Federal eyaletlerin başkanlar, bakanlar yada bakan yardımcıları düzeyinde yoğun etkileşim içinde ülkeyi yönettikleri federasyon biçimi.
Devletlerin hedeflerine ulaşmak için dış politakalarında başvurdukları yollardan biridir. Devletin iç işlerine karışmak, özellikle I. Dünya Savaşı'ndan sonra yoğunlaşmış bir uygulamadır. İki dünya savaşı arasında Almanya, İtalya ve Japonya, II. Dünya Savaşı'ndan sonra ise Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti bir çok devletin iç işlerine karışmışlardır. İç işlerine karışma büyük devletler tarafından yapıldığı gibi diğer devletler tarafından da yapılmaktadır. Bugünkü uluslararası yapı devletlerin birbirlerinin iç işlerine karışmalarına olanak verebilmektedir. Bugünkü uluslararası yapı devletleri birbirlerinin iç işlerine karışmalarına olanak verebilmektedir. Devletler ve uluslararası kuruluşlar tarafından verilen yardımlar, bunları alan devletlerin ekonomik, toplumsal ve siyasal yaşantılarını doğrudan ve dolaylı olarak etkilemektedir. Karışmaya olanak veren, diğer bazı durumlar ise, devletler arasındaki sınırların kolaylıkla geçilebilir olması ve halk arasındaki din, dil ve etnik farklılık ya da benzerlikler, bir ülkede bulunan en yüksek toplumsal ve siyasal kurumlara veya otoritelere duyulan bağlılığın kimi zaman bir dış otoriteye veya ideolojiye karşı duyulması, nükleer bir silahlanmanın ortaya çıkardığı askeri güce dayalı tehdit politikaları, devrimci dış amaçları bulunan devletlerin propaganda kışkırtma, yeraltı faaliyetlerini yönetmek için oluşturdukları örgütün etkileri şeklinde sıralanabilir. İç işlerine karışma yöntemlerini altı başlıkla toplayabiliriz: a)Diplomatik karışma, b)Güç gösterileri, c)Yıkıcı faaliyetler, d)Siyasi Nitelikteki yeraltı faaliyetleri, e)Askeri karışma, f)Dış destekli gerilla eylemleri.
Devletin egemenlik hakkının ve egemen eşitliği ilkesinin doğal sonuçlarından bir devletlerin birbirlerinin içişlerine karışmaması olmaktadır. Bunun siyasal nitelikli bir ilke olarak ortaya çıkması ABD Başkanı James Monroe'nun ABD Konseyi önünde 1823'de yaptığı konuşması ile gerçekleşmiştir. "Monroe Doktrini" diye anılan bu görüşe göre Avrupalı devletlerin Amerika kıtasının işlerine karışmaması istenmekte ve ABD'nin de Avrupa işlerine karışmayacağı bildirilmektedir. Bu siyasal ilkenin uygulanan uluslararası hukuk kuralı biçimine dönüşmesi ise Milletler Cemiyeti Sözleşmesi 15. maddede 8. fıkrası ile gerçekleşmiştir. Benzeri bir hüküm BM Andlaşmasının 2. madde 7. fıksarı ile de benimsenmiştir.
Aynı ülke içerisinde bulunan farklı siyasi, etnik, ideolojileri temsil eden gruplar arasında sürdürülen bir tür savaş. Böyle bir savaş, mevcut hükümete bağlı güçler ile buna karşı olan güçler arasında çıkabileceği gibi (1936-1939 İspanyol iç savaşı, Yugoslavya iç savaşları 1919-?) çeşitli siyasi grupların yeni oluşmakta olan bir devlet yapısına sahip çıkmaları sebebi ile de başlayabilir (Angoladaki MPLA ve UNITA mücadelesi).
Günümüzde iç savaşlar herhangi bir ülkenin sınırları içerisinde geçmekle beraber, zamanla uluslararası bir hal almakta, değişik ülkeler çatışmacı taraflardan birisinin yanında yer almaktadır. Bazı iç savaşlar ise bazı devletlerin iç politikalarında bağımsız değişken hale gelmektedir.
Denizlerdeki iç sular, bir devletin kara ülkesine sıkıca bağlı karasuları olup, bu devletin karasularının iç sınırı iç sularının bittiği noktada başlamaktadır. İç sular devletin, ilke olarak, tam egemenliğinde bulunmaktadır.
Bununla birlikte kimi bakımlardan denizlerdeki iç sular kara ülkesinin içinde yer alan göl, akarsu gibi karasal içsulardanbir takım farklılıklar göstermektedir.
Bir devletin kendi sınırları içindeki herhangi bir davranışının, o devletin iç egemenlik yetkilerini ilgilendirip ilgilendirmediğine karar verme konusunda BM Güvenlik Konseyi’ne yetki veren uluslar arası hukuk hükmü.
Fazla talepkar olan ve çevre ülkelerde kuşku uyandıracak boyutta iddialar taşıyan politikalar.
Bir devletin, başka bir devlete ait olan yada sahibi bulunmayan bir toprak parçasını kendi ülke topraklarına katması ve egemenliğini ilan etmesi. Bu anlaşma yoluyla olabileceği gibi, askeri bir çatışma ardından da gelebilir. İşgal, himaye ya da vesayet gibi politikalardan en önemli farkı, ilhakta söz konusu topraklar üzerinde ilhak eden devletin egemenliğin tam olmasıdır.
Bir devletin kendine ait olmayan topraklar üzerinde resmen egemenliğini ilan etmesi. Toprakların anlaşmalarla ya da satışla el değiştirmesinin tersine ilhak fiilen el koyma ile gerçekleştirilen ve genel tanınma ile meşruluk kazanan tek taraflı bir eylemdir.İlhak edien topraklar genellikle önceden istila ve işgal edilmiştir. 1938'de Almanya'nın Avusturya'yı ilhakında olduğu gibi istila sıcak çatışma olmaksızın şiddet tehdidi ile de gerçekleşebilir. Askeri işgal ilhak oluşmaksızın şiddet tehdidi ile gerçekleşebilir. Askeri işgal ilhak oluşturmaz ya da zorunlu olarak ilhaka yol açmaz. Mesela II. Dünya Savaşından sonra çatışmanın sona ermesinin ardından müttefikler Almanya'yı işgal ettiler ama bunu ilhak izlemedi, tersine müttefikler ilhak niyetinde olmadıklarını açıkladılar. Askeri işgal ilhakla sonuçlanırsa genellikle ilhak eden devletin egemen otoritesinin kurulduğu ve bundan böyle de sürdürülebileceği yolunda resmi bildirim beklenir. Yasadışı şiddet kullanımına dayalı ilhak BM Anlaşması'nda kınanmıştır.
II. Dünya savaşı sonrasında global düzeyde gerçeklik kazanan bir uluslararası sistem türü. Mortan A. Kaplan'ın sınıflandırmasına göre gevşek ve sıkı olmak üzere başlıca iki türlü kutuplu sistem türü sözkonusudur. Bunlardan "sıkı iki kutuplu sistem"e en benzeyen yapının 1950'lerin başlarında görüldüğü, o dönemden sonra sistemin "gevşek" bir nitelik aldığı söylenebilir. İki kutuplu bir uluslararası sistemde genellikle bir blok liderinin etrafında kümelenmiş iki devletler grubu vardır. Sistem ne oranda sıkı ise, blok üyelerinin, blok liderliğine bağımlılıklarının o derece fazla olması beklenir, yine sistem ne oranda sıkı ise blok üyelerinin zorunlu bir seçim halinde blok çıkarlarına, kendi ulusal çıkarlarından daha fazla önem vermeleri blok üyelerinden beklenen bir davranıştır. Sistem içerisinde herhangi bir blokta yer alamayan devletlerin ağırlığı ne oranda fazla ve sistem içerisinde Birleşmiş Milletler gibi bloklar arasındaki ilişkileri yumuşatıcı bir örgüt ne oranda etkin ise sistemin o ölçüde gevşek bir niteliğe sahip olduğu söylenebilir.
Farklı siyasal ve etnik yapılara mensup iki farklı toplumun oluşturduğu federatif yapı.
İki devlet veya farklı iki uluslararası aktör arasında gerçekleştirilen karşılıklı diplomatik münasebet.
Soğuk Savaş dönemi koşullarında iki süper güç dışında kalan ülkelerin, ABD ve Sovyetler Birliği’nin politikalarına göre tutum belirleme durumu.
Mısırda Cemal Abdünnasır’ın giderek güçlenmesinden rahatsızlık duyan İsrail yönetiminin İngiltere ve Fransa ile gizli bir anlaşma yaparak,1956 yılında Mısır’a saldırması üzerine patlak veren savaş. İsrail saldırıda Sina Yarımadasını ele geçirdiyse de Sovyet ve Amerikan yönetimlerinin araya girmesi ile üç ay içinde savaş öncesi duruma yeniden dönüldü.
2 Ekim 1999 tarihinde Rus birliklerinin Çeçenistan’a girmesiyle başlayan ikinci Çeçen-Rus savaşı. Ağustos 1999 tarihinden itibaren Rusya’nın değişik bölgelerinde meydana gelen patlama olaylarını bahane eden Rusyanın önce Dağıstan’a saldırmasıyla çıkan çatışmalar, Şamil Basayev komutasındaki Çeçen direnişçilerin Dağıstan’a geçmesiyle bölgesel savaşın ilk kıvılcımı oldu. Daha sonra Çeçen topraklarına da sıçrayan çatışmanın bilançosu oldukça ağır olmuştur. Bu savaş sonunda en az 300 bin Çeçen sivil mülteci konumuna düşmüştür.
Saldırganın ilk vuruşundan sonra meydana gelecek "aşınmadan" arta kalan bir kuvveti elinde bulundurması ve bir karşı darbe ile saldırganın kentlerine, halkına ekonomisine "dayanılmaz" zararlar verebilmesidir.
Avrupa Adalet Divanı’nın yükünü hafifletmek amacıyla, 1986 yılında Tek Senet ile birlikte kurulan ve özel-tüzel kişiler tarafından açılan hukuksal konularla sınırlı bazı davalara ilk aşamada bakan mahkeme. 1988 yılından beri işleyen mahkeme, Adalet Divanı’nın yetki alanına giren konulara bakamamaktadır.
1993 yılında İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü arasında imzalanan anlaşma. Uzun ve gizli pazarlıklar ardından varılan bu anlaşma ile taraflar; birbirini tanıma, karşı tarafın varlığına saygı gösterme ve aradaki anlaşmazlıkları belli bir süreç içinde barışçı yollarla çözümleme konularında ittifak sağlamıştır. Oslo Anlaşması olarak da bilinir.
Uluslararası hukukun yabancı devlet vatandaşlarına tanıdığı bir imkan. Ancak, iltica talep eden kişiye o hakkı tanıyıp tanımamak, kendisine iltica edilmek istenen ülkenin yetkisindedir. Genel uluslararası teamül, siyasal gerekçelerle sığınma başvurularının kabul edilmesi yönündedir.
İngilterenin eski dominyon ve sömürgeleri arasındaki ilişkiler düzeni ve bu düzeni sağlayan örgütlenme. 1931 yılında kurulan topluluğun sekretarya merkezi Londradadır. Otuza yakın üyesi bulunan topluluk, 1,5 milyarlık nüfusu temsil etmektedir. İngiltere’nin elinden çıkan sömürgeleri ile ilişkilerini sürdürmek için geliştirmiş olduğu ortaklık düzenidir. En önemli avantajı, üye ülkeler arasında çeşitli ticari imtiyazlar uygulanması ve İngiltere ile ilişkilerde tercihli bir statüden yararlanmalarıdır. Siyasal anlamda ciddi bir birliktelik söz konusu değildir. Zaman zaman üyeler arasında dahi çatışmalar çıkmaktadır. İngiliz Milletler Topluluğu üyesi ülkeler şöyledir: İngiltere, K. İrlanda, Avustralya, Barbados, Botswana, Kanada, Seylan, Gambia, Ghana, Guyana, Hindistan, Jamaika, Kenya, Lesotho, Malawi, Malezya, Malta, Yeni Zelanda, Nijerya, Pakistan, Rodezya, Zambia, Sierre Leone, Singapur, Tanzanya, Trinidad ve Tobago, Uganda.
Tanımlanması ve sınırlanması oldukça zor, uzmanların üzerinde bazı noktalarda uzlaşmadıkları, çağımızda ise uluslararası boyut kazanan bir kavram, 1948 yılında ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nde İnsan Hakları "ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyaset ve diğer ayrıcı nitelikler gözetilmeksizin tüm insanların faydalanacağı, temel hak ve özgürlüklerdir. Tüm insanların sahip olması gereken bu haklar insanın en üstün değer olarak kabul edilmesinden ortaya çıkar.
Alman hukukçu Jelinek Temel Hak ve Özgürlükleri; bireyi devlete ve topluma karşı koruyan "Koruyucu Haklar", bireyin devletlerden bir hizmet veya yardım almasını sağlayan "İsteme hakları" çalışma hakkı, öğrenme hakkı, sosyal güvenlik hakkı, konut hakkı, bireyin toplumun yönetilmesinde söz sahibi yapan ve iktidarın kullanılmasına katılmasını sağlayan, "Katılım Hakları" olarak sınıflandırmıştır. Bu hakların birbirini tamamlayıcı niteliktedir.
İnsan hakları ulusal anayasal ve yasalarca güvence altına alınmış ve korunmuştur. Bu koruma uluslararası kurumların sağladığı uluslararası koruma ile geliştirilir. Bu insan haklarının evrensel niteliğini de ortaya koyar. Gerçekten çağımızda insan haklarının korunması ulusal düzeyi aşarak uluslararası bir boyut -özellikle 2. Dünya Savaşından sonra- kazanmış, devletlerin egemenlikleri insan hakları ile sınırlanmış ve insan hakları uluslararası denetimin alanı içine girmiştir. 1948 yılında Birleşmiş Milletler "İnsan Hakları Evrensel Bildirisi" 1950 yılında Avrupa Konseyi'nce hazırlanan "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi" bu alandaki önemli adımlardır. Bu sözleşmenin kurduğu organlar ise "İnsan Hakları Komisyonu" ve "İnsan Hakları Mahkemesi"dir.
Türkiye 1987 yılında "Bireysel Başvuru" hakkı 1980 yılında "İnsan Hakları Mahkemesi"nin zorunlu yargı yetkisini kabul etmiş, 1975 Helsinki'de AGİK "Savaş Belgesi"ni imzalamış ve 1988 yılında Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler'in işkenceyi önlemeye yönelik sözleşmelerini onaylayarak, uluslararası topluluğun bir üyesi olarak insan haklarına saygı göstereceğini taahhüt etmiştir.
Günümüzde İnsan Haklarının uluslararası düzeyde korunmasında devlet dışı özel kişi ve gruplarca kurulan gönüllü uluslararası kuruluşların önemi artmaktadır. Bu kuruluş "Uluslararası AF Örgütü", "Uluslararası Hukuk Komisyonu", "Helsinki İzleme Komitesi" dir. İnsan Haklarının uluslararası düzeyde korunması için Birleşmiş Milletler ve onların ilgili organlarınca 1946 yılından beri yapılan çalışmaların bazıları şunlardır:
Üye devletler adına, insan haklarını korumak için gönüllü hizmet etmek,
Taraf devletlerce onaylanan ve sınırları içindeki herhangi bir insan hakları ihlali olayında müdahale etme izni veren çok-taraflı antlaşmaların yapılmasını,
"İnsan Hakları Yıllığı" katoloğu çıkarılarak -her yıl- üye devletlere bilgi ve yardım sağlamak.
İnsan haklarını ihlal eden devletlere karşı, birlikte hareket ederek kınama, silah ambargosu, ekonomik müeyyide gibi önlemler alması.
BM Genel Kurulu tarafınan 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen ve temel insan haklarına ilişkin ilkelerin yer aldığı bildirge. BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi tarafından 1946 yılında hazırlıklarına başlanan ve 1948 de tamamlanan bildirgede, insan hak ve özgürlülerinin neler olduğu tek tek sayyılmıştır. Otuz maddelik bildirgede, ele alınan hak ve özgürlükler doğrudan insan kişiliğini ilgilendiren haklar, yurttaşlık hakları, siyasal haklar ve sosyo-ekonomik haklar olmak üzere başlıca dört grupta toplanmıştır. Bildirge, tavsiye kararı niteliğinde olduğu için herhangi bir bağlayıcılığı bulunmaktadır.
BM Ekonomik ve Sosyal Konseyine bağlı olarak çalışan ve tüm dünyadaki insan hakları ile ilgili gelişmeler hakkında çalışmalar yürüten uzmanlık kuruluşu. 53 ülkenin üye olduğu kuruluş, insan haklarını ilgilendiren her konuda, Ekonomik ve Sosyal Konsey ile Genel Kurula raporlar sunar, önerilerde bulunur ve soruşturmalar yürütür.
İrridentizm teriminin kökeni İtalyanca'dır. Önceleri İtalya Krallığı'nın kuruluş aşamasında, İtalyanca konuşan ve Avusturya sınırları içerisinde yaşayan toplulukların bu krallığa katılmak istemesi çabalarına bu ad verilmişken, sonradan genel bir anlam kazanarak; bir ülkenin başka bir ülkede yaşayan bir dil ve etnik köken itibariyle kendisinden olduğuna inandığı insan topluluklarını kendi topraklarına katmak istemesi ya da en azından onlar üzerinde bir hak iddia etmesi olarak anlaşılmıştır. Örnek olarak Hitler'in Çekoslovakya'nın Almanca konuşan Südetler Bölgesinin Almanya'ya verilmesini verebiliriz.
Bir yeri ele geçirme. Toprakların işgali, savaşta işgal veya askeri işgal, barış zamanında işgal ve bir anlaşmaya dayanan işgal birbirinden değişik işgal biçimleridir.
Bugün artık kaybolmakta olan sahipsiz toprakların işgali daha çok sömürge topraklarının işgali için kullanılan bir terimdir.
Savaşta işgal veya askeri işgal ise, bir yabancı ülke toprağı üzerinde fiili bir duruma dayanarak hakimiyet kurmaktır. Bu işgal zaman bakımından sınırlıdır: İşgal durumu savaşın bitiminde son bularak işgal edilmiş olan toprak ya geri verilir veya işgal eden tarafın topraklarına katılır. Savaşta işgal veya askeri işgal bir idari teşkilat kurarak yapılan istiladan farklıdır.
Barış zamanında işgal ise bir barış anlaşmasında yer alan özel şartlara uyulmasını sağlamak için yapılır. Örneğin, Ren nehrinin sol yakası Versailles Antlaşmasına dayanılarak işgal edilmiştir. Savaş sırasında yapılan bir işgal olmasına rağmen, taraflar arasındaki bir anlaşmaya dayanır. Örneğin II. Dünya Savaşı sırasında Fransız topraklarının büyük bir kısmı Almanya tarafından Haziran 1940 tarihli ateşkes antlaşması gereğince; savaş sonunda Almanya müttefikler tarafından, Almanya'nın Mayıs 1945'te kabul ettiği teslim olma şartlarına dayanılarak işgal edilmişti.
İmzacı taraflar arasında birbirlerine karşı siyasi/askeri yükümlülükler ve avantajlar sağlayan beraberlik akti. İttifaklar, savunma amaçlı olabileceği gibi, saldırı amaçlı olabilir yada daimi olabileceği gibi, geçici bir süre için de olabilir. Devletleri ittifak arayışına iten temel nedenler arasında, belli bir amaca ulaşmak için eldeki kaynakların yeterli olmaması yada bu kaynaklar var olmamasına rağmen maliyetleri azaltma arzusu, girişilecek eylemlerde sorumluluğu paylaşma isteği gibi gerekçeler olabilir. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında ülkeler arasında görülen beraberlikler geçici bir nitelik taşırken, NATO gibi ittifak içindeki birliktelikler daimi ittifak ilişkisini yansıtmaktadır.
Uluslararası ilişkilerde çeşitli devlet ya da güçlerin ortak eylemlerde bulunmak için oluşturdukları birlik. II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere, Fransa, SSCB ve ABD'nin Mihver devletlerine karşı kurdukları ittifak ile NATO bu tür birliklere örnek gösterilebilir.
Günümüzdeki kurulan ittifaklar eskilere göre daha çok kapsamlı bir işbirliği ve çaba gerektirmektedir. Bu nedenle örneğin II. Dünya Savaşından kurulmuş ittifaklarda askeri ve ekonomik planlama daireleri özel bir önem kazanmış ve yaygınlaşmıştı. NATO gibi daha gevşek bağlarla kurulmuş ittifaklarda bile siyasal ve askeri alanlarda işbirliği içinde çalışmaya ve ortak tavır almaya büyük önem vermektedir.
Uluslararası anlaşmaların sağlıklı biçimde yorumlanmasında önemli olan iyi niyet ilkesi. Bu ilke ile, bir anlaşma tarafının, açık olmayan herhangi bir noktadan iyi niyet kuralları dışında yararlanmaya kalkışmasını önlemek amaçlanmaktadır.
Bir ülkenin ekonomik faaliyetlerde çalışan iş gücü. Ekonominin genelinde belirli bir dönemde istihdam edilen işgücü miktarına da istihdam hacmi denir.
Morton Kaplanın geliştirdiği uluslararası siyasal sistem modellerinden birisi. Bu sistemde, Amerika Birleşik devletleri ve Sovyetler Birliği arasındaki gerginlik önemli boyutlardadır. Silahların denetimi konusundaki anlaşmalar önemsizdir. Şiddetin yoğun biçimde kullanıldığı yerel çatışmalar yaygındır. ABD ve SSCB'nin nükleer güçlerini minimum caydırma düzeyinde iken, buna benzer durumda dört-beş ülke bulunmaktadır. Bu sistemde ittifak ilişkileri askeri kapasite ve politikalara göre belirlenmektedir. ABD ve SSCB müdahaleci bir eğilim içindedirler. ABD statükoyu korumaya yönelik muhafazakar politikalara ağırlık vermekte, SSCB ise statüko karşıtı -ulusal kurtuluş savaşları gibi- hareketleri desteklemektedir. Bu sistemde, uluslararası hukuk gerektiği şekilde hareket edememektedir. Burada Uluslararası camiaya düşen görev ise arabuluculuk ve şiddet uygulamalarının sonuçlarını hafifletmektir.
Diplomatik dilde, bir anlaşmaya dayansın yada dayanmasın, bir devletin doğrudan doğruya başka bir devletle, iki tarafı ilgilendiren konularda yaptığı fikir alışverişi.
Bir ülkenin, diğerine atadığı büyükelçisinin göreve başlarken, kendi devlet başkanından diğer devlet başkanına hitaben getirdiği mektup. Bu mektup, büyükelçinin devlet başkanınca imzalanmış ve mühürlenmiştir. Güven mektubunun diğer devlet başkanına sunulması özel törenle olur ve tören sırasında devle başkanının yanında ilgili ülkenin dışişleri bakanı da hazır bulunur. Bu törenden sonra büyükelçi görevine resmen başlamış sayılır. Genellikle, güven mektubunu sunan büyükelçi, o esnada kendisinden önceki büyükelçisinin geri çağrılma mektubunu de verir. Böylece eskisi ayrılırken yeni elçi resmen atanmış olur. Güven mektubunun orjinalinin diğer ülke devlet başkanına verilmesinden önce, mektubun bir örneği dışişleri başkanlığına verilmiş olmalıdır. Her ülkenin güven mektubu birbirine benzer. Devlet başkanının diğerine selam cümlesi ile başlar, yeni büyükelçi tanıtılır, iki ülke arasında iyi ilişkilerin geliştirilmesi arzusu dile getirilir ve saygıyla bitirilir. Güven mektubunda gönderen ülke dışişleri bakanının da imzası bulunmalıdır.