Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Uluslararası Sistemde Balkanlar

Avrupa’nın beş büyük yarımadasından bir olan Balkanlar; Avrupa, Akdeniz ve Ortadoğu siyasetinde etkin olma imkanı sağlayan, Avrupa’nın diğer bölgelerine geçit imkanı tanıyan, Asya kıtasının bitişiğinde ve Afrika kıtasına da yakın olan jeopolitik konumu nedeniyle büyük güçlerin rekabet ve mücadele alanı olmuştur.

1361 yılında Edirne’nin alınmasıyla 14. yy. ‘dan 20. yy.’a kadar- neredeyse 600 yıl- Osmanlı hakimiyetinde kalan bu bölge, 1912- 13 Balkan Savaşları ile Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünde son aşama olmasının yanı sıra, I. ve II. Dünya Savaşları’na da sahne olmuştur.

Balkanlar; güneybatıda Adriyatik Denizi, güneyde Akdeniz, güneydoğuda Marmara ve Karadeniz ile çevrili bir yarımadadır. Coğrafyanın adını oluşturan “Balkan” kelimesi ise Türkçe olup “sarp ve ormanlık sıradağ; sazlık” anlamına gelmektedir. Bölgede başlıca beş etnik grup bulunmaktadır: Arnavutluk, Yunanlılar, Bulgarlar, Slavlar (Sırp, Hırvat, Sloven ve Karadağ) ve Türkler.

Tarihsel arka plana baktığımızda kitlesel savaşa giden fitilin ateşlendiği yer olarak Balkanları görmekteyiz. 1914’te başlayan I. Dünya Savaşı, 1919’da Avusturya ile Saint German, Almanya ile Versay, Bulgaristan ile Neuilly, Macaristan ile Trianon Antlaşması’nın imzalanması ile sona ermiştir. Osmanlı ile de Sevr Antlaşması imzalanmak istenmiş ancak Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması’nın imzalanması ile sonuçlanmıştır. Savaş sonunda üç büyük imparatorluk (Avusturya-Macaristan, Çarlık Rusyası ve Osmanlı Devleti) dünya sahnesinden çekilmiş yerini yeni kurulan devletler almıştır: Romanya, Yugoslavya, Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye gibi…

1939’da başlayıp 1945’te sona eren I. Dünya Savaşı ise İtalya ve Almanya’ nın Balkan ülkelerine yönelmesi ile birlikte bu coğrafyada çok yoğun bir şekilde yaşanmıştır. Savaşın Mihveri oluşturan ülkelerin yenilgisi ile sonuçlanmasının ardından bölgede giderek artan bir Sovyet etkisi yaşanacaktır.

1. Soğuk Savaş Dönemi’nde Balkanlar

Balkanlar, II. Dünya Savaşı’ndan sonra büyük güçlerin nüfuz bölgelerine ayrılmıştı. Stalin ve Churchill arasında yapılan -resmi olmayan uzlaşıyla- görüşmede, bu paylaşımın esasları kararlaştırıldı. Buna göre; Romanya %90 Sovyet etkisine maruz bırakılırken, Yunanistan’da ise tam tersi olarak %90 Batı Bloku’nun etkisi öngörülmüştür.

Balkanlar açısından Soğuk Savaş Dönemi’nin temel özelliklerine değinecek olursak;  iki blok arasında “sınır” görevi üstlenmesinin yanısıra, Sovyetlerin Akdeniz’e ve Ortadoğu’ya ilişkin planlarının sekteye uğratıldığı ve ayrıca Yugoslavya’da baş gösteren ayrılıkçı hareketlerin Sovyetler Birliği’nin dağılmasında kilit rol oynadığı görülür.

1.1. Yugoslavya’nın Sovyet Bloku’ndan Ayrılması:

Yugoslavya, II. Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan süreçte en güçlü Balkan devletlerinden biriydi. Josep Broz Tito kendine özgü lider kimliği ile birlikte Yugoslavya’yı oluşturan bütün kimliklerin de üzerinde bir “Yugoslav” kimliğinin yaratılması ve Federasyonun bu kimliğe dayandırılması için çaba gösterirken, aynı zamanda Sovyet Bloğu’nda yer alan ülkeler arasında da yükselmeye çalışıyordu. Ancak Stalin ile ters düşmesi ve Sovyet üstünlüğünü kabul etmemesi sebebiyle yavaş yavaş bu bloktan ayrılmaya başladı. Özellikle Bağlantısızlar hareketinin kurulmasında aktif rol aldı. Tabi Sovyetlere yüz çevirmenin faturasını da ödemesi gerekiyordu. Bu fatura, Sovyet eksenli örgütlerden (Comecon, Varşova Paktı gibi) dışlanma şeklindeydi.

Her şeye rağmen Tito yönetimindeki Yugoslavya, Sovyet uydusu olma ya da bağımsız olma konusunda seçimini yapmış ve Sovyet uydusu olmayı reddetmişti. Bunun neticesinde de 1948 yılında Cominform’ dan atılmıştır.

1.2.  İki Kutuplu Sistemde Güç Mücadelesi ve Balkanlara Yansımaları

Soğuk Savaş döneminin temel aktörleri arasındaki rekabet olgusu, bu dönemde oluşturulan örgütlenmelerde de kendisini göstermiştir. Batı Bloğu’nda Truman Doktrini, Marshall Yardımı, Kuzey Atlantik İttifakı’nın (NATO) oluşturulması yönündeki gelişmeleri Doğu Bloğu’nda Cominform, Comecon, Varşova Paktı ve Brejnev Doktrini izlemiştir.

Bu dönemde Balkanlarda yaşanan gelişmelere dönecek olursak, Arnavutluk’un Sovyet Bloğu’na kayması bir yana, en farklı politik gelişmeler Yunanistan’da yaşanmıştır. 1949 yılına kadar süren iç savaşı, monarşi döneminin takip ettiği Yunanistan’da 1967’de monarşiye son veren bir askeri darbe ile karşılaşmaktayız. Baskıların artması ile çıkan ayaklanma sonucu cumhuriyet ilan edilmiştir. Ayrıca bu dönemde Kıbrıs konusunda yaşanan gelişmeler sonucu Kıbrıs, Yunanistan’ın dış politika meselelerinden biri haline gelmiştir. Avrupa Topluluğu macerası 1959’da başlayan Yunanistan, 1981’de amacına ulaşmış ve Topluluğun onuncu üyesi olmuştur.

Balkan devletlerini meşgul eden bir diğer sorun alanı ise Makedonya’dır. Vardar, Pirin, Ege şeklinde üç coğrafi alt birime ayrılan Makedonya; Bulgaristan, Yunanistan ve Yugoslavya açısından paylaşılamayan bir alandır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Makedonya topraklarının birleştirilip özerk bir cumhuriyet olması şeklinde fikirler ortaya atılmışsa da başarı sağlanamamıştır. Sorun, 1991’de Makedonya’nın bağımsızlığını ilan ettiğini açıklamasının ardından Yunanistan’ın tepkisi ile yeni bir boyut kazanmıştır. Bağımsızlığını kazanan Makedonya’yı, kendi ülkesinde bulunan Makedon azınlığın irredantist politikalar izlemesine dayanan kaygılarına rağmen Yunanistan tanımazken; Bulgaristan, Rusya ve ABD tanımıştır.

2. Soğuk Savaş’ın Sona Ermesinden Günümüze Balkanlardaki Gelişmeler

2.1.  Bosna-Hersek Savaşı ve Dayton Antlaşması:

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile iki kutuplu sistem, tek kutuplu bir hal almıştır. Tek süper güç ABD “grand design (büyük tasarım)” olarak adlandırdığı bir proje ortaya koymuştur. Bu proje; serbest piyasa ekonomisi ve parlamenter demokrasiyi öngörmektedir. Tek kutuplu sisteme geçilmesiyle “Yeni Dünya Düzeni”nin ilkeleri; uluslar arası hukuka aykırı hiçbir eylemin kabul edilmemesi ve uluslar arası politikanın hiçbir aktörünün kuvvet kullanımıyla toprak kazanımına izin verilmemesi olarak belirlenmiştir.

Yeni dönem ile birlikte Balkanlar, Curchill’in “tarih tüketen alan” benzetmesini haklı çıkaracak gelişmelere sahne olacaktır.

Josef Broz Tito’nun Yugoslavya’sı, etnik kimlikler üzerine inşa edilmemiştir. Ortak bir kimliğin yaratılmasına çalışılmış, “Yugoslav” kimliğinin Yugoslavya’daki cumhuriyetleri bir arada tutacak bir araç olması temel amacı oluşturmuştur. Ancak Yugoslav topraklarında 70’lerde başlayan milliyetçi akımlar, 1981’de Tito’nun ölümüyle ivme kazanmıştır. Milliyetçilik akımı, özellikle bir Sırp milliyetçisi olan Slobodan Miloseviç’in 1989’da Kosova Ovası’ndaki 1 milyon Sırp’a hitaben yaptığı konuşmada karşılığını bulur. Bir devletin istikrarını etnik açıdan türdeş olmasıyla özdeşleştiren Miloseviç’in belirlediği üç amacı vardı:

a) Kosova ve Voyvodina’ nın özerkliğinin kaldırılması,

b) Sırp, Hırvat, Sloven Krallığı benzeri bir yapının oluşturulması,

c) Bosna-Hersek, Makedonya gibi yeni kurulan Cumhuriyetlerin Federasyon içinde eritilmesi ve egemenliğin Federasyon’da olması.

Bunun için kullanabileceği iki yöntem vardı; baskı ile “göçe zorlama” ya da “etnik temizlik” yaparak farklılıklardan arınma.

SSCB’nin dağılması ile birlikte Balkanlarda da bir çözülme süreci yaşanmaktaydı. 1991 yılında Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlığını ilan etmesi bunun bir göstergesidir. Bosna-

Hersek de bu süreçte benzer bir durum ile karşı karşıya kalmıştır. Bağımsızlık ilan etme noktasında etnik türdeşlik konusunda Hırvatistan ve Slovenya kadar şanslı değildi. Ancak Yugoslavya Federasyonu parçalanıyordu ve Bosna için bir karar verme zamanıydı. Bağımsız olma ya da Federasyon içerisinde kalma seçeneklerinden birini tercih etmeliydi.

Bosna- Hersek, 3 Mart 1992’de bağımsızlığını ilan etti. Bağımsızlık ilanını, üç yıl sürecek ve benzeri görülmemiş bir vahşete sahne olacak nitelikteki Bosna- Hersek Savaşı izledi. Soğuk Savaş yıllarında edilgen konumdaki Birleşmiş Milletler, Sovyetlerin dağılması ile beliren yeni dünya düzeninde daha aktif olmaya başlamıştı. Bu duruma en iyi örnek, Bosna’da yaşanan krize dair BM’ in aldığı kararlardır:  Yugoslavya’ya silah ve mühimmat sevkiyatının önlenmesi(713 sayılı karar), barış koruma kuvveti oluşturulması (721 sayılı karar), işlenen insan hakkı ihlalleri için bir uluslar arası mahkemenin kurulması (808 sayılı karar) gibi…

Avrupa Birliği ise ekonomik topluluk olarak şekillenen yapısına yeni boyutlar kazandırmanın peşindeydi: Ortak Güvenlik ve Dış Politika. Bu açıdan Bosna-Hersek Savaşı, tarihi bir fırsat ya da hezimet olabilirdi. Richard Holbrooke’un da belirttiği gibi II. Dünya Savaşı’ndan beri ilk kez bir güvenlik sorunu Avrupalılara bırakılmıştı. Ancak AB’nin güvenlik konusunda yapılanmaya başlaması daha çok yeniydi. Söz konusu kriz, NATO tarafından çözülmeliydi. Nitekim ABD’nin devreye girmesi ile başlayan görüşmeler sonucunda taraflar, 14 Aralık 1995’te Paris’te “Dayton Antlaşması”nın imzaladılar.

Antlaşma, katliamları durdurması noktasında çok önemli olabilir ancak içeriği incelendiğinde bu durum tartışılması gereken bir husustur. Nüfusun %34’ünü oluşturan Sırplara %49 toprak verilmesi, Bosna-Hersek’in varlığının yanı sıra Sırp Cumhuriyeti’nin de tanınması; kuvvet kullanarak toprak ya da devlet sahibi olanın cezalandırılacağı şeklinde belirlenen Yeni Dünya Düzeni’nin ilkesinin ihlal edildiği görülmüştür. Sırpların kuvvet kullanımı yoluyla bir taşla iki kuş vurması ile sonuçlanan savaşın bilançosu ise yapılan adaletsizliği gözler önüne sermektedir.

Pek çok kaynakta farklı sayılar belirtilse de BM tarafından “güvenli(!)” bölge ilan edilen Srebrenitza’ya yapılan Sırp saldırısında 8 bin Boşnak erkeğinin öldürülmesi bile yaşananların boyutu hakkında bir fikir sahibi olmamızı sağlamaya yeterlidir. Boşnakların maruz kaldığı soykırımın sorumlusu olarak görülen Ratko Miladiç halen yakalanamazken, Miloseviç yargılanması sürerken 2006 yılında kaldığı hücrede ölü bulunmuş, Karadzic’in yargılanmasına ise halen devam edilmektedir.

2.2. Kosova Sorunu

Katıldığı platformlarda geliştirdiği milliyetçi söylemin bir gereği olarak Kosova ve Voyvodina’ nın özerkliklerini kaldıracağını belirten Miloseviç, Mart 1989’da bu amacını gerçekleştirdi. Ayaklanma çıkması ihtimaline karşılık, bölgede güvenlik önlemlerini arttıran Miloseviç’in bu çabalarının nedeni ise Kosova’ya yaklaşık 400 bin Sırp’ı yerleştirilmesini öngören “Kosova İçin Seferberlik” çağrısında kendisini bulur.

Özerkliğin kaldırılması ile Kosovalı Arnavutlar da bağımsızlık ilan etme yoluna gitmiş ancak BM gündemine dahi alınmamıştır. Rusya ve Çin’in Kosova’ya duyduğu hassasiyet bu tutumun temel sebebiydi. Ayrıca, Kosova’nın bağımsızlığının tanınması, pek çok etnik unsuru bünyesinde barındıran Balkan coğrafyası açısından emsal teşkil edebilir ve bu durum, ardı arkası kesilmeyecek bağımsızlık ilanlarını beraberinde getirebilirdi.

Sorunun BM gündemine alınması 1998 yılında gerçekleşmiştir. Artan insan hakları ihlalleri BM ‘yi Kosova konusunda belli kararlar almak zorunda bırakmıştır. Kosova meselesini yoğun bir şekilde ele alan ilk platform, 1994’te kurulan Bağlantı Grubu’ dur. İkinci platform ise 1998’de aldığı karar doğrultusunda  Makedonya’da bulunan Yayılma ve İzleme Misyonu’na operasyonel yetki veren AGİT’ tir. Son olarak, BM Genel Sekreteri’nin Güvenlik Konseyi’ nin aldığı kararlarda oynadığı rolü unutmamak gerekir.

BM’ in Kosova’ya ilişkin aldığı kararlara gelince, 1160 sayılı kararında sorunun “Yugoslavya’nın toprak bütünlüğü çerçevesinde çözüleceğine” dikkat çekilmiştir. Ayrıca bu çözümün de “arttırılmış statü” şeklinde olacağı ifade edilmiştir. Arttırılmış statüden kasıt ise özerkliğin genişletilmesi ve kendi kendine yönetim hakkının tanınmasıdır. 1199 sayılı kararında ise BM, her tür terörist eylemi kınamıştır.

Miloseviç ile ABD özel temsilcisi Richard Holbrooke’un gerçekleştirdiği görüşmede NATO’nun bölgede inceleme uçuşları yapmasını öngören “Kosova Tahkikat Misyonu Antlaşması” imzalanmıştır.  Tüm bu gelişmelerin yanı sıra, Ocak 1999’da Racak Köyü’nde 45 sivil Arnavut’un cesedinin bulunmasının ardından, NATO 24 Mart’ta hava harekâtı başlattı. Yugoslavya’yı barış antlaşmasını imzalamak durumunda bırakmak temel amaçtı. BM, Kosova için bir barış koruma kuvveti (KFOR) oluşturulması yönünde karar almıştır (1244 sayılı karar).

Kosova sorunu, 17 Şubat 2008’de bağımsızlık ilan edilmesi ile yeni bir boyut kazanmıştır. Kosova Cumhuriyeti’ni tanıyan ülkelere baktığımızda ise Kosta Rika, ABD, Türkiye ilk tanıyan ülkeler olurken; Rusya Federasyonu, Sırbistan, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi bağımsız Kosova’yı tanımayacaklarını ilan etmiştir. Hatta Rusya Devlet Başkanı Putin, Batılı ülkelerin Kıbrıs Türk Kesimi’nin elli yıldır tanımayıp yeni kurulan Kosova’yı bağımsızlık ilanının ardından hemen tanıdıklarını ilan etmeleri ile çifte standart uyguladıklarını ifade etmiştir.

3. Balkanlarda Yaşanan Krizler Karşısında Türkiye

Türkiye’nin Balkan meselelerine karşı tutumu Osmanlı mirası algısına dayanarak şekillenmiştir. Balkan topraklarında yaşayan Türklerin varlığı ile birlikte komşu ülkelerle sorun yaşamama olarak şekillenen dış politika perspektifi, Türkiye’nin Balkan sorunları karşısında aktif rol üstlenmesini de beraberinde getirmiştir.

Ortak tarih bilincinin yarattığı algı, Tük toplumunda da karşılığını bulmuş ve kamuoyu gerek Bosna-Hersek gerekse Kosova’da yaşanan krizler karşısında duyarsız kalmamıştır. Türkiye’nin yaşanan krizler karşısında takındığı tavır, kuvvet kullanmak yerine diplomatik açıdan sorunların çözümüne katkıda bulunmak olmuştur. Bosna-Hersek Savaşı’na Türk kamuoyu ve karar alıcılar, yoğun ilgi göstermiş; Türkiye Cumhuriyeti savaşın sona ermesi hususunda aktif bir dış politika izlenmiştir. BM Antlaşması’nın 51. maddesi çerçevesinde Bosna-Hersek’e “meşru müdafaa hakkı” tanıyan bir tasarının hazırlanmasından BM kapsamında asker gönderecek ülkeler listesine eklenmesine kadar pek çok girişimde bulunulmuştur.

Kosova krizinde ise sorunun Yugoslavya’nın toprak bütünlüğü çerçevesinde çözülmesi öngörülürken; daha sonraları şiddetin boyut değiştirmesi ile Kosovalı Arnavutlarla paralel bir çizgi izlenmiştir. Türkiye, Kosova’ya müdahale amaçlı giden NATO uçaklarına hava alanlarının kullandırılmasının yanı sıra KFOR’ a bin kişilik bir birlikle katkıda bulunmuştur.

Genel olarak Türkiye’ nin Balkan politikasındaki eğilimleri Batılı ülkeler ile ortak bir tutum çerçevesinde hareket etme, Balkanlardaki müttefikleri ile Türk kamuoyunun beklentileri karşısında bir orta yol bulma çabası içinde olma şeklinde özetlenebilir.

KAYNAKÇA

1. Akşin, Sina, Fırat, Melek, İki Savaş Arası dönemde Balkanlar, İsmail Soysal(ed.),  Balkanlar içinde, İstanbul, Ortadoğu ve Balkan İnceleme Vakfı Yayınları, 1993.

2. Davutoğlu, Ahmet, Stratejik Derinlik Türkiye’nin Uluslar arası Konumu, 13. Baskı, İstanbul, Küre Yayınları, 2003, s. 291- 321.

3. Emiroğlu, Hüseyin, Soğuk Savaş Sonrası Kosova Sorunu, 1. Baskı, Ankara, Orient Yayınları.

4. Emiroğlu, Hüseyin, Soğuk Savaş Sonrası Birleşmiş Milletler: İşlevi- Sorunları, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 7, Sayı 2, 2006, s. 59- 81.

5. Emiroğlu, Hüseyin, Maskan, Ali, Kosova Konusunda Düzenlenen Uluslararası Barış Konferansı’nın Değerlendirilmesi, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Genelkurmay Atase ve Denetleme Başkanlığı Yayınları, Yıl:3,  Aralık 2005, sayı:6, s. 55- 90.

6. Gürkan, İhsan, İkinci Dünya Savaşı’ndan Günümüze Değin Balkanlar 1945- 1989, İsmail Soysal (ed.), Balkanlar içinde, İstanbul, Ortadoğu ve Balkan İnceleme Vakfı Yayınları, 1993.

7. Uslu, Nasuh, Türk Dış Politikası Yol Ayrımında,1. Baskı, İstanbul, Anka Yayınları, 2006, s. 295- 336.

8. Uzgel, İlhan, Balkanlarla İlişkiler,  Baskın Oran(ed.), Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşı’ndan Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar 1980- 2001 içinde, C. 2, 8. Baskı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005, s.481- 523.

9. Ülger, İrfan Kaya, Balkan Gelişmeleri ve Türkiye:1990’lı Yıllar,  21.Yüzyılda Türk Dış Politikası içinde, İdris Bal(ed.) , Genişletilmiş 3. Baskı, Ankara Global Araştırmalar Merkezi(AGAM), Ankara, 2006, s. 257- 271.

Yazar: Tülin YANIKDAĞ

Salı, 23 Mart 2010

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Balkanlar ve Türkiye

Balkanlar Karadeniz, Ege, Adriyatik denizlerine bitişik ve Akdeniz’in ortasına uzanan bir yarımada olarak Orta ve …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret