A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Yabancı-Extrancity/Foreigner

Bir devletin ülkesinde bulunan ve o devletin vatandaşlığını iddiaya hakkı olmayan kişi. Bir ülkedeki yabancılar, başta insan hakları olmak üzere, temel haklarda o ülke hukuk düzenine tabidirler ve himayesi altındadırlar. Ancak politik, ekonomik yada sosyal bazı gerkçelerle konumları, vatandaşlara göre daha sınırlıdır. Bir ülke, yabancıları ülkesine kabul edip etmemekte, hatta bu konuda onlar arasında bazı ayrımlar yapmakta serbesttir. Bazı uluslar arası sözleşmelere aykırı olmamak koşuluyla, yabancıların hangi haklardan yararlanabileceğini ilgili ülke belirler.

Bir devletin ülkesinde bulunan ve o devletin vatandaşı olmayan kişilerdir. Kişinin bulunduğu ülke ile bu kişiler arasındaki ilişkiler yabancı hukuku çerçevesinde düzenlenmektedir. Bir devlet yabancıların ülkesine girip girmemesi konusunda karar vermeye tek yetkilidir. Böylece eğer iki devlet arasında aksini öngören herhangi bir andlaşma yoksa, olağan olarak, bir devletin yurttaşları öteki devlet ülkesine girme konusunda ülke devletinin iznini almak zorundadır. Uygulamada devletlerin bu izni vize (visa) işlemi ile verme yoluna gittikleri görülmektedir. Ancak ülkelerine girişi serbest tutulan ve dolayısıyla vize gerekmeyen devletler de bulunmaktadır. Bu durumda, bu devletler çeşitli nedenlerle yasaklılar listesine aldığı yabancıların ülkesine girmesine izin vermemekle yetinmektedir. Yabancıların bir devlet ülkesine girmesinden sonra burada kalabilme koşulları da ülke devletince saptanmaktadır. Bu konuda da ülke devleti ile yabancıların devleti arasında bir andlaşma yoksa ülke devletinin ülkesel yasaları yabancılar için de geçerli olacaktır. Bir devletin ülkesine girmek isteyen ya da giren bir yabancıyı sınır dışı etmesi (expulsion) onun yetkileri arasındadır. Bunun yanında, eğer bir devlet başka bir devlet ile yaptığı herhangi bir andlaşmayla o devlet ülkesinde suç işleyen kişileri geri vermeyi kabul etmemişse, suçluları geri verme (extradition) konusunda da değerlendirmeyi kendisi yapma yetkisine sahiptir.

Yabancı Düşmanlığı (xenophobia)

Bir ülkede yaşayan yabancılara karşı, o ülkenin gerek resmi gerekse sivil odakları tarafından, özellikle ekonomik nedenlerden dolayı bağnazca takınılan karşıt tutum. Son yıllarda, artan gelişmiş ülkelerdeki ekonomik durgunluk yabancı düşmanlığının tırmanmasına neden olmuştur. Örneğin Almanya'da Türkler'e, Fransa'da Kuzey Afrikalılar'a karşı girişilen olayların sayısı giderek artmaktadır.

Yapıcı diplomasi-Constructive diplomacy

Sürekli çözüm bulmaya yada çözüme katkı yapmaya dönük diplomatik faaliyet.

Yaşlı devlet adamı-Elder statesman

Temsi olarak görev yapmayan ama devlet büyüklerinin fikir danıştıkları, emekli, tecrübeli, nüfuzlu eski devlet adamı.

Yapısalcılık, konstruktivizm-Constructivism

Uluslararsı davranışları etkileyen algıları ve çıkarları belirlemede insanların kullandıkları ortak değerlerin önemi üzerinde duran bilimsel yaklaşım.

Yakın Çevre (near abroad)

"Near Abroad" olarak adlandırılan "yakın bölge doktrini" ilk defa Rusya Dışişleri Bakanı Andrei Kozirev tarafından, Aralık 1992'de AGİT'te yaptığı bir konuşmasında ortaya atıldı: "Artık AGİT bizim içişlerimize karışamaz, bundan böyle bildiğimiz yaparız, nükleer silah kullanırız. Bizim sınırımız dışında yaşayan 25 milyon etnik Rus'un hakkını korumaya kararlıyız. Bunlara dokunana müdahale ederiz".

Yakın bölge kavramının daha çok devletin jeopolitiği ile ilgili olan birçok devlet tarafından kullanıldığını görüyoruz. Örneğin ABD'nin Karayipler denizi, Fransa'nın Kuzey Afrika üzerinde bu doktrini kullandığını görüyoruz.

Yakınlaştırıcı kriterler-Convergence criteria

Avrupa Birliği entegrasyonu kapsamında ekonomik ve parasal birliğe girmek isteyen ülkelerin yerine getirmeleri gereken beş kriter. Ekonomik kriterler olarak da bilinir. Bunlar a:Bütçe açığının milli gelirin yüzde 3’ünü aşmaması,

b:Kamu borçlarının milli gelirin yüzde 60ından fazla olmaması,

c:Yıllık enflasyon oranının, AB üyelerinden en iyi fiyat istikararı sağlamış  üç ülkenin ortalamasının yüzde 1,5 undan fazla olmaması,

d:Uzun vadeli faiz oranını, AB üyesi ülkelerden en iyi orana sahip ilk üç ülkenin ortalamasının yüzde 2sinden fazla olmaması,

e:Avrupa para sisteminin değişim mekanizmasındaki oranların, iki yıl boyunca üst üste aşırı biçimde ihlal edilmemiş olması.

Yalnızcılık (isolationism)

Devletler tarafından izlenen bir dış politika stratejisidir. Bu stratejiyi izleyen bir devlet, kendi dışındaki dünya ile ilgili sorunlara mümkün olan en düşük oranda katılmaya, diğer ülkeler ve çeşitli uluslararası kuruluşlar ile en düşük düzeyde diplomatik ilişki kurmaya çalışır. Yalnızcılık politikasını izleyecek bir devletin ihtiyaçlarını karşılama bakımından kendi kendine yeterli olması gerekir. Bir ülkenin coğrafi ve topografi özellikleri de, bu türden bir stratejinin izlenebilmesini etkileyebilmektedir. Sözgelimi bir ülkenin ada olması böyle bir stratejinin izlenmesini kolaylaştırırken, ülkenin birçok başka ülkelerin çıkarlarının çatıştığı stratejik bir bölgede yer alması böyle bir politikanın izlenmesini güçleştirmektedir. Bunun yanında da içinde bulunulan uluslararası konjonktürün de, devletlerin bu türden bir strateji izleyebilmesini etkilemektedir. Sözgelimi, bir güç dengesi sisteminde bu türden bir stratejinin izlenmesi kolayken, iki kutuplu bir sistemde dahazordur. Günümüzde devletlerin karşılıklı bağımlılık ilişkileri bu türden bir stratejinin izlenmesini genel anlamda güçleştirmektedir.

Yaratıcı yıkım-Creative destruction

Avusturya eski Maliye Bakanı ekonomist Joseph Schumpeter tarafından 1942 yılında geliştirilen çağdaş kapitalizmi açılamaya dönük yaklaşım. Schumpetere göre, kapitalizmin özü; eski ve daha az etkin ürün ve hizmetlerin yok edilerek, yerine yeni ve daha etkin olanların getirilmesine dayanmaktadır.

Yahudi düşmanlığı-Anti semitism

Önceleri din temelli olarak Museviliğe duyulan düşmanlığın, XIX. Yüzyılıın ikinci yarısından itibaren ulusal ve ırkçı bir boyut kazanarak, siyasal bir tavra dönüşmesi. 1930’lu yıllardan itibaren özellikle Almanya ve Avusturya’da güçlenen Yahudi düşmanlığı ile siyonizm karşıtlığını birbirine karıştırılmamalıdır.

Yakınlaştırma-Appoximation

Aralarında bütünleşmeye giden devletlerin, mevzuatlarını, yönetmeliklerini ve idari kararlarını birbirne uyumlu hale getirmeleri.

Yaşam Alanı (Lebensraum)

Alman Nasyonal Sosyalist Partisi lideri Adolf Hitler'in 1933'te iktidara gelmesiyle uygulamaya başladığı dış politikasının 3. ve son aşamasıdır. Bu "yaşam alanı" kavramı Hitler'in çoğunlukla Alman jeopolitikçilerinin görüşlerinden geliştirdiği yayılmacı tezlerden biridir. Buna göre; üstün bir ırk olan Almanlar sıkışıp kaldıkları bu dar topraklardan, diğer aşağılık ırkların ellerinde bulunan alanlara doğru genişlemeliydi. Dış politikasının diğer aşamaları olan Versailles kısıtlamalarından kurtulma ve bir ulus, bir devlet(ein Volk ein Recih) ilkesi sınırlı ve somut politikalar olduğu halde, yaşam alanı sınırlarının nerede başlayıp nerede biteceği belli değildir. Bu yüzden Hitler ilk iki aşamayı gerçekleştirirken büyük tepkiler almamış, ancak Çekoslovakya'nın tümünü işgal etmesiyle üçüncü aşamanın başladığını farkeden devletlerin etkin tedbirler almaya başlaması sonucunda II. Dünya Savaşı başlamıştır.

Yatıştırma Politikası (appeasement policy)

Saldırı tehdidi karşısında saldırgan devlete karşı uygulanan politika. Bu türden bir politika, soruna barışçı bir çözüm getirebileceği gibi, saldırgan devletin egemenliğinin artmasına da yolaçabilir. Örneğin, Versay sisteminin çöküşünden sonra, İngiltere'nin Nazi Almanya'sına karşı uyguladığı "yatıştırma politikası" sonucu, İngiliz-Alman anlaşması.

Yeni Dünya Düzeni (new world order)

Uluslararası işbirliğini ve barışı yaratma ideali olarak tanımlanabilecek deyim, ilk kez ABD Başkanı George Bush tarafından Ağustos 1990'da, düzenlediği bir basın toplantısında söylenmiştir. Bush, bundan bir ay kadar sonra, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nu kimyasal ve biyoljik silahlar konusundaçalışmaya yönelttiği sırada bu deyimi tekrar etmiştir. Bush, Yeni Dünya Düzeni'nde herhalde ABD'nin etki alanı içinde gelişecek düzenden yeni pax-Americana'dan sözediyordu.

Pekçok sosyal bilimci, Yeni Dünya Düzeni'nden bahsedilirken kullanılan "Liberal Demokrasi", "Evrensel Barış" ve "İnsan Haklarına Saygı" kavramlarının Güney için fazla bir anlam taşımadığını, bunların daha çok Kuzey için geçerli olacağını iddia etmiştir.

Yeni füze sahibi devlet-Emerging misilse state

Değişik yöntemler kullanarak, özellikle 1980lerden sonra kıtalar arası balistik füze teknolojisine sahip olan İran, Irak ve Kuzey Kore gibi devletler.

Yeni Sömürgecilik (new-colonialism

19. yüzyılda ortaya çıkmış olan emperyalizm sonucu oluşan sömürgeciliğin yeni bir hali. Bu bir devletin, bağımsızlığına rağmen, dolaylı yöntemlerle sömürülmesidir. Yeni sömürgeciliğe göre kapitalizm, dünyayı az geliştiren bir olgudur. Ulusal burjuvaziler yabancı sermaye tarafından emilmekte ve bunun olması sanayileşme sürecinin fiilen sınırlandırılmasına neden olmaktadır. Bazı yazarlara göre yeni sömürgecilik, resmi sömürgecilik uzantısıdır. Bazılarına göre ise, yeni sömürgecilik, azgelişmiş ülkelerde sanayileşme yönünde ilerlemeyi denetlemek ve sınırlamak amacı ile tekelci sermayenin uyguladığı yöntemleri içermektedir. Bir başka görüş ise sömürgeciliğin bu yeni halini savaştan sonra gelişmiş ülkelerden gelen yabancı sermayenin doğrudan müdahaleler yolu ile çıkarlarının denetlemesi ve böylece Batı sermayesinin ilk önce bunalımdan daha sonra da savaştan kurtulup kendine gelerek, dünya çapında egemenliğini yeniden kurması olarak görmektedir.

Yetkili elçi-Ambassador plenipotendiary

Temsil ettiği devlet adına anlaşma imzalamaya yetkili olan elçi.

Yıkımcı yaklaşım-Deconstructivism

Dünya sisteminin karmaşık yapısının, incelikli tanımlamaları imkansıız kıldığını, bu nedenle de uluslararası siyasetle ilgilenen bilimadamlarının, uluslararası politikada yer alan aktörlerin yazılı açıklamalarını bir kenara bırakarak, aktörlerin gizli motivasyonlarını öğrenmeleri gerektiğini savunan postmodern yaklaşım.

Yıldız Savaşları (star wars)

Nükleer silahlara karşı savunma projelerinden biri. Bu tür bir proje ilk defa 1980'li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri tarafından ortaya atılmıştır. Bu Sovyetler'in ICBM (Inter-Continental Ballistic Missiles)lerini uçuşları esnasında tahrip etmeye yönelik bir sistemdir. Bu projenin temelinde, uzaya ve yeryüzüne yerleştirilmiş laser istasyonlarının yok edici ışınlarını, hareketli düşman hedeflerine yöneltmek yaratmaktadır. Bu projenin kapsamına karşı taraftan gelecek saldırıları ortaya çıkarmak için yerleştirilen alıcılarda tehdit algılayıcı sistemlerin kullanılması da girmektedir. Kısacası bu tür bir sistem, caydırıcılığın yöntemlerinden birisidir.

Yılgı Dengesi: bkz. Dehşet Dengesi

Yıpratma savaşı-Attrition war

Karşı tarafın gücünü aşındırmaya ve moralini sarsmaya yönelik savaş.

Yok etmek-Annihilation

  1. Savaş sırasında rakip ülke topraklarını tahrip etme
  2. Bir yasayı yürürlükten kaldırma.

 

Yumuşama (detente)

Bloklar arasında karşılıklı "söz düellosu" ile savaş tehlikesinin azalması ve komünist ile komünist olmayan devletler arasında siyasal, ekonomik, kültürel ve teknolojik anlaşmaların sayılarındaki artışa verilen ad. Bazı yazarlar, yumuşamayı "farklı ekonomik ve toplumsal sistemlere sahip ülkeler ya da ülke grupları arasında, son aşamada yeterli siyasal güvencelere başlanmış, uzun süreli ve kapsamlı bir Doğu-Batı işbirliğine varacak gerginliğin aşamalı ve bilinçli bir biçimde azaltılmasını öngören bir politika" diye yorumlamaktadırlar.

Yumuşama, Doğu-Batı ilişkilerinde çatışma ve gerginliğin azaldığı bir tarihsel dönem anlamında da kullanılabilir. Yumuşama bir "süreç" olarak düşünüldüğünde, yakınlaşma, anlaşma ve işbirliği aşamalarından oluşan bir ilişki türüdür. Bunun sonucu olarak da yumuşama uluslararası ilişkilerde bir amaç durumuna dönüşmektedir.

Daha somut olarak ele alırsak, yumuşama 1960'lı yıllarda başlayan bir süreçtir. Çin Halk Cumhuriyeti, Arnavutluk ve Romanya Sovyetler Birliği'ne başkaldırmaya başlamışlardır, diğer taraftan da Fransa NATO (Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü) içerisinde ABD'ye karşı geliyordu. Asıl amaç BAB'ı (Batı Avrupa Birliği) harekete geçirip, Avrupa Topluluğunu alternatif bir güç odağı haline getirmektir. 1957 yılından sonra belirli bir süreç içinde ortaya "Yılgı dengesinin" (balance of terror) çıkması yumuşamanın nedenleri arasında sayılabilir.

1962 Küba Bunalımı sırasında olası bir nükleer savaşın eşiğine gelinmesi, tarafların yakınlaşmaya gitmelerine neden olmuştur. Yumuşamanın ortaya çıkışını bir dizi çok taraflı ve iki taraflı anlaşma sağlamış sayılabilir:

a)Antarktik bölgesini, nükleer silahların denenmesini de içine alacak biçimde silahtan arındıran 1 Aralık 1959 tarihli çok-taraflı "Antarktik Antlaşması"

b)Bir bunalım anında özellikle yanlış anlamaların riskini önlemek ve en yüksek düzeyde doğrudan iletişim kurmak amacıyla, ABD ve Sovyetler Birliği arasında, telefon bağı kuran ve 20 Haziran 1963 tarihinde imzalanan iki taraflı "Kırmızı Telefon Antlaşması".

c)Atmosferde, Uzayda ve Sualtında Nükleer Denemeleri Yasaklayan 5 Ağustos 1963 tarihli çok-taraflı Nükleer Denemeleri Sınırlama Antlaşması,

ç)Uzayda, ayda ve öteki gezegenlerde nükleer ve kitlesel yıkım silahlarını kullanmayı ve depolamayı yasaklayan, 27 Ocak 1967 tarihli çok taraflı "Dış Uzay Antlaşması" (Outer-Space Treaty).

d)Nükleer silah yapımı teknolojisinin transferini yasaklayan, 1 Temmuz 1968 tarihli bir çok taraflı Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (Non-Proliferation Treaty).

e)Deniz dibinde, okyanus yatağında ve yeraltında nükleer ve öteki kitlesel yıkım silahlarının yerleştirilmesini yasaklayan 11 Şubat 1971 tarihli çok taraflı "Deniz Dibi Antlaşması",

f)30 Eylül 1971 tarihinde imzalanan ve iki ülke arasında yanlışlıkla bir nükleer savaş çıkmasını önleyecek tedbirleri saptayan iki taraflı "Kaza Önleme Antlaşması",

g)Kimyasal ve bakteriyolojik silahların geliştirilmesini, üretimini ve saklanmasını yasaklayan ve var olan stokların dokuz ay içinde yokedilmesini öngören, 10 Nisan 1972 tarihli çok taraflı "Biyolojik Silahlar Sözleşmesi".

h)25 Mayıs 1972 tarihinde imzalanan, açık denizlerde askeri uçuş ve seyrüsefer güvenliğini sağlayacak tedbirleri saptayan iki taraflı anlaşma,

i)26 Mayıs 1972 tarihli füze karşıtı füzeleri (Anti-Ballistic Missiles-ABM) sınırlandıran iki taraflı antlaşma,

j)22 Haziran 1973 tarihli nükleer savaşın çıkma riskini azaltmak için karşılıklı işbirliğini düşünce alışverişini ve davranış ilkelerini koyan iki taraflı "Nükleer Savaşa Engel Olma Anlaşması"

k)3 Temmuz 1974 tarihli, 150 kilotonu aşan askeri nitelikteki nükleer denemeleri yasaklayan iki taraflı, "Eşit Antlaşması",

p)24 Kasım 1974'te Başkan Ford ile Brejnev arasında imzalanan iki tarafa 1985 yılına kadar 2400'er saldırgan stratejik gönderme aracı (offensive strategic delivery vehicle) hakkı veren ve bunların 1320'sini çok başlıklı güdümlü füzelerle (multiple independly targeted recently vehicle-MIRV) donatılabileceğini kabul eden iki taraflı Vladivostok Antlaşması (SALT 1).

m)Askeri amaçlarla, çevrenin doğal yapısını değiştirme yöntemlerinin kullanılmasını yasaklayan 18 Mayıs 1977 tarihli çok taraflı çevreyi değiştirmenin yasaklanması sözleşmesi,

n)18 Haziran 1979'da Viyana'da Brejnev ile Başkan Carter'in imzaladıkları ve iki tarafın stratejik silahlarına nitel ve nicel sınırlamalar getiren iki taraflı SALT (Stratejik Arms Limitation Talks) Antlaşması. Bu antlaşmaya göre, tüm nükleer fırlatma sistemleri, iki taraf için de en çok 1250 tane olacak. Ayrıca tarafların sahip olabilecekleri, bağımsız olarak birden çok hedefe atış yapabilecek nükleer taşıyıcıların sayısı 1320'yi çok başlıklı kıtalararası füzeler ve yine çok başlıklı denizaltılardan atılan füzelerin toplam sayısı 820'yi geçmeyecektir.

Yüksek Yoğunlukta Çatışma (high-intensity conflict)

ABD'nin soğuk savaş döneminde sosyalist blokun Varşova Paktı üyeleriyle nükleer düzeyde bir çatışmayı ifade eden savaş stratejisi. SSCB'nin dağılması ile birlikte yüksek yoğunluktaki çatışma stratejisi kalktı ve böylece nükleer sistemle birlikte sona erdi.

Yükümlülüklerin yerine getirilmesi talebi-Casus foederis

Aralarında anlaşma bulunan iki ülkeden birinin diğerinden, bu anlaşmadan doğan görevlerini yerine getirmesini resmen istemesi. Herhangi bir ülke, diğerine casus foederis durumunun varlığını belirtmişse, diğer ülkeden anlaşma ile yüklendiği ödevleri yerine getirmesini istiyor demektir. Diğer bir ifadeyle casus foederis, devletler arasında yapılan anlaşmaların hangi şartlar gerçekleştiğinde işlerlik kazanacağı anlamına gelmektedir. Yine aynı kural, bir ittifak anlaşmasını harekete geçiren ve anlaşmada imzası bulunan taraflardan birinin öbür tarafı yardımına çağırmasını haklı gösteren bir davranış ya da fiili kapsayacak şekilde yorumlanmıştır.

Yükümsüz Devlet Doktrini-Clean State Doctrine

Herhangi bir kolonyal yönetimden kurtularak bağımsızlığını kazanmış olan bir devletin, sömürge döneminden kalma anlaşmaların hiçbiriyle yükümlü olmayacağı kuralı.

Yükselen Pazar-Emerging market

Ekonomik anlamda önemli potansiyel taşıyan ve uluslar arası Pazar ekonomisi sistemi içinde gelişme istidadına sahip ülke piyasası. Batılı gelişmiş ülkelerin, 1990lı yılların başından itibaren yatırım için büyük potansiyele sahip olarak gördüğü Arjantin, Çin, Hindistan, Endonezya, Meksika, Rusya, Türkiye ve eski Doğu Blokuna üye ülkeleri kastetmek için kullandıkları subjektif  bir terimdir.