Güncel Yazılar

Ukrayna Krizini Jeopolitik Üzerinden Okumak -1

“Kim Doğu Avrupa’yı Yönetirse Dünya’nın Anakarasını Yönetir,
Kim Anakarayı Yönetirse Dünya Adasını Yönetir
ve
Kim Dünya Adasını Yönetirse Tüm Dünya’yı Yönetir”

Ukrayna devlet başkanı Yanukoviç’in Avrupa Birliği (AB) ile imzalayacağı anlaşması imzalamaması sonrası ülke içerisinde başlayan ayaklanma, bugün Kırım’ın Rusya’ya bağlanması (sözde hukuki ve Birleşmiş Milletler’in bazı kararlarına atıfta bulunularak yasal yollar ile gerçekleştirildiği iddia ediliyor) ve Ukrayna’da sonuçlarının ne olacağı bilinmeyen oldukça karmaşık bir o kadar da değişken bir durumun doğmasına neden olmuştur.[1]Kırım artık bir Rus toprağıdır ve anayasal yolla Rusya’ya dâhil olmuştur. Bu durumun Avrupa’da bir domino etkisi yaratması ve Rus azınlığın sayıca yüksek olduğu yerlerde Kırım’daki benzer bir durum ile karşılaşılması ihtimali oldukça yüksektir.[2] Ayrıca Ukrayna’yı oldukça zorlu bir dönüşüm süreci beklemektedir. Ülkenin iflasın eşiğindeki ekonomik durumunun düzeltilmesi ve acil olarak siyasi istikrarın tesisi gerekmektedir.

Siyasi ve ekonomik endişelerin yanı sıra Ukrayna jeopolitik açıdan oldukça büyük bir önem taşımaktadır. Ülke Rusya’nın nüfuz alanı içerisinde bulunmakla birlikte, enerji güvenliği, uluslararası güç dengeleri açısından büyük bir önem teşkil etmekte, Ukrayna’nın Avrupa entegrasyon sürecine dahil edilme fikri Büyük Rusya düşüncesini tekrar diriltmek isteyen Putin’i oldukça rahatsız etmektedir. Jeopolitik kavramı bu noktada önem kazanmaktadır.[3]

Jeopolitik kavramı, siyasi ve ekonomik özellikler yanında coğrafyayı da değerlendirmeye konu eden ve bu şekilde bütüncül bir açıklama yapma yönteminin gelişmesini sağlamıştır. Kavramın temelleri ilk olarak Alman coğrafyacı Friedrick Ratzel tarafından atılmış, kavram olarak ise Rudolf Kjellen tarafından kullanılmıştır. Tarihin başlangıcından beri siyasi ve ekonomik olayların mekan ile ilişkileri bütün düşünürlerin ilgisini çekmiştir. Aristo, Platon, Turgot, A. Comte ve Kant gibi önemli düşünürler coğrafi koşulları kendi dönemleri içerisinde ele almışlar ve mekan üzerinde meydana gelen siyasi ve ekonomik değişimleri insan ve coğrafya ile ilişkilendirmişlerdir. I. ve II. Dünya savaşlarında jeopolitik kavramı daha da önem kazanarak, devletlere dair organizmacı görüşlerin ortaya konmasında etkili olmuştur. Nitekim Kjellen’e göre devletin varlık sürdürebilmesi, doğrudan devletin gücü ile alakalıdır.

Jeopolitik açısından dönüm noktasını teşkil eden gelişme, Halford Mackinder tarafından “Kara Hakimiyet Teorisinin” ortaya konması ile gerçekleşmiştir.  İngiltereli bir jeopolitikçi olan Mackinder bu teorisine ait fikirlerini ilk olarak Tarihin Coğrafya Mihveri konferansından açıklamış ve sonrasında da Demokratik İdealler ve Gerçekler adlı kitabını yayımlamıştır. [4]Mackinder tarafından ortaya konan Kara Hakimiyet Teorisi, bugün Ukrayna ve Avrupa’nın içerisinde bulunduğu durum nedeni ile oldukça önem taşımaktadır. Çünkü Mackinder tarafından ortaya konan teoride Avrasya dünyanın kalbini yani dünya adasını oluşturmaktadır. Dünya adası olarak tanımlanan bölgede ise, Kırım ve Ukrayna’da oldukça önemli bir konuma sahiptir.

Şekil 1; Mackinder’ın Coğrafi Mihver (Pivot Area) Alanı[5]

Mackinder-kara-hakimiyeti-teorisi

Şekil 1’de yer alan harita basit olarak Mackinder tarafından ortaya konmuş olan Kara Hakimiyet Teorisini belirtmektedir. Mackinder ‘e göre devletler ikiye ayrılmaktadır. Kara ve Deniz gücü devletleri olarak ikiye ayrılan bu devletlerden, Mackinder’a göre Kara Gücü devletleri uzun dönemde başarılı olacaktır. Dünya’nın merkezi Avrasya’dır ve bu nedenle de Avrasya dünyanın kalbi (Heartland) olarak isimlendirilmiştir. Avrasya’nın dünyanın merkezi olmasındaki temel neden bu bölgenin kendi kendine yeterli olabilecek özellik ve niteliklere sahip olmasıdır. Merkez bölge tanımından sonra Mackinder, dünyadaki diğer ülkeleri niteliklerine göre bazı gruplamalara tabii tutar. Mackinder tarafından yapılan bu ayrıma göre ise, yine iki önemli kuşak bulunmaktadır. Bu kuşaklardan ilki İç Kenar kuşak (Inner – MarginalCrescent-Rimland) olarak adlandırılırken, diğeri ise, Dış Kenar Kuşak (Outer-InsularCrescent) olarak isimlendirilmiştir. Mackinder bu tanımlamaları yaptıktan sonra teorisi ile ilgili olarak bazı sonuçlar elde eder ve Merkez bölgenin tanımlanmış olarak iki kuşak tarafından kontrol edilebileceğini, merkez bölgeye egemen olan gücün ise bahsedilen kuşakların kontrolünün sağlanarak kontrol altında tutulabileceği sonucuna ulaşmıştır.

“Doğu Avrupa’ya hâkim olan Merkez bölgesini kontrol ede; Merkez bölgesine hakim olan dünya adasını kontrol eder; dünya adasına hakim olan ise dünyayı kontrol eder.”

Mackinder tarafından ortaya konan Kara Hakimiyet Teorisi, Ukrayna, Rusya, AB ve ABD denklemi içerisinde bilinmeyenlerin ortaya konması açısından büyük bir önem taşımaktadır. Putin ile birlikte büyük Rusya idealini tekrar canlandırma adına önemli hamleler gerçekleştiren Rusya, Ukrayna ile AB, barışçıl gösteriler üzerinde müzakere yolarını ararken, Kırım’ı işgal etme planlarını sonlandırmış, Ukrayna ile AB anlaşma konusunda uzlaşmaya vardığında yeni bir kriz çıkartarak Kırım’ı anonim bir şekilde işgal etmiştir. Rusya’nın dış politikada ki agresif tonu batı ve uluslararası hukukun yanında olan bütün ülkeler üzerinde adeta bir şok etkisi yaratarak, tüm dünyaya güçlü Rusya mesajı verilmek istenmiştir. Ayrıca, bir dış politika aracı olarak Rusya tarafından kullanılan doğalgaz kartı da devreye sokulmuş, batı enerji güvenliği açısından da tehdit edilmiştir. Ancak bilinmelidir ki II. Dünya savaşında Avusturya’ya alkışlar eşliğinde hiçbir direnişle karşılaşmadan giren Hitler, büyük bir hezimete uğramıştır. Bu nedenle Mackinder’ın Kara Hakimiyet Teorisi Ukrayna krizine ve AB’nin ne yapması gerektiğine dair önemli ipuçları barındırıyor olabilir.

Şüphe yok ki Putin tarafından benimsenmiş olan agresif dış politika, AB’de “Birliği ve Barışı” hedef almaktadır bu nedenle Rusya’nın agresif dış politikası karşısında daha fazla geri çekilen ve suskun kalan batının ileride daha fazla Rus baskısı ile karşı karşıya kalacağı açık bir şekilde görülmektedir. Bu nedenle bugün daha küçük bedeller ödemek varken, batı hareketsiz kalarak ileride daha fazla bedel ödemeyi mi tercih etmektedir? AB ve uluslararası hukukun yanında yer alan ülkelerin acil olarak Rusya elitini hedef alan ekonomik ambargoları hayata geçirmeleri gerekmektedir. Bu ekonomik ambargolar ile birlikte Rusya’nın saldırgan dış politikasına oldukça ağır bir darbe vurulabilecektir. Londra, Fransa ve Almanya, Ukrayna krizine seyirci kalmaktan öte, daha etkin ve cesur adımlar atmalı, mevcut krizi Rusya ile ABD arasında yeni bir soğuk savaşa neden olacak bir rotaya çekmemeli ve etkin önlemler almalıdır. Fransa, Almanya ve Londra, Karadeniz’e savaş gemilerini gönderebilir ve mevcut durumu ABD’nin yanında etkin bir aktör olarak yönlendirebilmelidir. Önemle belirtmek gerekir ki Süveyş krizinde tekrarlanan hata bu krizde batı tarafından tekrarlanmamalı, batı Avrupa devletleri ve ABD ortak hareket etmelidirler.[6] Başta Almanya olmak üzere, batı Avrupa devletleri enerji politikalarını geliştirmeli ve enerji bağımlılığı konusunda Avrupa’nın Rusya’ya olan bağımlılığını azaltan yeni yollar üretmelidirler. Fransa’nın 1930 yılında Nazi Almanya’sına gemi satmadığı gibi bugünde Rusya’ya satmakta olduğu gemilerin satışını durdurması gerekmektedir.[7] Son olarak ise AB ile Moskova arasında yürütülen stratejik ortaklığa son verilerek oldukça gelişmiş bir doğu Avrupa politikasının AB tarafından geliştirilmesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

20. yüzyılın en büyük zaferi şüphe yok ki AB tarafından kıtaya getirilmiş olan barıştır. Rusya tarafından gerçekleştirilen her eylem AB tarafından oluşturulmuş olan bu barış sürecini tehdit etmekte ve yok etmeye yöneliktir. Ancak bilinmektedir ki revizyonist politikalar hiçbir zaman Avrupa’da amacına ulaşmamıştır.

Altuğ GÜNAR, İstanbul Üniversitesi Avrupa Birliği Anabilim Dalı doktora öğrencisi.

19 Nisan 2014

———

[1]BBC, “UkraineCrisisTimeline” http://www.bbc.com/news/world-middle-east-26248275 (Erişim Tarihi; 15.04.2014)

[2]Hali hazırda Avrupa’da İskoçya, Katalonya ve Transdinyester ayrılıkçı söylemleri sürekli dile getirmektedirler. İskoçya ve Katalonya’nın bağımsızlık söylemleri başka nedenlere dayandırılsa da Kırım örneği Transdinyester’e kılavuzluk etmektedir. Ancak Kırım örneği ayrılıkçı söylem benimseyen gruplara büyük bir örnek teşkil etmektedir.

[3]Ayrıntılı bir Rusya tarihi ve bugünün Rusya’sının nereden beslendiğini anlamak adına tavsiye edilen eser; Kurat, Nimet Akdes, Rusya Tarihi Başlangıçtan 1917’ye Kadar, Türk Tarih Kurumu Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, XIII. Dizi- Sayı 17 Dünya Tarihi, 1999.

[4]Mackinder tarafından kaleme alınmış olan baş yapıtlar; “Britain andthe British Seas”, “TheGeographical Pivot of History”, “DemocraticIdeasandReality”,

[5]E-İnternationalRelationsStudent, “To What Extent has the ‘War on Terror’ Affected the PRC Government’s Handling of the Northwest Uighur Muslim Population and its Campaign for an Independent State of East Turkestan?” http://www.e-ir.info/2007/12/22/to-what-extent-has-the-%E2%80%98war-on-terror%E2%80%99-affected-the-prc-government%E2%80%99s-handling-of-the-northwest-uighur-muslim-population-and-its-campaign-for-an-independent-state-of-east-turkes/ (Erişim Tarihi; 15.04.2014)

[6] Bakın Kissenger Süveyş krizinden sonra durumu nasıl tahlil ediyor; “Amerika’nın kendisini Avrupa’dan koparması, onu, dünyanın her bölgesinde her özgür ulusun savunulması yükünü üzerine almak gibi bir durumla karşı karşıya getirmiştir. Her ne kadar Süveyş krizi esnasında Amerika hala Birleşmiş Milletler aracılığı ile kalkınmakta olan dünyada dengenin belirsizlikleri ile uğraşmaya çalıştıysa da, iki yıl içinde Amerikan kuvvetleri, Eisenhower Doktrini’ni uygulamak için Lübnan’a gelecekti. On yıl sonra, Amerika tek başına Vietnam’da boğuşmaya başlayacak, müttefiklerinden çoğu Süveyş günlerinde Amerika’nın ortaya koyduğu argümanları ileri sürerek kendilerini uzak tutacaklardır.” Süveyş krizinden sonra dünya jandarmalığını soyunun ABD’nin yanında ne İngiltere ne de Fransa Lübnan ve Vietnam’da ABD’nin yanında yer almıştır. Kissinger, Henry, Diplomasi, çev. İbrahim Kurt, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Mayıs, 2009, s.529.

[7] Rogers, James, “A letterfrom Prof. SirHalfordMackindertoEuropeanleaders on Russia’sinvasion of Ukraine” (Erişim Tarihi; 15.04.2014)

Print Friendly, PDF & Email

Nedir

İlginizi Çekebilir

The European Union Law Reality in Cyprus: Only South, What About the Northern Part?

Avrupa Birliği üyeliği kapsamında, 2004 yılında Kıbrıs Türk ve Rum toplumu için ayrı ayrı düzenlenen referandumun …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir