Güncel Yazılar

Vladimir Putin İçin Kolay Seçim Zor İktidar

Rusya’da bugün (4 Mart Pazar) yapılan Devletbaşkanlığı seçimleri Vladimir Putin’in kazanacağı yönünde herkes hemfikir. Putin ile birlikte beş adayın katıldığı seçimde asıl soru kimin seçilip secilmeyeceğinden ziyade, Putin’in ne kadar oy alacağı. Putin karşıtlarının en büyük beklentisi Putin’in ikinci turda seçilebilmesini sağlamak. Bunun anlamı gayet açık: Putin’in altı yıl içinde yıpratılması ve yeniden seçilmesini önlemek, hatta mümkünse üçüncü dönemi içinde, bir şekilde, görevi bırakmasını sağlamak. Rusya’nın Putin’in iktidara yükseldiği yılları ile bugünü karşılaştırıldığında, Putin’in yeniden seçilmesinin kolay, ancak iktidarda iki dönem daha (12 yıl)- hatta tek bir dönem bile- kalmasının çok kolay olmayacağı gayet açık.

Yükselen KGB Ajanı Olarak Putin

Herşeyden önce Rusya’da Putin olağanüstü bir dönemde ve olağanüstü koşullarda iktidara geldi. Boris Yeltsin, Putin’i Ağustos 1999’da Başbakan atadığında onu kimse tanımıyordu. 1990’ların başında KGB ajanı olmanın getirdiği bağlantı ve yeteneklerle kapitalizmin yöntemlerini St. Petersburg Belediye Başkanı Anatoli Sobcak’ın özelleştirmeden sorumlu yardımcısı olarak gördü ve öğrendi. Ancak Putin’e Kremlin yolu liberal siyaset ve ekonomi kurallarını çok iyi bildiği ve özümsediği için değil, sadık bir KGB ajanı olduğu için açıldı. Yeltsin’in ve onu yöneten Roman Abromovic ve Boris Berezovski gibi oligarkların dönemin Başbakanı Yevgeni Primakov’un aksine sadık ve söz dinler birine ihtiyaçları vardı. Yeltsin ve oligarkların amacı zaten bu olmasaydı daha yüksek rütbeli olan bir KGB generali tercih ederler, albay düzeyinde olan Putin’i seçmezlerdi. Önce Haziran 1998’de FSB (eski KGB) başkanı sonrada Başbakan olarak Putin Yeltsin ve oligarklara istediklerini sağladı ve güvenlerini kazandı. Örneğin FSB başkanı olarak Putin yolsuzluklara batmış Yeltsin’i Primakov’un arkasında durduğu Genel Savcı Yuri Skuratov’un elinden KGB türü bir komployla kurtardı. Yeltsin ve oligarklar da kendi yolsuzluk sırlarını ve suçlarını bilen Putin’i devletbaşkanı olabilecek en gözde kişi olarak belirlediler.

St.Petersbug yıllarında paranın ve medyanın siyasi gücü elde etmede ve tutmakta ne kadar önemli olduğunu gören Putin, 2000’de Yeltsin’in yerine devletbaşkanı seçilmesiyle birlikte kolları sıvadı. Sonraki süreçte Putin başta Gazprom olmak üzere enerji şirketlerini Kremlin’in elinde toplarken, başta televizyon olmak üzere medyayı konrolü altına aldı. Putin böylece siyasal gücü sürdürebilmenin en önemli iki aracı olan parayı ve propaganda enstrumanını elinde toplamış oldu. Putin’in kendisini meşrulaştırma çabasının en önemli ideolojisi de Rusya’ya istikrar getirmek, güvenlik sağlamak ve dünya üzerinde Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla kaybedilen onurunu tekrar kazandırmak söylemi oldu.

Ağustos 1999’da Moskova ve bazı başka şehirlerdeki patlamalarla 300 kişinin ölmesi (bu patlamaların FSB tarafından gerçekleştirildiğine yönelik delil ve inanç çok yüksek) Putin’e büyük bir fırsat sağladı. Patlamaların kimler tarafından yapıldığına yönelik incelemeler tamalanmadan ve buna ilişkin iki FSB ajanının yakalanmasına rağmen Kremlin soruşturmayı durdurdu. Patlamalarla ilgili FSB ve Kremlin’i suçlar bakışlar yoğunlaşmadan Putin hemen Çeçenleri suçlayarak savaşı başlattı. Ekim 1999’da ikinci Çeçenistan savaşının başlatılmasıyla Putin’in intikam çığlıkları onu Rus halkı gözünde kahraman yapmaya yetti. Ayrıca hem Putin hem de Rus halkının büyük çoğunluğu Çeçen savaşı üzerinden Rusya’da hem güvenliğin sağlandığı hem de 1994 Çeçenistan yenilgisiyle kaybedilen onurun tekrar kazanıldığına inandılar.

Diğer yandan 2000’lerde petrol ve doğal gaz fiyatlarının dünya piyasalarında artması Putin’e iktidarını sağlamlaştırma olanağı verdi. Dorusunu söylemek gerekirse eğer enerji sayesinde elde edilen yüksek gelir olmasaydı bugün kimse Putin’i konuşuyor olazdı. Enerjiden elde edilen gelir Rus halkının ekonomik olarak rahatlamasını sağladı. 1990’lar boyunca güvenlik sorunlarıyla boğuşan ve neredeyse açlık sınırına gelen Rus halkı için Putin adeta “ilahi” bir kurtarıcıdan farklı bir konumda değildi. Putin’in Rus halkı nazarında bu önemini Mart 2000’de yapılan Devletbaşkanlığı seçimlerinde aldığı % 52 oy oranının Mart 2004 seçimlerinde % 71’e çıkması açıkça gösteriyordu. Putin 2000 yılından bu yana Rusya için sağladığını düşündüğü istikrar, güvenlik ve prestij söylemlerinin nimetlerini kullanarak ayakta durdu. Bunlar bugün de Putin’i iktidara yeniden getiren temel kaynaklar olmaya devam etmekte.

Yeni Dönemde Putin’in İşi Zor

Ancak Rus halkında Putin rejimine yönelik bir bıtkınlığın olduğu da gayet açık. Bunun en önemli göstergesi de Aralık 2011’de Putin’in Birleşik Rusya Partisi’nin rejimin bütün devlet olanaklarını elinde tutmasına ve büyük çaplı seçim manipülasyonlarına rağmen oy oranının % 64’den % 49’a düşmesi. Yapılan kamuoyu yoklamalarında da şu anda Putin’in popularitesi % 50 civarında. Dahası Putin döneminde ilk defa sayıları onbinleri bulan yönetim karşıtı muhalefet gösterileri yapıldı. Putin rejimine yönelik karşıtlığın bu kadar artmasının bir çok sebebi var.

Her şeyden önce Putin yönetimi Rus halkının ekonomik refah seviyesinin arttırılmasına yönelik beklentilere 2000’lerin başında olduğu kadar cevap veremedi. Ülkede kişi başına düşen yıllık gelir 10 bin dolar civarında. Putin 2000’den bu yana Rus ekonomisinin reforma ihtiyaç duyduğunu, petrol ve doğal gaza dayalı ekonomik yapının değişmesi gerektiğini, yüksek teknoloji üreten endüstriyel gelişmeyi sağlamanın birinci öncelikleri olduğunu hep söyledi. Putin’in 2008’de Medvedev’i seçmesinin en önemli nedenlerinden birisinin ekonomik reformları gerçekleştirmek olduğunu iddia edenler de oldu. Putin bunların hiçbirini gerçekleştirmedi. Hatta Rusya 1999-2011 arasında daha fazla Suudi Arabistan’a benzedi. Enerji ve diğer doğal kaynakların Rusya’nın 1999’da yaptığı toplam ihracat içindeki payı % 45 iken bu oran 2011 sonunda % 69’a çıktı. Elbette Rus halkının refah seviyesi arttı, Moskova ve St. Petersburg’da alt yapıda gelişmeler oldu, ünlü ve şık mağazalar açıldı, mağazalar ürünlerle doldu. Bu zenginliğin kaynağının temelini enerji satışının oluşturması yanında, aynı gösterişten bu şehirler dışında 17 milyon kilometrekarelik Rusya’da eser yok.

Yeltsin dönemine parayı ve dolayısıyla Kremlin’i oligarklar yönetirken, Putin herşeyi kendisi yönetti. Putin’in Rusya’yı yönetim anlayışı doğrusu KGB kontrolünde Sovyet Devletbaşkanı’nın yönetim anlayışından hiç te farklı olmadı. Yeltsin döneminde olduğu gibi, Putin de, iplerin kendi elinde olması kaydıyla, ülkenin zenginliklerini (başta doğal gaz ve petrol) sınırlı bir iktidar elitinin kontrolünde tuttu. Üstelik bu yönetici elitin çoğunu Putin gibi genç eski KGB ajanları oluşturmakta. Genç ve KGB’den gelen kontrol ve manipulasyon yetenekleri düşünüldüğünde Rusya’yı yöneten bu elitin ayrıcalıklarından kolay kolay vazgeçeceklerini düşünmek yanlış olur. Eski KGB ajanlarından oluşan yönetici elitin, kendi yolsuzluklarının ortaya çıkması endişesi taşıdıkları bir ortamda Rusya’da hukuk ve adaletin kurulmasını, siyasal alanda demokratik reformların yapılmasını ve yolsuzlukların azaltılmasını gerçekten istemeleri pek olası değildi. Bu sorunlarla ilgili hep söz verdiler ama hiçbirşey de yapmadılar.

Halk artan bir oranda Kremlin iktidar grubunun bu konularda elini oynatmamasını, kendi yolsuzluklarını örtbas etmek için kullandıklarına inanmaya başladı. Yine Putin, Rusya halkına güvenlik sağlayacağı gerekçesiyle ülkeyi tam bir polis devletine çevirdi ve bu da iktidara yönelik ciddi eleştirilerin ve davranışların önünü kapattı.

Ayrıca Rusya’da 2000’lerde yaşanan ekonomik rahatlamayla oluşan orta sınıf ekonomik pasdadan daha fazla pay yanında, siyasal gücü paylaşma, özgür temsil hakkı ve açık bir toplumda yaşama isteklerini artan biçimde dile getirir oldu. Rusya’da Sovyet dönemini sadece ailelerinden dinleyen, 1990’ların zorluklarını tecrübe etmemiş yeni genç bir kuşak bulunmakta ve taleplerinde ısrarcı olabilmektedir. Bütün bu taleplere eski KGB düşüncesiyle devlet yöneten, ülke insanlarının kendi aralarında ve dış dünya ile ilişkilerini Stalin mantığı ile belirlemeye çalışan Putin’in karşı durabilmesi oldukça zor. Aralıkta yapılan Duma seçimleri sırasında Birleşik Rusya lehine yapılan yolsuzlukların sayısız örneklerinin internet sayfalarında yer alması Putin’in siyaset anlayışının geldiği en son noktayı göstermekte. Yaklaşık 70 milyon Rus’un internet kullandığı, haberleşme olanaklarının çok arttığı, Arap coğrafyasının da demokrasi talebiyle ayaklandığı bir dönemde, kendisini medeni dünyanın önemli bir parçası olarak gören Rus halkının Brejnev ve Andrapov tipi bir Putin rejimine çok fazla dayanabilmesi olanağı pek gözükmüyor.

Eski KGB generali ve bir dönem Putin’in patronu olan Oleg Kalugin’in de belirttiği gibi, Putin’in ruhu ve kalbi Sovyet devletinden yana, ama beyni gelişmiş, modern ve zengin bir Rusya istiyor ve bundan başka seçeneğinin olmadığını görüyor. Putin’in on yılı aşan süredir sergilediği davranışlar da bunu açıkça gösterir nitelikte. Putin’in değişen Rusya’yı şimdiye kadar sürdürdüğü ruh hali ve kafayla yönetmesi hiç kolay olmayacak, yeni dönemde kalbiyle beyni arasında bir seçim yapmak zorunda. Asıl soru bunu ne kadar erken veya geç yapmak zorunda kalacağı.

Yazar: Güner Özkan

05 Mart 2012

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

American Politics

How do you approach the disputes about secularism in the United States and evaluate it …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle