İspanya, XVII. Yüzyılda Hollanda, XVIII. Yüzyılda Fransa, XIX. Yüzyılda İngiltere ve XX. Yüzyılda ABD başat güç olmuştur.
1948 yılında Batı Birliği çerçevesinde kurulmuş olan askeri örgüt. Batı Birliğine üye 5 ülkenin savunma bakanlarından oluşan bir savunma kanadından, genelkurmay başkanlarının oluşturduğu bir askeri kanattan ve bir de orta komutanlıktan _Batı Avrupa Daimi Başkomutanlığı_oluşmuştu. Merkezi Paris’te olan teşkilat, 1950 yılında NATO'yla birleşmiş ve böylece Avrupa da NATO dışında savunma örgütü kalmamıştır.
Diplomasi ve genellikle politika alanında, çok sözü geçen İngilizce kökenli deyim, Türkçe'ye "Bekle ve Gör" politikası şeklinde çevrilmektedir. Bir takım olaylar karşısında, acele etmeden beklemek ve hemen harekete geçmeden, bu olayların gelişmesini dikkatle ve yakınen izleyerek, son ve en uygun duruma göre bir tutum saptamak politikasıdır.
Bazen de bir politik amacın gerçekleşmesi için hareketsizliği benimseyip sabırla beklemek anlamına gelen ve "attantizm" de denilen tutum ile aynı olarak kullanılmaktadır.
1 Kasım 1960 tarihinde Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında kurulan ekonomik birlik. Amacı bu üç ülke arasında ekonomik, maliye, gümrük, dış politika alanlarında işbirliği kurmak ve Avrupa Birliği nezdinde ortak hareket etmektir.
1961 yılında, Batı Berlin ile Doğu Berlin’i birbirinden ayırmak için inşa edilen ve 1989 yılında Doğu Blokunun çökmesine kadar Soğuk Savaşın en açık sembolü olan duvardır. 28 yıl boyunca binlerce insan, batıya kaçmak için duvarı aşmaya çalışırken öldürüldüğünden Utanç Duvarı da denilmektedir. Duvarın yıkılması 1990 yılında iki Almanya’nın birleşme sürecini de başlatmıştır.
Ellerindeki her türlü araca başvurarak bir ulusun dayanışmasını ve bütünlüğünü yok etmeye çalışan yıkıcı yeraltı grubuna ve bu harekete verilen isim. İspanya iç savaşı (1936-39) sırasında faşistlerin dört koldan Madrit'e doğru ilerlediği bir sırada, hükümeti çeşitli sabotaj ve eylemlerle içeriden yıkmaya çalışan Françisco Franco taraftarları beşinci kol diye nitelendirilmiştir. Beşinci kolun başlıca yöntemlerinden biri yıkıcı unsurların, hedef ülkenin tüm yapısına, özellikle de siyasal karar alma ve ulusal savunma merkezlerine sızmasıdır. Benzeri uygulamalar Nazi Almanyası tarafının Avusturya, Çekoslovakya, Norveç gibi ülkelerin ele geçirilmesinde uygulanmıştır. 1940 yılında Nazi Almanyası'nın Norveç'e saldırısında vatan haini olarak tanımlanan dünya grubu beşinci kol olarak çok etkili bir rol oynamıştır.
Hindistan ile Çin arasındaki ilişkilerde uyulması gereken kurallar, Çin başbakanı Çu en Lay, Hindistan başbakanı Nehru ile görüşerek, ilişkilerinde Beş Prensibin egemen olmasına karar vermişlerdir. Bunlar; birbirlerinin toprak bütünlüğü ve egemenliklerine karşılıklı saygı, saldırmazlık, birbirlerinin iç işlerine karışmama, etkinlik ve karşılıklı fayda ve barış içinde birarada yaşama.
Arap Birliği Örgütünün 27 Mart 2002 tarihinde Beyrut’ta yaptıkları zirve toplantısı ardından yayınladıkları barış planı ve bildirisi. Bildiride, İsrail’in işgal ettiği Arap topraklarından geri çekilmesi karşılığında Arap ülkelerinin bu ülke ile tüm savaşı bitirecekleri ve normal bir ilişki süreci başlatacakları sözü verilmekteydi. Filistin ayaklanmasını-Agsa Intifada bastırmakla meşgul olan İsrail, bildiriye olumlu yanıt vermemiştir.
1975 yılında ABD ile Küba arasındaki soğukluğu gidermek için, iki ülke beyzbol takımları arasında maç tertip etme girişimleri ile kendini gösteren diplomatik çabalar.
Varsayımsal bir uluslararası sistem türü. Uluslararası politika teorisinde Morton A. Kaplan tarafından ortaya atılan bu sistemde bulunan hemen tüm birimler, bir nükleer savaşı başlatabilecek ölçüde nükleer silaha sahip olacaklardır. Böylece günümüzün esas itibari ile iki kutuplu nükleer denge anlayışı, yerini daha değişik bir denge anlayışına bırakacak, sistemdeki birçok birim, genel bir barış ya da savaş konusunda söz sahibi olacaklardır. Günümüzde nükleer güç dağılımı henüz bu aşamadan uzak olmakla birlikte, gelişmenin bu yönde olduğu bir gerçek.
Bir nükleer çatışmada ani bir nükleer saldırıya karşı tarafın gücünü hızlı bir şekilde tahrip etme veya zayıflatma yahut misilleme imkanını ortadan aldırma stratejisini uygulama yeteneği. Birinci vuruş teorisi bir tarafın yapacağı büyük çaptaki bir saldırıya karşı tarafın yaralarını saramayacak şekilde tahrip edilmesi ve felce uğratılması sonucu savaşın kazanılmasını varsayar. Birinci vuruş yeteneği bir devletin elinde bulunan nükleer başlıkların sayısına ve gönderme araçlarına bağlıdır fakat aynı zamanda da düşmanın ikinci vuruş yeteneğine sahip olma gelişmişliğiyle sınırlıdır. İkinci vuruş yeteneğinin tahribatından kaçınmak için, ABD ve SSCB filolarda ve uydu ülkelerde katılararası füzeleri yerleştirmişler, çok yönlü nükleer başlıklı füzeleri denizden fırlatan denizaltıları da dünyanın değişik okyanuslarına dağıtmışlardır.
Gerek ulusal olsun gerekse uluslararası düzeyde olsun; kararların, belirlenmiş ilkelerin, ulaşılan sonuçların yada sahip olunan görüşlerin kamuoyuna duyurulduğu belge.
Uluslararası hukukta, bir devlet ya da hükümetin yasal varlığının, o ülkedeki hukukun hayata geçmesiyle birlikte otomatik biçimde meydana geleceğini öngören doktrini.
Herhangi bir ülke tarafından Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na bildirilen be ajansın denetimi için gerekli koşulları hazırlanmış olan tesis. Nükleer silah sahibi ülkelerde sadece ilgili ülke tarafından belirlenmiş tesisler bu kategoriye girerken, nükleer silah sahibi olmayan bir devlette ise, işler durumda bulunan tüm nükleer tesisleri içine alır.
Normal koşullarda mahkemelerin istediği uzman görüşü anlamına gelen bu ifade, diplomaside yaklaşık bir anlamla, uluslararası bir anlaşmazlığın çözümü için dost bir ülkenin yapmış olduğu iyi niyetli çözüm çabalarını ifade etmektedir.
Kıyı devletlerinin, üzerinde egemenlik haklarının değil de, gümrük, maliye, sağlık ve göç gibi konulardaki çıkarlarını koruma yetkisine sahip oldukları yakın açık deniz parçası. Bir ülkenin kendisine ait kara sularının ölçülmeye başlandığı esas sınırdan itibaren yani en fazla 12 mile kadar devam eden karasularının dış sınırından sonra başlayan deniz alanıdır. Birbirine yakın olan kıyı devletlerinin söz konusu bölge üzerinde egemenlik hakları yoktur. Ama değişik konularda, bu bölge içinde kendi çıkarlarını koruma yetkisi bulunmaktadır.
1948 yılında İsrail’in bağımsızlığını ilan etmesi üzerine çıkan savaş. İsrail’e komşu Arap ülkelerinin katıldığı savaş, Arap ordularının yenilgisi ile sonuçlandı.
Atıldığında çeşitli mikropları yayan biyolojik silahların kullanıldığı savaş. Bu yöndeki ilk savaş denemelerini 1935 yılında Japonya yapmıştır. Daha sonra elinde böyle bir teknoloji bulunan tüm ülkeler biyolojik savaş senoryaları hazırlamışlardır. Soğuk Savaş döneminde biyolojik savaş senaryolarının Afrika'daki kabileler üzerinde denendiği bilinmektedir. 1971'de bu tür silahların kullanımı yasaklandığından biyolojik savaş bir ara gündemden düşse de, biyolojik terör-bioterror sorunu olarak 1990'larda yeniden güvenliğin üst sıralarına yerleşmiştir.
27 Ekim 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan eden Çeçen-İnguş Cumhuriyeti ile, bu bağımsızlığı tanımayan Rusya arasında 1994-1996 yılları arasında meydana gelen savaş. 11 Aralık 1994 tarihinde Çeçenistan'a giren Rus birlikleri ile Cevher Dudayev liderliğindeki Çeçen direnişçiler arasındaki savaşta 120 bin insan hayatını kaybetti. Bir milyona yakın insanın göç etmek zorunda kaldığı savaş, önce 31 Ağustos 1996 tarihinde ardından da 12 Mayıs 1997 tarihinde ayrı ayrı varılan iki anlaşma ile sona erdi. Anlaşmada, Çeçenistan'ın Rusya ile eşit bir devlet statüsünde olduğu teyit edilirken, 5 yıllık bir geçiş dönemi konarak, sorunun çözümü için 2001 yılına kadar, uluslararası kurallara göre hareket edeceği vurgulandı. Ancak bu sürenin dolmasına yakın dönemde yaşanan gerilim yeni bir savaşı beraberinde getirdi.
Çekiç Güç olarak bilinen ve Türkiye’nin İncirlik üssünde konumlanmış bulunan askeri güç. Temmuz 1991 tarihinde ilk defa kurulan güç, Saddam Hüseyin’in olası bir saldırısına karşı Kuzey Irak Kürtlerini korumayı amaçlıyordu. Yetmiş yedi uçak ve helikopterin yanı sıra, beşeri unsurlar olarak Amerikan-İngiliz-Fransız-Türk 1862 kişilik personelden oluşuyordu. 2003 yılında Irak'ta Saddam Hüseyin yönetiminin ABD ve İngiliz ortak askeri operasyonu ile yıkılması ardından, bu gücün işlevi de sona ermiştir.
Adolf Hitlerin 1889-1945, bütün Almanca konuşan toplulukları tek bir Alman devleti altında toplamayı amaçlayan dış politika ilkesi.
XIX. yüzyılın sonundan itibaren kullanılmaya başlanan ve antik Helen uygarlığının yayıldığı her yerin Yunanistan’a bağlanması gerektiğini savunan görüş.
1992 yılındaki BM Çevre Konferansında benimsenen ve dünyadaki canlı çeşitliliğinin korunması ve geliştirilmesi için devletlerin yapması gereken yükümlülükleri sıralayan sözleşme.
Ülkelerin aralarında, özellikle politika ve askeri yönden işbirliği yapmak üzere ve diğer bazı ülkelere yönelik olarak anlaşmalar yoluyla gruplar kurmalarına, milletlerarası politika lisanında "bloklaşma" denmektedir.
Bloklar kurma tarih boyunca görülmüştür. Yüzyılımızda ise en önemli bloklaşmaların ilki, Birinci Dünya Savaşı öncesinde oluşan İngiltere, Fransa, Rusya ile diğer bazı devletlerden kurulan "itilaf" yani "antant devletleri" bloku ile bunun karşısında bulunan Almanya, Avusturya, Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve diğer bazı devletlerden oluşan ve adına "ittifak" yani "Alyans Devletleri" veya "Merkezi İmparatorluklar" denilen bloktur.
Birinci Dünya Savaşı da zaten bu iki blok arasında olmuştur. (ABD'de birinci bloka katılmıştır). Bu savaşın bitimini izleyen yıllarda, özellikle Almanya'da Nazizm'in (Nasyonel Sosyalizm) gelişmesi, Rusya'da da Komünist rejimin yerleşmesinden sonra dünya politikasında ilişkilerini artırması ve çekingen tutumundan sıyrılması ile ayrıca Uzak Doğu'da Çin-Japon savaşının gelişmesi ile tekrar bloklaşmalara doğru eğilimler ve girişimler artmıştır.
Böylece, bir yandan Almanya, İtalya ve Japonya'nın öncülüğünü yaptığı Mihver (Axis) denilen blok doğmuş, diğer yandan da Müttefikler (Allied Powers) denilen, İngiltere ve Fransa ile sonradan onlara katılan Çin, ABD ve diğer bir çok ülkeden kurulu blok arasında İkinci Dünya Savaşı yapılmıştır.
Bloklaşmalar, bir çatışma halinde birçok ülkenin savaşmasına yol açmakta ve dünya yüzünde bir genel savaş meydana gelmektedir. Birinci Dünya Savaşında 16 ülke aralarında savaşmışlar, İkinci Dünya Savaşına katılan ülkelerin sayısı ise 50'yi aşmıştır.
İkinci Dünya savaşından sonra ise "Soğuk Savaş" denilen psikolojik gerginlik ve baskılar devresine giriliş, bazı yerlerde "Bölgesel Savaşlar" denilen gerçek silahlı çatışmalar başgöstermiş ve yine yeryüzünde ve bu kez ideolojik faktörlerinde rol oynadığı yeni bir bloklaşma dönemi yaşamaya başlanmıştır.
Bu kez bloklaşma bir yandan "Doğu Bloku" denilen sosyalist ülkeler (Doğu Avrupa ülkeleri ve Rusya ile Çin'den oluşmuştur) bir yandan da "Batı Bloku" denilen (ABD, İngiltere, Fransa ve diğer birçok Avrupa ve amerikan kıtası ülkesinden oluşmuştur) iki grup yaratmıştır.
Bu iki blok daha öncelerinden farklı olarak aralarında daha değişik sıkı bağlar kurmuşlar, bazı konularda ise birbirlerine fazla bağlanmamışlardır. Örneğin, Batı Bloku veya Batı Dünyası denilen bloktan 15 ülke sıkı bir askeri ve siyasi ittifak olan NATO'da işbirliği yaparken, diğer birçoğu bu işbirliğinin dışında fakat genel eğilimi bakımından birbirine yakın bir politika içinde oluşmuşlardır. Öte yandan, Doğu Bloku'nda da Varşova Paktı içinde 7 ülke sıkı askeri ve siyasi işbirliği sürdürürken; Çin, Arnavutlu, Küba gibi ülkeler bunun dışında fakat eğilim bakımından Doğu Bloku içindedirler.
Ayrıca bu kez, bir diğer blok olan "Üçüncü Dünya" ülkeleri denilen sözü geçen iki önemli blokun dışında kalan pek çok ülkenin oluşturduğu bir grup da ortaya çıkmıştır.
Üçüncü Dünya denilen gruptaki ülkelerin aralarındaki bağlar, diğer iki bloka nazaran çok değişikti. Bunlar daha ziyade aynı problemlere sahip olmaları ve çeşitli nedenlerle bir kesim blok içinde bulunmak istemeyişleri dolayısıyle kader yönünden birbirlerine benzemekte oluşlarından bir blok gibi görünmekte ise de esas "ortada" denilebileek bir durumdadırlar. Fakat dünya politikasının tartışıldığı birçok milletlerarası kuruluş, konferans ve toplantılarda önemli bir rol oynamaktadırlar.
Lenin/1870-1924 ve arkadaşlarının Karl Marksın/1818-1883 görüşlerinden yola çıkarak geliştirdikleri ihtilalci anlayış. Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi içinde 1903 yılından sonra oluşan bu grup bir süre sonra Rus Komünist Partisi haline gelmiş ve 1917 Devrimini gerçekleştirmiştir.
1991 yılında Yugoslavya’nın dağılmasıyla bağımsızlığını ilan eden Bosna Hersek Cumhuriyetinin Sırplara ve Hırvatlara karşı verdiği bağımsızlık savaşı. Yaklaşık 4 yıl süren savaştaki Boşnak etnik grubu, hem Bosnalı Sırplara hem de Sırbistan Sırplarına karşı savaşmak zorunda kaldı. Büyük katliamlara sahne olan savaş, 21 Kasım 1995 tarihinde imzalanan Dayton Anlaşması ile sona erdi. Savaş sırasında 312 bin insan hayatını kaybederken, 21 bin kadın tecavüze uğramış, 49 bin kişi sakat kalmış ve 48 bin adet ev, cami yok edilmiştir.
Oturum boykot politikası. Bir ülkenin, üyesi bulunduğu uluslar arası örgütün belli bir kararına tepkisini göstermek için toplantılarına katılmayarak, kendisine ait üyelik koltuğunun boş bırakması.
Uluslararası siyasette ticari yaptırım biçimlerinden biridir. Bir ülkeyi ekonomik açıdan zarara sokmak ya da haksız uygulamalarda bulunması durumunda bu ülkeyi protesto etmek ve cezalandırmak amacı ile başvurulan ilişki kesme eylemidir. Bu tür baskı yönteminin amacı ekonomik olabileceği gibi, siyasi, askeri ya da ideolojik olabilir.
Boykot, bir ülke ya da ülkeler grubuyla toplu ve organize edilmiş bir şekilde ekonomik ilişkileri kesme. Dış politikada etkili ticari yaptırım biçimlerindendir. Boykot ekonomik olabileceği gibi politik, askeri ve ideolojik kaynaklı da olabilir. Boykot çoğunlukla işçi örgütlerini daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etmek için başvurdukları bir yöntemdir. ABD'nin II. Dünya Savaşı'ndan önce Japon ithal ürünlerine karşı uyguladığı boykut, kendi iş alanlarına ve endüstrisini dış rekabete karşı genel olarak korumaya yönlendirilmiştir. Boykot terimi, belirli olarak eylemlere katılmayı reddetme anlamını da içerir. Bir ülkenin temsilcileri, başka bir ülkenin izlediği politikadan ya da tutumdan hoşnut olmadıklarını göstermek için uluslararası konferansları ya da toplantıları boykot edebilir. Bir ülkenin, ülke topluluğunun ya da uluslararası örgütlerin başka bir ülkenin politikasını ve hareketlerini etkilemek ya da protesto etmek amacıyla giriştiği boykot biçimleri de vardır. Birleşmiş Milletler'in 1965 yılında yasal olmayan yollarla İngiltere'den ayrılıp bağımsızlığını ilan eden Rodezya ile ekonomik ilişkiler kesilmesi yolunda bütün üyelerine yaptığı çağrı uluslararası bir örgütçe uygulanan bir boykot örneğidir.
Geçmiş dönemlerde sömürgeci ülkelerin uyguladığı politika. Genellikle XIX. Yüzyılda İngiltere ve diğer sömürgeci devletlerin izledikleri bir yöntemdir. Politikanın özü; bölünmek yoluyla birliği ve gücü zayıflayan bir ülkenin daha kolay dış etkilere açıldığı esasına dayanır. Böylece, bölünme ardından doğmuş yeni ülkeler de kendilerine yardımcı olan devletlerin nüfuzuna daha kolay girerek dolaylı biçimde onlar tarafından yönetilebilir.
Rakiplerini bölerek ya da onları bölünmüş vaziyette tutarak zayıf durumda bırakmak isteyen devletlerin izledikleri yoldur. Bu bir tür hükümran olmak için bölmektir. XIX. yy.'da sömürge imparatorluklarının kuruluşunda, Asya ve Afrika'nın komşu topluluklarını birbirine düşman etmek için bu kuraldan çok yararlanıldı. Bu politikanın en iyi örneklerini Almanya'ya karşı Fransa'nın politikasında ve Avrupa'nın öteki ülkelerine karşı izlenen Sovyet Politikası'nda görüyoruz. Son birkaç yüzyıldan beri II. Dünya Savaşınınsonuna değin, Fransa'nın Almanya'ya karşı politikasının ana teması, ya Alman İmparatorluğunu küçük bağımsız devletlere bölmek ya da bu gibi küçük devletlerinbirleşerek tek bir devlet kurmalarını önlemek olmuştur. II. Dünya Savaşı'ndan sonra bölünmüş olan Almanya'nın birleşmesine de yine Fransa karşı çıkmıştır. Bunun gibi Sovyetler Birliği de Avrupa'nın birleşmesi konusundaki her plana karşı çıkmış; birleşmiş bir Avrupa'yı kendisi için bir tehlike olarak görmüştür.
Kırk üyeli Avrupa Konseyi tarafından 1992 yılında kabul edilen bildirge. Amacı, imzacı üyelerin azınlık dillerinin eğitimde, hukuksal süreçlerde, idari hizmetlerde, kamu hizmetlerinde ve medyada kullanımına izin vermesini sağlamaktır. Şu ana kadar çok az sayıda ülke tarafından kabul edilmiştir.
II. Dünya Savaşı sonrasının ekonomik düzenine ilişkin olarak 22 Temmuz 1944'te ABD de imzalanıp 27 Aralık 1945 tarihinde yürürlüğe giren anlaşmalar. Bu anlaşmalar, savaş sonrası uluslararası para sistemini, doların altın konvertibilitesi ve ulusal paraların istikrarı üzerine dayandırmışlardır. Ancak bu esaslar 1965 ten sonra geçerliliğini kaybetmiş ve yani arayışlar Jamaika Anlaşmalarına yöneltmiştir. Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu/IMF gibi bugün dünya ekonomisine yön veren kuruluşlar, Bretton Woods Anlaşmaları ile kurulmuştur.
Başını Amerika ve İngiltere’nin çektiği 44 ülkeden temsilcilerin bir araya gelerek, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşacak uluslararası ekonomik düzeni belirlemeye çalıştığı konferans. 1944 Temmuzunda toplanan konferansta, Amerikan yönetimi tarafından hazırlanan White Plan kabul edildi. Bu planla IMF ve Dünya Bankasının çerçevesi çizilmiştir.
1944 yılındaki konferansın ardından oluşturulan ve 1946-1973 yılları arasında uygulanan uluslararası para sistemi. Bu sistemde, uluslararası parasal ilişkilerde dolar dışındaki paraların dolar, doların ise altın cinsinden tanımlandığı sabit döviz kuru sistemi benimsenmiş ve yabancı dövizler için altın-dolar ilişkisine dayalı sabit bir parite/Standart Gold Exchange belirlenmiştir. Bu sistemin bel kemiğini dolar oluşturduğundan dolar sistemi de denmektedir. Ancak 1973 yılında ABD dolarının aşırı değer kaybı üzerine, bu sistemden vazgeçilmiş ve esnek döviz oranı sistemine/Flexible Exchange Rate geçilmiştir.
Sovyet liderlerinden Leonid Brejnevin/1906-1982 siyasal felsefesini ortaya koyan sertlik yanlısı tutum. Buna göre, Sosyalist bloğa üye olan ülkelerden herhangi birinden mevcut sol rejimi tehlikeye düşürecek bir harekete göz yumulmayacaktı. Yine bu doktrine göre, herhangi bir ülkeye sosyalist rejimin yerleştirilebilmesi için diğer sosyalist ülkelerin müdahale hakkı bulunmaktaydı.
ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Polonya, Belçika ve Çekoslovakya arasında Ağustos 1928 tarihinde Paris’te imzalanan barış paktı. Anlaşmaya göre taraflar savaşı bir dış politika aracı olarak kullanmamayı, sorunların çözümünde barışçıl yöntemlere başvurmayı kabul etmekteydiler. Daha sonra anlaşmaya katılan ülke sayısı 50 ye ulaştıysa da, uygulama değişmemiş ve İkinci Dünya Savaşı ile işlerliğini kaybetmiştir.
Aşırıcılık, risk alma siyaseti, aşırı yaklaşım politikası. Maksimum fayda ve çıkarı elde etmek için güvenlik sınırlarını sonuna kadar zorlayıp, gerekirse büyük tehlikeleri göze alma.
İkinci Dünya Savaşı ardından uluslararası düzenin temel kurallarını belirleyen ve BM örgütünü kuran anlaşma. 51 ülkenin imzası ile 26 Haziran 1945 tarihinde imzalanan anlaşma. 111 maddeden oluşmaktadır. Bunun yanı sıra söz konusu maddelere, Adalet Divanının statüsünü belirleyen 70 maddelik bir ek bulunmaktadır. BM Sözleşmesinde, insan haklarının ve dünya barışının korunması üzerinde önemle durulurken, maddelerin tamamında, barış ve güvenliğin korunması, halkların ekonomik ve sosyal gelişimlerinin sağlanması için devletlerin işbirliği imkanları ve BM'nin bu yöndeki rolü ortaya konmaktadır.
Gerginlik olan bir bölgede, barışı korumak üzere BM Barış Gücü askerlerinin konuşlandırılması. 2004 yılına gelindiğinde dünyanın 20 ye yakın bölgesinde 10 bini aşkın BM Barış Gücü askeri bulunmakta ve bunların yıllık maliyeti ortama 1 milyar doları aşmaktadır. Halen; Kosova, Bosna, Hırvatistan, Batı Sahra, Haiti, Sierra Leone, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kıbrıs, Güney Lübnan, Filistin, Golan, Irak-Kuveyt, Timor, Hindistan-Pakistan, Tacikistan, Afganistan ve Gürcistan da BM güçleri konuşlanmış bulunmaktadır.
1-Kent soylu, orta sınıf toplumsal tabaka. Kendilerini yönetici sınıfına yakınlaştıracak derecede belli miktar servete sahip olan iş adamı, memur ya da aydın kesimi.
2-Marksist kuramda, kapitalist toplumda artık değerin bölüşülmesi konusunda işçi sınıfı ile mücadele eden ve kapitalizmin korunmasından çıkar sağlayan orta sınıf. Kavram ilk defa 1780'lerde Fransa’da ortaya çıkmış ve 1789 Devriminde iyice belirginleşmiştir.
Bir ülkeye atanmış bulunan yeni başkonsolos veya konsolos için, onu kabul eden ülke devlet başkanı tarafından imzalı olarak hazırlanan kabul belgesidir. Yeni başkonsolos ya da konsolos, kendi devlet başkanınca imzalı bir atama belgesi ile yeni görevine gelir. O belgeyi görev yapacağı ülkenin dışişleri bakanlığına sunar ve karşılığında exequatur belgesini alır. Bu belgede kimlik bilgileri ve iznin yanı sıra görev yapacağı bölgelerde belirtilir.
Siyasal kararların uygulamaya geçirildiği, çalışan personelin hak, sorumluluk ve ilişkilerinin yazılı olarak belirlenip, bütün işlerin hiyerarşiye uygun olarak yerine getirilmesinden dolayı formalitelerin önem kazandığı kamu kurumları.
En genel anlamda, daha büyük siyasi veya ekonomik birimlerin ortaya çıktığı bir gelişim süreci. Entegrasyon iki alanda ele alınabilir; a)uluslararası alanda, yeni birim yaratma amacı ile girişilen entegrasyon, b)iç yani ulusal alanda; kurulmuş bir bütün kendi içinde işbirliğini kurma ve geliştirme amacı ile girişilen entegrasyon. Ulusal entegrasyon olarak sözü edilen ikinci bir durum, özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında bağımsızlığını kazanan eski sömürgeler açısından önem taşımaktadır. Birinci anlamda ise, uluslararası platformda devletlerin siyasi ve ekonomik alanda daha büyük birimler oluşturmaları olarak açıklanabilir. Ekonommik entegrasyon, iki veya daha çok ülkenin birbirleri ile ekonomik, mali, parasal ve sosyal alanlarda anlaşmasıdır. Bu anlamda kurulan birlikler bölgesel niteliklidir ve gümrük duvarları kaldırılarak tam bir alışkanlık sağlanmasını amaçlar. Siyasal entegrasyon ise, ekonomik entegrasyonun başarılı işleyebilmesi için gerekli karar ünitesi yaratmayı amaçlar. Bu ünitenin amacı siyasal, dengesizlik ve anlaşmazlıkların ortadan kaldırılmasıdır. Merkezi ünite aracılığı ile belirlenen ortak politikalar, bir dizi siyasal ve teknik nedenler ile başvurulur. Tarihsel nedenler, savaşları durdurma ve barışı sağlama amacı taşir. Ekonomik nedenler; a)ekonomik sürtüşmelerin yıkıcı etkilerinden arınma isteği, b)istihdam ve yaşam standartlarının yükseltilmesi ile ortak kalkınma isteği, c)geniş pazar olanakları yaratma isteği, d)ulusal ekonomilerin uluslararası değerlerle yönlendirilmesinin zorunluluğu. Siyasal nedenler; a)tek tek etkisiz kalınan konularda bütünleşerek siyasal etki oluşturma eğilimi; b)dünya dengesini koruma. Teknik Nedenler; a)teknoloji ve bilim alanında ortak çalışma çoğunluğunun ortaya çıkması, b)uluslararası şirketlerin faaliyetlerini yürütebilmesi için gerekli ortamın hazırlanması.
Bir entegrasyonun başarılı olabilmesi şu şartlara bağlıdır.
a) Ülkelerin sahip olduğu doğa ve ilişkiler
b) Ülkelerin çıkarlarının çatışıp çatışmadığı
c) Ülkelerin sağlayıp dağıttığı güç
d) Topluluğun sürekliliği
e) Ortak politika ve eylemler
Görevli bulunduğu yabancı ülke nezdinde kendi devlet başkanını temsil eden en üst düzey diplomat. Emrindeki elçilik personeli ile çeşitli alanlarda, iki ülke arasındaki ilişkileri yürütür.
Bir devletçe bir başka devlete gönderilen en yüksek rütbeli diplomatik temsilci. Diplomatik ilişkiler üzerine gerçekleşen Viyana Kongresi (1961) diplomatik temsilcileri üç kategoriye ayırmıştır. 1)Ev sahibi devletin devlet başkanına güven mektubu sunan büyükelçiler ve eşit rütbedeki diğer misyon başkanları. 2)Ev sahibi devletin devlet başkanına güven mektubu sunan elçiler, orta elçiler ve diğer temsilciler. 3)Ev sahibi ülkenin Dışişleri Bakanına güven mektubu sunan maslahat güzarlar.
Başlangıçta yalnızca krallıklara gönderilen büyükelçiler sonraları eşit düzeyde görülen cumhuriyetlerde de görev yapmaya başladı. Geçmişte Avusturya, Macaristan, Fransa, Almanya, Büyük Britanya, İtalya, Japonya, Rusya ve ABD gibi büyük devletlerin yanı sıra ispanya ve Osmanlı Devletini de kapsayan devletler arasında genel bir büyükelçi değişimi vardı. 1945'ten sonra, bütün devletlerin resmi yasal eşitliği öğretisine uygun olarak diplomatik ilişki kurulan ülkelere büyükelçiler yollanmaya başlandı.
Modern iletişim araçlarının gelişmesinden önce, büyükelçilere tam yetkiye varan geniş yetkiler veriliyordu. Günümüzde büyükelçiler kendi Dışişlerinin sözcüsü konumunu taşır; bir büyükelçi çok seyrek olarak kendi başına karar verebilir. Bununla birlikte bir büyükelçinin kişiliği ve saygınlığı temsil ettiği devletin görüşlerini karşı tarafa anlatmakta önemli bir rol oynayabilir. Gönderildiği; ülkeye ilişkin ilk elden bilgi edinerek, devletin izleyeceği politikalarda belirleyici bir etkide bulunabilir.