ankara escort
Güncel Yazılar

Uluslararası Hukukta Korsanlık

Uzunca bir süredir istikrarsızlıkla boğuşan ve merkezi bir yönetim ve otoriteden yoksun fakir Afrika ülkesi Somali’deki durum uluslararası sistemin istikrar ve güvenliğini yakından etkilerken otorite yokluğunda güçlenen korsanlık (burada “korsanlık” aslında daha çok deniz haydutluğu anlamına gelen piracy’nın karşılığı olarak kullanılmaktadır; korsanlık terimini kuvvet zoru ile çalma ve kaçırma anlamına gelen “hijacking” ifadesi daha çok karşılasa da basında Somalili korsanların faaliyetleri “korsanlık” olarak adlandırıldığı için bu ifade tercih edilmiştir) faaliyetleri açık denizde ticari taşımacılığı da tehdit eder hale geldi.

Çok sayıda gemi ve mürettebatı rehin tutan ve bu rehinleri karşılığında yüklü miktarlar elde eden modern dünyanın korsanlarına karşı ise uluslararası toplum çok fazla bir şey yapamıyor. Bu durumu kimileri Batı dünyasının Afrika’ya müdahale edebilmek için uygun koşulların oluşturulması girişim ve motiflerinin bir parçası olarak görüyor. Bu görüşe göre başta ABD olmak üzere büyük güçler duruma “şimdilik” müdahale etmiyor; ancak korsanlık faaliyetlerinin şiddeti daha da artar ve daha fazla ülkeyi ilgilendirir hale gelince de daha çok kendi stratejik çıkarlarını güvence altına almak için bu ülkeye askeri müdahalede bulunacaklar. Bu yorum kendi içinde tutarlı ve hatta kısmen doğru olsa bile bu duruma müdahale edilememesinin çok daha somut nedenleri var.

Her şeyden öte böylesi bir müdahalenin teknik yönünün karmaşıklığını dikkate almak gerekiyor. Ülkede geçici bir federal hükümet var ve birbirinden farklı görev ve yetkiler ile donatılmış “komite,” “güç” ya da misyon ülkenin istikrarı için çaba gösteriyor. Bütün bunlar BM Güvenlik Konseyi’nin ve Afrika Birliği’nin kontrolü çerçevesinde yapılıyor. Dolayısıyla Somali açıklarındaki korsanlık faaliyetleri bütün ciddiyetine rağmen hala ikincil öneme sahip. Açlık, istikrarsızlık, iç savaş ve insani yardımın ulaştırılamaması Güvenlik Konseyi’nin daha öncelikli konuları; bu nedenle de korsanlık faaliyetlerine yönelik tedbirler yakın bir zamana kadar ikinci planda kalmaktaydı.

Somut tedbirlerin alınamamasının bir başka önemli nedeni de korsanlık faaliyetleri ile nasıl mücadele edileceğinin uluslararası hukukta çok açık olmaması. Bu belirsizlik daha çok korsanlığın nasıl tanımlandığı ile ilgili olsa da bu konuda merkezi bir otoritenin olmaması ve korsanları yargılayacak uluslararası bir mahkemenin olmaması önemli bir problem.

Uluslararası Bir Suç Olarak Korsanlık

Korsanlık (piracy), bütün devletlerin faillerini yargılamaya yetkili olduğu “uluslararası suçlar”ın tarihteki ilk örneklerinden birisidir. Bu liste zamanla genişlemiş ve “kölelik,” “soykırım” ve “savaş suçları” gibi suçları da içerir hale gelmiştir. Bu suçlara karşı bütün devletlerin önlem almaya yetkili kılınmasının en temel sebebi, söz konusu suçların uluslararası düzen için oluşturdukları tehdidin büyüklüğü ve suçun kendisinin “aşırı” niteliğidir.

İşlendiği yere veya failinin milliyetine bakılmaksızın herhangi bir devletin yargılama yetkisinin var olduğu kabul edilen suçlar, “evrensel yargı” (universal jurisdiction) kapsamındadır. Korsanlık suçunun da bu kapsam dahilinde olduğu kabul edilmektedir. Daha çok teorik ve doktriner bir konu olmakla birlikte zaman zaman bazı devletlerin “evrensel yargı” yetkisine dayanarak yargılamalar yaptığı ve buna uygun kanunlar çıkardığı gözlenmiştir. Bu çerçevedeki en meşhur örnek, 1961 yılında Israil’in Nazi komutanı Adolf Eichmann’ı insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları suçlamaları ile yargılamasıdır. Eichmann İsrail vatandaşı olmadığı gibi, kendisi yargılamalar için İsrail dışından bu ülkeye getirilmiştir. Burada İsrail yargısı, atılı suçlar ile ilgili olarak evrensel yargı yetkisine dayanmış ve Eichmann’ı idama mahkum etmiştir.

Tarihte, herhangi bir devlet, yakaladığı bir korsanı, milliyetine, ülkesine ya da yakalandığı yere bakılmaksızın yargılama yetkisine sahip olmuştur. Hatta korsanı yakalayan devletin, korsanı yargılamaya tabi tutmadan öldürmesine devletler hukuku izin vermiştir. Bazı yorumculara göre bu bir evrensel yargı anlamına gelebilecek uygulama, korsanlıkla ilgili ulusal yargı eksikliğine bağlansa da bu çok doğru bir yorum değildir. Zira her ne kadar açık sularda ulusal yargı yetkisi söz konusu değilse de gerek alıkonan geminin gerekse de gemideki mağdurların tabi olduğu bir ulusal hukuk vardır; bu da korsanlık soruşturma ve kovuşturmasında ilgili ulusal yargının da yetkili olduğu anlamına gelmektedir.

Bugün korsanlık hala uluslararası hukuka göre evrensel olarak soruşturulabilir bir suçtur. Yaklaşık yedi yüzyıllık bir dönem boyunca oluşmuş bu uluslar arası teamüle bugün de ciddi bir itiraz mevcut değildir. Ancak burada asıl problem neyin korsanlık olarak tanınacağıdır. Bu tanımlama önemlidir zira ilgili devlet, korsanlara karşı alacağı önlemleri bu tanımlamaya dayandırarak meşrulaştıracaktır.

Bir fiilin korsanlık olarak tanımlanabilmesi için bu fiilin sağlaması gereken birkaç temel şart vardır: bunlardan birincisi, karada işlendiği takdirde soygun olarak nitelendirilmesidir. Bu kriter, aşağıdaki BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde verilen tanımda da kendini açıklıkla göstermektedir. Yine BM Güvenlik Konseyi kararları Somali açıklarında işlenen suçlara atıfta bulunurken “korsanlık ve silahlı soygun” ifadesini kullanmaktadır. İkincisi, bu soygun, herhangi bir egemen devletin izni olmadan gerçekleştirilmiş olmalıdır. Üçüncüsü ve en önemlisi, bu fiil, açık denizde işlenmiş olmalıdır. Bu üç temel kriteri sağlamayan bir fiil, evrensel yargı kapsamına giren “korsanlık” kategorisinde değerlendirilmeyecektir. Elbette ki ulusal yargılar kendilerine göre bir “korsanlık” tanımı yapabilir; ancak yukarıda belirtilen kriterlere uymayan herhangi bir fiil üzerinde devletlerin, uluslar arası hukuka göre evrensel yargı yetkisi olmayacağı kabul edilmektedir.

Ancak belirtmek gerekir ki “korsanlık” suçu ile ilgili olarak bütün devletlerin sahip olduğu “evrensel yargı yetkisi” pek fazla uygulanmamıştır. Her ne kadar “evrensel yargı” kavramının kendisi daha çok teorik bir içeriğe sahipse de en azından savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla ilgili olarak bilinen ve literatüre geçen örneklerde uygulama imkanı bulmuştur. Buna karşılık çok az sayıda olayda evrensel yargı çerçevesinde korsanlık kovuşturması yapılmıştır. Buna ek olarak, ABD gibi bazı devletler de kendi mahkemelerinin korsanlık konusunda evrensel yargı yetkisini kullanmasına izin vermeyen düzenlemeler getirmişlerdir.

Korsanlığa karşı teoride var olan evrensel yargı yetkisinin uygulamada pek fazla kullanılmamasının en temel nedeni tanımdaki karmaşa ve bu karmaşaya bağlı olarak çıkması muhtemel devletlerarası sürtüşme ve anlaşmazlıklardır. Bir devlet, evrensel yargı yetkisine dayanarak korsan ilan ettiği kişiler hakkında kovuşturma başlatırsa ve ilgili bir başka devlet, atılı suçun uluslararası hukuka göre korsanlık sayılmayacağını iddia ederse ne olacaktır? Bir başka önemli neden de evrensel yargının, korsanlık söz konusu olduğunda, bir görevden çok bir seçenek olmasıdır.

Uluslararası Hukuk ve Korsanlıkla Mücadele

1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (UN Convention on the Law of the Sea—UNCLOS), bütün devletlerin, açık denizde ya da herhangi bir devletin yetki sahasının dışında imkanlar dahilinde korsanlığı bastırma yükümlülüğü altında olduklarını ifade etmektedir (Madde 100). Sözleşme korsanlığı, özel bir gemi ya da uçağın mürettebatı tarafından, özel nedenler ile işlenen herhangi bir yasadığı şiddet, alıkoyma ya da soygun faaliyeti olarak tanımlamaktadır. Bu fiilin korsanlık sayılabilmesi için fiilin açık denizde veya herhangi bir devletin egemenliğinde olmayan bir yerde işlenmiş olması gerekmektedir (Madde 101).

Aynı sözleşmeye göre bir geminin korsan gemisi olarak tanımlanabilmesi için, bu geminin, 101. maddede belirtilen fiilleri işleme amacı taşıyan kişilerin kontrolünde olması gerekmektedir. Belirtilen suçlardan birini işleyen birinin kontrolünde olduğu sürece, korsanlık suçunda kullanılan bir gemi yine korsan gemisi sayılmaktadır. (Madde 103). Bu tanımda belirtilen niteliklere sahip bir olan bir gemiyi, herhangi bir devlet, açık denizde veya herhangi bir devletin egemenlik yetkisinde olmayan bir yerde ele geçirebilir, gemideki kişileri tutuklayabilir ve gemideki mallara el koyabilir. Bu işlemleri yapan devletin ilgili mahkemesi de verilecek cezaları tayin edebileceği gibi iyi niyetli üçüncü devletlerin hakları baki kalmak şartıyla el konulan gemi ve mallar ile ilgili gerekli tedbirleri de alabilir (Madde 105).

Sözleşmenin ilgili maddelerine bakıldığında evrensel yargı yetkisinin açık bir şekilde bütün ilgili devletlere tanındığı gözlense de tanımlardaki bazı unsurlar belirsizliğe neden olmaktadır. Her şeyden öte korsanların “özel” nedenler ile değil de siyasi motifler ile hareket ettiklerini iddia etmeleri durumunda ciddi bir ihtilaf ortaya çıkabilecektir. Yine Sözleşmede tanımlanan “korsan gemisi,” tanımda net kriterler ile ifade edilmişse de açık denizde neyin korsan gemisi olduğunu olduğunun tespit edilmesi o kadar kolay olmayabilecektir. Bundan çok daha önemlisi, Sözleşmede belirtilen çerçevede evrensel yargı yetkisini kullanan bir devlet, yanlış tanımlama nedeni ile sorumluluk altına girebilecektir. Nitekim Sözleşme, bu konuda el koyma işlemini yapan devletin sorumlu olacağını ve gerekli zararları tazmin edeceğini ifade etmektedir (Madde 106).

Burada bir başka önemli sınırlama da devletlerin el koyma veya tutuklamaları ancak açık denizde yapabilmeleridir. Dolayısıyla Somali karasularına dönen korsan gemilerine karşı evrensel yargı yetkisinin kullanılması söz konusu değildir. Sadece 2008 yılı içinde Somali’deki durumla ilgili olarak yedi tane karar alan BM Güvenlik Konseyi de sadece iki kararında ağırlıklı olarak korsanlık faaliyetlerine ve alınacak tedbirlere atıfta bulunmuş, diğerlerinde ise daha çok ülkedeki insani kriz ve iç savaşı ele almıştır. Korsanlıkla ilgili alınacak tedbirlere yer verdiği kararlarında ise Güvenlik Konseyi, ilgili devletleri Somali açıklarında açık denizde korsanlığa karşı gerekli önlemleri almaya çağırmış ve halihazırda bu bölgede savaş gemisi ve uçağı bulunan ülkelere de bu imkanlarını kullanma çağrısında bulunmuştur (BMGK 1838 Sayılı Kararı, Ekim 2008, para. 2 ve 3).

Sadece açık sularda devletlere tanınan evrensel yargı yetkisinin yetersizliğini, BMGK 1816 (Şubat 2008) sayılı kararında gidermiştir. Bu kararında GK, Somali’deki geçici federal hükümetle korsanlık konusunda işbirliği yapan devletlerin, kararın yürürlüğe girmesinden itibaren altı aylık süre boyunca korsanlığı önleme amacı ile Somali karasularına girebileceklerini ve burada da uluslararası hukuka uygun olarak gerekli tedbirleri alabileceklerini belirtmiştir (para. 7). Altı aylık sürenin bitmesinden sonra ise Somali karasularına girme yetkisi yeniden uzatılmıştır (BMGK 1838 Sayılı Kararı, Ekim 2008, para. 4).

Dolayısıyla Somali açıklarındaki korsanlık faaliyetleri ile ilgili olarak aslında uluslararası hukuk çerçevesinde yapılabilecek birçok şey zaten yapılmıştır. Ancak özellikle korsanlığın tanımındaki belirsizliğin getirdiği sınırlamalar ve teknik zorluklar etkili tedbir alınmasını engellemektedir. Bundan çok daha önemlisi ise uluslararası toplumun korsanlık faaliyetlerinden çok Somali’deki iç savaş ve istikrarsızlığa odaklanmış olmasıdır.

Yazar: Cenap ÇAKMAK

Pazartesi, 01 Aralık 2008

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği Hukuku, Ulusal Hukuk ve Uluslararası Hukuk Arasındaki İlişki

Kavramsal Çerçeve Günümüzde, uluslararası düzeyde faaliyet gösteren kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kuralları, başlıca üç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir