BM Genel Kurulunun; çok acilen görüşülmesi gereken siyasal gelişmeleri ele almak üzere Güvenlik Konseyinin talebi yada BM üyelerinin çoğunluğunun isteği üzerine yaptığı toplantı. Böyle durumlarda, BM Genel Sekreterliği, toplantılardaki temsil düzeyinin de, toplantının önemine göre yüksek olmasını isteyebilir.
Diplomasi ve uluslararası ilişkiler alanında, bir devletin müzakere yoluna gitmeksizin kuvvet kullanarak fiili durumlar yaratması ve bunu diğerlerine kabul ettirmeye çalışması veya bir anlaşmaya dayanan danışma yükümlülüğünü yerine getirmeksizin kendi başına hareket ederek, bu anlaşmaya taraf diğer devletlere bir nevi sürpriz olarak benimsetmeye çalışmasıdır.
Oldu-bitti politikası, bazen yarar sağlar ise de bazen de çeşitli anlaşmazlıklar ve bunalımlara yol açabilir. Örneğin 1968'de Rusya'nın Çekoslovakya'da Dubçek'in yönettiği liberalleşme akımı üzerine ülkeyi askeri kuvvet göndererek bir gecede işgal ile denetim ve yönetimaltına alması bir oldu-bitti politikası uygulamasıdır. Bu davranış, Rusya için komünist blokun (Varşova Pakı) birliği açısından bir yarar sağlamamışsa da bir çok diğer ülkelerde kuşkular uyandırmış, blok içinde psikolojik çatmalar ve sürtüşmelere yol açmıştır.
Öte yandan 1973 Altı Ekim Savaşı sırasındaki Ortadoğu bunalımının ABD'nin Avrupa'da NATO'ya tahsisli kuvvetlerini, diğer müttefikleri bildirip danışmaksızın alarma geçmesi, daha sonra da Avrupa Dokuzların (çoğunluğu NATO üyesi Ortak Pazar ülkeler) ABD ve diğer müttefikleriyle danışmanlarda bulunmaksızın Arap ülkeleriyle görüşmelere girişme kararı, bu ittifak içinde tarafsızlık yaratan oldu-bitti eylemi örnekleridir. Bu durum üzerine, NATO ülkeleri Atlantik İşbirliği bildirisinde bu tür davranışlarda bulunmamayı da bir ilke olarak kabullenmişlerdir.
Ege Denizi ndeki Rodos, Kos, Kalymnos(Kelemez), Karpatros(Kerpe), Patmos(Batnos), Leros(İleryos), Hakli(Herke), Nyssiros(İncirliada), Kassos(Çoban), Astypalea-Astopatya(İstanbulya), Tylos(İlkil), Symi(Sömbeki), adalarından oluşan adalar dizisi. Bunlara ilave olarak, Pserinos, Agathonissi, Megisti, Telendos, Lypsi ve Arkyi adaları da On İki Adalarla birlikte anılmaktadır. Sayıları 18 bulan ve Birinci Dünya Savaşı’na kadar Osmanlının hakimiyetinde olan adaların, savaştan sonra elden çıkması ardından ilk yasal düzenleme, 1923 yılına Lozan Barış Anlaşması ile yapıldı. 1947 tarihli Paris Barış Anlaşması ile Yunanistan’a verildi. Yunanistan’ın adaları silahlandırma girişimleri sebebiyle kimi dönemler Türkiye ile Yunanistan arasında gerilimlere neden olmaktadır.
Diplomatik derece ve protokol sorunu kapsamlı bir şekilde ilk defa 1815 tarihli Viyana Kongresinde ele alınmıştır. 19 Mart 1815 tarihinde bir tüzük kabul edildi ve diplomatik temsilciler şu sınıflara ayrıldılar: a)büyükelçiler, legatus ve nunciolar b)Hükümdarlar katına atanan orta elçiler, c)Maslahat güzarlar.
Bu tüzüğün kabulünden üç yıl sonra 21 Kasım 1815 tarihinde Aix-la Chapelle Kongresi sırasında imzalanan protokolde olası tartışmaları ve anlaşmazlıkları önlemek üzere diplomasi temsilcileri şöyle sıralandırılmıştır:
a) Büyükelçiler
b) Orta elçiler
c) Maslahatgüzarlar (işgüderler)
d) Yerleşmiş elçiler (muhkim elçiler)
Bu sınıflandırma biçimi 2 Mart-14 Nisan 1961 tarihinde Viyana'da toplanan "Diplomatik İlişki ve Bağışıklıklar Hakkında B.M. Konferansı"nda küçük düzeltmelerle kabul edilmiştir. Sınıflandırma şöyledir:
a) Devlet başkanı katına atanan büyükelçiler ve nuncio denilen papalık temsilcisi,
b) Devlet başkanı katına atanan orta elçiler ve internunciolar,
c) Dışişleri bakanı katına atanan işgüderler.
Kimi uluslararası örgütlerde ortak üyelik diye anılan bir statüye rastlanmaktadır. Bu statü, sınırları kesin çizgilerle belirlenmiş bir kavrama bağlı bulunmayıp, ilgili örgütlere göre değişmektedir. Örneğin, Ortak Üyelik Avrupa İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) çerçevesinde tam üyeliğe kabul edilmeden önceki hazırlık aşamasında geçici üyelik statüsünü belirtmektedir. Bir başka örnek de 20 Kasım 1992'de Roma'da imzalanan Norveç ve Türkiye'nin Batı Avrupa Birliği ortak üyeliğine ilişkin belge ve ona ekli mutabakat zaptı ile oluşturulan ortak üyelik statüsüdür.
ABD'nin soğuk savaşın bitmesiyle birlikte ortadan kalkan yüksek yoğunlukta çatışma stratejisinin yerine getirdiği savaş stratejisi. Bu strateji süratle yoğun bir ateş gücünü düşmanı en kısa zamanda yok etmeye yönelik olarak kullanmayı öngörmektedir. ABD bu yeni stratejiyi 1991'de Irak'ta uygulamıştır.
AB ile bu birliğe üyelik için hazır olmayan ülkeler arasında imzalanan ve aday ülkeyi ileride tam üyeliğe götürecek olan anlaşmalardır.
1-Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerini yöneten en üst organ. Türkiye’nin dışişleri bakanı ile AB ülkelerinin dışişleri bakanları veya ilgili bakanlarından oluşur. Bunların yanı sıra, Komisyon ve Konseyin de birer temsilcisi bulunur.
2-Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında 1997 yılında kurulan ve iki taraf arasındaki aşamalı bütünlüşme sürecini yürüten organ.
1985 yılında dönemin Sovyetler Birliği lideri Mikhael Gorbachev/1931 tarafından önerilen ve barış içinde bir Avrupa özlemini gerçekleştirme hedefini ifade eden siyasal proje. Atlantik ten, Urallar a kadar bütünleşmiş bir Avrupa mantığını Savunmaktadır.
Avrupa Birliği ne üye tüm ülkelerin, üçüncü ülkelere karşı uyguladıkları ortak dış ticaret politikası. Günümüzde ortak gümrük tarifeleri, ithalat-ihracat rejimleri ve mali konularda, tüm birlik üyeleri arasında tam bir siyaset birliği biçiminde uygulanmaktadır.
1. Birçok ülkeden oluşan bir topluluğun tek bir ekonomik Pazar haline gelmesi. Başlangıçta, üyeler arasında gömrük vergi ve resimleri kaldırılarak, her türlü ticari engel yok edilir ve makul bir rekabet ortamı oluşturulur.
2. Başlangıçta amacı, üye ülkeler arasında tek bir Pazar yaratmak, iktisadi bir birlik kurmak olan Avrupa Birliğinin ekonomik hedefi. Avrupa tek pazarının amacı, AB üyeleri arasında malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını kısıtlayan her türlü engelin kaldırılarak, tek bir iç pazarın kurulmasıdır. 1958 yılından 1993 yılına kadar geçen süreçte bunu başaran Avrupa, tek Pazar haline geldikten sonra dünya ticaretinin yüzde 43 ünü, üretimin yüzde 30 unu gerçekleştirmektedir.
Avrupa Birliği üyelerinin ortak tarım politikasının uygulanma biçimi. En gelişmiş haliyle ortak piyasa düzeni, önceden tespit edilmiş bir fiyat rejimiyle bu rejimin gerek içeriye gerekse dışarıya karşı desteklenmesini sağlayacak mekanizmalardan oluşur. Bir tür korumacılık uygulamasıdır. Bu uygulama AB tarım üretiminin yüzde 95 ini kapsamaktadır.
AB gibi yapılanmalarda, kendi içinde bütünleşmeyi gerçekleştirmek için benimsenen ortak anlayış ve uygulamalar. Tarımdan, demir yoluna, balıkçılıktan, dış politikaya, ortak kara yolu taşımacılığı politikasından, enerji ve eğitim politikalarına kadar her alanda üye ülkeler arasında tüm mevzuat, kanun ve uygulamaların ortak hale getirilmesi siyaseti.
Avrupa Birliği benzeri entegrasyon süreçlerinde, birliğe üye ülkelerin bu üyelikten kaynaklanan mali, siyasal yada psikolojik yükümlülükleri paylaşması.
Orta Doğu bölgesindeki ülkeleri belirtmek amacıyla kullanılan bir kavram.
ABD ile Rusya arasında 1991 yılında imzalanan ve iki ülkenin karşılıklı olarak gerilim yaratıcı unsurları azaltmalarını öngören protokol. Buna göre, ABD, Rusya’nın savaş başlıklarının sökülmesinde, korunmasında ve bu silahların başka ülkere yayılımının önlenmesinde bu ülkeye gerekli ekipman, hizmet ve teknolojik desteği verecektir. 2006 yılına kadar yürürlükte kalacak olan program çerçevesinde, Rusya’da 12500’den fazla nükleer savaş başlığı sökülmesi öngörülmüştür.
Günümüzün yaygınlaşmakta olan global ekonomik ilkelerinden biri. Buna göre, uluslararası şirketler, kendi ekonomik çıkarlarının yanı sıra, yatırım yaptıkları ülkelerin kalkınması, sosyal yaşam koşullarının geliştirilmesi gibi sosyal içerikli konuları da göz önünde bulundurmalı ve bunların gelişmesine katkı sağlamalı.
Bir devletin ihtiyaçlarını kendi iç bünyesinde karşılayan, uluslararası ekonomik ilişkilerini en düşük seviyeye indirmesidir. Temelinde ekonomik bakımdan kendi kendine yeterlilik vardır. Bu sistem uluslararası işbölümüne kapalıdır ve tam bir ekonomik bağımsızlığı hedef alır. Dış dünyadan korku kaynakların askeri amaçlara bağlanması dolayısıyla dış ticaret avantajlarının kaybedilmesi ve ideoloji baskısı otarşi eğilimlerini güçlendirir. Modern çağdaki otarşi denemelerine örnek olarak Rusya'nın 1917'de, Almanya'nın 1934'de uygulamaya başladıkları dış ticaret denemeleri gösterilebilir.
Uluslar arası hukuk kurallarının, çoğunluğun rızasına göre çıktığını savunan yaklaşım. Söz konusu teori, devletlerin; işbirliği ve sosyal dayanışma çerçevesinde bazı haklarında vazgeçtiğini ve benimsemese dahi o hukuk kurallarına uymak durumunda olduğunu ifade eder.
Şu iki özel durumda uygulanabilecek bir teorik analizdir: (1)Bir oyuncunun elde ettiği kazancın diğerinin (veya diğerlerinin) kaybını oluşturduğu mutlak çelişki durumu. (2)Çelişki ile işbirliğinin karma durumu şöyle ki, bu durumda oyuncular ortak kazançlarını artırmak için işbirliğine girişebilirler, ancak yine de kazancın dağıtımı konusunda bir çelişki sözkonusudur. Oyun teorisinde ekonomik, sosyal bir çelişki sözkonusudur. Oyun teorisinin ekonomik, sosyal ve siyasal alanda uygulanabileceği pekçok durum bulunabilir. Teoriyi ilk kez orataya atanlar J. Von Nevmann ve O. Mongenstein'dir. Oyun teorisi sonradan uluslararası politikada da kullanılmaya başlandı. II. Dünya Savaşından sonra birkaç büyük devletin uluslararası sistemi belirlediği bir ortamda bu teoriye başvurulabilir. Bu anlanların başında çatışma analizi ve strateji konuları gelmektedir. Bu temelde kurulan oyun modelleri başlıca iki varsayıma dayanmaktadır: a)Sıfır toplamı modeli; bu modelde taraflardan birinin kazancı doğrudan bir diğerinin kaybı anlamına gelmektedir. Soğuk savaş döneminde büyük güçler açısından bu tür bir ilişki var. Böyle bir durumda dahi taraflar kendi açılarından en rasyonel stratejiyi bulmaya çalışırlarsa birisi "en iyisini" seçerek bir denge noktasını yakalayabileceklerdir. B) Sıfır toplamlı olmayan model. Bu model, taraflar yine esas olarak birbirlerine rakip olmakla beraber, her iki tarafın da karlı olabileceği denge durumları sözkonusu olabilmektedir. Oyun teorisinin uluslararası politikaya uyarlanışı konusunda üçüncü çabalar Thomas C. Schelling'in çalışmaları olmuştur.
Mart 1985 tarihinde Viyana da imzalanan ve Eylül 1988 tarihinde yürürlüğe giren çok taraflı anlaşma. Söz konusu anlaşma, ozon tabakasının korunması için alınması gereken önlemleri sıralamaktadır.